Ünlü şair Nazım Hikmet'in "Yaşamak Şakaya Gelmez" adlı şiiri, bana hep adsız kahramanları hatırlatır.
Sizlere teşekkür borçluyuz...
Acaba onlardan kaçını biliyor ya da tanıyoruz...?
Sevgili Çocuklar: 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun.
(Yeni bir Bayram Haftasında; Geçmişte yazdığım şiir denemelerimden birini sizlere armağan etmek istedim. İnanıyorum ki gelecekte sizler, bizim yazdıklarımızdan anlattıklarımızdan çok daha güzel masallar, şiirler yazıp, türküler-şarkılar söyleyeceksiniz.)
BİR ÇOCUK BAYRAMINDA ÇOCUKLUĞA ÖZLEM...
Bir Bayram günü,
Tüm çocuklar toplandı köy meydanında ;
Kızlı erkekli her yaştan çocuk
Esmer, yanık tenli, buğday, beyaz tenli çocuklar
Kara saçlı, kumral, sarışın
Uzun, kısa, şişman, zayıf
Çocuklar, bir çocuk şenliğinde...
Kocaman bir masa kuruldu
Evlerden gelen yiyecekler ortaya kondu.
"Şimdi bölüşeceğiz, paylaşacağız"
dedi en büyük abla.
İki yardımcı seçti yanına;
Bölüştüler bazlamaları, gözlemeleri,
Ata buğdayından yapılmış ekmekleri,
Börekleri, kurabiyeleri, mercimekli köfteyi
Paylaştırdılar tabaklara.
Taze toplanmış otlardan salatalar,
Saf zeytinyağı, nar ekşisiyle tatlanmış
Görkemli bir sofra çocuklara lâyık,
Bir Çocuk Bayramında ortaklaşa hazırlanmış...
Ortada rengârenk kır çiçekleri
Papatyalardan taçlar örülmüş,
Al al olmuş kızların yanakları.
Kardeş kardeşe, el ele, omuz omuza
Oyunlar oynandı, türküler söylendi
Halaylar çekildi o güzel günde
Bir Çocuk Bayramında
Bir gün ki, unutulmaz.
Bir gün ki,
Çocuklar yaşar ancak...
Makbule ABALI-Eğitimci
İzmir-Urla
" Bir varmış bir yokmuş " diye başlar çoğu masal. Oysa kuşaktan kuşağa anlatılan gerçek bir Eğitim Öyküsü keşke hep var olsaydı. Geçmişten günümüze gelişerek ama aslına, ilkelerine sadık kalınarak bugünlere ulaşabilseydi.
Dünyanın neresinde olursa olsun; bir kişi ya da bir kurum zaman aşımına uğramadan yıllar sonra da övgüyle, saygıyla anılıyor, değerini koruyarak benimseniyorsa bir efsane veya saygınlık abidesi olarak söz edilebilir.
Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 85. Kuruluş Yıldönümü. Tüm dünyada bir savaş sonrası zor koşullarda başlatılıp aydınlanma yolunda çok büyük bir eğitim seferberliğini gerçekleştiren başka bir örnek yok. Ancak daha sonraları o modeli örnek alarak eğitimde çok üst düzeyde başarılara imza atan ülkeler var. Biz yok ederken onlar yeniden var etmişler.
Her insanın yaşamında olduğu gibi toplumların da pişmanlıkları, keşke'eri , mutluluk ve mutsuzluk dönemleri, acı deneyimleri olacaktır elbette. Güvenilir kayıtlar, sağduyu ve mantıkla değerlendirilmiş günler yıllar, dönemler yıllar sonra bile tarafsız değerlendirmelerle aydınlanacak, gerçek yerini bulacaktır herhalde...
Eğitime gönül vermiş bir eğitimci olarak Köy Enstitüleri ile ilgili çok kitap okudum, konferanslara katıldım, anılar dinledim, yazılar yazdım. Sonuçta her zaman iç sesimin özlemle seslenişini duydum adeta. "Keşke o yıllarda öğretmen ya da öğrenci olarak ülke kalkınmasında görev alabilseydim." Ama doğum yılım ve doğum yerim bu isteğin gerçekleşmesine izin vermedi.
Eşim Ahmet Abalı Mersin Arslanköy doğumlu. Köy Enstitüleri hakkında bizim için en güvenilir canlı kaynak oldu. O ve arkadaşları 17 Nisan'ı bir bayram gibi düşünürler. Ancak buruk bir bayram. Keşke daha farklı izlerle daha coşkulu kutlanabilse, daha fazla katılım sağlanabilseydi. Bugün de o yıllardan arkadaşları ile konuştu, özlem giderdi, duygulandı.
Eşimin eğitim öyküsü ilginçtir: 1950 yılında Arslanköy İlkokulu'nu bitirir. Babasının çocuklarına paylaştırdığı küçük bir tarlayı elma bahçesi oluşturmak için hazırlar. Öte yandan küçük baş hayvanları otlatır. Sınıf arkadaşları okumak için köyden kente gidince o da sınavlara girmeye karar verir.
2 yıl aradan sonra Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanır. Köy Enstitüleri 5 yıldır. 1954 de okul Aksu İlköğretmen Okulu adını alır, eğitim-öğretim 6 yıla çıkarılır. Mezuniyetten iki ay sonra Diyarbakır Silvan İlçesi'ne atanır. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirip İlköğretim Müfettişi olarak atanacaktır. Mezuniyetten bir gün sonra atama yapılıp o ay maaşlarını alırlar.
Yoksul köy çocukları için Köy Enstitüleri bir başka dünyadır. Hatta köyden dünyaya açılmış bir penceredir. Çok değerli eğitmenler -öğretmenlerle birlikte hayata hazırlanırlar. Üretime dönük eğitim esastır. Sabahları derse girmeden öce 500 kişinin katıldığı sabah sporu vardır. Yöresel oyunlar oynanır, halaylar çekilir. Kültür dersleri ve uygulamalı iş dersleri vardır. Gerektiğinde yapı yaparlar, bataklık kuruturlar, sebze meyve yetiştirirler, arıcılık, hayvan bakımı, dikiş, el sanatları gibi türlü alanlarda eğitilir, yetişirler.
Dünya klasiklerinden çevrilmiş kitaplar okurlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı öğrenirler, spor müsabakalarına birçok branşta katılırlar. Ezberciliği değil, üretmeyi, kendi kendilerine yetmeyi öğrenirler. Öğrencilerden seçilen okul başkanları, öğrenci temsilcileri vardır. Hak aramayı, uygun biçimde eleştirmeyi bilirler. Köylüyü bilinçlendirmek, kalkındırmak amaçlarındandır. Sınıflar arasında abla- abi saygı ve koruyuculuğu esastır.
Ülkemizde 1940 yılından itibaren kuzeyden güneye, batıdan doğuya 21 Köy Enstitüsü açılmıştır. Tüm öğrenciler köy kökenli yoksul çocuklardır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ise 1942 yılında, enstitülerde başarılı öğrencilerden adil bir seçimle seçilen öğrencileri Köy Enstitülerine öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Yüksek Köy Enstitülerinde 8 bölüm bulunurdu: Tarım, ziraat, madencilik, güzel sanatlar, müzik, resim, heykel, zootekni, kümes hayvanları, el sanatları.
Eşimin ilkokul ve sonrasında gittiği Aksu Köy Enstitüsü'nden birçok arkadaşını tanıma fırsatım oldu. Hepsi çok saygın, vatansever, idealist , hümanist insanlardı. Halâ sık sık arayıp dakikalarca konuştuğu dostlara sahip. Bugün birlikte YouTube'da Köy Enstitüleri ile ilgili olarak hazırlanmış çok güzel videoları birlikte izledik, duygulandık. Benim o yılların idealist eğitimcilerine saygım, hayranlığım, özlemim bir kat daha arttı.
Merak ettiğim bir konuyu dile getirmek isterim; Acaba bugün ülkemizde 18-40 yaş arası bireylerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi sahibi olan kaç birey var? Bu konuda bir istatistik ya da araştırma var mıdır? Eğitim Fakültelerimizde, Sosyal Bilimlerle ilgili programlarda ders konuları arasında ne kadar yer verilebiliyor, kaç öğrenci bitirme tezine konu olarak seçiyor? Eski okul binaları, işlikleri, tarım bahçeleri, uygulama alanları bugün ne durumda? Bir Eğitim Müzemiz var mıdır?
Vefamız, değerbilirliğimiz, insana saygımız, duyarlılığımız, farkındalığımız ölçülebilse sonuçlar yüzümüzü güldürüp içimizi ferahlatabilir mi...? Köy Enstitüleri modeli temel alınarak günümüz koşullarına uygun eğitim projeleri geliştirilip uygulamaya konabilir mi ?
17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere EĞİTİM alanında emek ve çaba harcamış tüm insanlarımızı minnet ve teşekkürle anıyoruz.
Makbule ABALI -Eğitimci
İzmir-Urla 17.04.2024
İnsan yaşadığı sürece hiçbir şey durağan değil. Hayat her an yeni sürprizlerle varlığımızı kanıtladığı gibi, evrendeki tüm canlılar da yaşamak için uyum sağlamak zorunda. Zamanında uzmanlar zekâyı "Uyum sağlama yeteneği" olarak tanımlamışlar. Sadece insanlar için değil, belki de doğadaki tüm canlılar için geçerli bir kural bu.
Göçmen kuşlar zamanı gelince , ılıman iklim yaşayan ülkelere çok uzun yollar, dağlar, denizler aşarak gidiyorlar. Çok düzenli bir uçuş biçimleri var. Yorulan arkaya geçiyor. Uçuş düzenleri hiç bozulmadan yerlerine ulaşıyorlar.
Su kaplumbağaları (caretta carettalar) yumurtalarını bırakmak için en temiz sahilleri seçiyorlar. Acaba mavi bayraklı plajlar o şekilde mi oluşuyor? Akdeniz sahillerimizde ne çoktular. Ama deniz turizmi açısından Ege ve Marmara Bölgelerimiz daha şanslıdırlar.
Güneyde Silifke'ye yakın Susanoğlu Plajı, Boğsak Yöresi hastalıklarda şifa kaynağı gibi bilinirdi. Galiba Seka kâğıt Fabrikasına yenik düştüler. Kumkuyu'da (Yazları eğitimcilere kalma imkânı sunan bir okulun sınıfında) yakınlarımızla birlikte 12 kişi kalmıştık. Su sıkıntısı ve tuvalet kuyrukları can sıkıcıydı ama mutlu olmasını da bilirdik. Mutlulukla mutsuzluk ne zaman buluşur, ne zaman birbirlerine sırtlarını dönerler? En kısa zaman birimi an değil midir?
Bir başka yıl gene Akdeniz Sahilinde iki kız kardeş, çekirdek ailelerimizle birlikte 15 günlüğüne ev kiralamıştık. Sıcak ve sivrisineklerin beraber olup rahatsızlık verdikleri bir zaman dilimiydi. İnsan mutluluğa odaklanmışsa her şeye rağmen dünyayı daha güzel algılayabilme yeteneğine sahip.
Dünkü havanın aksine bugün güneşli bir Nisan sabahına uyandık. Güneşli günlerin hayali bile insanın içini ısıtıyor. Küçük şeylerle mutlu olmayı öğrenmek belki biraz zaman alıyor. Polyanna olmaya hiç gerek kalmadan duyarlı olmak, önyargılı davranmadan, bilinçli bir farkındalıkla sağlıklı gözlemler yapmaya çalışmak... Nedenleri bilirsek sonuçlara daha çabuk ulaşıyoruz.,
Dün ; sanki günlerin, ayların hatta belki yılların yorgunluğuyla yazımı bile tamamlayamadan günü bitirmiştim. Ben o yazıyı bugünkü tarihle yayınlamayı düşünürken fark ettim ki halâ 12 Nisan yazıyor. Öyle de yayına girdi. Bu inceliğe çok mutlu oldum.
Bugün tüm canlılar sokaktaydı sanki. Biz evden çıkmasak da çocuklar, yürüyüşe çıkanlar, kuşlar, kediler hatta karıncalar. Yaşam da canlanmıştı. Zor anlarda yardımsever komşularınızın olması, dürüst ve işini bilen ustalara rastlamak, yanılmanızı önleyen uyarılar-öneriler, hatır sormaya gelen , doktor adı ve telefonunu veren vefalı bir eski dost , bazen hazine bulmuş gibi rahatlatır insanı.
Bütün bunlara ilaveten bir sabah telefonunuzu açtığınızda çok sevdiğiniz iki şarkıyla, kendi sesiyle -enstrümansız -seslenen can dostlarınız, sevdikleriniz olduğunda: En karmaşık ruhlar bile çözülür, dünya apaydınlık olur. "Nasılsın? " sorusunun içeriği de anlam kazanır, kısık sesiniz bile can bulur.
Dünyamızın güzelleşmesine, iyiler ve iyiliklerin çoğalmasına iç ve dış huzurumuzun artmasına, barışın ve güvenin sağlanmasına katkıda bulunan herkese selam olsun.
Makbule ABALI- Eğitimci
13.04. 2025 Urla
Özel gün ve haftaların mutlaka kutlanması veya anılması gerektiği düşüncesinde değilim. O kadar çok gün belirlemişiz ki, yıllardır kutladığımız- andığımız çok önemli günlerin dışında bazıları hiç bilinmiyor, duyulmamış bile.
Oysa günler, haftalar; topluma belirli konularda duyarlılık ve farkındalık kazandırmak amacıyla belirlenir. Bazen tek gün yetmez. Konuyu daha belirgin ve anlamlı kılmak-hatırlatmak amacı ile tekrarlar gerekebilir.
"7 Nisan 2025 Dünya Sağlık Günü" olarak belirlenmiş. İçtenlikle merak ettim; Dünya genelinde hastalıkların arttığı, salgın hastalıkların çoğaldığı, beslenme bozukluklarının kaygı yarattığı bir dönemde keşke tüm dünyada daha farklı önlemler alınabilseydi. Toplum sağlığı ile ilgili eğitsel etkinlikler ve konferanslar çoğalsaydı.
İklimsel ve mevsimsel değişikliklerin yaşandığı Nisan Ayı, sağlık açısından da önemli bir ay olarak kabul ediliyor. Sağlık Bakanlığınca belirlenen "Sağlık Takvimi" şöyle düzenlenmiş:
1-7 Nisan- Ulusal Kanser Haftası, 2 Nisan-Dünya Otizm Farkındalık Haftası, 7 Nisan- Dünya Sağlık Günü, 11 Nisan-Dünya Parkinson Hastalığı Günü, 14-20 Nisan-Kalp Sağlığı Haftası, 21-27Nisan-Dünya Aşı Haftası.
Evlerimizde ana-babalar, anneanne-babaanne-dedeler ve yakın akrabalar, anaokulları-yuvalar-ilk ve ortaokullarımızda öğretmenler, Sağlık Meslek Liselerimizde, yüksekokullarımızda, fakültelerimizde Öğretim Elemanları için; çocuk ve gençleri-toplumu eğitmek adına, bu gün ve haftalar ne güzel bir fırsattır.
Ödüllü öykü ve şiir yarışmaları, münazaralar, oyunlar, drama çalışmaları, resim-heykel-karikatür-müzik ve spor etkinliklerine yer verilebilir. Her yaş için yararlı çalışmalarla konular zenginleştirilebilir. Bu konularda gündemi, çeşitli yönlerden izlemeye çalıştımsa da (Belki ben yeterince araştıramadım-göremedim-duyamadım.) merakımı yeterince gideremedim doğrusu.
Öncelikle bebekler ve çocuklar için, ergenler, yetişkinler, orta yaşlı, yaşlı, her cinsten, ırktan, ülkeden, barış içinde güvenle , insanca yaşamayı hak eden herkese iyilikler- güzellikler dileyerek...
Tüm dünyada görev bilinci ve sorumluluk anlayışı içinde, insanı sağlıklı yaşatabilmek için fedakârca çalışan sağlık görevlilerine yürekten teşekkürlerimizle.
Makbule Abalı- Eğitimci
8. 04. 2025 - Urla
NOT: Rastlantı, 8 Nisan evlilik yıldönümümüzdü. Çocukların getirdiği çiçek buketini tüm dünyada SAĞLIK için emek harcayanlara sunmak istedim. M.A
Biliniyordur herhalde ama eklemek istedim: Çiçeğin adı Hüsnüyusuf. İnternette araştırdığımda anlamı şöyle açıklanmış; "Beyaz çiçeklere sahip Hüsnüyusuf aynı zamanda saflığı, masumiyeti ve temizliği simgeler. Harika tonlarda olabilen mor renkli hali, mutluluğu ve samimiyeti temsil ederken, pembe rengi sevgiyi ve merhameti simgeler. "
Doğrusu bilmiyordum. Kendimi kınadım önce, ama sonra düşündüm; Geç öğrenmek değil de hiç öğrenmemek daha büyük kusur sayılabilir. Takvim yaprağını kopardığımda haberim oldu. Aynen şöyle not düşülmüştü.: "AVUKATLAR GÜNÜ- Atatürk 5 Nisan 1923'te Ankara Barosunu açmış ve adaleti Türk avukatlarına emanet ederek , bu günü Avukatlar Bayramı ilan etmişti."
Bu bilginin hemen üstünde dünyaca ünlü bir düşünürün özdeyişi yer almıştı: " Yasama, yürütme yargı iç içe geçmişse, özgürlükler garantide değilse, anayasa yok demektir. Kuvvet kimdeyse o hakimdir.-Jean Jacques Rousseau.
Takvim yaprağının ön yüzünde ise bir başka ünlünün kısacık bir özdeyişi vardı: "Adaletin gecikmesi adaletsizliktir." W.S. Landor
AVUKATLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.
(Gecikmiş bir kutlamayı bağışlayınız lütfen.)
Makbule Abalı-Eğitimci
6.04.2025