Yorucu bir günün ardından evde olmayı özlüyor insan. Çevreyi gözlediğinde yorucu demeye biraz da çekiniyor Ancak bir zaman sonra daha az çalışıp daha çok dinlenmek istiyor. Dakikalar içinde bitirdiğiniz işler saatlere yayılınca siz istemeseniz de iç sesiniz "biraz mola" diye haykırıyor. Aldırmamak olmuyor, beden de uymak zorunda kalınca, hatta bazen uyarılarla yeni önlemler zorunlu olunca yenik düşüyorsunuz. Bir zamanlar her gün yazarken günler birbiri ardınca geçiyor. Yazmayı düşündüğüm öyle çok konu var ki. Hayatın içinden küçük seslenişler gibi...
"Urla'dan Notlar" zaman zaman yazacağım bir seri yazı ya da anılar toplamı gibi olacak sanırım. En doğal haliyle, insanlar ve doğa ile ilgili önyargısız, sade, yalın aktarımlarla bazen bir sevinci, bir mutluluğu, bazen bir başka bakışla belki bir sıkıntıyı, bir iç dökmeyi dile getiren paylaşımlar olsun istiyorum. Önceden de bu konuda birkaç yazı ve şiirim vardı. Belki onları da numaralayarak eklerim. 1-2-3-4 gibi... Düşünüyorum da; yaşadığınız yeri coğrafyasıyla, insanları ve diğer canlıları ile, doğası ve bitki örtüsüyle, kültürüyle, sanatıyla, hayatı kolaylaştıran yönleriyle seviyor, uyum sağlıyor, kendinizi "oralı" hissediyor, uyum sağlıyorsunuz veya uyumsuzluk çekiyor, huzursuz olabiliyorsunuz.
Az önce eşimle site içinde kısa bir yürüyüşten döndük. Havada yağmur sonrası taze toprak kokusu ve diğer farklı kokuları hissetmemek mümkün değil. Koku alma duyumunu yitirmiş insanlar bile rahatlıkla soluk almaya başladıklarında farkı anlıyorlar. Ormanlık bir alandayız. Bitki örtüsü çok zengin ve çeşitli. Çam ağaçlarından palmiyeye, zeytinden cevize, nar ve incirden narenciye ağaçlarına, bademden eriğe kadar, belki daha sayamadığım çok çeşitli bir ağaç dayanışması. Mevsimleri, ayları paylaşarak ürünlerini sırayla sergiliyorlar. Çiçekler bir başka güzel. Kasımpatılar bu ayların gözdesi. Begonvillerin sonbaharda tüm yaprakları solmuş sararmıştı, yeniden renklendiler. Kaktüsler nazlı, biraz kaprisli çiçekler. Ne zaman açacaklarını kendileri biliyor. Sarmaşık gülleri yükseklere tırmanıp kendilerini göstermeyi seviyorlar. Özgürlüğü seven kır çiçekleri azar azar açıyorlar ama onlar asıl baharı bekliyorlar.
Kediler ve köpekler doğal taşlarla döşenmiş yollarda gerçek bir arkadaşlık ve dostluk sergiliyorlar. Ancak hemen hemen tüm köpekler elektrik, doğalgaz, su tüketim faturaları için gelen görevlilere öfkeliler. Bir de motorla geçen sürücülere havlıyorlar nedense. Mahallenin kedi ve köpekleri bizi tanıdılar artık. Hele adıyla seslenip sakin bir ses tonuyla konuşunca yerlere yatarak sevgi gösterilerine bile girişiyorlar. Tüm canlılar sevgi dilinden anlıyor. Bugün yürüyüş sırasında bir sokağa girdik. Karşımızdan gelen iki kadın ve onlarla birlikte yürüyen 8-10 kedi. Sanırsınız kediler beslenme kaynaklarıyla birlikte bir sevgi yürüyüşündeler. Eşimin cep telefonu benimkinden daha yeni , fotoğraf çekimi de daha güzel. Sağ olsun hemen uzattı o güzel tabloyu izin alarak kayda aldım.
Yürüyüş sırasında tanıdıklarımızla merhabalaşıyoruz. Az önce komşumuz Kastamonulu Mevlût Bey'e Merhaba dedik. Geçenlerde eşime evinin karşısındaki palmiye ağaçlarının yapraklarından kurutarak el emeği ve becerisi ile yaptığı bir çekecek hediye etmişti. Mersin'de her yerde bir sembol gibi büyüyen , benim amatörce tablolar yaptığım, öyküler ve şiirler yazdığım palmiyeler burada da can bulmuşlar. Bu yıl gördüğüm ilk çiçek açmış kaktüs onların bahçesinde. Mevlût Bey ve eşini bir gün hep birlikte kahve veya çay içmeye davet edeceğiz.
Komşularımızın hepsini farklı özellikleriyle tanıyor ve seviyoruz. Burada ülkemizin her yöresinden gelmiş insanlarla beraberiz. Her yaştan, sohbet etikçe hayat heybemize farklı bilgiler katan insanlar. Dostluk; tek taraflı, kısa süreli bir birliktelik değil, karşılıklı bir alışveriş. Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şey var. Yürüyüş yolumuzda, evimizden az ilerde Muşlu Mahir Bey ve eşi Karadenizli Gönül Hanım var. Mahir Bey, kahve kültürü olmayan eşimin tavla arkadaşı. Onun daha rahat görmesi için büyük tavla zarları hediye ederek yenilgiye de razı olan vefalı bir rakip. Perşembe günleri kızımızın yardımcı olamadığı zamanlarda pazar yükümüzü ısrarla arabasında taşımaya yardımcı olan düşünceli bir insan. (Burada özel arabası olmayan az sayıda aileden biriyiz. Sanal Marketten alışverişi burada öğrendik, çok tercih etmiyoruz.)
Arka çaprazımızda Emin Bey ve candan eşi oturuyorlar. Bahçe bitkileri, çiçekler, ev onarımı konularında çok bilgili ve yetenekli. Sorularımız hemen cevap buluyor. Yürüyüş yaparken evlerinin önünden her geçişimizde Emin Bey bahçede ise "Ne haber gençler? " diye seslenir. Serde gençlik olmasa da böylesi içten seslenişlere yanıt da gönülden oluyor. Evlerinin yan tarafında bir de yeşillik bahçesi var. Rokadan maydanoza, marula, sarımsaktan soğana her türlü salata malzemesi ekilmiş. Bir ara salatalık ve domates bile yetiştirdiler. Küçük bir anımız bile oluştu: Bir gün arka bahçede bir yenidünya ağacının üstünde yoğun biçimde toplanmış arı ve böcekler gördüm. Ne yapmak lâzım, nasıl önlem alalım diyerek hemen Emin Bey'e danıştık. 'Bir gelip bakayım ' dedi, gelip bakınca gülümsedi; "Bunlar arı yahu" dedi. "Onlar olmazsa biz de olmayız. Benim bahçede de çoktular, doğada her canlının bir görevi var, hatta onların sesi bana musiki gibi geliyor. " diye de ekledi. Farkında olmayarak köy kökenli eşimi de endişelendirmiştim. Utanmadım desem yanlış olur...
Doğayı sevmek, doğayı korumak, doğayla dost olmak, doğayı anlamak: hepsi farklı anlayış, beceri ve algılama gerektiriyor. Dünyanın her yöresi farklılıklarıyla, içinde yaşayan insanlarıyla ayrı anlamlar yükleniyor, bir başka değer kazanıyor.
Makbule ABALI
13.12. 2023 Urla


































