Sayfalar

Ocak 08, 2024

AĞAÇ EV SOHBETLERİ- 229- KAZANÇLARIMIZ-KAYIPLARIMIZ

 


Bloglarda her hafta devam eden Ağaç Ev Sohbetlerinin 229. haftasındayız. Bir etkinliğin uzun soluklu oluşu sevindiriyor insanı. Belki de yılların ötesine taşınması gereken öyle çok şeyden vazgeçildi ki, uzun zamana yayılan güzel şeyler mutlu ediyor insanı. 

Bu haftaki konumuz: Geçen yıllar, duygu, düşünce ve fikirlerinizde nasıl bir değişim yarattı? Kişiliğinizde, kimliğinizde yükselen veya alçalan değerler, kazançlarınız, kayıplarınız neler oldu?

Doğumdan ölüme yaşadığımız her yıl, kazançlar ve kayıplar hanesine bir  şeyler bırakıyor. Yaşam boyu bir gelişim ve değişim devam ediyor. Hayatın iniş çıkışları arasında bir denge kurulamadığında uyumsuzluklar da kaçınılmaz oluyor. Hayat her şeye hazırlıklı olmayı zorunlu kılıyor. Alıştığımız düzen aynı biçimde devam etmediği gibi çeşitli sıkıntılar, rahatsızlıklar, hayal kırıklıkları günlere damgasını vuruyor. 

Yıllar boyu çok şeye tanıklık etmiş bir insan, bir sade vatandaş olarak; kadın, anne, eş, öğretmen kimliklerimle , çevreye duyarlı, hassas, gözlemci özelliklerimle, değerler grafiğimdeki  iniş çıkışları vurgulamaya çalışacağım: Hassas bir yapınız varsa, olaylardan, kişilerden çabuk etkileniyorsanız,  mutluluk da, mutsuzluk da çok küçük şeylerle kılık değiştiriyor, hassas bir terazinin dengesi gibi yön bulmaya çalışıyor. 

Ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı 35 Yaş Şiirinde ne güzel dile getirmiş:

"Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler, o şevk, o heyecan

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan. "

"Kişi yedisinde neyse yetmişinde de o'dur. "dese de eskiler, değişim hayatın olmazsa olmazlarından. 

Nelerin - nasıl değişeceği kişinin iradesine, karakterine, sosyal çevresine, çevresindeki uyaranlara bağlı.

İyi ki değişmedi dediğim temel duygularım; sevgi, doğallık, içtenlik, vefa, sadakat, dürüstlük oldu... 

Bizim kuşak demokrasiyi tam anlamıyla okullarda yaşadı. Eski siyah-beyaz fotoğraflar tanıktır; sınıfımızda her yöreden,  her kesimden arkadaşlarla birlikte öğrenim gördük. Kimin okuldan yardım aldığını hiç bilmedik. Tek tip önlüklerimizle, dili, dini, ırkı, rengi hiç sorgulamadan birbirimizle arkadaşlık ettik. Kullandığımız eşyalar, kitaplar, defterler, kalemler, çantalar, ayakkabılar birbirinden çok farklı değildi. Sınıf başkanını bile  hilesiz oylarımızla biz seçtik,  fikre saygıyı öğrendik. Kimsenin ayrım yapmasına , farklı davranmasına izin vermedik. 

Aşağılamak, küçümsemek, alay etmek ayıptı, mızıkçılara hoşgörülü davranmadık. Paylaşmayı bilirdik, giysiler, kitaplar büyük kardeşten küçük kardeşe kalırdı. İsraf haramdı, bankaların bile kredi kartları değil, kumbaraları vardı. Yerli malı, yerli ürün kullanma alışkanlığımız vardı. Ne mutlu bize; ülkemizin işler durumdaki fabrikalarının bacalarını tüterken görebilen bir kuşak olabildik. Fabrikalarımızı okul gezilerimizle tanıdık, kullandığımız ürünleri üreten emekçileri derslerimizde kaynak kişi olarak dinledik. Hayat Bilgisi derslerinde ilk 10 dakika güncel konular işlenirdi. Küme çalışmaları; dinleme, anlatma, okuduğunu anlama, kaynak tarama, soru sorma, eleştirme konularında çok geçerli idi. 

Ortaokul biterken tüm derslerden bir bitirme sınavına girip diploma aldık. Genellikle notlarımızdan, sınavlarımızdan kuşku duymazdık. İtiraz hakkımız vardı. ÖSYM (Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi) en saygın kuruluşlardan biri idi. Sınav sonrası sorular gazetelerde yayınlanırdı. Sorular Ölçme ve Değerlendirme kurallarına uygun hazırlanırdı. Zamanında açıklanan sonuçlarda 100 tane Birinci, 500 tane İkinci çıkmazdı. 

Son yıllarda yaşadığım  en yoğun duygular; Güvensizlik, hayal kırıklığı ve şaşırma.

Belki güven içinde büyüdüğümüzdendir, kişiliğimizden ödün vermeden insanlara çoğunlukla sevgi- saygı sınırları içinde yaklaştık, inandık, güvendik. Sanırım büyük hayal kırıklıklarımız, olaylar karşısında şaşkınlığımız o yüzdendir. Biraz geç oldu ama hayır demesini öğrendim. Güven kaybı, her çalan telefona cevap vermemeyi, her gülen yüze inanmamayı da belletti. Gene de insan sevgisi içimize öyle işlemiş ki öfkeden, kinden, intikamdan hep uzak kalıyoruz. Merhametsiz olmak imkânsız. İnsan sıcağı, insani duygular hep yakınımızda. Telefonlardaki mekanik seslere alışamadık. Depremlerde, en zor zamanlarda bile insana ulaşamayan yüksek teknolojiye halâ kuşkuyla bakıyorum. Robotlar, yapay zekâ henüz bana çok uzak. 

Pek çok sözcüğün, pek çok kurumun öylesine içi boşaltıldı ki; duyduklarımıza inanamadık, şaşırdık, yanlış bilgilendirme sandık. Gerçekler acı verdi, pek çok kişiye, kuruma, mesleğe saygımızı yitirdik. Hayal kırıklıklarımız çok büyük oldu. Kaç Milletvekili, kaç Bakan adı var aklınızda?  Kaç Bakan kendi alanındaki sorulara net cevap verebilir?  Danışmanlara nasıl ulaşılır? Meclisteki kavgalar çocuklara da yansıdı, oysa onların iyi örneklere ihtiyaçları var.  Bir zamanlar "Büyüyünce ne olacaksın? " dendiğinde öğretmen, asker, vali, kaymakam diyen kaç çocuk var çevrenizde? Neden hukukçu ya da psikolog olmak istiyorlar? Uluslararası genel Bilgi- başarı-okuduğunu anlama, yorumlama testlerinde neden en gerilerdeyiz? Ne gibi önlemler aldık, uzun zamanlı planlar hazırlayabildik mi?

"Yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar." ,  "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar."  Atasözlerinin yıllarca geçerli olduğu bu ülkede inanılır, güvenilir kaç kişi kaldı?  "Gitmesek de, gelmesek de o köy bizim köyümüzdür . " diyenler zor günlerde nerelerde olurlar? Kendi görüşünde olmayanlara yardım elini uzatmayanları,  toplum yararına en gerekli kararlara evet oyu vermeyip ısrarla hayır denmesini, spora bile siyaset karıştırılmasını yadırgıyoruz. Oysa Milli maçlarda tüm ülke, birlik - beraberlik sevincini tadardı. 

 Parasız yatılı okulların, öğretmen yetiştiren kurumların okullarda laboratuvarların, mahallelerde çocuk parklarının, kütüphanelerin, öğretmen evlerinin, dinlenme kamplarının kapatılmasına üzülüyor, cezaevlerinin, kadın sığınma evlerinin çoğalmasını yadırgıyoruz. Üniversite sayıları artarken  bilimsel yayınların azalması, en iyi üniversitelerimizin dünya sıralamasında alt sıralara düşmesi,  diplomalı işsizlerin çoğalması bizi üzüyor.  Ödül ve cezanın, övgü ve yerginin, liyakatin, demokrasinin gerçek anlamlarını bilen, uygulayan, hata yaptığında özür dileyip yanlışının farkına varan insanları arıyoruz. 

Sosyal Medyada, Basın Yayın Organlarında, haberlerde sadece kötülerin, kötülüklerin sergilenmesini değil, gerçekçi olarak güzel haberlerin de vurgulanmasını bekliyoruz. Toplumun bir yansıması olan olumsuz programların, film ve dizilerin denetlenmesini  artan kaygılarımızla gönülden istiyoruz. Yarışmalar, tartışmalar, eğitici, öğretici yayınlar, kaliteden ödün vermeyen çalışmalar neden tekrar gündeme gelmesin? Tüketim toplumu değil, üreten, sadece paraya itibar etmeyen, gösterişten, abartılmış sözlerden, davranışlardan uzaklaşan, kuralsızlıklara göz yummayan, ama yasalar çerçevesinde eleştiren, kınayan, beklentileri olan kişiler olabilmek... 

Geçmişten günümüze yol alırken kazançlarımız- kayıplarımız bizi kaygılandırıyor, çocuklarımız ve gençlerimiz için sağlıklı kararlar almamızı engelliyor. Cumhuriyetimizin 100. yılında biz böyle umutsuz, çaresiz, korunaksız olmayı hak eden bir toplum değiliz. Eğitim ve sağlık Kurumlarımıza, Yargıya, Adalete, Ekonomiye ve hepsinden önemlisi İNSAN'a yeniden güveni nasıl, ne kadar sürede hangi kaynaklardan sağlayabileceğiz ? Hayallerin gerçekleşmesine nasıl katkıda bulunabileceğiz, değerlerimize nasıl sahip çıkabileceğiz ? Kayıplar çoğaldıkça dengeler de bozuluyor, ruhsal ve bedensel sağlığımız fire veriyor. 

Ünlü bilim İnsanı Albert Einstein " Umudunu kaybetmiş olanın başka kaybedecek şeyi yoktur "diyor. 

Başöğretmen Atatürk'ün deyişleri her zaman kulağımızda: "Çocuklarımızı ortak düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça  ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimi düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. " 


Makbule ABALI-Eğitimci 

8 Ocak 2024


Not: Bugüne kadar Bloglarda  "Ağaç Ev Sohbetleri " konusunda emeği geçen, katkı sağlayan tüm arkadaşlarımıza çok teşekkürler. 

Geçmiş konuları burada bulabilirsiniz. 



Ocak 04, 2024

DUYU ORGANLARIMIZIN DUYARLILIĞI

 


Duyu organlarımızla algılamak dünyayı;

Görebilmek güneşin sarısını,

Gökyüzünün mavisini

Ağacın, yaprağın, otun yeşilini,

Yeni açmış gülün güzelliğini

Görebilmek akla karanın farkını...

Duyabilmek yeni doğan bebeğin sesini,

Kuşların cıvıltısını

Akan suyun şırıltısını

Dilsiz canlıların iç sesini

Her tondan farklı seslenişleri...

Koklayabilmek yağmur sonrası toprak kokusunu

Masum bir bebenin katıksız, saf kokusunu

Kırlarda  taze açmış papatyanın, lâvantanın kokusunu

Kışın dumanı tüten bir çorbanın kokusunu özlemek...

Dokunabilmek yaralı bir yüreğe,

Acılı bir insana, bir canlıya

Dokunup anlayabilmek, hissetmek...

Ayırt edebilmek, mazlumla zalimin farkını

Kederi, hüznü, gönül kırgınlığını.

Tadını alabilmek tatlının, tuzlunun, ekşinin, acının

Sevgi katılmış bir yemeğin, 

Dost eliyle sunulan bir fincan kahvenin,

Bir bardak sıcak çayın tadını almak.

Farkında olabilmek emeğin, alın terinin

Sanatla zanaatı buluşturan ustaların.

Algılayabilmek inceliği, nezaketi, hoşgörüyü;

Dünyayı bir başka gözle algılayabilmek,

Duyu organlarımızın hakkını verebilmek,

Onları duyarlı kılabilmek...


Makbule ABALI 

4 Ocak 2024 Urla




Ocak 01, 2024

BİR YENİ YIL DÜŞÜ...





Sabaha karşı bir düş gördüm annem ;

Elimde kocaman bir sepet,

Gökyüzünde yıldız topluyordum

Bir çiçek bahçesi gibi

Mavi beyaz umut gibi, düş gibi...

Çocuklar vardı dört bir yanımda,

Aydınlık yüzlü, ışıl ışıl gözlü çocuklar

Yağmur yağıyordu ötelerde

Biz pamuk şeker gibiydik bulutların üstünde 

Ay gülümsedi ta uzaklardan 

Aydınlık bir dünyada, yer gök bir arada 

Her yer pırıl pırıl, ışıl ışıl 

Salıncaklar kurduk gökyüzünde 

Hayallerimizde sallandık yılların ötesine 

Anılar topladık kucak kucak, koyduk sepetimize

Paylaştık, elimizde avucumuzda ne varsa 

El verdik, omuz verdik birbirimize;

Bazen düştük ağladık, bazen güldük zıpladık.

Duygular karıştı birbirine...

Bin yıl yaşamış gibi, yorgun, hüzünlü eski bir yıl,

Bastonuna dayanmış , geçip gitti yanımızdan

Ardından gelen yeni bir yıl, yeni  doğmuş bir bebek gibi

Sessizce girdi kapıdan

Çiçekler, kuşlar, yıldızlar arasından...

Dünya uyandı yeniden

Yer gök karıştı birbirine ;

Yeni güzelliklere, değişimlere, umuda barışa, mutluluğa

Merhaba dedik,

İnsanlığa, hoşgörüye, güvene kucak açtık.

Omuz omuza, kol kola, el ele verdik,

Gönüllerden gönüllere akıttık sevgileri, özlemleri,

Dünya yüz yıllık masalsı bir uykudan uyandı sanki ...

Koca bir yeni yıl düzenlendi yeniden ;

Taşıdık onu ta uzaklardan umutla, istekle

Yarınlar bizi bekliyordu, 

Gökyüzünden yeryüzüne indik usulca,  umutla...


Makbule ABALI

31 Aralık. 2022 Urla 

*****************

Not: İki  yıl, bir gün önce yazmıştım bu şiiri. Bugün 1 Ocak 2024.

Aynı şiiri çok küçük değişikliklerle bu yıl yayınlamayı düşündüm.

 Hayat inişli çıkışlı, sürprizlerle dolu. Mücadele etmeyi bilmezsek, zorluklara karşı dirençli olmazsak, kolayca pes edersek; kendimize bile yenik  düşmez miyiz ? 

 Önce kendimize inanarak, güvenerek; değişime, gelişime hazır olmak, sınamak, daha çok çalışmak zorundayız.  

Düşlerimizi gerçekleştirmek belki zor, ama imkânsız değil. Neden olmasın...?  

 Makbule  Abalı-Eğitimci 

1 Ocak 2024 Urla






 

Aralık 28, 2023

BİTEN BİR YILIN ARDINDAN YENİ BİR YILI KARŞILARKEN...



 Biten bir yılın ardından yazı yazmakta zorlanır insan. Çok şey yaşanmıştır 365 gün 6 saatte. Pek çok şeyi unutmaya eğilimlidir insanoğlu. Belki bellek de anıları saklarken seçicidir. Kişiye çok acı veren olayları, zihnin dar dehlizlerinde saklar, zamanı gelince hatırlatır. Bazılarımız aldırmaz bir tavırla hayatın hep olumlu yüzünü, neşe saçan, güldüren yanını hatırlamak ister.   Oysa hayat çok yönlüdür, Herkese aynı ölçüde adil davranmasa da iyiliklerle kötülükler zamanı gelince gün ışığında ayıklanır. Gerçek tarihçiler de vicdanlarının sesine kulak verirlerse gün gelir gizli kalmış , unutulmuş her şey  aydınlanır. 

Hepimiz için farklı algılansa da 2023, "sağlıklı, mutlu, iyi yıllar" hanesine çok kalıcı izler bırakmadı. Umutsuz , belirsiz, güvencesiz  yaşamak istemiyor insanoğlu. "Umut biterse her şey biter." sözüne sarılarak günleri, haftaları, ayları sayıyor ve öylece bir yılın sonuna geliyor. Hayat hep bir yeniden uyum çabası değil midir? "Bundan daha kötü günlerimiz olmasın." deyişine de sımsıkı sarılarak sabırla, hoşgörüyle , dirençle ama büyük ölçüde içimizi  acıtan isyanlarla geçti bir  koca yıl.; Doğal afetler, hastalıklar, hayal kırıklıkları,  depremler,  savaşlar,  kayıplar, kazançlar...

Hayatımızda yeni bir yıla yer açarken gene beklentilerimiz var elbette. Çok erişilmez hayaller değil, küçük şeyler hayatımıza ışık versin istiyorum. Her zaman öyle dileklerde bulunduk ama özellikle bu yıl taa gönülden dileyerek; Önce sağlık diyorum . Ve ardından "iyi niyetli, merhametli, güvenilir, vefalı kişiler görelim çevremizde. Sadece güzel ülkemizde değil, tüm dünyada barış, huzur ve sağduyu kazançlı olsun " diye ekliyorum... 

Sosyal Medyanın çok bilinçli bir izleyicisi değilim. Sadece blogda yazıyorum. Arkadaşlarımdan, yakınlarımdan, akraba ve dostlardan geçen yıl  öyle güzel paylaşımlar geldi ki unutulmaz. Emeğiyle, varlığıyla bu seçkin paylaşımlarda emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler. 

BEN SADECE SAĞLIKLI, HUZURLU, MUTLU BIR YENİ YIL DİLİYORUM ; Cümlenin içeriğini siz kendinizce hayal edin lütfen.

Makbule ABALI 

28 Aralık 2023. Urla

                              2023' te paylaştıklarımız...


Her alanda sanatçılarımızın ne büyük katkıları var  ülkemize.














Aralık 22, 2023

EN UZUN GECE -21 Aralık

 




En uzun gecenin sabahında

Bir gün ışığı girdi odama;

Sessizce, usulca, gizlice

Panjurlardan sızarak

Gezindi odanın duvarlarında

Köşeden köşeye

Yansıttı ışığını...

Her yer sessiz, ıssız

Sabahın ilk saatleri

Tüm canlılar uykuda 

O ise  bir başına;

Korkusuz, tasasız, kaygısız...

Bir horoz öttü uzaklardan

Minik bir kuş ses verdi,

Bir yeni dünya ağacının dalından.

Bir düş gibiydi sanki her şey;

Rüya mı gerçek mi bilinmez

Elimi uzattım, atladım bir yıldızın kuyruğuna

Uykumun en tatlı yerinde uyandım;

Dışarda geceden kalma bir sokak lâmbası 

Titrek ışığıyla göz kırptı bir aralıktan. 

Hayalle gerçek hepten birbirine karıştı... 


Makbule ABALI

22 Aralık 2023 Urla







Aralık 18, 2023

FARKLI BİR GÜN- AKRABA GÜNÜ



Akraba Günü; Öyle adlandırdık  yaşadığımız o güzel günü. Bağlar giderek kopuyor dünyanın gidişatında. Sevdiklerimiz birer ikişer ayrılıyorlar aramızdan. Bağları güçlendirmek gerek kimsenin alanını daraltmadan, özgürlüğünü kısıtlamadan. Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli bir akrabamızın (  (Çelik Erengezgin ) ardından yazdığım bir yazı gözlerinden kaçmamış . Bir WhatsApp grubundan yeni dostlarla bağlantı kuruldu böylece. Her şey bir telefonla başladı ve uzun süreli, sağlam beraberliklere taşıdı bizleri. Aslında kayıtlı olmayan numaraları bu güvensizlik ortamında hiç açmayan ben , o gün nasılsa ikinci telefonda açmıştım. İyi ki açmışım. Sevil, Semra ve Serpil'le başka nasıl tanışabilirdik? Bir zamanlar adlarını duyup bu zamana dek yüzlerini görmediğimiz bu güzel insanlarla? Affan Bey'e teşekkürler.

Annem- belki annesini çok küçük yaşta kaybettiğinden- akrabalarına çok düşkündü. Hassas kişiliği bu konuda onu daha da duyarlı yapmıştı.  Kendisine bir anne gibi bakan , başta Münevver Ablası, diğer teyzelerim ve dayılarım,; Mesrure, Fadıla,  Ekrem, İhsan hepsi onun için çok değerliydi. Bu sevgiyi biz çocuklarının kıskandığı zamanlar olurdu. Hastalığının son dönemlerinde bir gün sesli ağlayarak:" "Münevver Ablam ölmüş, nasıl bana haber vermediniz?" deyişini hiç unutamam . Oysa o teyzemi kaybedeli çok uzun yıllar olmuştu. Fadıla Hanım Teyze, eşi Muzaffer Bey Enişte; her zaman özlemle andığı isimler ve onların yakınları her zaman saygın akrabalar listemizin başındaydılar. Buluşacağımız akrabalar da Balkanlardan, Selânik, Makedonya Yörelerinden. Yıllar önce Antalya, İstanbul ve İzmirli olmuşlar.

Aylar öncesinden konuştuk,  buluşma günü, yeri kararlaştırdık. Her telefon görüşmemizde birbirimize anlatacak o kadar çok şey vardı ki ama hep , yüz yüze görüşmeye kalsın bu konular deyip kısalttık görüşmelerimizi. Zaman su gibi akıp geçti, nasıl olduysa istemeden hepimiz erteleme hakkımızı kullandık. Bazen sağlık sorunları, bazen farklı nedenlerle buluşma tarihimiz gecikti. Ve nihayet bir gün belirlendi. Evlerimiz uzaktı, bir ara noktada buluşma yeri kararlaştırıldı. İzmir'de büyük bir alışveriş merkezinin alt katında eski bir pastane. İnsan kendini ilk buluşmaya giden liseli gençler gibi hissediyor. Ben İzmir'in yabancısıyım. Toplu taşıma sistemine yabancıyım. En az genç arkadaşları kadar eski kuşaklarla da sohbeti seven kızım Sezgi de bana eşlik ediyor. İlk akrabamızla buluşma coşkusu. Sevil  sigara içilen bölümde bizi bekliyor. Yıllardır tek sigara içmeyen biri için kısacık bir duraksama molası hemen yanıt buluyor, geniş, ferah bahçeli bölüme geçiyoruz. 



Belki bugün mutluluğa odaklanmamızdan her yer, her şey güzel ve iç açıcı görünüyor gözümüze. Yapay kökleriyle gerçek gibi görünen, ışıklandırılmış kocaman ağaçlar. Bu arada Semra ve Serpil'le de tanışıyoruz. Kan bağı, can bağı bu olsa gerek. Hepimiz birbirimizi yıllardır tanıyor gibiyiz. 4 S arasında  (Sevil, Semra, Serpil ve Sezgi ) tek M  (Makbule ) benim. Konuşmaya nereden, nasıl başlayacağımızı düşünmüyoruz bile. 5 kadın akraba birlikte olursa, hele bir de yılların tortusu varsa konu tükenir mi?  Garson kız geliyor; '5 bayandan sipariş almak zor ' diye düşündüğü yüzünden belli.  Biz gülümseyince o da gülümsüyor. Ne yiyeceğimiz, içeceğimiz hiç önemli değil. Sevil önce bir keşif gezisi yapmış, yiyecekleri incelemiş. Hepimiz ona uyuyoruz. Çayla birlikte otlu açma börek. Hepimizin siparişi aynı. Garson kızımız rahatlıyor sanırım, gene de küçük yanlışlarla geliyor siparişler. Hiç önemli değil, biz sohbete açız ve bugün iyimserlik günümüz. 


Masanın üstünde iki  paketim var. Birinde evden getirdiğim yılların fotoğrafları. Siyah-beyazlar da var tabii içlerinde. Onlar benim vazgeçilmezlerim. Bir de siyah ciltli , ak sayfalı bir defterimiz var. Rahmetli Muzaffer Erengezgin  Eniştemizin, eşimle nikâh törenimizde Fadıla Teyzemizle birlikte  İstanbul'dan  Adana'ya gelerek oluşturduğu eşsiz bir düğün armağanı.  "Dünden Bugüne" adını verdiği, içinde kendi yazdığı şiirler, aileden fotoğraflar, ünlülerden özdeyişler, anekdotlar, fıkralar, anılar ve duaların yer aldığı, emekle hazırlanmış, her sayfası dopdolu bir defter, bir belgesel niteliğinde.  Yakınlarımızın bizimle ilgili  görüş ve düşünceleri, harika bir anı değerlendirici. Mersin'den taşınmamız sırasında defteri okumak için Sezgi almıştı (O da tam bir anı koleksiyoncusudur.) Sonra defter kayıplara karıştı ve tam toplantı günümüzde yeniden buluştuk, ne çok sevindim. Fotoğraflar, defter elden ele dolaşıyor, İçinden bazı sayfaları ağır ağır yüksek sesle , vurgulayarak okuyorum, okumaya çalışıyorum. Gözlerin pırıltısından anlıyorum, herkesin bütün alıcıları açık, bir duygusallık haresi hepimizi sarmış durumda. Zaman zaman anılar , gözyaşlarının arasından da geçiş yolu buluyor... 



Diğer pakette kitaplar var; "Geriye Kalan." İlk kitap denemem,  satış geliri Mersin Alzheimer Derneği'ne kalan, zaman zaman dostlara hediye ettiğim. Pastane dolu ama yakın çevremizde kimse yok. Biraz gürültülü bir mekân olsa da birbirimizi duyuyor, anlıyoruz. Sevgiden destek alan bir duygu ortaklığı her yere enerji yayabiliyor. Bir seminerde gibiyiz, yılların ötesine anılarda yolculuklar yapıyoruz. Bireysel ya da toplu yolculuklar, ruhlarda bir yolculuk hepimizinki. Belleklere yardımcı olabilmek için bu yolculuklar çok gerekli. Dönüşte Sevil terasa çıkmamızı manzarayı  görmemizi öneriyor. Yürüyen merdivenlerden döne döne el ele, kol kola en üst kata çıkıyoruz. Nefis bir İzmir panoraması. Kitaplara içimden geldiği gibi yazıyorum. (Semra'ya bir kitap borcum var. ) 
Kaybettiğimiz tüm büyüklerimizi, sevdiklerimizi saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz.

Ayrılık  saati gelmiş bile. Gün bitmeden herkesin belli sorumlulukları var. Saat 15.30  Öğle üzeri gelmiştik. 12.00'den bu yana üç buçuk saat geçmiş. Nasıl, ne zaman...? Bu güzel günleri çoğaltmak gerek. İnsanın nereden gelip nereye gittiğini, kimlerle yol aldığını bilmesi, hayatı daha anlamlı kıldığı gibi ömre de doping yapıyor galiba. Yeni bir yılda yeniden bir araya gelmek dileği ile... 

Makbule ABALI
Aralık 2023  Urla- İzmir 

                            
                                    Makbule                Rasime                               Emel


                                            Anı defterinde rahmetli Babamın notları.

                             
                                             Anı Defterinde rahmetli Annemin yazısı.


                                            Anı Defterinde rahmetli Kız kardeşim Rasime'nin  yazısı



Aralık 15, 2023

TEVFİK FİKRET- MİLLET ŞARKISI

 


Tevfik FİKRET Tanzimat Dönemi şair, yazar, düşünür ve öğretmenlerinden.  

24 Aralık 1867 İstanbul doğumlu. 19 Ağustos 1915'de vefat etmiş.

1888 Yılında Galatasaray Lisesi'ni (Mekteb-i Sultani ) birincilikle bitirmiş. 

Edebiyat Dünyamıza sayısız eser kazandırmış. Millet Şarkısı'nı 1908'de yazmış.

MİLLET ŞARKISI

Çiğnendi yeter, varlığınız cehl ile kahre; 

Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz

Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare, 

Can kardeşi, kan kardeşi şan kardeşiyiz biz.


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; 

Ey halk yaşa, ey sevgili millet, yaşa. Var ol!


Gel kardeşim, annen sana muhtaç, ona koşmak...

Koşmak ona, kurtarmak o bî-bahtı vazifen.

Karşında göğüs bağr açık ölgün, yatıyor bak;

Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!


 Her an o güzel sineyi hançerliyor eller

İmdadına koşmazsak eğer mahvı mükerrer.

Zulmün topu var, güllesi var, kalâsı varsa, 

Hakkın da bükülmez kolu, gülmez yüzü vardır.

Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa, 

Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır. 


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol!

Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa... Var ol!


Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?

Yok, kalmadı,  hâşâ sana zillet pederinden

Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi; 

Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.

İnsanlığı pâ-mâl eden alçaklığı yık, ez;

Billâh yaşamak yerde sürüklenmeye değmez.


Haksızlığın envâını gördük.. Bu mu kanun?

En gamlı sefâletlere düştük.. Bu mu devlet?

Devletse de, kanunsa da , artık yeter olsun;

Artık yeter olsun bu dênî zulm-ü cehâlet .. 


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; 

Ey hak yaşa ey sevgili millet yaşâ, var ol! 

Tevfik FİKRET


Açıklamalı sözcükler:

Cehl - Cahillik

Kahre- Zorla

Ehven- Daha iyi, daha az kötü

Bibaht- Bahtsız 

Mükarrer- Kuşkusuz 

Mezellet- Alçaklık, alçalma

Pâmâl- Ayaklar altına alma

Dêni- Rezil, alçak 









Aralık 13, 2023

URLA'DAN NOTLAR- URLA'DA GÜNLÜK TUTMAK...

 


Yorucu bir günün ardından evde olmayı özlüyor insan. Çevreyi gözlediğinde yorucu demeye biraz da çekiniyor Ancak bir zaman sonra daha az çalışıp daha çok dinlenmek istiyor. Dakikalar içinde bitirdiğiniz işler saatlere yayılınca siz istemeseniz de iç sesiniz "biraz mola" diye haykırıyor. Aldırmamak olmuyor, beden de uymak zorunda kalınca, hatta bazen uyarılarla yeni önlemler zorunlu olunca yenik düşüyorsunuz. Bir zamanlar her gün yazarken günler birbiri ardınca geçiyor. Yazmayı düşündüğüm öyle çok konu var ki. Hayatın içinden küçük seslenişler gibi... 

"Urla'dan Notlar" zaman zaman yazacağım bir seri yazı ya da anılar toplamı gibi olacak sanırım. En doğal haliyle, insanlar ve doğa ile ilgili önyargısız, sade, yalın aktarımlarla bazen bir sevinci, bir mutluluğu, bazen bir başka bakışla belki bir sıkıntıyı, bir iç dökmeyi dile getiren paylaşımlar olsun istiyorum. Önceden de bu konuda birkaç yazı ve şiirim vardı. Belki onları da numaralayarak eklerim. 1-2-3-4 gibi... Düşünüyorum da; yaşadığınız yeri coğrafyasıyla, insanları ve diğer canlıları ile,  doğası ve bitki örtüsüyle, kültürüyle, sanatıyla, hayatı kolaylaştıran yönleriyle seviyor, uyum sağlıyor, kendinizi "oralı" hissediyor, uyum sağlıyorsunuz veya uyumsuzluk çekiyor, huzursuz olabiliyorsunuz.



Az önce eşimle site içinde kısa bir yürüyüşten döndük. Havada yağmur sonrası taze toprak kokusu ve diğer farklı kokuları hissetmemek mümkün değil. Koku alma duyumunu yitirmiş insanlar bile rahatlıkla soluk almaya başladıklarında farkı anlıyorlar. Ormanlık bir alandayız. Bitki örtüsü çok zengin ve çeşitli. Çam ağaçlarından palmiyeye, zeytinden cevize, nar ve incirden narenciye ağaçlarına, bademden eriğe kadar,  belki daha sayamadığım çok çeşitli bir ağaç dayanışması. Mevsimleri, ayları paylaşarak ürünlerini sırayla sergiliyorlar.  Çiçekler bir başka güzel. Kasımpatılar bu ayların gözdesi. Begonvillerin sonbaharda tüm yaprakları  solmuş sararmıştı, yeniden renklendiler. Kaktüsler nazlı, biraz kaprisli çiçekler. Ne zaman açacaklarını kendileri biliyor. Sarmaşık gülleri yükseklere tırmanıp kendilerini göstermeyi seviyorlar. Özgürlüğü seven kır çiçekleri azar azar açıyorlar ama onlar asıl baharı bekliyorlar. 

Kediler ve köpekler doğal taşlarla döşenmiş yollarda gerçek bir arkadaşlık ve dostluk sergiliyorlar. Ancak hemen hemen tüm köpekler elektrik, doğalgaz, su tüketim faturaları için gelen görevlilere öfkeliler. Bir de motorla geçen sürücülere havlıyorlar nedense. Mahallenin kedi ve köpekleri bizi tanıdılar artık. Hele adıyla seslenip sakin bir ses tonuyla konuşunca yerlere yatarak sevgi gösterilerine bile girişiyorlar. Tüm canlılar sevgi dilinden anlıyor. Bugün yürüyüş sırasında bir sokağa girdik. Karşımızdan gelen iki kadın ve onlarla birlikte yürüyen 8-10 kedi. Sanırsınız kediler beslenme kaynaklarıyla birlikte bir sevgi yürüyüşündeler. Eşimin cep telefonu benimkinden daha yeni , fotoğraf çekimi de daha güzel. Sağ olsun  hemen uzattı o güzel tabloyu izin alarak kayda aldım. 




 Yürüyüş sırasında tanıdıklarımızla merhabalaşıyoruz. Az önce  komşumuz Kastamonulu Mevlût Bey'e Merhaba dedik. Geçenlerde eşime evinin karşısındaki palmiye ağaçlarının yapraklarından kurutarak  el emeği ve becerisi ile yaptığı bir çekecek hediye etmişti. Mersin'de her yerde bir sembol gibi büyüyen , benim amatörce tablolar yaptığım, öyküler ve şiirler yazdığım palmiyeler  burada da can bulmuşlar. Bu yıl gördüğüm ilk çiçek açmış kaktüs onların bahçesinde. Mevlût  Bey ve eşini bir gün hep birlikte kahve veya çay içmeye davet edeceğiz. 

Komşularımızın hepsini farklı özellikleriyle tanıyor ve seviyoruz. Burada ülkemizin her yöresinden gelmiş insanlarla beraberiz. Her yaştan, sohbet etikçe hayat heybemize farklı bilgiler katan insanlar. Dostluk; tek taraflı, kısa süreli bir birliktelik değil, karşılıklı bir alışveriş. Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şey var. Yürüyüş yolumuzda, evimizden az ilerde Muşlu Mahir Bey ve eşi Karadenizli Gönül Hanım var.  Mahir Bey, kahve kültürü olmayan eşimin tavla arkadaşı. Onun daha rahat görmesi için büyük tavla zarları hediye ederek yenilgiye de razı olan vefalı bir rakip. Perşembe günleri kızımızın yardımcı olamadığı zamanlarda pazar yükümüzü ısrarla arabasında taşımaya yardımcı olan düşünceli bir insan. (Burada özel arabası olmayan az sayıda aileden biriyiz. Sanal Marketten alışverişi burada öğrendik, çok tercih etmiyoruz.)



Arka çaprazımızda Emin Bey ve candan eşi oturuyorlar. Bahçe bitkileri, çiçekler, ev onarımı konularında çok bilgili ve yetenekli. Sorularımız hemen cevap buluyor. Yürüyüş yaparken evlerinin önünden her geçişimizde Emin Bey bahçede ise  "Ne haber gençler? " diye seslenir. Serde gençlik olmasa da böylesi içten seslenişlere yanıt da gönülden oluyor. Evlerinin yan tarafında bir de yeşillik bahçesi var. Rokadan maydanoza,  marula, sarımsaktan soğana her türlü salata malzemesi ekilmiş.  Bir ara salatalık ve domates bile yetiştirdiler. Küçük bir anımız bile oluştu: Bir gün arka bahçede bir yenidünya ağacının üstünde yoğun biçimde toplanmış arı ve böcekler gördüm. Ne yapmak lâzım, nasıl önlem alalım diyerek hemen Emin Bey'e danıştık. 'Bir gelip bakayım ' dedi, gelip bakınca  gülümsedi; "Bunlar arı yahu" dedi.  "Onlar olmazsa biz de olmayız. Benim bahçede de çoktular, doğada her canlının bir görevi var, hatta onların sesi bana musiki gibi geliyor. " diye de ekledi. Farkında olmayarak köy kökenli eşimi de endişelendirmiştim. Utanmadım desem yanlış olur...  

Doğayı sevmek, doğayı korumak, doğayla dost olmak, doğayı anlamak: hepsi farklı anlayış,  beceri  ve algılama gerektiriyor. Dünyanın her yöresi farklılıklarıyla, içinde yaşayan insanlarıyla ayrı anlamlar yükleniyor, bir başka değer kazanıyor. 

Makbule ABALI 

13.12. 2023 Urla 







Aralık 07, 2023

YAĞMUR VE KUŞLAR

 



YAĞMUR VE KUŞLAR

Mevsim kış,

Aylardan Aralık

Yağmur yağıyor;

Bardaktan boşalırcasına

İçim titriyor...

Kimler ıslandı,

Kimlerin evini su bastı,

Kimler çadırda,

Kimler evsiz, sokakta ?

Ya diğer canlılar...

Yuvadan atılmış kediler, köpekler 

Hangi kapı eşiğinde bir dost eli bekler ?

Ve kuşlar; 

Sürekli yer değiştiriyorlar

Eskiler gidiyor, yenileri geliyor. 

Ötüşlerinden belli,

Her biri başka telden

Bir başka şakıyorlar. 

Yağmurda ağaçlar barınakları ;

Bir ağaç ne kadar koruyucudur 

Nereden, nasıl beslenirler

Islanmış tüyleri nasıl kurur ?

Düşünürken bile içim soğuyor,

Yüreğime usul usul yağmur yağıyor...


Makbule ABALI 

Urla Aralık 2023










Aralık 02, 2023

ÇOCUKLAR VE ATLAR ( BCP - Kasım Ayı )

 

Blogları Canlandırma Projesi Kasım Ayı Teması; Çocuklar, hayvanlar ve bilim kurgu  idi. Bu ay için belirtilen 3 temadan birini seçip, ayın son haftasında istediğimiz  türde bir yazı hazırlamak amacı ile ben iki temayı birleştirip yazımın başlığını ÇOCUKLAR VE ATLAR KOYDUM.



"Hayvanlarla kendinizi özdeşleştirdiğinizde hangi hayvanı seçerdiniz ? " gibi bir soru ile karşılaştığınızda nasıl yanıt verirdiniz? Ben önce kuşlar derdim ve sonra sıralardım; Bir kuğu, bir at ya da bir ceylan derdim. Yazılarımda çiçeklerle, ağaçlarla insanları özdeşleştirmek de hoşuma gidiyor. Özde doğa sevgisinden kaynaklanıyor olabilir bu düşünceler. Doğada öyle ilginç benzerlikler var ki. 



Atlar oldum olası ilgimi çekmiştir. Atlar denince hemen dostluk, vefa, sadakat, güven, bağlılık duygularını çağrıştırıyor bende. Ardından asil ve güçlü hayvanlar diye düşünüyorum. Hatta atlara hayvan demek yerine canlı sözcüğünü kullanmak daha uygun olur diye de ekliyorum. Çocukluğumda Adana Bürücek Yaylasında çok büyük bir coşkuyla birkaç kez-kontrollü olarak- ata binişim de vardır. Ama kabul etmek gerekir ki atlarla dost olmak, bir atı yönetmek, ustaca yönlendirebilmek apayrı bir şey. Atatürk'ün bazen bir çiftlikte, bazen bir meydanda at üzerindeki fotoğraflarını hep hayranlıkla izlemişimdir. 

Ülkemizin kırsal kesimlerinde,  köylerimizde , özellikle doğuda, güneyde yıllar öncesinden atalarından, dedelerinden, babalarından kalma alışkanlıklarla atlarla dost olabilen ne çok çocuk vardı. Belki de bindikleri  eğitilmemiş yabani atlardı. Günümüzde de atlarla ilgili her anlatı, her öykü dikkatimi çekiyor. Bisiklete, motora, arabaya, yata binme isteğim hiç olmadı . Ama bir atım olsa çok mutlu olurdum. Eşim at sevgisini tadanlardan. Mersin-Arslanköy'de  baba evinde  henüz çocukken  yük taşımak için kullandıkları, dost oldukları bir atları varmış. Bir gün atı istemeden öfkelendirince at onu sırtından atmış. Ama onun ayağa kalkmasını beklemeden adeta özür dilercesine hiç ağırlığını vermeden üstünden incitmeden atlamış, sanki kalkmasına yardımcı olmuş. Bir zamanlar yaylada atıyla birlikte evimize taze süt ve yumurta getiren tatlı bir akraba kızı vardı. Atını bir ağaca bağlar, sohbet ederdik, okuması için bir kitap armağanıma nasıl da sevinirdi.



Yılkı atları ya da arabalara koşularak sadece kırbaçla eğitilen atlar bana hüzün vermiştir hep. Bir zamanlar çok gözde olan atlar yaşlanınca değerden düşüyor, bozkıra salıveriliyorlar. Acaba o kırgınlıkla mı vahşileşiyorlar? Atlar duygusal canlılar, sevgiyi, ilgiyi çok iyi değerlendiriyorlar. Çocuklar da öyle değil midirler? O yüzden iyi anlaşıyorlar.  İnsan ilgi duyduğu alanda daha derinlere inmek, bilgi toplamak, daha iyi tanımak istiyor.  İnternette dolaşırken rastladığım At adlı şiir içimi ısıttı birden. Yazımın sonuna ekleyeceğim. Ve bir gün ben de  atların özelliklerin  daha iyi tanıdığımda onlar için bir şiir ya da öykü yazmak isterim. Atlarla ilgili çok film ve dizi çekilmiş. Şampiyon filmi unutamadıklarımdan. 



At sevgisi, dostluğu, özlemi; tüm güzel şeyler gibi kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Ve ne güzeldir ki bazen büyüklerin içinde kalan bir ukdeyi yıllar sonra çocuklar ya da torunlar gerçekleştirebiliyorlar. Rahatsızlıklar nedeniyle yıllardır yaşadığımız Mersin'den  İzmir- Urla'ya taşınmamız  Şubat Ayında ikinci  yılını dolduracak.  Bizden daha önce İstanbul'dan eşi ve iki kızıyla  birlikte Urla'ya taşınan küçük kızımız da artık İzmirli sayılır. Büyük Ailemizde bu yıl güzel bir değişim yaşadık.  Bir anlamda hepimizin hayali gerçekleşti. Çocuklar Urla Manej Binicilik ve Atlı Spor Kulübü'nün kurslarına yazıldılar. Kızlar aile büyüklerinin , özellikle Hakan Dedelerinin maddi-manevi katkısıyla çok istedikleri binicilik sporuna yöneldiler. Ahmet Dedelerinin de küçük çapta katkısıyla büyük bir hayal gerçekleşti. Kocaman güzel gözleriyle  vefalı, sadık, hassas Browni ,aileden biri oldu. 



Urla Manej , yılların ötesinden gelen zeytin ağaçları ve zengin bir bitki örtüsünün yer aldığı geniş bir alanda yer alan modern bir tesis. Aylin ve Efe Eğitici Öğretmenlerle konunun ciddiyetine inanmış insanlardan oluşmuş bir ekip ruhu hemen hissediliyor. Bahçede yetişmiş doğal otlar ve sağlıklı ürünlerle hazırlanmış kahvaltı ve yemek sunumları da var. Ücretler konusunda bilgilenmek lâzım tabii. Bu arada kocaman bir çiçek demeti oluştururcasına atlarla ilgili bilgilerim giderek çoğalıyor: Atların en belirgin özelliği algılarının çok açık olmasıdır , algıları çok güçlü ve seçicidir  deniyor. Atlarda gebelik süresi 336 gün. Diğer canlılar arasında en büyük gözlere sahipler. 360 derecelik bir alanı görebiliyorlar.  



Kurslarda eğitici öğretmenler çocuklara at üstünde nasıl durulacağını, atları yönetebilmek için nasıl davranılması gerektiğini uygun anlatımlarla pekiştirip davranış kazandırıyorlar.  Yurt dışından gelen bir öğretmenden de kısa zamanda çok şey öğrendiler. Atlı spor eğitimi ekonomik açıdan henüz beklediğimiz düzeyde değil. Bu spora uygun giysiler ve koruyucu materyal de gerekiyor. Her spor dalı gibi binicilikte de  bazı olası tehlikeler göz ardı edilemez tabii. Ama ilginçtir, atla binicisi arasında zamanla kurulan bağ belki de bu tehlikeleri en aza indiriyor. Kızların iki farklı günde attan düşmeleri bile onları bu spordan soğutmadı, cesaretlerini kırmadı, hemen ayağa kalkıp devam ettiler.  Biz yetişkinler,  onlar adına daha çok endişelendik. 

Anne babalar ve diğer aile büyükleri çocukların bu etkinliklerde daha disipline olduklarını, kurallara daha çabuk uyum sağladıklarını söylüyorlar. Bunda tabii atlarla kurulan dostluk ve bağlılık kadar yetiştirici öğretmenlerin çok büyük katkıları var; Hoşgörülü, anlayışlı,  bağışlayıcı ama hataları, eksikleri de her zaman uygun biçimde vurgulayan ideal bir disiplin anlayışı. Ödülün katkı sağlayıcı, cezanın caydırıcı etkisi anlamlı sözcüklerle çok yerinde vurgulanıyor. İzlemeye gittiğimiz günlerde bu konuda teşekkürü borç bildik ve dile getirdik.



Çocuklar ve ailelerle birlikte ortak amaçlar ve beklentiler doğrultusunda anne babalar da birbirleriyle daha içten ve sağlam dostluklar kurabiliyorlar. Toplumsal dayanışmaya fırsat vermek de ne güzel. Böylece yeni bağlantılar oluşuyor. Bu yıl içinde grup dört farklı yerde yarışmalara katıldı,  kazandıkları ödüllerle gelecek için iyi bir motivasyon kazandılar.  Çocukların kendilerini aşmaya çalışıp mücadele etmeleri harika. 


 



Bu arada TRT Spor kanalında Türkiye Binicilik Federasyonunun ülke çapında yarışmaların büyük bir keyifle izledik. Sunucunun nitelikli anlatımı sayesinde yeni bilgiler edindik. Yarışmalar sırasında çok nadir de olsa bazı atlar  ya engelin önünde ansızın durabiliyor ya da birden koşmaya başlayabiliyorlardı. Ancak binicisi veya bakıcısının güçlü bir sevgi dili ile yaklaşımı atı sakinleştirebiliyordu.

Türkiye Binicilik Federasyonu da Cumhuriyetimiz gibi 100 yaşında. 16 ilimizde biniciliği de okul  sporları kapsamına almışlar. Okullarımızda da iyi organize edilmiş ders dışı sosyal etkinliklere ne çok ihtiyaç var. Keşke Devletin de katkısıyla daha çok çocuk ve gence imkân tanınarak geleceğe daha güvenli, sevgiyle donanmış barışçıl bir dünya özlemiyle, dostluğa, vefaya, güven ve sadakate, dayanışmaya önem veren bireyler yetiştirilebilse... 

Makbule ABALI - Eğitimci

2 Kasım  2023 Urla



ATLAR HAKKINDA GÜZEL SÖZLER :

* "Bir ata binmek dört özelliği geliştirir: Sebat, azim, sabır ve cesaret. "Genghis Khan 

* Atlar insanlara bedensel ve zihinsel sağlık, disiplin ve değerler konusunda olumlu etkiler sağlar. 

* Bir ata ellerinizle değil, yüreğinizle dokunmalısınız. 

* At özgürlüğün sembolü, asilliğin göstergesidir.

* "At üstündeki bir insan hem ruhen hem de fiziksel olarak bir yayadan daha büyüktür. "

John Steinbeck


AT 

Anlat bize yürüyüşün güzelliğini,

Koşunun rüzgârını, köpüren yeleyi

Toynakların kızgın kıvılcımlarını

Kişneyen bir tayın sevincini anlat

Öfkeyi ve sağrındaki mahmuz yarasını

Masallardaki şehzadeleri anlat bize.

Ahmet TELLİ

********** 


Atlarla ilgili bir başka şiir:

Seni düşündükçe

Gül dikiyorum elimin değdiği yere

Atlara su veriyorum

Daha bir seviyorum dağları.

İlhan BERK