Sayfalar

Mart 27, 2019

OYUN- 3 PERDE ...



Bir dağ köyünde doğdu;
Küçükken hiç tiyatroya gitmedi,
Sahneyi, sahne perdesini, kulisi hiç görmedi
Tanıştığı sanatçı da olmadı.
Ama çocukluk oyunlarında hep hayali 
tiyatro sahnesindeydi...
Oyunları, ağıtları, gülüşleri hep roldü.
Sonra okulda sürdürdü tiyatroyu
Oyunlar oynadılar müsamerelerde;
Bazen suflör oldu, kıskandı rol kapanları,
Bazen çok alkış aldı, kutlandı ...
Tıyatroya ilk girişi gişeden oldu ,
Bilet satıyordu gişede,
Sonra büfede çalıştı bir süre,
Suflör oldu bir dönem;
Tozunu, kokusunu aldı sahnelerin,
Uzun diyalogları ezberledi perde arkasında
Ve bir gün rol düştü ona da;
Gelmeyen bir oyucunun yerine.
Sonra hiç inmedi sahnelerden
Maskelerle, alkışlarla, ışıklarla
Geçti bir ömür,
Işıklar sönünceye dek.
Ve ansızın bir gün,
Oyun bitti...

Makbule ABALI





Mart 11, 2019

YETER'İN ÖYKÜSÜ...(Kısa Öykü)



İnsan olmak, insan kalabilmek, insanca davranabilmek, insanın hak ettiği biçimde yaşamını sürdürebilmek... Kadın ya da erkek olmak, kendi cinsinin duyarlılıklarına sahip olmak elbette önemli. Ama kadın veya erkek "insan" olamadıktan sonra var olmak neye yarar? Hiçlik, belki de yokluk değil midir bu? 

 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüydü. Görkemli kutlamalar, anmalar, yürüyüşler yapıldı. Bu öyküye İnstagram sayfamda da yer verdim. Bugün blogda yazmayı düşündüm. Özel günlerde bir gün değil, her gün duyarlı olmanın gerekliliğini düşünerek.
Bugün 11 Mart. Kadınlar adına birkaç günde mucizeler yaratılmadı elbette, ama her özel gün yeniden düşündürüyor, sorunları hatırlatıyor.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde bir emekçi kadının gerçek yaşam öyküsünü anlatacağım. Adını yazmayacağım. Adlar gerçek yaşama ne kadar yakın, ne kadar uzak? Kişiler, kişilikler, kimlikler adlardan ne kadar etkilenmişlerdir, bilinmez. Ancak yaşayan bilir. 

Yeter, bir annenin 5 çocuğundan dördüncüsü. Bir yakınlarının düğün günü, onların matem günü oluyor. Mutluluk, trajediye dönüşüyor. Anne babası düğüne giderken bindikleri arabaya bir tırın çarpması sonucu uçuruma yuvarlanıyorlar. Hurdahaş olan arabanın içinde ikisi de can veriyor. Yol uzun olduğu için yola çıkmadan önce, çocuklar dedeye bırakılmıştır.

Yakın akrabalarının ekonomik durumları, çocukların bakımını üstlenmeye elverişli değildir. Ailenin yıkımı sonucu üç büyük kardeş dedelerine veriliyor. 5 yaşındaki Yeter ve 3 yaşındaki erkek kardeşi, uzak bir kentteki kız ve erkek yetiştirme yurtlarına verilirler. İki kardeş birbirlerinden de ayrılmışlardır. 

Yurtlarla ilgili öyle olumsuz izlenimler edinmişiz ki; dinlerken önce içim titriyor, sanırım belli de ediyorum. Ama o beni rahatlatıyor. İyi bir yönetici, vicdanlı eğiticiler çocuklara yaşanabilir, güzel bir dünya yaratmışlardır. Oradaki günlerini anlatırken gözleri parlıyor; "Hafta sonları öğretmenlerimizle pikniğe, sinemaya giderdik." diyerek anlatıyor. Çocukları mutlu etmek nasıl da kolaydır. Günlük yaşamı farklı kılan her şey, onlar için mutluluk kaynağı olabilir. 

Yurtta geçen beş yılın ardından dayısı onu yurttan alıyor. Kardeşi diğer yurtta kalıyor, öğrenimini tamamlıyor. Yeter daha sonra ortaokulu bitiriyor. bir süre dayısıyla birlikte okul kantinlerinde çalışıyor. 
Bir süre sonra  yeni bir acı yaşıyor, dayısını kaybediyor. Acıya alışan pek çok insan gibi, hayatta mücadelenin zorunlu olduğunu, ayaklarının sağlam yere basması gerektiğini öğreniyor. Pes etmiyor.

Yeter dayısının ölümünden sonra evlenir. Sonu boşanmayla biten mutsuz bir evlilik; biraz kırıcı, biraz üzücü yılları içerir. Yalnızlık bir süre sonra onu yeni bir evliliğe yönlendirir. İkinci eşiyle tanışır. 

Yeter'in değerini bilen, ona önce insan, sonra kadın olduğunu hissettiren bir eş. Yeter'in "hayatta her şeyim" dediği bir oğlu olur. O'na çoğunlukla adıyla seslenmekten çok "Paşam" diyerek hitap ediyor. "Oğlum varlıktan çok yokluğa alışsın istiyorum" sözü onun.

Geçmişte yaşadığı günlerden onda kalan en kalıcı iz, böbrek hastalığı. Böbrek sancısı tutunca hayatı çekilmez oluyor, zaman duruyor adeta. Hakkını her zaman, her yerde savunabilecek mücadeleci bir karakteri var. Bir dönem öfke kontrolüne de gitmiş. 
"Karmaşık, sorunlu toplumlarda öfkesini kontrol edebilenleri kahraman ilan ediyoruz." diyorum. Birlikte gülüyoruz. Zaten gülmediği zaman yok gibi. 

Hayatın zorluklarına gülümseyerek, dik durarak, hakkını savunarak karşı duruyor. "Oğlumun varlıktan çok yoksulluğa alışmasını istiyorum." sözü o'na ait. 

Binlerce kadının, kadınlığının bilincinde olmadan yaşadığı, dövüldüğü, hor görüldüğü, öldürüldüğü ülkemizde özellikle kırsal kesimde bilmediğimiz, tanımadığımız kim bilir daha kaç tane Yeter var? Kimisi kendini kurtarabiliyor, hayata direnerek, kendine güvenerek, hakkını savunarak... 

Bugün onlardan birinin kişiliğinde; üreten, emek harcayan, kendini ezdirmeden insan kalabilen tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü kutluyorum. Onlara sembolik olarak kadınları simgeleyen; çiçekleri ince, naif, kırılgan, dalları ise sanki tehlikelerde savunabilmek için dikenli, mimoza çiçeklerinden armağan ediyorum. 

Ben kadınlarımızı; toprak altında zorlu kış şartlarında kalıp, sonra baharla birlikte baş veren, yeşeren , adeta "ben de varım" diyen kardelenlere, arpa zambaklarına benzetiyorum.


Sadece bir gün değil, yıllar boyu yolları hep açık olsun, karşılarına onları incitmeyecek, hırpalamayacak iyi insanlar çıksın diliyorum.

Makbule Abalı-Eğitimci
Mersin-2019






Mart 06, 2019

BAHAR ŞİİRİ



Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı
Duy böyle koşturan sevinci
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor
Toprak ananın kalbi

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın
Baharın gençliğin ve aşkın 
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.

Ataol BEHRAMOĞLU 


Şubat 27, 2019

MERSİN ALZHEİMER DERNEĞİ'NDE İMECE MUTFAK ÇALIŞMALARI...




İmece sözcüğü öteden beri sıcak gelir bana. İnsanla ilgili en güzel sözcüklerden biri. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde İmece'nin anlamı şöyle açıklanmış: "Kırsal topluluklarda köyün zorunlu ve isteğe bağlı işlerinin köylülerce eşit şartlarda emek birliğiyle gerçekleştirilmesi."

Yazın yaylada bir komsumuzun vefatından sonra konuklara ikram edilecek semizotu böreği için 3 masa etrafında el birliğiyle semizotu ayıklayışımız geliyor aklıma. Yardımlaşma, paylaşım insan olmanın gereği. Yayladaki belde düğünlerinde de emek birliğiyle yapılan topalak çorbası, mantı, sarma ve dolmalar daha kısa sürede ve lezzetle hazırlanır.


            Sağlıklı kekler el birliğiyle hazırlanmış.

Sadece köylerde mi ? Bugün halen Anadolu'nun birçok kentinde bu güzel adet sürdürülüyor. İhtiyaç halinde el birliği, emek birliği ile güzel işler yapılıyor, üretime katkıda bulunuluyor. Bu güzel düşünceden hareketle Mersin Alzheimer Derneği'nde gönüllü üyelerden oluşan bir İmece Mutfak Ekibi kuruldu. 
İlk toplantımızı 26 Haziran 2018  tarihinde yaptık.

                
Mantı hazırlanıyor.

Her Çarşamba Dernekte toplanıp planlanan yemeklerin yapılması kararlaştırıldı. Ve her ayın bir günü "Anı Mutfağı" olarak belirlendi. Kaybettiğimiz yakınlarımız adına bir kişi sponsor olacak,  malzeme masraflarını üstlenecek, yemekler hep birlikte yapılacaktı. Bugüne kadar kaç kez anı mutfağı uygulaması yaptık.


                
Lokmalar hazırlanmış, sunuma hazır.

 Başlangıçta bir avuç insandık. Giderek genişledik. Aynur Özge Hocamızın önderliğinde , Nilüfer Gatenyo Hanımın yönlendirmesiyle sevgili şefimiz - öğretmenimiz Yaşar Karataş rehberliğinde hevesle, aşkla yola koyulduk. Geçmişin gelenek ve göreneklerinden ilham alarak sevgiyle, özenle lezzetli yemekler hazırladık. Bazen hastalara, bazen hasta yakınlarına ikram edildi bu yemekler.

Emek birliği, işbirliği,  el birliği tadına doyulmaz yiyecekler yaratıyor. İnsan yalnız olmadığını anlıyor, acısı hafifliyor. Böylece gelenek- görenekler de korunup devam ettiriliyor. İlk uygulamada Anı Mutfağında aşure pişirdik. İçine bol miktarda sevgi, vefa, dostluk, iyilik de kattık. Sonuç mükemmeldi. Daha sonra hingel (değişik bir mantı), tavuklu nohutlu pilav ve tatlı pişirilip ikram edildi.

Kırsal kesimde insana yalnızlık fazla dokunmuyor. Küçük gruplar birbirlerini daha iyi tanıyor. Oysa kent insanı bir güvensizlik ortamında giderek yalnızlığa gömülüyor. Hasta olduğunda çalacak bir kapı zili bekliyor. Aslında o anda gelecek bir kase çorba belki dünyaya değer. İyi günde-kötü günde beraber olabilmek, paylaşabilmek, zorlukların üstesinden gelebilmek için el ele vermek çok zor değil.  İnsan bu kocaman dünyada yalnız olmadığını bilmek istiyor.



İmece Mutfak Ekibi işlerini zevkle, neşeyle, keyifle yapan, çok iyi anlaşan  bir ekip. İlk kuruluştan beri birlikte olmama rağmen son  haftalarda rahatsızlığım nedeniyle çalışmalara katılamadım. Arkadaşlarımı, çalışmaları gerçekten çok özledim. 
Bugüne kadar yapılan İmece çalışmalarını fotoğraflarla özetlemeye çalışacağım. Emek veren, çaba harcayan tüm arkadaşlarımızı sevgiyle, özlemle anıyorum.

Makbule ABALI


                          Hazırlanan tarhalar kurumaya bırakılıyor.


            Portakallı kek hazırlanıyor.





Şubat 14, 2019

SEVMEK ÖMÜR BOYU...



Kutlanması, anılması gereken ne çok özel gün var yaşantımızda. Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü. Hayat da uzun, karmaşık bir öykü değil midir?

Bazı özel günlerin tek bir gün olarak kutlanmasını benimseyemedim ben;  
Sevgililer Günü bunlardan biri... 

Anmak, anılar yolculuğunda geçmişe kısa yolculuklar yapmak, elbette mutluluk verici. Ama bir tüketim toplumu yaratarak göz kamaştıran, el yakan harcamalarla,  günü farklı kılmak uğruna sonradan sıkıntı çekmek; Kime, neyi kanıtlamak  için?  

Manevi değerler parayla, gösterişle satın alınabilir mi? Görkemli kutlamalar, seçilmiş pahalı hediyeler, büyük aşkları sağlam kılmak için mi?

Sevgi neden sadece bir güne indirgensin? Bir gün sevgi gösterisinden sonra duraksama, şölen bitti havası. Sevgisizlik, bir hayatı ne kadar sürdürebilir?

Hayatın her aşamasında sevgi ile can buluyor yaşamlar. Ama bir günlük yoğun bakımla değil, çok günlük cana can  katmakla... 


SEVMEK ÖMÜR BOYU...

Sevmek;
Bazen bir insanı, bir yeri, doğayı.
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri,
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı ince duygularla,
Katıksız, çıkarsız
Aklıyla, yüreğiyle,
Meziyetleri ve kusurlarıyla.
İyi günde-kötü günde
Coşkusuyla, hüznüyle
Sevmek;
Sevmeye değer olanları  
Bir ömür boyu, 
Tüm insanlığıyla
Sevebilmek...

Makbule ABALI-Eğitimci
2019-Mersin


Şubat 11, 2019

HENÜZ 19 YAŞINDA...

( ÖZGECAN ASLAN'IN ANISINA)

Canım yanıyor anne...
Rüyalar bu kadar kötü müdür?
Gündüz bile rüya görüyorum artık.
Gözlerimi kapatıyorum zifiri karanlık.
Önce canavarlar görüyorum 10 kollu,
Sonra timsahlar, yılanlar, aslanlar,
Ağzından ateşler saçan, salyalar akan.
Her yanım ağrıyor anne,
Her yanım yara-bere-duyorsun ezik
Ağzımın içi zehir dolu sanki...
Kocaman eller görüyorum düşümde,
Benim elimin belki 10 katı.
Bağırıyorum... bağırıyorum...
Kimseler duymuyor sesimi,
Sen bile duymuyorsun
Sesim çıkmıyor anne...
Gül diyorlar gülemiyorum,
Onlarsa hep gülüyor anne,
Midem bulanıyor, başım dönüyor.
"Koruyacağız seni" dediler
Kim, nasıl, nerede koruyacak ...?
Anlatmadılar...
Hakim amca halimden anlar mı anne ?
İçimde kuşlar vardı, umut gibi, ışık gibi
Hepsi uçtular uzak diyarlara.
Ben tek başıma, onlar sürüyle,
Ben yapayalnız, onlar hep birlikte.
Elimi uzatıyorum. boyum yetmiyor,
Ben nasıl büyürüm anne...?

Makbule ABALI
Özgecan Aslan : Doğumu- 22 Ekim 1995
                        Öldürülüşü- 11 Şubat 2015

"HANGİSİNİ TERCİH EDERSİN ?" MİMİ....



Bloglarda yazmaya başlamadan önce mim nedir, bilmiyordum doğrusu. Birkaç mimle sorulara yanıt verdikten sora daha iyi öğrendim. Mimler; bloglar arası iletişimi sağlıyor, bir ölçüde kişileri tanıtıyor, bazıları bilgilendirici ve düşündürücü de oluyor. Bu mim, blog arkadaşımız Selimhan Kalkan tarafından Deeptone arkadaşımıza yönlendirilmiş, ondan da bana geldi. Deeptone arkadaşımızı kırmak, reddetmek mümkün değil. İçtenlikle yapmaya çalışacağım.

*Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı,  yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?
Kuşlar en çok sevdiğim canlılar. Bağımsızlığı, özgürlüğü simgeliyor. Balıkları dev akvaryumlarda izlemek çok güzel. Denizler altında yaşam balıklara kalsın. Martin Luther King ne güzel demiş: "Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama bir tek şeyi unuttuk, kardeşçe yaşamayı."

*Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı, yoksa evcil hayvanlarla mı? Neden? 
Seneca "Kitapsız yaşamak, kör, sağır, dilsiz yaşamaktır." diyordu. Kitap, mutluluk benim için. Evcil hayvanlara da kıyamam. Ama bir kütüphanede kitap kokuları arasında yaşama fikri bile harika.

*Hangisini tercih edersin? Büyük ellere sahip olmayı mı, yoksa büyük ayaklar mı? Neden?
"İkisi de normal. Hatta belki biraz küçük sayılabilir. Ama hiç şikayetçi olmadım. "Gulliver Devler Ülkesinde" yaşasaydım belki fikrim değişirdi."

*Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?
"Çay, en güzel ikram bence. Rengi gözlerinize, tadı midenize, sıcaklığı ellerinize iyi gelir. Bir simitle arkadaşlık ederlerse tadına doyum olmaz."

*Hangisini tercih edersin? Pilav üstü kuru mu yoksa köfte patates mi? Neden? 
"İnsan her yere konuk olabilir. Her evde imkanlar dahilinde yemek pişer. Yemek ayırt etmem. Her şey öylesine pahalı ki, köfte yapacak kıyma alınamayabilir. Fasulye eskiden milli yemekti. Atatürk her gün yermiş; "Yoksul halkımı göz ardı edemem." diyerek. Sanırım yemek tercihim güne, duruma, çevreme göre değişir. İki grubu da çok severim."

*Hangisini tercih edersin? Sınırsız döner mi yoksa sınırsız kokoreç mi? 
"Neden sınırsız...? Bir yemek şampiyonasında bile sınırsız yemek yiyenleri görünce huzursuz oluyorum. Döner ilk tercihim olurdu ama tüm sakatatları da, temizliğine inandığım bir yerde severek yerim. Bumbar dolmasını çok severim. Yemek ayırt etmemeyi çocuklara da öğretmek gerek."

*Hangisini tercih edersin? Ölüm saatini bilmeyi mi yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi? (Ölüm  tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun.) Neden? 
"İkisini de bilmek istemem. Ölümü beklemek, yaşamdan umudu kesmek değil midir? Hayat öylesine sürprizlerle dolu ki, 1 saat sonra ya da 1 gün sonra ne olacağımız belli değil."

*Hangisini tercih edersin? 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı? Neden ?
"Filmlerini bile sevemediğim bir gelecek ürkütüyor beni. Üstün teknoloji, uzay çağı, robotların devreye girmesi, kaybolan değerler, duygudan çok mantığın devreye girmesi... Ben uzay çağının insanı değilim sanırım. Romantik çağın, maddeden çok insanın değerli olduğu dönemlerin insanıyım. Her çağda duygularım ağır basmıştır. Geçmişin savaşlı, karışık dönemlerinde  yaşamak istemezdim tabii. Duygusal anlamda nostalji her zaman özleniyor."

*Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içinde geçerli sınırsız uçak biletini mi? Neden?
"Yurt dışı gezilerim oldu ama İtalya ve Avusturya'yı görmedim. Bu iki ülkeyi görmek isterdim. Sanat eserleri, mimari yapıları , doğal güzellikleri dikkatimi çekiyor. "

*Hangisini tercih edersin? Daha çok dinlemeyi mi, daha çok konuşmayı mı? Neden?
"Yerine göre, duruma göre ikisi de gerekli diye düşünüyorum. Bir ortamda önce yeterince dinleyip, sonra çok uzun ve bıktırıcı olmadan konuşmak mantıklı gelir bana. Konuşmuş olmak için konuşmayı, çok yanlış bulurum. Yeri gelince bildiğimi aktarmaktan mutluluk duyarım."

*Mimin hazırlanmasında emeği geçen arkadaşlarıma teşekkür ederim. Düşünme fırsatı verdiler.

Mimi yönlendireceğimiz 10 arkadaş adı istendi. Bir süredir blogda bulunamadım. Hangi arkadaşımın zamanı uygun bilemiyorum. Gönlümden geçen çok kişi var. Sanırım durumu uygun olan arkadaşlarım seve seve yapacaklardır. Teşekkürler.

İzler ve Yansımalar, Maviye iz süren, Handan, Derya, Momentos, Rabia Sertel, Recep Altın, Ece Evren, Cem Kazan, Sebuş'un işler güçler, Merih'in atmosferinde, Cafe Tigris (12 arkadaşımı yazdım. Belki zamanı olmayan olabilir.)

Makbule Abalı-Eğitimci
11Şubat 2019 Mersin





Ocak 14, 2019

HAYAT AKARKEN DÜŞÜNCELER...(Bir Nostalji Yazısı)


Hayat akarken zamanı başa almak mümkün olsaydı ; kimler nerelerde yavaşlamak veya duraklamak isterdi, kimler geriye dönüşü hiç istemezdi, kimler bambaşka bir yaşam hayal ederdi?

Çocukların yönettiği bir ülke olsaydı; gelecek nasıl planlanır, paylaşım nasıl sağlanırdı, kim haklı, kim haksız nasıl belirlenir, kimler hangi değerlerle dost ya da düşman sayılırdı? 

Yetişkinler zaman zaman çocukların dünyasına konuk olup; onların içtenliğini, doğallığını, çıkarsız-yalansız sevgilerini, paylaşımlarını izleseler, daha sakin, daha anlayışlı, hoşgörülü ve duyarlı olurlar mıydı acaba?

Neden çocuklar hep büyümek isterken, bazı büyükler hep çocuk olmayı özler, ya da kimi yetişkin hiç büyümez, hep "çocuk gibi" davranır?

Dünü unutup, yalnız bugünü yaşayan, gelecekten hiç söz etmeyen insan için mutluluk, nereye kadar sürer, mutsuzluk nerede başlar, sonuçtan kimler, ne kadar payını alır?

Akıl ve mantık terazisini kullanmadan, düşünce süzgecinden geçirmeden, her sunulanı veya her teklifi onaylayan kişi, sonuçta sorunlarla başa çıkabilir mi?

Seçenler ve seçilenler çıkarsız düşünüp, düşüncelerini maskesiz, yalansız dile getirselerdi, neler değişirdi, nelere şaşırırdık?

Kendinden başkasını hep küçümseyen, değer vermeyen insanların evinde dev büyüteçler, dev aynalar mı bulunur?

Tutkularına tutsak olan insanlarda; beyin ne kadar süre sağlıklı komut verebilir, göz ne kadar görmez, kulak ne kadar duymaz olur?

Umutlar ve hayaller hangi ölçütlerle belirlenir, hangi hayatlara nasıl anlam katar? En güç durumlarda bile "Yaşama sevinci " değil midir insanı hayata bağlayan, hayatın akışını sağlayan...?

Makbule Abalı


Ocak 08, 2019

İNSANLAR TANIDIM...



İnsanlar tanıdım ;
Dünya tatlısı. can yoldaşı
Sevincinize ortak, kedere  yoldaş,
İstediğin yola git, yolda bırakmaz,
Elini uzatsan, omuzunu uzatır.
Çıkarını düşünmez, iyiliğe koşullanmış .
Beden yorgun, zihin yorgun olsa da,
Gönlü genç, merhametli, vefalı, sadık bir dost
İnsanlar tanıdım; 
Henüz çok genç, hayatının baharında,
Düşünceleri, beklentileri,
 Hayatının sonbaharında;
Umutsuz, güvensiz, çekingen ,
Cesaretini yitirmiş, hep geri planda.
İnsanlar tanıdım; 
Kendinin merkez olduğu bir dünyada ,
Dünya onun etrafında döner,
Minneti yok, yardımı yok,
Danışmaz hiç kimseye...
İnsanlar tanıdım;
Güler yüzlü, tatlı dilli, 
Çıkarlarına dokunursan 
Ondan kötüsü bulunmaz hayatta .
İnsanlar tanıdım;
Vefalı bir eski dost gibi,
40 yıl sonra karşılaş, hiç ara vermemiş gibi.
Yüreği sımsıcak,
Gülüşü dünyayı ısıtır. 
İnsanlar tanıdım:
Öfkelenir, kini buzullar yaratır.
Merhametsiz, acımasız,
Bencil, duyarsız
İnsanlar... İnsanlar... 

Makbule ABALI


Aralık 19, 2018

BİR NARENCİYE MASALI...



En uzun masal bile er geç biter. Günümüzde artık 1001 Gece Masalları yok. Ama teknolojinin insan beyninin sunduğu günümüz masalları var. Çeşitli güzellikler ve  sürprizlerle donatılmış görüntülü masallar... Biraz gecikmeli bile olsa güzel şeylerin anlatılmasından yanayım.

17 -18 Kasım 2018  tarihlerinde düzenlenen bir Narenciye Festivali daha sona erdi. Dört yıl aradan sonra bu yıl altıncısı kutlanan festival , bu yıl en görkemli yılındaydı. Çocuklar çok eğlendiler ama en az onlar kadar büyükler de festivalin tadını çıkardılar.

Mersin Mezitli Belediyesi'nin sahil kenarına kurdurduğu büyük sabit salıncaklar 4 kişilik. Yetişkinler önce çekinerek hatta  kadınlar utanarak biniyorlar. Ama salıncaklar onları uçurdukça düşler alemine geziler de renkleniyor. Artık duygular da yerini neşeye, coşkuya, mutluluğa bırakıyor. İçimizdeki çocuğu mutlu etmek hiç de zor değil. Salıncaklar insanı bir başka dünyaya taşıyor; Kavgasız, gürültüsüz, kaygısız...
Mersin'in ılıman havasında festival günleri özellikle sabahları oldukça serindi. Ama bu soğuk hava bile insanları dışarıya çıkmaktan alıkoyamadı.

Bu yıl 70 ülkeden 700 folklorcunun katıldığı söyleniyor. Yollarda yerel folklor giysileriyle güzel genç kızlar, yakışıklı gençler görülüyor. Çocuklar için adeta bir masal dünyası. Düzenlemeler için tonlarca narenciye kullanılmış.Maketlerle canlandırılan masal kahramanları var. Narenciye ürünleriyle donatılmış tren, uçak, gemi, helikopter veya kule sizi hayali bir yolculuğa çıkarabilir-tabii hareket etmeden.- 

Sivil Toplum Kuruluşları standlar açmışlar. Alzheimer Derneğinin de el işleri, yiyecek-içecek ve kitap satışlarını içeren bir standı var. Öte yanda yıllar öncesinin model arabaları koleksiyoncuların  beğenisine sunulmuş .Pusetleriyle  getirilen minicik çocuklar, tekerlekli sandalyeleriyle gelen engelliler. Bastonlarıyla yürüyen yaşlılar. Ve çocuklar...


Gün gelecek bu çocuklar da belki kendi çocuklarına anlatacaklar: " Bir zamanlar bulunduğum kentte..." 
Onların zamanında belki düşler yerine gerçek olaylar devreye girer. Düş masalları yerini mutlu öykülere bırakır. Ve adı değişir öykülerin. Yüzyıllık öyküler olabilir mi? Kim bilir ...

Bu güzel etkinlikler kente bir canlılık ve güzellik kattı elbette. Yerel yönetimler ve yetkilileri iyi bir organizasyonla ortaklaşa yürüttükleri bu başarılı çalışmalardan ötürü kutlamak gerek.