Sayfalar

Ekim 15, 2020

KÖSE- UNUTAMADIKLARIM...

 Adını bilmezdik. Büyük küçük herkes onu KÖSE diye çağırırdı. Çevrede adını bilen de yoktu. Evi barkı var mıydı, nerede yatar kalkardı, kimi kimsesi var mıydı, bilmezdik... Gözlerine bakamazdım, ürkerdim. Kısacık boyu, yaşlanmış, buruşmuş yüzüyle bir başkaydı. 
Adana'nın Bürücek Yaylasında yazları taşıyıcılık yapardı. Onunla cüssesi çok farklı bir atı vardı. Atın üzerinde çift taraflı bir heybe, Köse'nin elinde atı idare etmek için sembolik bir değnek. Ama o küçük adam ata vurmaya hiç kıyamazdı. Atla nasıl da uyum içindeydiler. 

Çarşıda bazen çocuklar Köse'yi kızdırırlar, atın kuyruğunu çekerlerdi. Bu duruma birkaç kez ağladığım doğrudur. Köse nerede yaşar, ne yer, ne içerdi, hiç bilmezdik. Bazen biz yemek verirdik. O'nun iştahla yemek yemesini görmek mutluluktu. Aslında gülümsediği de belli olmazdı. Yüzüne bakmadan tabağını alırdım. 
Kocaman atını bir ağaca bağlar, işi bitince atıyla yokuş aşağı inerdi.

Ben hiç Köse demedim, diyemedim. Bu çocuk ruhlu küçük adama saygısızlık yapmak istemedim. Babamı çok severdi. 

Babam her hafta sonu şehirden yaylaya gelirken elleri dolu gelirdi. Evimiz bir yokuş yukarısındaydı. Karpuz, kavun  Köse'nin heybesine konur, Köse tarih sayfalarından çıkmış bir kahraman gibi eşyaları getirirdi. Babamın bizlere aldığı kitapları kapalı kabında nasıl da bilir, onları gülümseyerek bize uzatırdı.  
Köse  unutamadıklarımdandır...

Makbule ABALI

Ekim 07, 2020

HAYAT DERSİ


Birkaç yıl önceydi. okullarda henüz yüz  yüze
  eğitim sürdürülüyordu, Okulların açıldığı ikinci haftaydı. Evler okula uzaktı. O yüzden taşımalı eğitim de uygulanıyordu. Öğretmen okula geldiği ilk gün ilk derste çocuklarla tanışmak istedi. 1 km. lik yoldan yaya gelen 10 çocuk birlikte sınıfa geldiler. 

Birinin elinde farklı, güzel bir çiçek vardı. O yörede yetişen hatmi çiçeği. Çocuk mahcup bir tavırla çiçeği öğretmene verdi. Öğretmen çok mutlu olarak "Nasıl düşündün? "Adını da öğrenebilir miyim" dedi. "Sevineceğinizi düşündüm" dedi çocuk. Adım Umut. "Başka kimler bu çiçeği gördü " dedi öğretmen. 3 kişi daha parmak kaldırdı. 6 sı yanından geçmiş ama görmemişlerdi bile...

Öğretmen "İlk Hayat Bilgisi dersimiz" dedi. Çevrenizi iyi gözlemelisiniz. Çevrenizdeki varlıkları fark etmelisiniz. Duyarlı olmak, insan olmanın en önemli özelliklerinden biridir. Ertesi gün sınıfa çiçek getiren çocuk sayısı 6 olmuştu. Kimi evdeki eski bir tencereyi saksı yapmış, bir başkası rengi gitmiş emaye bir çaydanlığı kullanmıştı. Öğretmen sıraların arasında gezinirken gülümsedi, kendi kendine mırıldandı: "Hayat Dersi, hayatın içinde öğrenilir. "

Makbule ABALI
5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü






































daha parmak kaldırdı. 

Ekim 05, 2020

PRENSES (MİNİ ÖYKÜ )

Araba düz yolda 90 km. hızla yol alıyordu. Anne baba ön koltuklarda, küçük kız arka koltuklarda oturmuşlardı. Küçük kız çalan müziğe eşlik ediyordu:" Bana bir masal anlat baba." Bu hafta 5 yaşını kutlamışlardı. Ne çok masal vardı dağarcığında; Geceleri onu uyutan, düşler ülkesine götüren masallar... Bazen kitaplardan okurdu babası ya da annesi.

Bir ara arka koltukta uyuyakaldı. Ama elindeki süslü köpek tasmasını hala sımsıkı tutuyordu. Annesi yavaşça elinden aldı , küçük kız uyandı. İlk sözü "Geldi mi?" oldu." Hayır dediler, az sonra belki..." Biraz sonra komşu teyze kucağında Golden Retriever cinsi bir köpekle onları karşılıyordu. Gerçekten çok güzeldi. Küçük kızla bakıştılar. İkisinin de gözleri parlıyordu.  İlk görüşte aşk gibi...
"Bir prenses gibi" dedi anne. "Adı Prenses olsun mu?

Prensesle yaz boyu mutlu anlar, günler geçirdiler. Sabah uyanınca yanına geliyor, yürüyüş sonrası oyunlar oynuyorlardı. İki ay bir rüya gibi geçti.  Bir gün babası "Şehre dönme zamanı geldi " dedi. Prenses anlamış gibi küçük kızın kucağına koştu, başını göğsüne dayadı, derin derin solumaya başladı. Babası devam etti; "Apartmanda köpek olmaz biliyorsun. Her gün dolaştırmasan bile." Köpek göğsündeyken ne kadar ağladığını bilmiyordu.  Babası "Prenses güzel bir köpek, biri sahiplenir merak etme" dese de arabanın arkasından koşarak yetişmeye çalışan Prensesi, yaşlı gözlerini hayatı boyunca hiç unutamayacaktı.

Yazlığa tekrar gidişlerinde de Prensesi hiç göremedi.  Bir daha başka köpeği de olmadı. O'nun yerini hiçbir köpek dolduramazdı ki... Çok sonra Prensesin tasması yolun kenarına atılmış bulundu. Kim, ne zaman, nasıl, neden attı hiç bilinemedi...

Makbule ABALI

4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü kutlu olsun.
(Resimdeki çocuğun anlatılan öykü ile bir ilgisi yoktur.)

Ekim 03, 2020

EKİM ÇİÇEKLERİ...


Ekim çiçeklerini gördüm;

Alıngan, kırılgan, naif

Bahara inat

Ama sanki  daha dayanıklı,

Papatyalara, gelinciklere karşın

Sonbaharın düşen yapraklarıyla

Pastel renklerden zıt renklere;

Parlak, canlı, alımlı,

Kırmızılar. turuncular, sarılar,

Kışın soluk renklerinden uzak

Bir renkler geçidiyle geldiler...

Rengarenk Ekim çiçekleri ;

Kasımpatılar, sıklamenler, açelyalar...

Makbule ABALI


 

Ekim 01, 2020

YILDÖNÜMÜ - Mini Öykü



Sahilde bulvar boyunca lokantalar  sıralanmıştı. Her kalitede, her görünümde olan vardı aralarında. Bazıları deniz ürünleri,  bazıları yöresel yemekler sunuyorlardı. Aralarında biri farklıydı sanki. Mavi- beyaz renklerin hakim olduğu bir düzen, loş bir ışık, kulağı tırmalamayan hafif bir müzik... 

Orta yaşlı bir çift, bir an tereddütten sonra içeriye yöneldiler.  Bey adını söyledi, "Yer ayırtmıştık" dedi. Çiçeklerle düzenlenmiş güzel bir masaya oturdular. Adam kadının ellerini tuttu. "Bir zamanlar bu tür yerlere ne sık gelirdik" dedi. Kadın gülümsedi, sadece başıyla onayladı. Şef garson siparişleri alırken adam fısıldadı: "Yemekten sonra bir de bol meyveli bir dondurma rica ediyoruz. Bugün bizim 47. evlenme yıldönümümüz" Şef garson ustalıkla anladığını belli etti.

Az sonra masa çok güzel sunumlu tabaklarla donanmıştı. Onların masasının dışında iki masa daha vardı. Çok neşeli iki çift , kahkahalarla yüksek sesle konuşuyorlardı. Yaşlı çiftin masası onlardan farklıydı. Buram buram aşk ve sevgiyle donatılmış bir küçücük alan sanki. Duyguların, hissedişlerin, sevginin, aşkın sessiz anlatımı, gözlerin, ellerin buluşması, fısıltı halinde konuşmalar... Bir geçmiş zaman masasıydı bu. Belki onların  iç dünyalarında yaşanan da bir geçmiş zaman masalı.

Bu arada müzik değişti: "Bir bahar akşamı rastladım size." "Bizim şarkımız" dedi kadın. "Ben rica ettim" dedi adam. Onlar şarkıyı dinlerken yan masadaki modern giyimli kadın kalktı, masaya geldi. "Bir şarkı da ben sizin için söyleyebilir miyim ? Opera sanatçısıyım." deyince masadaki erkek hemen yanıtladı soruyu. "Lütfedersiniz."  Sanatçı bir an düşündü sonra hemen şarkıya başladı:

"Gözlerinin içine başka hayal girmesin. Bana ait çizgiler dikkat et, silinmesin." Billur gibi bir sesti. Masada eller, gözler hiç ayrılmamacasına birleşti. Şarkının-müziğin sesi sokaklara yayıldı. Sokak lâmbasının titrek ışığı denizdeki yakamozla buluştu... 

Makbule Abalı

1.10. 2020

1 EKİM DÜNYA YAŞLILAR GÜNÜ' NÜN BİLİNCİNDE VE FARKINDA OLARAK.











 

Eylül 21, 2020

FIRTINALI HAYATLAR...


 Gün gelir bir fırtına eser yaşantınızda;
Birden altüst olur her şey
Dikili ağaçlar, dizilmiş taşlar yerle bir olur.
Gelip geçer sanırsınız,
Oysa sürer günler, yıllar boyu.
Ansızın bir kaza, bir hastalık, belki Alzheimer...
Adını bile anmak istemezsiniz,
Ama o unutturur size adınızı bile.
Vurgun yemiş gibi olur insan,
Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz;
Bazen beyin darbe alır, bazen yürek, bazen tüm vücut.
Her şey yerle bir olur;
Hayaller, umutlar, tüm birikimler.
Çiçekler tarumar olur,
Kuşlar hepten susar
Kedere ortak olur...
Anne, baba, eş, çocuklar, yakınlar
Herkes perişan olur,
Her şey altüst, adeta bir yangın yeri,
Geride kızgın küller kalır,
Eviniz, yuvanız bir virane olur.
Hortum sonrası yıkıntı gibi, 
Fırtına sonrası büyük sessizlik...
Düşünce kalkmak gerek geride kalanlar için
Ve sonra yaşamı sürdürmek, mücadele etmek.
Gelir geçer her şey bazen delip de geçse de.
Bir rüzgar eser hayatınızda , göz gözü görmez olur, 
Unutulur pek çok şey,
Sonra güneş açar, izler kapanır, her yer pırıl pırıl 
Yeniden güçlenerek dört elle sarılır insan hayata...
Makbule ABALI

21 eylül Dünya ALZHEİMER Günü. Tüm hastalara ve hasta yakınlarına sağlıklı günler diliyoruz.



Yıldırım çarpmışa döner bedeniniz

Eylül 19, 2020

YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
yani yaşamanın dışında ve ötesinde
hiçbir şey beklemeden
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken ,
hem de en güzel, en gerçek şeyin 
yaşamak olduğunu bildiğin halde.


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile , mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak, yani ağır bastığından.
...........
Yani, nasıl ve nerde olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak.


Nazım Hikmet RAN

İNSAN için özveriyle çalışan tüm sağlık personelimize, doktorlarımıza, eczacılarımıza, eğitimcilerimize sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Kaybettiklerimizi  rahmetle anıyoruz. M.A









Eylül 14, 2020

HAYAL İÇİNDE BİR ÖMÜR....(Mini Öykü )


Yıllardır içinde kalan bir ukde vardı; Okumak..."Annem okumamış, ben okuyacağım" derdi. olmadı... Yatılı Bölge Okulunda okurken yangın çıkınca bir kol yanığı ile kurtulup hayata tutundu. Okuma-yazma kurslarını birincilikle bitirdi ama sadece elindeki belge oldu kazancı. 

18'inde evlendi. 25'inde 3 çocuğu vardı. İçindeki okuma arzusu , çocuklarını okutmaya yönelmişti. Mutlaka onlar okuyacaktı, hayatı dolu dolu yaşayacaklardı. "Benimle aynı kaderi yaşamayacaklar" dedi kısık bir sesle. Yüz hatları sertleşmişti. Ona göre 3 çocuğu tek sınıflı köy okulunda birleştirilmiş sınıfta, 1. 2. 4. sınıflarda okuyacaklardı. Eski bir öğretmene geçen yıl sorup öğrenmişti. Korona henüz yoktu. Ama tüm planları virüsle altüst olmuştu. 

Uzaktan eğitim sistemi, yüz yüze olmadan eğitim, bilgisayar kullanımı, EBA... Öğreneceği ne çok şey vardı. Her şeyden önce bilgisayarları yoktu ki. Elindeki tek altın, bir bilgisayar almaya yeter miydi? Bir diploma bir altın eder miydi gerçekten?Son zamanlarda rüyalarında hep bilgisayar görüyordu; Büyüklü küçüklü, renkli renksiz, diz üstü, duvara monte... Bilgisayarlar arasında kayboluyor, sonra ter içinde uyanıyordu... Bir ömre kaç hayal sığardı...?

Makbule ABALI


 


Eylül 11, 2020

ZOR KOŞULLARDA ÜRETİM-KADINLARIMIZ...

Hayatta zamanı geldikçe, daha önce  bilmediğimiz, uygulamadığımız ne çok şey öğreniyoruz. Arslanköy, Mersin'de yaz aylarında çıktığımız 1500 m. yükseklikte bir yayla. Kadınları akıllı, üretken, çalışkan insanlar. Ülkemizin her yöresinde kadınlarla karşılıklı konuşunca, çok yararlı bilgiler katılıyor bilgi dağarcığımıza. 

Besinlerin kurutulması, saklanması, konserve yapılması, yöresel yemekler... Yaptıkları her şeyin en güzelini yapmaya çalışıyorlar, sınama- yanılma yoluyla çoğu kez doğruyu buluyorlar. Ürettiklerini mutlaka paylaşıyorlar. İmece usulünü uyguluyorlar. Çocuklarını da çalışmaya katıyorlar. Böylece kuşaktan kuşağa gelenek ve görenekler de aktarılıyor.

Artan yiyecekleri atmayıp, süt veren hayvanlarını, kuşları, kedi ve köpekleri besliyorlar. Bu yıl kar çok yağınca birçok meyve ağacı ürün vermemiş. Ama işlem sonrası  eriklerin fotoğrafını çekebildim. Zor kış koşullarına rağmen bol meyve vermiş erik ağaçları.. Kurutulması, marmelat ve reçelinin yapılması mümkün. 

Sebzelerden fasulye, kabak, domates, barbunya, biber, patlıcan kurutuluyor. Ailenin mevsimlik ihtiyaçları dışında fazla gelen kurutulmuş ürünler, semt pazarlarında, Üretici Kadınlar Pazarlarında  satılıyor. Kadınlar; her koşulda üretime, aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışıyorlar. İyi ki varlar.  

Makbule ABALI

11.09. 2020 Mersin




Eylül 08, 2020

BERABERLİK...

Akşam güneşi son ışıklarıyla saltanatını sürdürüyordu. Günün bu saatlerinde bir sessizlik hakimdi çevreye. Koronadan ötürü oyun parklarında çocuklar da olmayınca  orta yaş ve üstü yaşlılar yerlerini almışlardı. 

Önce bastonun sesini duydum. Yaşlı adam bastonunu çok ustalıklı kullanıyordu. Yanındaki eşiydi sanırım. Kah kol kola,  kah el ele yürüyorlardı. Aralarında belki 10 yaş vardı. Ama adam dinçti.  Eşinin koluna sımsıkı sarılmıştı. Çocukların bir eşyasını kaybetme endişesi gibi sımsıkı...

Yanımdaki banka oturdular. Yüzleri maskeli olmasına rağmen konuşmalarını duyuyordum. Oturunca da ellerini ayırmadılar.
Kadın: "Canım çok korkuyorum bu hastalıktan.  Bak kimse maske takmamış. Kaç doktorun yaşamı sona erdi. Çocukluğumda geçirdiğim boğmaca hastalığını hatırlıyorum. Boğulurcasına öksürürdüm. 

Adam cevap verdi: " Ama bende de kronik astım var. Bir zamanlar o kadar sigara içmeseydim." Kadın "Ah o bir zamanlar " dedi. "Ben senin benden önce ölmeni istemem." diye ekledi. Adam "Ben de sensiz yapamam" dedi. Korona tekli almasın.  Elleri yeniden birbirine kenetlendi. 

Güneşin batımını bekler gibi kalktılar; el ele, kol kola yavaş yavaş uzaklaştılar.
Anılar, duygular, düşünceler de onlarla birlikte yola çıktılar... 

Makbule ABALI