Sayfalar

Ekim 21, 2023

ŞİİRİMSİ BİR ÖYKÜ (Kelime Oyunu-120 )

 Bloglarda "Kelime Oyunu" etkinliği bir süredir devam ediyor. Deeptone Arkadaşımızın organize ettiği bu çalışmada beş kelime verilerek bu kelimelerin içinde olduğu ; bir öykü, bir şiir ya da bir deneme yazılması isteniyor. Herkes yazabilir, herkes beş kelime belirleyebilir. Bu hafta beş kelime, sevgili Deeptone tarafından belirlenmiş: (Ritüel, Kıyafet, Evlilik, Şüphe, Tapınak) Ben "Şiirimsi bir öykü denemesi" yazmayı tercih ettim. M. A 


 

ŞİİRİMSİ BİR ÖYKÜ

Sabah gün ışırken fırtına  öncesi bir sessizlik hakimdi doğaya;

Gökyüzünde ta uzaklarda geceden kalma bir ay, 

Ve ondan yer kapmak isteyen bir güz güneşi 

Akşamdan yağmur yağmış, suya doymuş tüm ağaçlar.

Kediler köpekler bile kavgasız, dövüşsüz yollarda...

Bir evcilik oyununda buluştular

Yukarı mahallenin çocukluk arkadaşları

Kızlar oyuna katıldı yalnızca,

Anne babalar geçim derdinde; evde, işte, uğraşta...

Ta eskilerden yıkık bir bina buldular,

Geçmiş ritüelleri anarak kapı girişine sıralandılar. 

Bez bebekler vardı kiminin ellerinde,

Annelerden kalan eski topuklu ayakkabılar kiminde.

Kıyafetler derseniz tüllü, süslü püslü, simli, nakışlı.

Bir tiyatro sahnesinde gibi rol aldılar,

Oyunlarla, masallarla, türküler, şarkılarla

Çocukça tüm ritüelleri canlandırdılar ;

Alkışlar... alkışlar... sevinç, coşku, mutluluk.

Bir düdük öttü ansızın, farklı sesler yansıdı duvarlar ötesinden;

Şüpheli bakışlarla izlendiklerini gördüler.

Oyun bitti, herkes gitti, evcilik,  evlilik hayalleri bitti,

Kuşlar hepten  uçuştu ağaç dallarına,

Bez bebekler bile donakaldı şaşkınlıkla...

Kırık bir el yazısıyla yazılmış soluk birkaç cümle kaldı 

Yüzyıllar  öncesinden,  geçmişten, tapınağın yıkık duvarında...

Eski bir tapınak yazıtı :

"Gürültü patırtının ortasında sükûnetle dolaş

Sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma.

Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe

Herkesle dost olmaya çalış.

Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık

Unutmak olsun. Bağışla ve unut."


Makbule ABALI

Urla-İzmir 21 Ekim 2023















Ekim 16, 2023

AĞAÇ EV SOHBETLERİ -217

 


Ağaç Ev Sohbetleri, Bloglar arasında üç yıldır her Pazartesi işlenen güzel bir etkinlik. Bir anlamda bir Sanal  Sohbet. Taha Akkurt ve Edischar  Arkadaşlarımız başlatmış,  DeepTone Arkadaşımız organize ediyor. Kaystros Tyrha Arkadaşımız da büyük emek verenlerden. Zaten bir işbölümü ve yardımlaşma olmadan hiçbir etkinlik uzun soluklu olmuyor. Emek veren tüm arkadaşlarımıza teşekkürler. Bu haftanın konusu benden. Bir önceki yazımın (Doğal Tepkilerimiz)  devamı niteliğinde düşündüm. Zamanı uygun olan her arkadaşımın yazı veya yorumlarıyla katkılarını beklerim. Teşekkürler.



DOĞAL TEPKİLERİMİZ- SAVUNMA MEKANİZMALARI 

" Savunma Mekanizmaları bireyler için bir ihtiyaç mıdır? Yoksa daha gerçekçi çözümler bulunabilir mi?

Siz de zaman zaman kullanıyor musunuz? "

Bilindiği gibi Savunma Mekanizmaları, Psikoanalitik Ekolün kurucusu Sigmund Freud'un Kişilik kuramına dayanıyor. Freud'a göre KİŞİLİK : İd, Ego ve Super Ego olarak üç unsurdan oluşuyor. 

İD-İç ben ya da alt ben: Temel ihtiyaçları, Dürtüleri, arzuları temsil ediyor. Haz ilkesince yönlendiriliyor.

EGO: Benlik-Kişiliğin gerçekle başa çıkmasını sağlar. İd in isteklerini gerçekçi yollarla tatmin etmeye çalışır. 

SUPER EGO: Üst Benlik, ahlaki standartlar. Hayat boyu toplumdan ve özellikle anne babadan öğrendiğimiz kuralları barındırır. 

Freud'a göre iç ben ve üst ben arasında çıkan çatışmalar kişide kaygı yaratabiliyor. Ego (Benlik ) bu kaygıyı azaltmak için çeşitli yollar deneyebiliyor, savunma mekanizmalarını kullanıyor. Savunma mekanizmalarının organizmanın sağlığı için kullanılması  doğal ve normal. Kişinin olumsuz davranışlarını azaltarak rahatlamasını sağlayabilir. Ancak çok sık kullanılması, kişiyi gerçeklerden uzaklaştırarak hayatı zorlaştırabiliyor, kesin çözümlere ulaşmayı sağlamıyor. 

Çocukluktan yetişkinliğe uzanan uzun, ince yolda zaman zaman türlü, çeşitli durumlarla, farklı insanlarla karşılaşabiliyoruz. " Değişim" hayatın en önemli gerçeklerinden biri. Toplum değişirken bireyler de, düşünce ve değerler de değişime uğruyor. Kişiliğimizi, kimliğimizi savunmak amacıyla zaman zaman bilinçsizce savunma mekanizmaları kullanıyoruz. " Hayatın zorlukları karşısında savaşmak ya da kaçmak iki temel dürtü. Her şey ruhumuzu rahatlatmak için. Geçici çözümler hayatı biraz daha kolaylaştırıyor belki de... 

Bireylerin kişiliklerine göre savunma mekanizmalarının bilinçsizce kullanımı ve seçimi de değişiyor tabii. Çocuklukta en sık görülen: Gerileme-Regresyon. Yeni bir kardeşin doğumunda parmak emmeden altını ıslatmaya kadar değişen davranışlar olabiliyor. Yetişkinlerde: Yansıtma. Kişi kendi kusurlarını başkasında görüyor, suçluyor. İnkâr: Hatalı davranışları, kusurları reddederek geçici rahatlama sağlıyor.  Mantığa bürüme: Mantıksal nedenler, mazeretler bularak kusurları kapatmaya çalışma. Kaçma: Problemi yok sayma, önemsememe, umursamama. Bilinç altına bastırma: Üst ben tarafından onaylanmayan, izin verilmeyen, duyguların, isteklerin bastırılması, saklanması. Yadsıma: Benlik için tehlikeli sayılan bir gerçeği yok saymak. Telâfi: Zayıf ya da yetersiz gördüğü bir eksiği kişinin başka bir alanda başarı sağlayarak gidermek istemesi. Dönüştürme: Zorlayıcı duyguların yön değiştirip bedensel olarak yaşanması, bayılmalar, baş ağrısı, nefes alma güçlüğü. Hayal dünyasına kaçma: Acı veren gerçeklerden uzaklaşma. 

Daha olumlu sayılabilecek savunma mekanizmaları da var ; Özdeşleşme: Anne- baba , öğretmen, yakın akraba, siyasal kimliklerin fikir ya da davranışlarını taklit. Yüceltme: Eğilim ve isteklerin toplumca kabul görecek şekle bürünmesi, var olan yeteneklerin daha da geliştirilmesi. Mizah: En üst düzeydeki savunma mekanizmalarından biri kabul ediliyor. Mizahi yollarla, karikatür, komedi, şakalarla olay ya da durumları hafifletme. 

Toplumda, yakın ya da uzak çevremizde ne çok örneklerini görüyoruz değil mi?  Bazen yılların birikmiş kini, öfkesi, intikam duyguları karşımıza çıkıyor,  bazen gerçekler görmezden gelinip inkâr ediliyor, yalanlarla insanlar aldatılıyor.  Dünya çapında kazanılmış başarılar bile çeşitli nedenlerle karalanmaya, yok sayılmaya çalışılıyor. Oysa sporda, sanatta, bilimde, eğitimde, sağlıkta başarılara nasıl da susamış bir toplumuz. Deprem öncesi, deprem sonrası etik değerlerin, meslek ahlakının, yardım ve merhamet duygularını çöküşüne tanık olduk. Dayanıksız binalar gibi pek çok şey parçalandı, yıkıldı, enkazlar bile kaldırılamadı. Toplumsal hafızamız içler acısı. Her olumsuzluğu unutmaya mı çalıştık, bilinçaltımız neyi ne kadar süre saklama, depolama kapasitesine sahip?

Savunma mekanizmalarının uzun süre kullanılması zarar verir diyor uzmanlar. Kişi gerçeklerle yüzleşmeyip hayal dünyasına çekiliyor, inkar ediyor, yansıtmalar yapıyor. Çocukların serbestçe oynayacakları parkları beton yığınlarına terk ettik, ahşap yapılar, el işleri, eski ustalar, sabırla yaratılan eserler kalmadı . İnsanlarımız yorgun, sinirli, öfkeli. Gençler geleceklerinden kaygılı. Çok mu içimize kapandık, çok mu aldattık, yanılttık benliklerimizi. Sanatçılarımız etkinliklerini sergileyecek alan bulamıyorlar, festivaller, konserler , sergiler iptal edildikçe hayaller  nasıl can bulacak?

Eskiye özlem o yüzden mi arttı acaba? Giderek doğallıktan uzaklaşıyor, yapay yollara başvuruyoruz. Kime, neye, nasıl inanacağız. güveneceğiz?  Hayal ediyoruz; Günümüz çocuklarının büyümesine daha çok zaman var. Kimleri örnek alacaklar, kimler önlerinde idol olacak? Kayıp yıllarını nasıl karşılayacağız? Doğal tepkilerimiz anormal hale dönüşmeden, aklın, bilimin, mantığın yol göstericiliğinde, güvenilir, adil, dürüst kişilerin önderliğinde gerçekçi yollardan çözümler üretmeye çalışalım.  Zaman sonsuz bir hızla akıp gitmeden, umutlar tükenmeden... 

Makbule Abalı. 

Emekli Eğitimci

16 Ekim 2023 Urla

Kaynaklar: Atalay Yörükoğlu, Doğan Cüceloğlu, Özcan Köknel, Vikipedi


Ekim 13, 2023

DOĞAL TEPKİLERİMİZ

 


Geçtiğimiz günlerde bir kitabın arka kapağında şu cümle dikkatimi çekti: "Hastalık, ruhumuzun çığlığından başka bir şey değildir, o halde neden ısrarla çareyi sadece bedende arıyoruz? " 

İnsan olmanın, insan kalabilmenin, insanca yaşamanın bedelleri ağır çoğu kez. Yaşam boyu insanın mücadelesi, yaşama uğraşı, ayakta kalabilme, direnebilme isteği hiç bitmiyor. Belki de bu enerji, hayatın durağanlığını önlüyor, insana güç veriyor, yolunu aydınlatıyor, seçeceği yöntemleri belirliyor. 

Bireysel veya toplumsal hayatların anlatımında "savaşmak ya da kaçmak" üzerine kurgulanıyor çoğu senaryo. Ya çeşitli yollarla kişiliğinizi korumayı, var olmayı seçiyorsunuz ya da pes edip boyun eğmeyi, susmayı... Tepkisiz, duyarsız kalmayı, aldırmamayı, boş vermeyi, umursamamayı... (Bu alanda dilimiz, kelime dağarcığımız  ne kadar zengin. Yazdıkça ne çok sözcük kendiliğinden yerini buluyor.) 

Hayat devam ettiği sürece yıllara, dönemlere göre dünyanın, ülkelerin gündemleri de değişiyor; Savaşlar, doğal afetler, küresel sorunlar, ekonomik sıkıntılar... Değişimi kayda alan araştırmacılar süratle yeni alanlara yöneliyorlar, arz ve talep dengesi yeniden belirleniyor. TV. programları. haber kaynakları, filmler, diziler, müzik programları, sanat etkinlikleri, kitaplar, seminerler yeniden düzenleniyor. İnsanların meraklarını gidermek, yeni bilgilerle ilgilerini çekmek önem kazanıyor. 

Her alanda daha çok sayıda tüketiciye, son teknolojiye uygun daha çok ürün satmak üzerine planlanıyor her şey. "Güç bende" diyebilmek adına insan ya da insancıklar unutuluyor çoğu kez. Tüketici grubu değiştikçe reklâmlar da değişiyor. "Halk nasıl olsa  anlamaz"  kaygısıyla  çok da özen gösterilmiyor pek çok şeye. Bol resimli, az yazılı, çok gürültülü müziklerle , tekrarlarla üretiliyor çoğu ürün. Mücevher ve araba reklâmları çok gözde bu aralar. Sanal marketler kaç kişiye hitap ediyor ? İletişim çağında iletişimsizlik söz konusu. Kurumların aranan telefonlarında insan sesi duymak yerine mekanik sesler duymaktan işinizi çözememekten ötürü yorgun düşüyorsunuz. İnsan kayıp, İNSAN aranıyor...

"Uzun yazıları okumaya, yorum yapmaya artık insanların sabrı ve zamanı yok " diyor uzmanlar. O zaman hoşgörünüze sığınarak, bu yazımın devamı  16 Ekim Pazartesi ) günü  blogda (Ağaç Ev Sohbetlerinde) olsun. 

Makbule Abalı 

Urla . 13 Ekim





Ekim 06, 2023

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE YAŞAM

 


BU SABAH
Bu sabah çok güzel, mavi, tertemiz;
İçimden geçiyor aydınlık bir iz.
Öyle bir saadet ince belirsiz,
İnandım ki artık ben gülüyorum.
 
Bu sabah sütünü emdim sevincin;
Düştü kabuk gibi haset, fitne, kin;
Umut kirmeninde eğrilmek için
İpek gibi tel tel dökülüyorum.

Kovdum yüreğimde yatan garibi;
Bu sabah şu ufkun benim sahibi
Bir ufuk içinde akan su gibi
İçimden içime dökülüyorum.

Yaşar KEMAL








RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamım ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle,

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan 

Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece

Gruba karşı bu son bahçelerde keyfince,

Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül!

Ya lâle açmalıdır göğsünde yahut  gül!

Yahya Kemal BEYATLI 



YAŞAMAYA DAİR ( Kısaltarak )

Yaşamak şakaya gelmez

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile meselâ, zeytin dikeceksin

.............

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani

yani bu koskocaman dünyamız

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hatta bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız 

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu, şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım HİKMET 



SON SÖZ

Boğazından lıkır lıkır geçen 

Şu suyun kıymetini bil

Nedir ki bu mavilik deme

Pencereden görebildiğin kadar 

Göğün kıymetini bil

Kıymetini bil çiçek açmış bademin

Güneşli odanın, çamurlu sokağın

Beyazın, siyahın, yeşilin,

Pembenin kıymetini bil 

Dirilik öyle bir şey yürekte

Sevinçle çırpınır,

Kavak yelleri eser insanın başında 

İnsanoğlu kızar, öfkelenir, savaşır

Halk için girişilen savaşta

O korkulu sevincin

Öfkenin kıymetini bil

Bil ki bu

Budur işte

Güneş yalnız dirileri ısıtır

Güneşin kıymetini bil.

Oktay RİFAT



AYRILIŞ

Bakakalırım giden geminin ardından

Atamam kendimi denize, dünya güzel,

Serde erkeklik var, ağlayamam.

Orhan Veli KANIK





BİR YOL HİKAYESİ 

Günün yorgunluğuna,

geleceğin belirsizliğine,

gecenin karanlığına,

dostların vefasızlığına 

inat,

sevmeli, sevmeli ki,

solmasın yaşam...

Tayfun TALİPOĞLU 


Ekim 04, 2023

EĞİTİMDE BİR KAYIP : Şerafettin SUNAY

 


Çalıştığınız her kurumda farklı insanlar, ayrı karakterler, kişilikler tanırsınız. Her biri ayrı bir dünya olan bu insanlardan bazısı derin izler bırakır hayatınızda. Hayatın içinde bir hayat dersi gibidir paylaşımlarınız. Emeklilik sonrası on yıl çalıştığım Mersin Test Teknik Dershanesi'nin yayını "Bir Eğitim Kurumunun 25 Yılı " adlı kitabı bugün yeniden okurken bir kez daha inandım; Eğitim-Öğretim alanında gerçek eğitimcilerle kaliteli uygulamalarla, gönül vererek yapılan özverili çalışmalar yararlı sonuçlar veriyor, yıllar sonrasında da en iyi duygularla anılıyor. 

Çok büyük bir okul gibiydi çalıştığım kurum. Pek çoğu Yüksek Öğretmen Okulu mezunu, branşında güçlü, nitelikli, seçkin öğretmenlerden oluşan 100 kişilik bir kadro, yaklaşık 5000 öğrenciyi kapsayan 4 şube. Rehberlik hizmetlerini çok ciddiye alan, Öğrenci Seçme Sınavlarında üst derecelere pek çok öğrenci yerleştiren, sosyal etkinliklere yer veren, çok ciddi zümre ve Kurul toplantılarının  düzenli yapıldığı , seçilmiş memur kadrosu ve çalışanlarıyla örnek bir kurum, 40 öğretmen ortaklı özel bir kuruluş. Biz ortak değildik ama bu Eğitim Yuvasında yıllarca özveriyle, görevimizi benimseyerek çalıştık. 

Şerafettin Sunay o kurumda tanıdığım unutulmaz insanlardan biriydi. Balıkesir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünden  mezun çok değerli bir matematik öğretmeni.  Gölgesi ağırdı, ciddi bir görüntüsü vardı,  ancak tanıdıkça içindeki ince duyguları,  yüreğindeki insan sevgisini, nezaketini, dürüstlüğünü de tanır, daha çok saygı duyardınız. Şimdi doktor olan büyük kızımız :" Dersi işlerken, problemleri çözerken karatahtayı bir sanatçı gibi özenli ve düzenli kullanan saygın bir öğretmenimizdi." diyerek anıyor. Küçük kızımın Çeşme'deki düğününe eşi Canay Hanım ile birlikte katılarak bizleri çok mutlu etmişlerdi. Konuşması, davranışları, yaklaşımı ile "Beyefendi" unvanını  hak eden , sevilen, sayılan aynı zamanda çekinilen bir kişi.

Kurumda aynı zamanda Müdür Yardımcısı olarak Yönetim kadrosundaydı. O zamanlar yayınlanan Kurum Kitabına çok içimden gelerek şöyle yazmışım: "İnsanlar tanırsınız; kişilikli, bilgili, tutarlı, insana saygılı... 'Lider' olabilmenin ne denli güç olduğunu ya da 'gerçek yönetici' olmanın nasıl bir meziyet olduğunu bir kez daha fark edersiniz. " Bu duyguyu bizlere yaşatan arkadaşlarımı saygıyla anıyorum. Her üç ayda bir çıkan dershane bülteninde yazdığım yazıların çok dikkatli bir okuyucusu olduğunu sonraları öğrenmiştim. Hiç gecikmeden gelen geri bildirimleriyle yazı veya şiirlerimi en ince ayrıntısına kadar değerlendirir, ben mahcup dinlerken övgü dolu sözlerini sıralardı. 

Aynı Dershanede 10 yıl İlköğretim Bölümünün müdürlüğünü yapan eşim Ahmet Abalı ile çok düzenli, tempolu  sabah yürüyüşleri vardı. Sabahın erken saatlerinde çok hızlı yürümekten hoşlanan, sporun yararlarına inanan iki dost eğitimci. Rahmetli Rehber Öğretmenimiz Mustafa Kocabaş ile de çok iyi birer dost olduklarını biliyorum. Seçiciydi ama herkesle anlaşırdı.

Urla'ya taşındıktan sonra da telefonla görüşmelerimizi sürdürdük. Blogdaki yeni yazılarımdan haberdar ettim. Beni onurlandıran, destekleyen,  motive ederek yazmamı teşvik eden övgü dolu olumlu sözleri halâ kulaklarımda. Bugünlerde böyle bir yazı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Yaşasaydı ve okuyabilseydi eminim gene tane tane konuşarak şöyle söyleyecekti:" Yazılarınıza yazılan yorumları da tek tek okuyorum...... "  Telefonda ölüm haberinizi aldığımızda hıçkırarak ağladığımı da yazmak istiyorum şimdi Öğretmenim. Diğer arkadaşlarımıza haber vermek ne zordu...

 2 Ekim 2023 günü eğitime gönül vermiş çok değerli, duyarlı  bir insanı, candan bir dostu kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun. Işıklar içinde uyusun. Değerli eşi Ayşe Canay  Sunay Öğretmenimize,  tüm sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. 

Makbule Abalı Urla 

4 Ekim 2023


                                                    Şerafettin Sunay ve eşi Ayşe Canay  Sunay 





Ekim 01, 2023

BİR DÜŞ GİBİYDİ HAYAT...



Yeni bir ayın bu ilk yayınında eski yazılarımdan birini seçtim. Geçmişe özlem değil ama geçmişi anmak iyi geliyor insana. 6Ocak 2017'de ikinci kez yayınlamışım. Bugün 1Ekim. "Dünya Yaşlılar Günü" olarak da anılıyor. Satırına dokunmadan  nostaljik bir yazımla günü kutluyorum. M.A
.................................................................................................

Gün geliyor bir gün tüm yaşadıklarımıza farklı bir pencereden bakıyoruz. Yaşamı adeta bir tül perdenin ardından gözleyip, yeniden değerlendiriyoruz olayları. Zamanın hızlı akışı içinde daha objektif, daha gerçekçi, eskisinden daha farklı biçimde bir bakış belki de... Yaşanmış onca olay, tanıdığımız onca kişi. Bir ömre, yıllara sığdırılmış onlarca gerçek öykü...  İnsan yaşamından anlar, anılar bütünü. Acı, tatlı, hüzünlü ya da neşeli...

Ancak "yaşanan zamanla- anılan zaman" birbirinden farklı olacaktır elbette; Her şey artık zaman tünelinde netliğini kaybetmiş, etkisi azalmış, bir düşler yumağına dönüşmüş. Gün gelip belli yaş sınırlarını aştığımızda, bellek ne kadarına "geçiş izni" verirse o kadarı yüzeye çıkacak. Belki bir gün kendimize dahi "yabancılaşmak" ya da yenilenen güzel düşler kurmaya devam etmek... Dünya sadece bizim için dönmüyor ya da durmuyor...

Kendimizi iyi hissettiğimiz sürece yazmak, okumak, yeteneklerimiz doğrultusunda güzel şeyler yapmaya çalışmak... Yıllar sonra o tül perdeyi aralamak, yaşadıklarımızı daha net görmemizi sağlayacak belki de. İşte o zaman "Güzel bir düş gibiydi hayat" diyebileceğiz sanırım. Yaşamın içinde eski bir yıla veda edip yeni bir yılı karşılarken her defasında yeni umutlar yüklenir insan. Geçmiş, hatalarıyla, kusurlarıyla geride kalmıştır. Koca bir yılın ne getirip ne götüreceği bilinmez. Ama değişen her yeni yıl insan için de bir değişimdir. Ne çok şey ister, ne çok şey bekler insan. Belki çoğu kez ertelense de hayaller, umduğuyla değil, bulduğuyla yetinir insanoğlu. Sürprizlerle dolu bir düş gibidir hayat.

Bir kitabı yeniden okuduğunuzda ya da bir filmi yeniden izlediğinizde daha önce dikkatinizi çekmeyen yeni şeyler keşfedersiniz. Yeniden geçmişe bakmak, hayatı bir başka zamanda , bir başka gözle gözlemek nice şeyleri hatırlatır insana. Ne çok iz kalmıştır yaşadıklarımızdan geriye. Bazen canımız yanar, bazen mutluluk duyarız. Yaşarken de öyle değil midir, mutlulukla hüzün, gözyaşıyla kahkaha aynı anda yaşanabilir...

Gün olur, geçmişe bir göz attığımızda önceden yaşanmış bazı olaylar çok net canlanır belleğimizde, bazıları silik görüntülerle gelir aklımıza, bazılarını bellek kayıttan silmiştir bile... İnsanın doğasında kötü şeyleri, acı veren anıları bilinçaltına itip unutmak vardır. Çok kolay olmasa da bazı şeyleri unutmak. Düşler sürer yaşadıkça, günbegün. Yeni bir gün başlar günün ilk ışıklarıyla. Her şey yeniden aydınlanır; Geçmişin yol göstericiliğinde yeni yollar açılır insanın önünde. Gün doğarken sabahın duru aydınlığında her şey netlik kazanır. Anılar ayıklanır etkisine göre; İyi-kötü, acı-tatlı, olumlu-olumsuz...

"Karışık, uzun bir düş gibidir hayat." Her hayat kişiye özgüdür, özeldir. Herkes aynı olayı bir başka biçimde yaşar ve etkilenir. Geride yaşanmış koca bir ömür ve paramparça düşler kalır. Bir çocuk parkında masum çocukların coşkusunu gözlediğinde kendi çocukluğunu hatırlar insan. O yıllardaki iyi-kötü anılar sonraki tüm hayatı etkiler. Mutlu bir çocukluk, mutlu bir yetişkin olabilmenin ön koşuludur. Çocuklukta karşılaşılmış bir şiddet, kişiyi asosyal yapabilir, çekingenliğe, güvensizliğe yol açabilir. Olumsuz bir öğretmen davranışı çocuğun tüm hayatını etkileyebilir. Anne-baba arasındaki şiddetli geçimsizlik de gelecekte nice şiddet öyküsünü yaratabilir. O zaman "kötü bir düş gibi" hatırlanır hayat...

Özelikle yaş aldıkça insana saygılı, nazik, anlayışlı, duyarlı, sakin insanların çoğalmasını diler insanoğlu. Bu güzel insanlar çoğaldıkça hoyrat, asabi, saldırgan, kaba insanların da gücü azalacaktır. Ama "şaşırtıcı bir düş" gibidir hayat.  Zamanlı-zamansız iyiler de kötüler de karşımıza çıkacaktır. Geride ancak izler kalacaktır. Bazen alışmak zor olsa da belki zamanla alışarak dayanma gücümüzü de test edeceğiz. İyi-kötü yanlarıyla iniş çıkışlıdır hayat. Çok güvendiğiniz bir dostunuzun hiç ummadığınız bir davranışıyla karşılaşırsınız bir gün. Üzerinize kilolarca ağırlık yıkılır bir anda adeta. Tam tersi güzel bir olay sizi havalara uçurur. Yeniden yaşama bağlanır, düşler ülkesinde yeniden bir gezintiye çıkarsınız...

Yaşam boyu türlü çeşitli hayatlar içinde varlığınızı sürdürürsünüz; Ev hayatı, iş hayatı, sosyal hayat, özel hayat. Her şey size bağlıdır. Duygu kontrolü, düşünce kontrolü, davranış kontrolü... İçinizde "görev aşkı" varsa kimse denetlemediğinde bile var gücünüzle çalışırsınız. Sorumluluk, vicdan, namus, utanç gibi kavramlar anlamını yitirmemişse kafanızda, her şey olması gerektiği gibi tanımlanır. Olumsuzlukları umursamaz, kötülükleri görmezden gelirseniz alışkanlıklarınız da bir başka biçimde gelişir. Kendi kişisel denetimini yapamayan insan dış denetimlerle de kolay kolay değişemiyor. Kendini kurtaracak yolları, açık kapıları hep bulabiliyor.

Bazen bir hastalık, bir kaza, bazen zamansız bir ölüm, sevdiklerinizi alır elinizden. Genç, yaşlı fark etmez, içiniz yanar, üzülür, çırpınır, ama sonuçta kabullenirsiniz. Bu dünyada acı da, hastalık da ölüm de vardır. Ve doğum kadar doğaldır. Uzun bir süre anılar üşüşür beyninize; Keşkeler, pişmanlıklar, nedenler, iyi ki'ler, acabalar... Bazen kader, bazen alın yazısı, bazen doğa kanunu deriz. Adı ne olursa olsun, her kayıp yeni bir "düş kırıklığıdır", isyandır, inkardır. Ama sonuçta kabullenme vardır. Bazen "kötü bir düş gibidir hayat."

"Bir düş gibidir hayat"... Ama gerçeklerle yüz yüze olmak, onları kabullenmek, yaşlılıkta çok da rahatlatıcı değildir. Haksızlıklara tahammülünüz azalır. Yaş aldıkça eleştirmenliğe başladığınızı fark edersiniz. Yanlışları düzelten, hataları vurgulayan bir yapıya bürünürsünüz giderek. Hoşgörü, anlayış azalmaz, ancak insanları, dünyayı düzeltme çabası da hiç bitmez. Bakış açısı giderek genişler, yaşlılık dokunulmazlığına bürünüp, olumsuzlukları konuşmak, söylemek rahatlatır insanı. Yıllar ilerledikçe evinde de yurdunda da sevgiye, nezakete, huzura, sakinliğe daha çok ihtiyaç duyar insan. Gelecek garantisi ister. "Kötü bir düş gibiydi hayat" demek istemiyordur. Çevresindeki insanlara, kurumlara inanmak, güvenmek, insanca yaşamak, insan gibi davranılmak ister.

Kafaca, bedence kendinizi hazır hissetmiyorsanız "emeklilik", bir çocuğun kararsızlığı ya da bir ergenin şaşkınlığına sokar sizi. Yoğun bir iş hayatının ardından "Hayat güzeldir" diye düşünür, yeni planlar yaparsınız. Ancak o güzellik hastalıklarla gölgelenir bazen. Yorgun yılların ağırlığı bazen omuzlarınıza, bazen belinize, bazen dizlerinize biner. Oysa hobilere zaman ayırabilmek nasıl da güzeldir. Dostlarla birlikte bir sabah kahvesi, bir sabah kahvaltısının tadı yıllarca damaklarda kalır. 

"Uzun, karmaşık bir düş gibidir hayat." Hayat devam ederken "beyin" hala dış dünyayla iletişimi sağlıyorsa, başka hastalıkların üstesinden gelebilir insan. "Umut" devam ediyorsa istediği gibi düş kurabilir insanoğlu.
Zorlu bir kışın içinde bile" dört mevsim bahar" olur o zaman...




Eylül 29, 2023

GERİLİM ( Blogları Canlandırma Projesi-Eylül )

 


Blogları Canlandırma Projesi iki yıldır devam eden bir etkinlik. Her ayın son haftasında daha önceden belirlenen konulara göre bir konu seçip o konu hakkında yazıyorsunuz. Ben bu yıl katıldım. Eylül Ayının teması "Gotik ve Gerilim" idi. Ben Gerilim konusunu seçtim. Aşağıdaki yazı bu amaçla yazılmıştır.

Gerilim deyince; gerginlik, korku, huzursuzluk, rahatsızlık, tedirginlik sözcükleri de kafamda ardı ardına sıralanıyor. İlk gençlik yıllarımda klasikler arasında gerilim romanlarını da okudum, filmler izledim. Agatha Christie ( On küçük Zenci ) , Alfred Hitchcock ( Kuşlar, Sapık, Arka Pencere ) iz bırakan kitap ve filmler. Belli yaşlardan sonra daha sakin, daha rahatlatıcı konular arıyor insan. 

Son zamanlarda çekilen bir elektrodan (EKG) sonra bir uzman doktor şu soruyu yöneltmişti: "Neden kalbiniz o kadar hızlı çarpıyor? " Hangimizin çarpmıyor ki Doktor Bey ?" sorusunu iç sesimle sordum. Gerçek hayat yeterince gerilim yüklü değil mi? Son yıllarda psikologların, psikiyatristlerin  sayısı hızla artıyor. Arz ve talep derdi eskiler. Konuları ihtiyaçlar belirliyor. Ancak her konuda olduğu gibi insan seçiminde de doğru kararlar alıp, çıkarları doğrultusunda hareket eden istismarcılara fırsat vermemek gerekiyor. Bilimin ve aklın yol göstericiliğine her zaman ihtiyacımız var.

Yaşarken hayatın içinden küçük gözlemler, çaresiz kaldığımız zamanlar, farkında olup etkisiz kaldığımız zaman dilimleri, sesimizin çıkmadığı, konuşmamızın duyulmadığı anlar, tepkilerimiz, isyanlarımız, kalabalıklardaki yalnızlığımız, huzursuzluğumuz... Hepsi gerildiğimiz anların sonucu değil mi? Siz de bazen görmezliğe, duymazlığa geliyor musunuz? Derin nefes alma ihtiyacı duyuyor musunuz? Uykularınız bölünüyor mu? "Kötülükler bitsin, iyiler, iyilikler çoğalsın" - pek çoğumuz gibi  içten dileğiniz mi? 

Ne güzel sözdür:" Bedenin yükünü ayaklar, ruhun yükünü yürek ve beyin taşıyor. " Her taşıyıcının, yükün bir istiap haddi var elbette. Bir canlıya hatta makineye taşıyabileceğinden fazla yük yüklerseniz çöküntüye uğruyor, inciniyor, bozuluyor ya da işlevini yitiriyor. Gerginlik ortamlarında deşarj olmak gerekiyor elbette. "Eğer sıkıntılarımız, acılarımız, üzüntü ve kaygılarımız gözyaşı halinde çıkış yolu bulamasalardı vücutta başka organların ağlamasına sebep olurlardı "sözü sanki gerginlik ve stresin yarattığı durumlar üstüne söylenmiş. 

Ayrıntılı incelersek, gören gözler, duyan kulaklar, algılayan beyinler ve duyarlı yüreklerle bakabilirsek gerçek hayat bazen küçük mutlulukları bile mutsuzluğa dönüştürüp yaşamı çekilmez kılıyor. Toplumda kimi insanımız  bazen şiddetli gerilimlerle dayanma eşiğini geçip öfke kontrolünü kaybedebiliyor, haklıyken haksız duruma düşebiliyor. Kontrollü olmamız gerekir. Her şeye katlanmak, haksızlıklara boyun eğmek biçiminde değil elbette ama; el birliği, gönül birliği ile barış içinde, çağdaş aklın yol göstericiliğinde yola devam etmek zorundayız. 

Dünyaya at gözlüğü ile bakmak değil, gerçek doğrulara, kaynaklara yönelebilmek, karanlıktan aydınlığa çıkış yolları aramak... Zor ama imkânsız değil. Çevremizde, dünyada neler olup bittiğini izlerken bazen yay gibi geriliyoruz. Haklıyız da, televizyon haberleri, gazetelerin özellikle üçüncü sayfa haberleri, sokakta, pazarda, taşıma araçlarındaki gözlemlerimiz beynimizi, yüreğimizi yakıp kavuruyor: Doğal afetler, ekonomik sıkıntılar, kadın cinayetleri, yanlış kararlar sonucu hayal kırıklıkları, haksızlıklar, güvensizlik, siyasetteki iniş çıkışlar... Siz de haberleri izlerken gerilenlerden misiniz? Açık oturumlarda sesini yükselten, hakaret eden, karşıt fikirleri savunan konuşmacıları dinlemeyen, güç gösterisi yapan konuşmacılar. En üst düzeyde tartışmaların olması gereken yerlerde, hatta Mecliste bazı oturumlarda kaba kuvvet gösterileri.  Oysa o kişiler orada halkı, toplumun farklı kesimlerini temsil etmek için yemin etmişlerdi. 

Emekli bir Eğitimci olarak elbette inanıyorum ki; çocuk ve gençleri bu görüntülerden uzak tutmak lâzım. Onların örnek alınacak idealist kişilere ihtiyaçları var. Kim ya da kimler rol-model olacak? Okuma çağında, ergenlik döneminde okullarda, öğrenci yurtlarında oluşan çatışmalar, öğrenci çeteleri, gruplaşmalar, yanlış yollara sapmalar başka nasıl önlenebilir? Ekranlardaki dizilerden, programlardan kaç tanesini gerçek değerlerimizi  benimsetici buluyorsunuz?  "Toplum bunları istiyor" demek bir çeşit savunma mekanizması değil midir?  Boşanmalar, sadakatsizlikler, içi tüketilmiş sevgi gösterileri, abartılı bir tüketim toplumu,  denetimsizlik, ilgisizlik, boş vermişlik güvensizlik, vefasızlık sizin de içinizi karartmıyor mu? 

Sakinleşmeye, huzura, istikrarlı uygulamalara, yaptığı işi seven, benimseyen, sorumluluk almasını bilen, akıl-mantık- muhakeme- duygu bağlantılarını iyi yönetebilen insanlara öyle çok ihtiyacımız var ki. Gerilimden uzak bir hayat, insanca bir yaşam hepimizin hakkı ve özlemi değil mi...?

Makbule ABALI Urla

29.09. 2023






Eylül 24, 2023

ÇOCUK OLMAK- Kısa Şiirler

 


GÜNEŞE ÖZLEM

Alacakaranlıktı gökyüzü,

Güneş o gün hiç görünmedi

Bir çocuk seslendi önce;

Hey güneş! küs müsün bize yoksa?

Oysa bulutların arasına gizlenmişti güneş

Az sonra çıktı. gülümsedi

Gösterdi güzel yüzünü

Yağmur bulutlarının arasından 

Çiçekler, ağaçlar, tarlalar suya kavuştu,

Aydınlandı yeniden dünya... 


Makbule ABALI


SONSUZ SABIR

Çocuklar isteklerini sıraladılar;

Eğitim, beslenme, oyun alanı

Hayır... hayır... hayır dedi büyükler 

Çocuklardan daha gür çıktı sesleri,

Şimdi değil, daha sonra dediler...

Sabır önerildi, öğütler verildi

Dayanma gücü tükendi çocuklarda,

Yorgun, bitkin, aç uykuya daldılar...


Makbule Abalı


YENİAY - DOLUNAY

Ta çocukken öğrenmişti;

Her yeniay doğarken

Dilek tutmayı, umut tazelemeyi... 

Yeniay bir yıldızla göründü gökyüzünde bir gün

Çocuklar düş kurdular, dilekler tuttular, umutla beslediler...

Günler sonra yeniay dolunaya dönüştüğünde;

Umutlar yöneldi bir başka yeniaya

Çocuklar çocukça öyküler anlattılar,

Rüyalar gördüler

Umut üstüne, gelecek üstüne, yarınlar adına...


Makbule ABALI 

24 Eylül 2023 Urla




Eylül 21, 2023

21 EYLÜL- DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ -2023

 


Doğal afetler dünyayı tehdit ederken insan sağlığı da pek çok şeyden olumsuz etkileniyor.  Yıllar son hızla akıp geçerken hastalıklar da giderek çoğalıyor. Dünyada kalp ve damar hastalıkları, kanser, demans en sık görülen hastalıklar. Hatta eskiden daha ileri yaşlarda görülen bazı hastalıklar artık genç yaş grubunu da tehdit ediyor. 

Bugün Dünya ALZHEİMER  Günü. Demans (Bunama) grubu içinde en sık rastlanan hastalıklardan biri Alzheimer. Dünyada her yıl artan bir şekilde çoğalıyor. 80 yaşından sonra 2 kişiden biri Alzheimer hastası olabiliyor. Alzheimer unutkanlıkla seyreden bir hastalık.  Günümüzde pek çok kişi unutkanlıktan yakınıyor. Tarihleri, adları,  olayları, yerleri unutuyoruz. Ancak unuttuğumuzun farkında olmak önemli.

Toplum olarak zaten unutkanız. Keşke unutmamız gerekenlerle unutmamamız gerekenleri ayırt edebilsek, daha yaşanabilir bir dünyamız olmaz mıydı? Hastalığın nedenleri arasında ; ileri yaşlarda olmak, genetik faktörler, kafa travmasına maruz kalmak, stres, damar hastalıkları ve diyabet, aşırı röntgen ışınlarıyla karşı karşıya kalmak, kötü yaşam koşulları ve beslenme bozuklukları , hareketsiz bir hayat, zihinsel aktivitelerden uzak kalmak, .uzun süreli depresyon sayılabiliyor . Alzheimer hastalığında nörolog ve psikiyatristlerle iletişim kurmak gerekiyor. Erken tanı konduğunda hastalık yavaşlatılabiliyor ancak ne yazık, tedavi şansı yok. 

Hastalık;  çeşitli radyolojik incelemeler, kan tahlilleri, testler sonucunda belirleniyor.  Evreler halinde seyreden bir hastalık.  Hasta bakımı, hasta yakınlarının yaklaşımı ve bilinçli olması  tedavide etkin rol oynuyor. Yakın çevredeki insanların farkındalıkları ve duyarlılıkları önemli. Alzheimer insan yaşamında uzun, yıpratıcı,  yorucu, üzücü bir öykü. Çok sevdiğimiz annemiz Müzeyyen Gültekin'in hastalığı nedeniyle tüm aile bütün evreleri yaşadık adeta. 

Annemin vefatından sonra bir gönül borcu gibi fahri olarak çalıştığım Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi, halâ çok yararlı çalışmalarıyla, Tarsus Şubesi ve Mersin Gülbahar Özmen Aktif Yaş Alma Evi işbirliği ile çevreye ışık saçmaya devam ediyor. Yaşlı hastaların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde deneyimli uzman personelle hizmet sunuluyor. Yatılı ve gündüz bölümleri var. Mersin Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nde Prof. Sn. Aynur Özge Başkanlığında yıllardır çok değerli çalışmalar yürütülüyor, etkinlikler düzenleniyor: Eğitici Kamplar, konferanslar, seminerler, hasta yakınlarına çeşitli kurslar, (Fotoğrafçılık, seramik, makrome, dikiş) Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği Koro çalışmaları, takı ve el sanatları , yoga, nefes egzersizleri, şiir ve edebiyat söyleşileri ; usta eğitimciler ve uzman çalıştırıcılar eşliğinde uygulanmaktadır. 

Mersin'de bulunduğumuz zamanlarda Alzheimer Derneği'nde gönüllü olarak çok değerli hasta yakını arkadaşlarımla İmece Mutfak çalışmaları, Bülten çalışmaları, söyleşiler gibi etkinliklerde severek çalıştım, şiirler , yazılar, öyküler yazdım. Şimdi uzaklardan içten gelen bir görev gibi küçük katkılarda bulunmaya çalışıyorum.

Yazımın altında farklı yıllarda blogda yazdığım  Alzheimer ile ilgili yazılarım, şiir ve öykü başlıklarım var. Bir de amatörce çekilmiş, şiirli bir videomu ekledim. Dünya ALZHEİMER Gününü anarken tüm hastalara acil şifalar diliyor, bu alanda emek veren  özverili doktorlarımıza, sağlık personeline ve hasta yakınlarına yürekten teşekkürlerimi iletiyorum.

Makbule ABALI

21 Eylül 2023 Urla


PAYLAŞIMLAR  Blogda Aramalar kutusundan Alzheimer yazarak büyütece  basarak da aranabilir. Ya da arşivden bulunabilir.

7 Mayıs 2010 Bir Dünya Masalı Alzheimer burada

17 Şubat 2011 Yeniden Çocuk Olmak burada

8 Mart 2013 Anarken burada

9 Ekim 2014 Anlar mı Anılar mı Geriye Kalan burada

21 Eylül 2013 Bir Alzheimer Hastasıyla Komşu Olmak (Öykü) burada

30 Mayıs 2013 Mutluluk Ya da Mutsuzluk burada

19 Eylül 2013 Alzheimer. Birer birer Unutmak Her şeyi

18 Ocak 2015 İmza Günlerinden Geriye Kalan

21 Eylül 2015   21 Eylül Dünya Alzheimer Günü

17 Eylül 2016 Unuttum Unuttun Unuttu

21 Eylül 2016 Bir Tren Yolculuğu (Öykü)

21 Eylül 2018 Unutmak Unutamamak Alzheimer

27 Şubat 2019 Mersin  Alzheimer Derneği'nde İmece Mutfak Çalışmaları 

30 Eylül 2019 Günbegün (Şiir )

21 Eylül 2017 Melâli Anlamak(Öykü ) burada

21 Eylül 2020 Fırtınalı Hayatlar (Şiir)

15 Ocak 2021 Unutmak İnsana Özgü Alzheimer 

1 Ekim 2021 Şarkılarla Şiirlerle (Öykü ) burada

21 Eylül 2021 Dünya Alzheimer Günü 

24 Eylül 2021 Özlü Sözler Alzheimer Farkındalık Ayı 











Eylül 15, 2023

SAĞLIKLI BİR GÜN- Urla'dan Notlar- Urla Devlet Hastanesi...

 


İnsanız; bazı günler kendimizi çok mutsuz hissederken, gün olur kendimizi adeta bulutların üzerinde hissederiz. "Nasılsın?" sorusu bile onlarca kapıya açılan çok yoğun bir sorudur. Bugün dünden daha iyiyim diyebileceğiniz gibi "İyiyim" dersiniz kısaca. İyi değilsinizdir oysa. Ya karşınızdaki insanı üzmemek istersiniz veya daha derin sorulara geçiş yapmak gelmez içinizden. Ama anlayan anlar; Sesiniz belli eder pek de iyi olmadığınızı...

Genellikle yazarken anılar dışında özel yaşamdan çok nadir söz ederim.  Özelden genele geçiş kolay değildir her zaman. Yaşamın içinde bazı şeyler kişiye özgüdür. Hayatın biteviye akışı içinde insan öyküleri türlü çeşitlidir. Ayrı dünyaların insanlarının benzer öyküleri olduğu kadar çok farklıları da vardır elbette. Yıllara yayılan zaman dilimlerinde karışık ruh halleriyle bezenmiş insanlık halleridir her biri. Bazen paylaşmak gerek yaşam deneyimlerimizi...

Bu yıl ilk kez yaş almaktan öte yaşlandığımı hissettim. Değişen ruh halinizle birlikte insana özgü çeşitli hastalıklar da sizinle birlikte yol alıyor. Belki Pandemi dönemi, toplumsal değişimler, umutsuz beklentiler, yükselip alçalan değerler karmaşası, hayal kırıklıkları da bedensel ve ruhsal yapımızı olumsuz etkileyen etkenler oldular. Oysa sağlık "Bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik hali " olarak tanımlanıyordu.  Aslında Sağlık alanında da iyileştirilmeyi bekleyen ne çok sorun var.

Yaşamın içinde iyi gün- kötü gün kavramları hep aynı biçimde geçmiyor tabii ki. Belki de hayat dayanma gücümüzü, sabrımızı test ediyor.  Küçücük şeylerle mutlu olurken bir karamsarlık sarıyor dört yanınızı. Ağzınızın tadı kaçmışsa pek çok şeyden de tat almamaya başlıyorsunuz. Ama direniyor insanoğlu, deniyor ve çoğu kez başarıyor da... 

Bugün İzmir-Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümüne günler öncesinden alınmış bir randevum var. Merkezi Hasta Randevu Sistemi- MHRS'den .  Emeklilik sonrası yıllarca ertelediğiniz belki de çok önemsemediğiniz  hastalıklarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Günler ev- doktor-hastane üçgeninde geçiyor. Bu sabah Zeytinalanı'ndan Urla Devlet Hastanesi'ne dolmuşla gitmeye karar veriyoruz. Çok zaman kızımızla gittik, zaman zaman da taksilerle ulaştık gideceğimiz yerlere. Taksimetre açılış fiyatları emeklilerin bütçesini epeyce zorluyor.

Güne harika bir kaptan şoförle başladık. Basamaklar yüksek olunca dolmuşa binişte biraz zorlanıyorum.  Beklettim diyorum, hayır, olur mu diyerek yanıt veriyor. Henüz oturmadan tamam hareket edebiliriz dediğimde  önce oturun diyor.  Özlediğimiz davranışlarla mutluluk satın alıyoruz adeta. Dünyada kendinden başka insanları da düşünen insanların varlığını  bilmek ne güzel... 

Zor dönemlerin ardından hastalıklar  normal yolunuzu çıkmaz sokaklara sürüklüyor adeta. Sağlıklı günlerinizi özlemle arıyor, anıyorsunuz.  Çalışırken ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda ihmal ettiğiniz sağlığınız sizden hesap soruyor adeta. Belki belli yaşlardan sonra daha hassas, daha kırılgan, alıngan oluyor insan. Devletten, devletin kurumlarından daha çok beklentileriniz oluyor. 

Ekonomik sıkıntılar, bazen bulunamayan ilâçlar, değişen değerler ortamında güven duygunuzun zedelenmesi kişileri rahatsız ve huzursuz edebiliyor. Hele yakınlarınızın, sevdiklerinizin rahatsızlıkları da artınca psikosomatik hastalıklara da davetiye çıkarıyorsunuz. Diyabet, alerjiler. kalp-damar hastalıkları, inme,  demans...  Acaba aşıların yan etkileri oldu mu diye düşünmeden de edemiyorsunuz. 

Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümündeki randevum saat 11.00 de. 20 dakika önceden oradayım. Danışmadaki güler yüzlü bayana "Ne olur güler yüzünüzü hiç kaybetmeyin" diyorum. Randevu alırken en yakın tarih bir hafta sonrasıydı.  Kabul etmekten başka  seçeneğiniz  yok ki. Doktor seçme şansım da yoktu. Hiç kimseyi tanımıyordum.  

Sıramı beklerken tedirginim. 2 no'lu kapının önünde  koltuklarda beklerken yanımdakilere soruyorum; İlk kez mi geliyorsunuz, nasıl bir doktordur, sakin midir, sorularınıza cevap verir mi...?  İşini iyi yapan her insanda, her meslekte aradığımız temel davranışlar.  Cevaplar çok sevindirici...

Saat tam 11.00 de  adım kapıdaki ışıklı panoda beliriyor. Bir hastane ortamında zaman ilk kez bu kadar dakik işliyor. İyilerle, iyiliklerle karşılaşma günüm müydü o gün, şanslı mıydım? 

Kan vermeye alt kata iniyorum, 4 tüp kan alınıyor, incitmeden, özenle, morartmadan. Ultrason aynı gün çekiliyor, rastlantı gene iki numaralı bir başka kapıda çok kısa süre bekliyoruz. Son derece nazik bir uzman doktor, lütfen diyerek uygulamanız gereken hareketleri belirtiyor, çekim yapıyor.  Rapor, anında istekte bulunan doktorumuza ulaşıyor. Teşekküre kurgulanmışım  o gün adeta.  Dahiliye uzmanımız MR tetkikine ihtiyaç duyuyor. İnanılmaz bir şey, ertesi güne randevu veriliyor. 

Hayatım boyunca iyi şeyleri değerlendirmek, vurgulamak, olumsuzlukları da uygun bir üslupla dile getirmek gerektiğine inandım. Hastaneye gittiğimde hiçbir ayrıcalığım, tanıdığım yoktu. Öyle güzel izlenimlerle ayrıldım ki. Deneyimli, güler yüzlü, sakin, alanında yetkin insanlarla harika bir ekip. Her kurum çalışanlarıyla yüceliyor ya da eleştirilere hedef oluyor. İyiler, güzellikler çoğalsın ne olur. Onlara öyle çok ihtiyacımız var ki... 

Bu düzenli işleyişte büyük katkısı olduğuna inandığım başta Sn.  Başhekim, diğer uzman doktorlar: Sn. Doktor Nihat Kurtuluş, Sn. Doktor Onur Bölükbaşı ve 7-24 saat özveriyle çalışan teknik  personel, Bilgi İşlem Dairesi, kayıtlardaki sekreterler bu düzenli işleyişte emeği ve katkısı olan,  özveriyle çalışan güler yüzlü sağlık elemanları... Hepsine teşekkür borçluyum. Bilgi İşlem Dairesi'nde Meva Hanım'ı unutabilir miyim. "Sonuçları alabilir miyim? " soruma yardımlarını esirgemiyor, çok nazik bir yanıt alıyorum. 

Sonsuz teşekkürler bu güzel insanlara; Zor anlarımızda varlığınızla güç kattığınız için, umutlarımızı tazelediğiniz için, yüzlerimizde, yüreklerimizde tebessümler yarattığınız için... 


Makbule ABALI - Emekli Rehber Öğretmen

Urla. 15 Eylül 2023

Güncelleme Notu: 

Geçmişte yazdığınız bir yazıyı güncellerken; gerçeklere sadık kalarak bir kurum hakkında daha sonraki izlenimlerini de aktarmak istiyor insan. Urla Devlet Hastanesine sonraki her gidişimde mutlu ayrıldım, anlatılması gereken daha ne çok şey olduğuna içtenlikle inandım. Kulak-Burun-Boğaz ve Üroloji Bölümlerinde de değerli doktorlar var.

Dahiliye Bölümünde uzman doktor Seda C. semiz, bilgisayarların zor çalıştığı bir günde; tek başına sabrıyla, yüzünde değişmeyen tebessümüyle, hastalara nazik ve ölçülü yaklaşımıyla genç yaşına rağmen derin bilgisiyle, aranan-özlenen bir doktor.  

Kardiyoloji Bölümünde uzman Dr. Pelin Aladağ,  sekreteri Yasin Bey  özverili çalışmaları,  özenle hastalara  yaklaşımları , nezaketleri ile silinmez izler bırakıyorlar. Ne yazık, Pelin Hanım'ı geç bulduk, çabuk kaybettik. Karadeniz Yöremizde de değeri bilinecektir. 

Bir sağlık kurumunda insana, kişiliklere saygı ile birlikte düzenli bir işleyiş, temizliğe özen, daha iyiye ulaşma arzusu, hasta haklarına adilce yaklaşım ne kadar önemli. Bu kurumda bir Çarşamba Günü, öğle tatili aralığında Konferans Salonunda etkileyici bir Şiir Etkinliği  düzenlenmesi de kayda değer.

Sadece bir gün, alan bilgisiyle çok  beğenilen, takdir gören bir uzman doktorun; bazı hastalarının çok yanlış davranışlarıyla haklı olarak oluşan tepkisi, ne yazık bana denk geldi. İyi ki o zaman dilimine kontrolsüz bir hasta denk gelmedi. "Doktorluk çok zor."

Tuvaletlerin temizliği, ihtiyaçlar oranında temizlik malzemeleri bulundurulması ile ilgili teşekkürüm üzerine içtenliğine inandığım bir personel şöyle diyor: "Başhekimimiz bu konunun uygarlıkla ilgili olduğunu savunur her zaman. Değerli Başhekimin odasında, bir duvar boyu yer alan kocaman kitaplık her şeyin kanıtı gibi.

Sonsuz teşekkürler; Sağlık hizmetlerinde olması gerekenleri bizlere  kanıtladığınız için. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

Eylül 2024 Urla 

* * *

Yeni duyduğum bir haber içimi acıttı doğrusu. Urla Devlet Hastanesi Başhekimi Sayın Ömer Koçak emekliye ayrılmış. Bundan sonrası için kendisine sağlıklı-huzurlu mutlu bir yaşam dilerken; oluşturduğu düzenin aynı biçimde devamı,  hasta ve görevlilerin de mutluluğu olacaktır.  

Saygıyla. 

Makbule Abalı-15 Ocak 2025