Kuşları çok seven biri olarak daha önce de doğadan kuş öyküleri anlattığım, yazdığım zamanlar oldu. Ama mavi kuşumuz- cankuşumuz'dan çok az söz ettim. Geldiğinde henüz bir aylıktı. Evimize adeta onunla birlikte enerji gelmişti. Neşe kaynağı idi. Adını Cankuş koyduk. Bizim için çok güzel bir hediye idi Cankuş.
Getiren arkadaşımız evinde de iyi cins muhabbet kuşları besliyordu. O yıllarda annem Alzheimer hastası idi, bizimle kalıyordu. Cankuş anneme hediye olarak gelmişti. Ama bize emanet edildi.
Kuşlar hakkında az çok bilgimiz vardı. Ama daha bilinçli bir kuş besleyicisi olmak için kitaplar karıştırdık, internetten araştırdık. Cankuş evimizde yıllar boyu çok mutlu yaşadı sanırım. Yemi, suyu, kafes temizliği hiç ihmal edilmedi. Bizimle birlikte kahvaltı sofrasına oturur, yumurtamızı paylaşırdı. Kafes kapısını açık bırakırdık. Evin içinde özgürce uçardı. Bir gün balkon kapısı açık kalmış, balkona çıkmış, kaçabilir düşüncesiyle bizi çok ürkütmüştü. Ama yuvasına geri döndü, uçup gitmedi, bizi terk etmedi. Farklı bir kuştu.
Yazları Mersin'e 1.5 saat uzaklıkta yaylaya giderdik. Eşya ile dolu arabamızda Cankuş'a mutlaka yer vardı. Kafesiyle birlikte benim kucağımda o da yaylaya taşınırdı. Bir yaz kızım tatile gelirken İstanbul'dan kedisini getirmiş, aynı evde bir kedi bir kuş akla karayı seçmiş ama çözüm bulmuştuk. Her ikisine de yer ayarlanmıştı.
Cankuş çok duygulu, çok anlayışlı, akıllı bir kuştu. Bizleri biraz sıkıntılı veya rahatsız görsün elimize, başımıza, omzumuza konar, "caanım nasılsın-ha nasılsın?" der, şaşırtırdı. "Günaydın- iyi geceler" hiç ihmal etmediği deyişlerdi. Konuklarımız şaşırırlardı ama 60 kadar kelimeyi net söylerdi. 3-4 kelimelik cümleleri vardı.
Bir gün eşim sahilde yürüyüş yaparken bir ağaç dalında herhalde bir evden kaçmış bir muhabbet kuşu buluyor. Çevrede soruyor, kimse sahip çıkmıyor, orada bıraksa çevredeki kediler tehlike. Onu da eve getirdi. Yeni bir kafes alındı. Sapsarı tüyleri vardı, adını "sarıkuş" koyduk. Ama Cankuş'la Sarıkuş hiçbir zaman tam dost olamadılar. Ancak iki uzak komşu gibi bir süre sonra birbirlerini kabullendiler. Ayrı kafeslerde ama yan yanaydılar. Cankuş muhabbeti seven bir kuştu. Nedendir bilinmez, Sarıkuş hiç konuşmadı. Evinden ayrıldığında çok mu korkmuştu, bizi mi benimseyemedi, Cankuş'un ayrıcalığını mı kabullenemedi...?
Cankuş ve Sarıkuş bizimle birlikte uzun yıllar yaşadı. Annemin ölümünden iki ay kadar önce Cankuş'un davranışları dikkatimizi çekti. Annemin başına konup onun elinden bir şeyler yemeyi çok severken, her gün odasına girip "günaydın" derken o odaya hiç uğramamaya başladı. Annemin ölümünden yaklaşık iki saat önce adeta çığlık atar gibi canhıraş haykırışlarla ötmeye başladı. En son geldi, alnına kondu, adeta bir öpücük kondurdu ve odadan çıktı. Çok etkileyici bir tablo idi. Cenaze kalkmadan önce cami çevresinde sürekli kuşlar uçuyordu...
Birkaç yıl sonra bir süreliğine İstanbul'a gitmemiz gerekti. Cankuş ve Sarıkuş'u yokluğumuzda bakımları ricasıyla iki dostumuza emanet ettik. Bir hafta geçmeden Sarıkuş'un nedensiz öldüğünü öğrendik. Tabii çok üzüldük. O üzüntü geçmeden Cankuş'un hastalandığı haberi geldi. Sürekli telefonla sağlık durumunu soruyorduk. Ağırlaştığını söylediler. Telefonda sesimi duysun istedim. "Beni sever. kafesi ahizeye yaklaştırsanız, sesimi duysa" dedim. Onun bildiği bütün sevgi sözcüklerini sıralamaya çalıştım...
Telefonda hem konuşuyorum hem gözümden yaşlar süzülüyor. Bu arada telefonun öbür ucundan ağlamaklı bir ses geldi : "Maalesef Cankuş'u kaybettik." Eşim ve ben ağlamaya başladık. Telefondaki dostumuz ağlıyor. O anı hiç unutmam. Bir can gitmişti aramızdan.
Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybetmiş gibiydik.
İstanbul dönüşü ev bomboş geldi bize. Kafeslerin yerini boş görmek... İlk günlerde, aylarda bir çarşı-pazar dönüşü veya yürüyüş sonrası sokak kapısını açıp da eve girdiğimizde sanki Cankuş evde bizi bekliyor gibi gelirdi hep. Anahtar sesinden anlar, dönüşümüze çok sevinirdi. Uzun zaman sesi, güzel ötüşü kulağımızda yankılandı.
Şimdilerde ara sıra balkon kapısından küçük bir kuş içeriye meraklı gözlerle bakar, cankuşu hatırlatır bize...
Getiren arkadaşımız evinde de iyi cins muhabbet kuşları besliyordu. O yıllarda annem Alzheimer hastası idi, bizimle kalıyordu. Cankuş anneme hediye olarak gelmişti. Ama bize emanet edildi.
Kuşlar hakkında az çok bilgimiz vardı. Ama daha bilinçli bir kuş besleyicisi olmak için kitaplar karıştırdık, internetten araştırdık. Cankuş evimizde yıllar boyu çok mutlu yaşadı sanırım. Yemi, suyu, kafes temizliği hiç ihmal edilmedi. Bizimle birlikte kahvaltı sofrasına oturur, yumurtamızı paylaşırdı. Kafes kapısını açık bırakırdık. Evin içinde özgürce uçardı. Bir gün balkon kapısı açık kalmış, balkona çıkmış, kaçabilir düşüncesiyle bizi çok ürkütmüştü. Ama yuvasına geri döndü, uçup gitmedi, bizi terk etmedi. Farklı bir kuştu.
Yazları Mersin'e 1.5 saat uzaklıkta yaylaya giderdik. Eşya ile dolu arabamızda Cankuş'a mutlaka yer vardı. Kafesiyle birlikte benim kucağımda o da yaylaya taşınırdı. Bir yaz kızım tatile gelirken İstanbul'dan kedisini getirmiş, aynı evde bir kedi bir kuş akla karayı seçmiş ama çözüm bulmuştuk. Her ikisine de yer ayarlanmıştı.
Cankuş çok duygulu, çok anlayışlı, akıllı bir kuştu. Bizleri biraz sıkıntılı veya rahatsız görsün elimize, başımıza, omzumuza konar, "caanım nasılsın-ha nasılsın?" der, şaşırtırdı. "Günaydın- iyi geceler" hiç ihmal etmediği deyişlerdi. Konuklarımız şaşırırlardı ama 60 kadar kelimeyi net söylerdi. 3-4 kelimelik cümleleri vardı.
Bir gün eşim sahilde yürüyüş yaparken bir ağaç dalında herhalde bir evden kaçmış bir muhabbet kuşu buluyor. Çevrede soruyor, kimse sahip çıkmıyor, orada bıraksa çevredeki kediler tehlike. Onu da eve getirdi. Yeni bir kafes alındı. Sapsarı tüyleri vardı, adını "sarıkuş" koyduk. Ama Cankuş'la Sarıkuş hiçbir zaman tam dost olamadılar. Ancak iki uzak komşu gibi bir süre sonra birbirlerini kabullendiler. Ayrı kafeslerde ama yan yanaydılar. Cankuş muhabbeti seven bir kuştu. Nedendir bilinmez, Sarıkuş hiç konuşmadı. Evinden ayrıldığında çok mu korkmuştu, bizi mi benimseyemedi, Cankuş'un ayrıcalığını mı kabullenemedi...?
Cankuş ve Sarıkuş bizimle birlikte uzun yıllar yaşadı. Annemin ölümünden iki ay kadar önce Cankuş'un davranışları dikkatimizi çekti. Annemin başına konup onun elinden bir şeyler yemeyi çok severken, her gün odasına girip "günaydın" derken o odaya hiç uğramamaya başladı. Annemin ölümünden yaklaşık iki saat önce adeta çığlık atar gibi canhıraş haykırışlarla ötmeye başladı. En son geldi, alnına kondu, adeta bir öpücük kondurdu ve odadan çıktı. Çok etkileyici bir tablo idi. Cenaze kalkmadan önce cami çevresinde sürekli kuşlar uçuyordu...
Birkaç yıl sonra bir süreliğine İstanbul'a gitmemiz gerekti. Cankuş ve Sarıkuş'u yokluğumuzda bakımları ricasıyla iki dostumuza emanet ettik. Bir hafta geçmeden Sarıkuş'un nedensiz öldüğünü öğrendik. Tabii çok üzüldük. O üzüntü geçmeden Cankuş'un hastalandığı haberi geldi. Sürekli telefonla sağlık durumunu soruyorduk. Ağırlaştığını söylediler. Telefonda sesimi duysun istedim. "Beni sever. kafesi ahizeye yaklaştırsanız, sesimi duysa" dedim. Onun bildiği bütün sevgi sözcüklerini sıralamaya çalıştım...
Telefonda hem konuşuyorum hem gözümden yaşlar süzülüyor. Bu arada telefonun öbür ucundan ağlamaklı bir ses geldi : "Maalesef Cankuş'u kaybettik." Eşim ve ben ağlamaya başladık. Telefondaki dostumuz ağlıyor. O anı hiç unutmam. Bir can gitmişti aramızdan.
Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybetmiş gibiydik.
İstanbul dönüşü ev bomboş geldi bize. Kafeslerin yerini boş görmek... İlk günlerde, aylarda bir çarşı-pazar dönüşü veya yürüyüş sonrası sokak kapısını açıp da eve girdiğimizde sanki Cankuş evde bizi bekliyor gibi gelirdi hep. Anahtar sesinden anlar, dönüşümüze çok sevinirdi. Uzun zaman sesi, güzel ötüşü kulağımızda yankılandı.
Şimdilerde ara sıra balkon kapısından küçük bir kuş içeriye meraklı gözlerle bakar, cankuşu hatırlatır bize...

