Yıllar önce ilkokulda iken sınıflarımızda Mevsim şeritleri vardı: Ezbere sayardık. İlkbahar yaz, sonbahar , kış. İlkbahar en sevdiğim mevsimdir. Her yıl sabırsızlıkla beklerim. İçinde ne çok şey barındırır; Doğanın değişimini müjdeleyen cemreler o mevsimde düşer, yeniden doğuşu simgeleyen Nevruz 21 Mart'ta, 45 yıllık bir evliliğin yıldönümü 8 Nisan' da, Emek ve Dayanışma Günü, aynı zamanda Bahar Bayramı 1 Mayıs'ta, benim doğum günüm 19 Mayıs...
Bu yıl zorlu bir kışın ardından bahara erişemeden, adeta bir hüzün mevsimi yaşadık. Doğa yılların birikiminin, yılların acısının, insanların vurdumduymazlığının, savurganlığının, hoyratlığının bedelini aldı sanki. Ülke olarak bir büyük acı yaşarken ; toplumsal acılar kişisel acılara, kayıplara, yürek dağlayan büyük acılara dönüştü. Belki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ama zaman zaman çok büyük sıkıntılar yaşamış ülkemiz insanı elbette gene ayağa kalkma gücünü kendinde bulacak. Ta atalarımızdan, dedelerimizden gelen genlerimizdeki tahammül ve dayanma gücü henüz tükenmedi.
Her şeye rağmen günlük tutma alışkanlığımı henüz terk etmedim. 23.03.2023 günü günlüğüme şöyle bir not düşmüşüm. "Kendimi hiç bu kadar yalnız ve çaresiz hissetmemiştim. " Sadece o günün özeti değildi bu not elbette. Günlerce süren yürek çarpıntımıza bir başka sıkıntı daha eklenmişti. Sanırım iyi niyet, merhamet ve empatiyle donatılmış insanlar, gelmekte olan tehlikeyi hemen sezemiyorlar. Kötülük uyaranlarını hemen algılayamıyorsunuz, kötülük yapmayan kötülük de görmeyeceğini sanıyor. " İnstagram hesabınız çalınmış" uyarısını alıncaya kadar ben neredeydim...?
Yüzyıllardan beri dünyamız iyilerle kötülerin savaşlarına tanık oluyor. Ve ne yazık tüm uğraşılar, çabalar, mücadeleler yetmiyor. Çocuklar umuda, aydınlığa, doğanın yeşiline, göğün mavisine , insanın iyisine hasretler. Oysa çocukların önünde öyle güzel örnekler var ki; 100 yıllık bir zeytin ağacı tüm gövdesiyle, dallarıyla, kollarıyla topraktan, köklerinden güç alarak kendini yeniliyor. Onca yıl direnmiş her türlü fırtınaya, sele, yıkımlara, zararlı haşerata. Ve hayvanlar arasındaki dayanışma, paylaşım, iş bölümü... Pek çok insana örnek olabiliyor.
Bir de acıların çoğaldığı zamanlarda zor günleri fırsat bilen insanlar var. Yardımcı olmak, kurtarıcı, yapıcı olmak yerine yaralamayı, yok etmeyi düşünen fırsatçılar, hilebazlar, ahlak yoksunu insanlar. Onur, namus, dürüstlük, utanç yok onların sözlüklerinde. Aldatma, çıkar, paranın gücü, saygısızlık, boş vermişlik vardı sadece. Zulüm ile, düşmanca tavırlarla kin ve öfkeyle nasıl, ne kadar yol alınabilir? Kötüler yaptıkları kötülüklerin batağında daha da kirlenip yok olmazlar mı?
En sıkıntılı dönemlerde en büyük soyguncuların ortaya çıkmasına şaşırmamak lazım. Merhamet ve insaftan yoksun insanlar çıkarlarını korumak için her çareye başvurabilirler. Elbet gün gelecek dünya onlara hak ettikleri cezayı, kınamayı verecek. Suç ve ceza kavramları yerli yerinde, doğrular arasında yer alacak. Değerlerimiz altüst olsa da, incinsek de ayakta kalmak zorundayız. Bir karış toprağa tutunmaya çalışan dallar gibi umuda el uzatmaktan hiç vazgeçmeyeceğiz.
Hukukun işlemediği yerde haklı olarak organizma isyan ediyor, tepki gösteriyor. Bedende alerjiler, mide rahatsızlıkları, kronik baş ağrıları, bedensel kaynaklı ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıkıyor. Ancak dil susarsa yürek suskun kalamıyor. Edepli davranmak edepsizi kendine getirir mi, acaba? Hayır elbette. Onlar bir sürü gibi, düşünmeden, duygusuz, utançtan yoksun, hile ile aldatmaca ile dünyanın herhangi bir yöresinde sahnelerde, ipleri başkalarının ellerinde kişiliksiz, karaktersiz kuklalar gibi sanal ortamlarda kötülüklerini sergilemeye devam edecekler... Ta ki birileri yanlışı yıkıp doğru değerlere ulaşıncaya dek.
Makbule ABALI.
27 Mart 2023
