Sayfalar

çocuk ve gençler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk ve gençler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 28, 2025

YÜZ YAŞINA ERİŞMİŞ BİR CUMHURİYET -CUMHURİYETİMİZ 102 YAŞINDA...

 


Dile kolay;  CUMHURİYETİMİZ 102 YAŞINDA.  Yüzyıl, bir asır, çok uzun bir zaman dilimi. O uzun yıllar nelere tanık oldu, neler yaşandı. kimler geldi, kimler geçti ? Her dönemin, o zaman diliminde yaşayan insanlara kazandırdığı belli davranış kalıpları, yoğun, kalıcı duygular var.  Gelişim aşamalarında, yaşadığımız topluma uyum sağlarken, birey  olmaya çalışırken  kazandıklarımız, yıllardan geriye kalan izler, birikimler... 

Yüzyıllık Cumhuriyetimizin bir dönem tanığı olmak adına dün gece ilkokul yıllarımı düşündüm:  Ta o yıllara anılarımda bir yolculuk yaptım. Neyse ki hafızam da gerçek bir dost gibi bana yardımcı oldu, pek çok şeyi hatırlamama fırsat verdi. Geldiğimiz yolu bilmezsek sonraki zaman dilimlerini nasıl değerlendirebiliriz, neye göre, nasıl önlemler alabiliriz? 

Hatırlayabildiğim kadarıyla o dönem; Aza kanaat etme, paylaşabilme, tutumlu olma, insani yönden büyüklere saygı, küçüklere sevgi gösterebilme, güven, dürüstlük, vefa, onur, hak, hukuk, adalet duygularının yoğun ve gerçekçi olarak yaşandığı yıllardı.

Atalarımız, büyüklerimiz, gerçek savaş öyküleriyle büyümüş, yıllarca askerlik yapmış , çok acı ve eziyet çekmiş , yoklukla mücadele etmiş bir neslin çocukları, torunları olarak her şeyi ince ve kapsamlı düşünürlerdi. 

Devlet Baba,  Toprak Ana, Asker Ocağı, Er Meydanı, Baba Ocağı, Ana Kuzusu, Ahde Vefa, Sorumluluk Bilinci, Vazife Anlayışı, Sadakat, Liyakat o nesillerde yerinde ve sık kullanılan sözcüklerdi.  

Bir tas sıcak çorba, bir yudum su, bir bardak dost çayı, kırk yıllık kahve,  Tanrı misafiri, adam gibi adam, helâl süt emmiş, yuvayı yapan dişi kuş,  altın kalpli, alnı pak, yüreği pak" gibi deyimler, sözcükler de ta o yıllardan belleğime kazınmış gibi adeta. Kimler bu sözcükleri, bu güzel deyişleri unutturdu bize, kimler anlamlarını değiştirdi ya da başka anlamlar yükledi? Belki yeni eklemelerle, bu anlamlı sözcüklere yeniden yer verebiliriz dilimizde. 

Milli ve Dini Bayramlar bayram gibi kutlanır, acılar yaşandığında hep birlikte yas evine gidilerek İmece usul kısıtlı  imkânlarla  hazırlanan yöresel yemekler bırakılırdı. Yere düşen ekmek parçasını hemen alır, üç kez öper, uygun bir yere koyardık. Ekmek kutsaldı. 

Yazın en sıcak günlerinde bile oruç tutmak isteyenler olurdu biz çocuklar arasında. Her şey sadelik ve içtenlik üzerine kurgulanmıştı sanki. Korkarak değil, inanarak, olması gerektiği gibi yapardık. Sevap- günah içimizde idi. Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Derslerimizde de çok şey öğrendik. O dönemde fotoğraflar çekilerek yardım kolileri dağıtılmazdı ama yoksullar için adları bilinmeyen yardım melekleri, aşevleri vardı. 

Evlilikte sadakat, anlayış, vefa, dostluk esastı. Görücü usulü evlilikler çoğunluktaydı ama ayrılma boşanmalar bu kadar yaygın değildi.  Evlenme yaşı şimdikinden daha genç idi ancak  çok küçük yaşta evlendirilen kız çocukları yoktu.  Kadın sığınma evlerine de ihtiyaç yoktu sanırım. 

Ekonomik sıkıntılar aileleri sarsardı ama Orta Direk aileler ; temelden, çatıdan, yan kolonlardan, kirişlerden güç alarak ayakta kalmayı, geçinmeyi bilirdi. Tarımla, çiftçilikle uğraşan aileler biraz daha şanslıydı. Çukurova'nın verimli toprakları zor günlerde cankurtaran simidi gibi olmuş, aza kanaat eden insanları doyurmuştur. 

Adana'da doğmuş, üniversite öğrenimine kadar çocukluk ve ilk gençlik yılları Adana'da geçmiş eski bir Adanalı olarak  ne çok severim Adana'yı, sıcak iklimi gibi sıcak  dostluklarını, yöresel yemeklerini, gönülleri kadar zengin dost sofralarını. belki biraz gürültülü ancak içten söyleşilerini. 

Üniversite sonrası ilk görev yıllarım gene Adana'da başladı. Yaş aldıkça, çocukluk yılları ne kadar gerilerde kalsa da kolay kolay unutulmuyor, anılar deposundan silinmiyor. Narenciye çiçeklerinin kokusu burnunuzda, ağaçtan koparıp yediğiniz meyvelerin tadı damağınızda kalıyor. Fayton arabaların tekerlek sesi, arabacıların atlara seslenişi halâ kulaklarımda.

 Adana Namık Kemal İlkokulu  ilk eğitim yuvam sayılır. İlk dört yılım orada, son yılım da taşınmamız nedeniyle Celâlettin Seyhan İlkokulunda  tamamlandı. O yıllarda anaokulları, ana sınıfları yoktu. 

Sınıflarımız yaklaşık 40-50 kişi olurdu. Her sabah Atamızın gülümseyen yüzü karşılardı bizleri, güç alırdık. Sınıfımızda her kesimden, her yöreden arkadaşlarımız vardı. Doktor, mühendis, hukukçu, öğretmen, işçi, esnaf  her kesimden insanların çocukları. Hepimiz bir arada kardeş gibi büyüdük. Okul sadece öğretim değil aynı zamanda bir eğitim yuvasıydı. 

Önlüklerimiz tek tipti. Kocaman kurdelelerimiz, beyaz yakalarımızla adeta akla karanın temsilcileri gibiydik. Ancak her zaman griye de yer vardı. Hayal kurmasını hepimiz iyi bilirdik.  Sadece okur yazar olmadık,  dinlemeyi,  anlamayı, insan ilişkilerini, tarih bilincini, yurt sevgisini, adaletli olmayı, bilimsel düşüncenin  değerini de orada belledik. 

Her okulda Öğretmenlerden daha kıdemli bir Başöğretmen olurdu. Eğitim müfettişlerinden ayrı, okulda genel anlamda bir denetleyici. Bir arabulucu gibi işleyişten sorumlu, deneyimli bir kişi. Okullarda okuma yazma bilmeyen yetişkinler için çok yararlı  Okuma-Yazma Kursları açılırdı. Eğitimde her kademede  usta öğreticilerle yürütülen kaliteli çalışmalar sonucunda  diploma sahibi olmak bir onurdu.

Bayramlarda Belediye binası önünde yapılan  Resmigeçide en temiz, giysilerimiz, en düzenli yürüyüşümüzle katılırdık. Marşlar, bayraklar, flamalar, şiirler , günün anlam ve önemini belirten konuşmalar o törenlerin ayrılmaz bir parçasıydı. 

Coşkuyla, heyecanla kutlamalara günler öncesinden hazırlanırdık. Sınıflar renkli kâğıtlarla, fenerlerle, bayraklarla süslenir, kızlara  grapon kâğıdından  giysiler hazırlanır, kurdeleler, şeritlerle süslemeler yapılırdı. Bazen ansızın yağan güz yağmuruyla ıslanmışızdır  da o törenlerde. Aldırmazdık, yağmur bereket getirirdi. Öğleden sonra çocuk baloları düzenlenir, gece fener alaylarıyla sonlanırdı.

 Günlükler, anı defterleri birer canlı tanıktır o özel günlere... İş derslerinde yaptığımız karton kumbaralar dini bayramlarda verilecek küçük harçlıklar için bir kenarda sırasını beklerdi. Çocuklar için; tatlı dil, güler yüz, bir küçük mendil ya da çorap, birkaç  şeker her zaman kabul görürdü. 

Yaş aldıkça dinlemek kadar anlatmayı da seviyor dünkü çocuklar. Daha anlatacak öyle çok ince ayrıntılar var ki dağarcığımızda. Geçmiş zaman anlatıcıları geçmişte yaşadıklarını anlatmalılar tüm çocuklara. Sadece torunlarla sınırlı kalmamalı bu halka. Dinlemesini, gözlemesini, izlemesini  bilmeyenlerin yarınlara da güvenilir,  kalıcı katkıları olamaz. 

Başöğretmen Atatürk'ün çocuk ve gençlere emanet  ettiği Cumhuriyetimiz 100 yaşında. Yürekten kutluyoruz. O zor yıllarda bile idealist insanlarla ne güzel işler gerçekleştirildi, çok büyük başarılara imza atıldı. Bilimsel gerçeklerden uzaklaşmadan, aklın sağduyunun, hoşgörünün yol göstericiliğinde aydınlık, umutlu yarınlara ulaşabilme çabasıyla uzun yollar hedeflendi.

Yolunuz açık, hayalleriniz büyük, çalışmalarınız daim  olsun sevgili çocuklar, değerli  gençler. Sizler bizim umudumuz, güvencemizsiniz. Yarınlar sizin...

Makbule ABALI-Eğitimci

28.Ekim 2023 -Urla

Not: İki  yıl önceki yazımı güncelleyerek yayınlıyorum. 

CUMHURİYETİMİZİN 102. YILI KUTLU OLSUN.

Makbule ABALI-Eğitimci

28 Ekim 2025 Urla Türkiye





Temmuz 27, 2024

BLOG ARKADAŞLIĞI- YORUMLARLA İLETİŞİM...


 Sanal  ortamdaki arkadaşlık, gerçek dünyadaki arkadaşlık ve dostluklardan farklı.
Hiç tanımadığınız, özelliklerini çok da bilmediğiniz insanları tanıma çabasına girmek. Cesaret ister, güven ister, zaman ister. Çok emin olmadığım konularda kararsızlıklar, tereddütler yaşarım. Neyse ki hislerim beni çok yanıltmıyor.
 
Bir blog açma fikri önce, okumayı -yazmayı çok sevdiğimi bilen kızımdan gelmişti.  Bizim kuşak biraz çekingen ve cesaretsizdir. (Ya da ben öyleyim, kimseye haksızlık yapmayayım. ) Sayfa planını, düzenlemeleri önce kızım yaptı. O ilk günün heyecanını nasıl unuturum. Üye sayıları ve yorumlar birer ikişer arttıkça nasıl da mutlu olurdum. Artık sayıları çok önemsemiyorum. Nicelikten çok nitelik önemli benim için. (Gene de; acaba kaç kişi okumuş, merak ediyorum doğrusu.)

Ama yorumları halâ çok önemsiyorum. Yorumlar bir geri bildirim. Bir fikir ve görüş alışverişi. Her yorum, zaman ayrılmış bir emek ürünü. Bir bakıma yazanı denetliyor, düşündürüyor,  yönlendiriyor, yazıyı tamamlıyor.  O yüzden başlangıçtan beri  mutlaka  yorumları tek tek yanıtlama ihtiyacı duyarım. 

Bizler,  şimdiki çocuk ve gençler gibi bilgisayarlara çok alışık olmayınca  teknik konularda hep kendimi yetersiz hissettim.  Mükemmeliyetçi değilim ama işimi doğru ve düzgün yapmak isterim. Yeterli olmadığım konularda bilgimi geliştirmeden hata yapmaktan çekinirim.  

Bilgilerini geliştirerek cesaretle kendini  yenileyenlere de hep hayranlık duyarım.  Ama kimseden kolay kolay yardım isteyemem. İçtenlikle yardımda bulunanlara da minnet duyarım. 

Bir zamanlar,  Uçun Kuşlar bloğumun üst başlığında  kuşların başı yarım gözüküyordu, Benim dikkatimi çekmeden "Değirmenimden Mektup Var" bloğundan Recep Altın arkadaşımız uyardı. Daha önce de bir başka zamanda yardımda bulunmuştu. 

Bu kez "Kiremithanem" Blog sahibi  arkadaşım yardımcı oldu. Bir öğretmen sabrı ve yaklaşımıyla, özenle, ustalıkla.  "Keşke öğretmen olsaymışsınız " dedim  içtenlikle.

Yıllar öncesinden öğrencimiz Çağrı Kılıç: "Öğretmenim size yardımcı olabildiğimde çok büyük mutluluk duyuyorum" diyenlerden. Teşekkür borçlu olduğum  nice güzel yürekli insan var. Nasıl unuturum bu güzel, dostça yaklaşımları; Deeptone, Kaystros Tyrha, Maviye iz süren, Handan-Bir,  Hüseyin Güzel,  Momentos, İzler ve Yansımalar, Hikayelerdir Geriye Kalan, Güven'in yeri ve daha niceleri. Sade vardı, ayrıldı sanırım.  Sıcacık , içten yorumlarıyla unutamadıklarımdan.

Blogda, hiç görmediğim, sesini duymadığım, nerede yaşadığını bile bilmediğim ama takdir ettiğim, düşünceleriyle, duruşuyla  benimsediğim, sevdiğim ne çok insan var.  Yazımı güncellerken  çok isim geliyor aklıma. Öyle güzel yazılar, değerli insanlar var ki, yorum yazamadığımda üzülüyorum. İyi niyeti istismar etmeyenler, sınırları bilenler, kötü amaçlarla düşünmeyenler, kendini yenilemeyi hedefleyenler. Genç ya da yaş almış dostlar. 

Tabii ki -her ortamda olduğu gibi- güzelliklerin  arasında bazen  olumsuzluklar da olacaktır.  Amaçları farklı olanlar, insanları yanlış değerlendirenler, içtenliği farklı algılayanlar... İnsan bir süre sonra susuyor, uzaklaşıyor oralardan-onlardan.  Elbette yaşam boyu hayal kırıklıklarımız,  yanılgılarımız, pişmanlıklarımız da olacaktır. Hayat bir sınama-yanılma değil midir?

Blogda eski paylaşımlarıma bakıyorum: Ne çok paylaşım, ne çok yorum yapmışım. Yorum yaptıkça yorum geliyor tabii. "Gözden ırak-  gönülden uzak olmak" deyişinin doğruluğunu kanıtlar gibi. Yeni arkadaşlardan çok severek izlediklerim olduğu gibi henüz tanıyamadıklarım var. İnsanız, yaşamın yoğunluğu, beklenmeyen rahatsızlıklar da iletişimde istemeden kesinti yaratıyor elbette.  Karşılık beklemeden yorum yapanlara sonsuz teşekkürler.

Eski blog dostlarından unutamadıklarımız- yitirdiklerimiz var: Bir Öğretmen- Gülsen Varol. Harika yorumlarıyla hayranlık duyduğum bir insan, adeta bir insan sarrafı... Cihan'ın Bahçesi. Bir iyilik timsali,  Mehmet Osman Çağlar- çok güzel şiirleriyle, yorumlarıyla tanıdığımız bir blogger. Kayıplarımızı rahmetle, özlemle anıyorum-anıyoruz. Işıklar içinde uyusunlar. "Söz Uçar Yazı Kalır." deyişinin en geçerli ve değerli kanıtları onlardan geriye kalan izler...  Yıllar öncesi yazılmış yorumlarını bile silmeye kıyamıyorum... 

Makbule ABALI- Eğitimci 

27.07.2024 



Ben dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim. SOPHOKLES




2024 Notu: Bugün yeni bir paylaşım yapmadan önce eski bir yazımı paylaşmayı düşündüm. Sosyal Medyada sadece blogda yazıyor olmaktan çok mutlu ve huzurluyum.

Eminim bir gün; WhatsApp'da emek harcayarak gönderilmiş içten yorumları  da blog sayfalarımıza  aktarabilecek ve yanıt verebileceğiz. Sonsuz teşekkürler Blog Yöneticilerine. M.A



Şubat 01, 2023

EĞİTİM NE DURUMDA ?- AĞAÇ EV SOHBETLERİ-2023

 


Bloglar  arasında "Ağaç Ev Sohbetleri" nin bu haftaki konusu : "Eğitim Ne Durumda? " Konu Deeptone arkadaşımız tarafından belirlendi. 

Bir zamanlar okullarımızda Eğitim ve Öğretim ayrılmaz ikiliydi. Öğretimi eğitimden ayrı düşünemezdik." Yeni Eğitim- Öğretim Yılı " kutlu olsun derdik. Eğitimden yoksun kalınca öğretimi  de sağlıklı bir şekilde sürdürmek mümkün değil. Ünlü Düşünür Pestalozzi ne kadar haklı. "Öğrencilerine öğrenme hevesi aşılayamayan bir öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." Günümüzde öğretmenlerimize "Öğretme" hevesi için gerekli eğitim-öğretim ortamını hazırlayabildik mi acaba? Öğretmen yalnız, çaresiz, ekonomik açıdan doyumsuz. 

Devlet okullarında mesleğine bağlı, kendini yetiştirmiş iyi öğretmenler ya çeşitli nedenlerle küstürüldü ya da özel okullar tarafından paylaşıldı. Öğretmenlerin ödül ya da ceza alması objektif ölçülerle değil, görüş ve düşüncelerine göre belirleniyor. Yüz kızartıcı suçlardan  ceza alması gerekenler adeta ödüllendirilebiliyor. 

Öğretmen  yetiştiren kurumlarda çeşitli branşlarda ülke ihtiyaçları göz önüne alınmıyor. Bu yüzden KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavlarında) çok yüksek puan almasına rağmen kadro yetersizliği nedeniyle pek çok öğretmen  adayı  mülakatta  eleniyor.  Bir özel okulda ücretli öğretmen  haftada 30 saat derse girdiğinde saat ücreti olarak yaklaşık 40 TL alıyor.  Son uygulama " Uzman Öğretmen Seçimi"  sınavlarına kaç öğretmen girdi, sorular nasıl belirlendi, kimler kazandı, kimler  kaybetti bilinmiyor. 

Eğitim- Öğretimde öğrenciler açısından durum içler acısı. Ülkemizin bazı yörelerinde halâ "Birleştirilmiş Sınıf" eğitimi  veya  "Taşımalı Eğitim" uygulanıyor. İlkokullarda sınıfta kalma olmadığından okuma- yazma bilmeden 3. sınıfa geçen öğrenci var. Yönetmelikler rafa kaldırıldı. Okullara 200 m. mesafede oyun salonları, kahveler açılamazken şimdi en zararlı oyunlar çocukların cep telefonlarında, bilgisayarlarında yer aldı. Öğrenciler sınıflara cep telefonlarıyla giriyorlar.

Okul binaları amaca uygun değil, teneffüs alanları yok,  spor ve sanat etkinliklerine önem verilmiyor, kantinler ve okul servisleri amaca uygun değil. Hiçbir konuda denetim yok. Müfettişler okullara sadece soruşturma için gidiyorlar.  Okullarımızda "hayata hazırlama" değil, "Sınavlara Hazırlama" başarının ölçütü sayılıyor. Bol miktarda dağıtılan takdir, teşekkür belgeleri başarının ölçüsünü belirlemiyor.

Ne yazık,  yıllardır sınav sonuçları kuşkuyla karşılanıyor. Kim haklı, kim haksız, kim başarılı, kim başarısız bilinemiyor. Sınav sonuçlarında çok sayıda birinci, ikinci açıklanıyor.  Her sınavda binlerce sıfır puan alan  var. Fen dersleri ve matematik ortalamaları çok düşük, önlem alınmadığı için bu durum yıllardır değişmiyor. Geçmiş yıllarda illerde her kademeden eğitimcilerin  katılımıyla toplanan Milli Eğitim Şuraları artık toplanmıyor.

Eğitim- Öğretim kararları kalıcı değil, değişimler anlaşılmadan yeni kararlar alınıyor: Kredili Sistem, okula başlama yaşı, el yazısıyla yazma, okunacak kitaplar, öğretim yılları... Hepsi değişebiliyor, çünkü Milli Eğitim Bakanları da kalıcı değiller. Her yıl ya da iki yılda  bir bakan değişmiş .  En uzun süre (8 yıl ) Hasan Ali Yücel bakanlık yapmış. Hüseyin Çelik 6 yıl görevde kalmış. 

Üniversitelerimiz bilimsel araştırmalarda dünya sıralamasında artık çok gerilerdeler. Rektörlerin seçilmesi uygun standartlarda olamıyor. Öğrenci yurtları ihtiyaca cevap vermekten uzak. Gelecek kaygısı gençleri düşündürüyor. Yurt dışı eğitim imkanlarını arıyorlar.

İçimizi acıtan bu tabloda bile medyada rastladığımız küçücük bir güzel haber içimizi aydınlatabiliyor, umutlarımızı yeşertiyor. Halâ pes etmeden, yarının çocuk ve gençlerini çağdaş bir çizgide, Atatürk'ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda  yetiştirmeye çalışan nitelikli Eğitimcilerimize , özverili öğretmenlerimize selam olsun.

Makbule Abalı ( Emekli Rehber Öğretmen)

1.02. 2023