Sayfalar

sınavlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınavlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 20, 2025

HAYATIN HER AŞAMASI BİR SINAV...


Sınav denince hangimizin içi titremez. Dünyanın her yerinde sınav sözcüğü bir heyecan, küçük bir ürperti ile birlikte anılır. Ama zaten o heyecan olmasa yapılan iş ciddiye alınmaz ki. 

Hayatın her aşamasında sınanma, sınav var. Sınavlar hayat hakkında bilgimizi, umudumuzu, cesaretimizi, deneyimlerimizi de sınıyor...Bazen daha küçük, bazen büyük. Bazen puanlı, bazen puansız, dereceli veya derecesiz, madalyalı, madalyasız... Katılan sayısı bazen yüz binlerle ifade edilen, bazen binlerle, bazen 9-10, hatta kimi zaman da sadece 1-2...

Her sınav bir ölçme-değerlendirmeyi, bir anlamda puanlamayı içerir. Bir iş başvurusu insanı nasıl da heyecanlandırır. Eş seçimi de belli değerlerin ölçüldüğü bir sınav değil midir? 

Sınavlar hayatımızda sıralanmış büyük veya küçük engeller. Bu engelleri atlamaya, aşmaya hazırlıklı olanlar, ortama uyum sağlayanlar, kendine güvenenler, konsantrasyon sağlayabilenler, zamanı ve heyecanını ayarlayabilenler her alanda, her sınavda  daha başarılı oluyorlar. 

Yetişkinler, anne-babalar, aile büyükleri-haklı olarak- en az sınava giren adaylar kadar heyecanlı olabiliyor. YGS (Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı) meslek seçimine yönlendiren bir basamak sınavı. LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) ile gençlerin gidecekleri üniversiteler ve bölümleri belirleniyor. 

Eskiden genel sınav sonuçları daha detaylı açıklanırdı. Okullarımızın başarı grafiği çok iç açıcı değil ne yazık: 2010 yılında YGS de geçerli puan alamayan 14.000 aday var. 2011'de bu sayı 38.000 olmuş. 2013'de 61.000. 2014'de 50.000. 160 sorudan bir puan bile alamayan bunca aday Eğitimimiz adına acı bir tablo...

Üniversite Sınavları 1981 yılından itibaren 2 basamaklı yapılmaya başlanmış. 1999'da ÖYS (Öğrenci Yerleştirme Sınavı) kaldırılmış, ÖSS (Öğrenci Seçme Sınavı) tek basamaklı sınav olarak uygulanmış. 2010'dan itibaren YGS ve LYS olarak çift aşamalı sınav uygulanmış. Bu yıl 2.126.000 aday sınava girdi. Çeşitli alanlardaki 160 soruyu yanıtlamaları için 160 dakika süre verildi. 

Üniversiteler akademik çalışmaların yapıldığı kurumlar. Ama gerçek şu ki; gençler akademik çalışmaya pek hazır değiller. Seçenekler üzerinde düşünmekten, bazı kalıplaşmış bilgileri ezberlemekten yorgun düşmüşler. Asıl düşünmeyi öğrenmeleri, çekinmeden soru sormaları, gerçek hayata hazırlanmaları gerekiyor.
 
Gençlerin çoğu öylesine güvensiz ve tedirgin ki... Belirsizlikler her durumda onların heyecanlarını arttırabiliyor.  Açıklamalarda netlik bekliyorlar; Sınav soru kitapçıkları verilecek mi, verilmeyecek mi? 
Cevap anahtarı açıklanacak mı? Sınavda güvenli bir ortam sağlanacak mı? Adil bir sınav olabilecek mi? 

Bu yıl (2015) soruların ancak %20 si açıklanacakmış. İnternetten cevap anahtarının doğrulanması mümkün olacakmış. 2010'da uygulanan sınavda kopya çekildiği, gecikmeli olarak bu yıl belirlenmiş. "Gecikmiş açıklamalar" doğruyu, haklıyı ne derece açıklar? Adil olabilir mi? Gençler kurumlara güvenmek, inanmak istiyorlar. Haklılar... 

Sınavlar, "sınanma-ölçme-başarma- kazanma" basamaklarını izlerse mutlu sonla sonuçlanır. Hayatın zorlu aşamaları içinde karşılaşacağımız pek çok sınav var. Dileriz bu uzun yolda "Hak eden umduğu güzel sonuçlara  ulaşsın."

Makbule Abalı- Eğitimci
17. Mart. 2015 Mersin


Güncelleme Notu: Her sınav, bir sınanmadır. Unutmayın;  hayatta  en güzel başarı, zoru başarabilmektir. Mucizeler değil, inandığınız değerler yolunuzu-yönünüzü-yerinizi  belirleyecektir. 

Ne güzel sözdür: "Çaresizseniz, çare sizsiniz." Yolunuz açık olsun. 

Makbule Abalı- Eğitimci
20. o6. 2025 İzmir-Urla  


Haziran 16, 2025

SINANMAK...



Sınavlar yaşamın her aşamasında var: O yüzden mi "sınav" denince içimiz titriyor,  kaygılanıyoruz; Yeni bir okula başlama, yeni bir iş, yeni bir hayat, bir yer değişimi, ana- baba olma, yeni bir yaşam kurma... Hepsi bir sınav ya da sınanma değil midir, hayatı boyunca kim sınanmamıştır ki...

Eğitim-Öğretim alanındaki sınavlar, öğrenci ya da adaylar açısından ayrı bir önem taşıyor. Yılların birikimini, emeğini, çabanızı, yeteneğinizi, heyecanınızı, özgüveninizi, birkaç saat içinde test ediyor, kendinizi değerlendiriyorsunuz.

 Geçmişte ÖSYM'nin düzenlediği sınavlar-zaman zaman bazı hatalar yaşansa da-iyi bir ölçme aracı sayılırdı. Günümüzde sınav sonuçlarıyla yalnız öğrenciler, okullar, öğretmenler, yöneticiler değil, aynı zamanda MEB, YÖK, ÖSYM' de sınanıyor. Sınav sonuçlarında yaşanan karmaşa ve düzensizlikler; adaylarda eşitlik ya da adalet anlayışını zedelemez mi, gelecek kuşaklarda bilime, kurumlara güvensizlik yaratmaz mı...?

  Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Profesör Dr. Ünal Yarımağan'ın açıklamasına göre, Kamu Personeli Seçme Sınavındaki iddialar araştırılıyor: Bu yıla kadar Eğitim Bilimleri Testindeki 120 sorunun tamamını yapan yokken, bu yıl 350 kişi var, bu kişilerden bazıları geçen yıl aynı testten hiç puan almamışlar, tam puan alanlardan bazıları da evli çiftler. Bir yılda böylesi bir "başarı" istatistikçileri de şaşırtabilir.

  Her sonuç insanı düşüncelere yöneltiyor:
  
 Sınav sonuçlarında en üst sıraları paylaşanlar, meslek yaşamlarında da "en iyiler" arasında olabilir mi?

 "Güvenmek ve inanmak" konulu objektif, önyargısız, bilimsel bir sınav yapılsa; çocukların ana-babalarına, öğrencilerin öğretmenlerine, öğretmenlerin yöneticilerine, yöneticilerin kurumlara yönelik test sonuçları nasıl olurdu? 

Olumlu ya da olumsuz örnekler, bireyin "iyi insan olma" çabasını ne kadar etkiler?

Yenilgi, düş kırıklığı, öfke, sinirlilik, isyan duyguları, içsel duygu patlamaları, ruhsal fırtınalar, kişinin akıl ve ruh sağlığını, bedensel, psikolojik ve sosyal dengesini ne ölçüde bozar?

Çok çaba harcayıp başarısız sayılmak, haklı iken haksız konuma düşmek, aynı durumda "farklı" uygulamalarla karşılaşmak, çok yol aldığını düşünürken "arpa boyu" yol gitmiş sayılmak, değişen değerlerle "kabul görmek" insanı nasıl değiştirir, "yaraları" kimler, nasıl onarabilir?
 
Sınav düzenleyici kurumlar veya yetkili birimler de zaman zaman kendilerini "sınamak-değerlendirmek" isterler mi acaba? Örneğin bir SDS(Sorumluluk Değerlendirme Sınavı) olsaydı sonuçlar kimleri sevindirir, kimleri üzer, kimleri şaşırtırdı? 
   
 Duygusal zekâmız sınanmadığı ya da ölçülmediği için mi, toplum olarak çabuk sinirlenip öfkeleniyor, birbirimizi incitip hırpalıyor ve sonuçta hataları düzeltemeden gene yanlışlara düşüyoruz?
 
 Önce kendimizi sınayıp değerlendirmekle başlıyor her şey...

Makbule Abalı-Eğitimci 
Mersin-21.08 2010

                                               
 Güncelleme Notu: Hayatımızın her döneminde- farklı alanlarda- sınavlar var. Haziran Ayı genellikle sınavların uygulandığı bir ay olarak bilinir. 


Emek ve çaba harcayarak "Fark yaratan" herkes, hak ettiği yerde olsun. 
Başarı dileklerimizle. 

Makbule ABALI-16. 06.2025 
   

Mayıs 31, 2024

ÇOCUK VE GENÇLERE BİR MEKTUP...

 


Sevgili Gençler 

Yüzyıllar öncesinden ünlü bir Çin Düşünürü şöyle diyor: "Bir yıl sonrasıysa düşündüğün, tohum ek, ağaç dik on yıl sonrasıysa tasarladığın. Ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini, halkı eğit o zaman.  Bir kez tohum ekersen , bir kez ürün alırsın, bir kez ağaç dikersen on kez ürün alırsın, yüz kez olur bu ürün, eğitirsen toplumu. " 

Yarın yeni bir gün. Yeni bir Eğitim- Öğretim Döneminin ilk günü. Bir yaz  tatilini ardımızda bıraktık.  Her yeni başlangıç biraz heyecan, biraz merak, çokça umutla beraber gelir.  Beklentileriniz var elbette.  hatta aranızda okulla, öğretmenle yeni tanışacak kardeşleriniz var. Yürekleri kıpır kıpır.  Pek çoğunuz onlara göre daha tecrübelisiniz. Uyulması gerekli kuralları, görev ve sorumluluklarınızı biliyorsunuz. 

Her yaş, her sınıf size farklı konular, farklı uygulamalar sunacak elbette. Bazen taklit yoluyla, bazen sınama-yanılma  ya da muhakeme yoluyla yeni şetler öğreneceksiniz. Kazanacağınız her yeni bilgi, sizi daha farklı bir birikimle hayata hazırlayacaktır. Öğrenmeye hazır olun. Ezberleyerek değil, kavrayarak, anlayarak, sorarak, sorgulayarak değişime hazır olun. Öğrencilerin aktif olduğu bir sınıfta öğretmen de daha büyük istekle,  motive olarak ders işleyecektir.  Karşılıklı etkileşim dersi de daha verimli hale getirir. 

Sınıftaki her öğrenci bedensel, zihinsel, ruhsal yapısıyla ayrı bir dünyadır. Herkesin okuma hızı, yetenekleri, zihinsel ve sosyal özellikleri farklı olabilir. Sınıftaki diğer arkadaşlarınızla kendinizi kıyaslamayın. Önce kendinizi, yeteneklerinizi, kuvvetli ve zayıf yönlerinizi tanımaya çalışın.  Elbette farklılıklarınız olduğu kadar benzerlikleriniz de olacaktır. Ancak özellikle kendinizle yarışın, kendinizi aşmaya çalışın. 

Sözelde, sayısalda, dilde, el becerilerinde, sanatta, veya sporda daha güçlü olabilirsiniz.  Unutmayın hangi alanda olursanız olun, gelecekte yöneleceğiniz alan, seçeceğiniz meslek ne olursa olsun, yapacağınız işi en iyi biçimde, severek yaparsanız ,  özgüveniniz artar.  Çevrenizde daha saygın bir yer edinirsiniz. Çevrenizde, yörenizde başarıya ulaşmış insanların hayat hikâyelerini dinleyin, onları örnek alın. Ülkemizde gazetelere,  televizyon ekranlarına yansımayan ne çok adsız kahraman, idealist insan var. Kendilerinden hoşnut, vicdanları rahat, çevrelerine adeta ışık saçıyorlar. 

Okulda veya yakın çevrenizde soru sormaktan asla vazgeçmeyin. Tanınmış bir kişi şöyle diyor: "Başarılı olmamda annemin katkısı büyüktür. Her gün okul dönüşü, Bugün öğretmene ne sordun? derdi. O sorularla ben bugünlere geldim." Etrafınıza gören gözlerle bakın, değişimlerin farkında olun. Günlük tutun, not alın.  Okumak, yazmak, güzel alışkanlıklar edinmek, çok yönlü düşünmek,  sanatla, sporla ilgilenmek insanı  güzel insan yapan çok önemli etkinliklerdir. Yaş aldıkça, kişiliğinizdeki değişimleri gözledikçe zamanla hayatınızdaki yararlı uğraşıları çoğaltacaksınız. 

Doğayı kolladığınız, koruduğunuz sürece o da size tüm güzelliklerini, imkânlarını sunacaktır. Unutmayın her canlının, her ağacın, her çiçeğin ayrı bir öyküsü vardır. Yaşadıkça, yıllar geçtikçe bu gerçeği çok daha iyi anlayacaksınız.  Neden siz de bir resim, bir şiir, bir öykü denemesiyle doğaya bir armağan sunmayasınız? 

İz bırakan her güzel sonuç, atılan bir ilk adımla, ekilen bir tohumla başlamıştır. Çabalarınız mükemmelliğe ulaşmak için değil,  doğruyu, güzeli, daha iyiyi bulmak için olsun. Hedefleriniz geleceğe yönelik olacak elbette ancak geçmişin deneyimlerinden de yararlanın. Gören gözleriniz,  duyan kulaklarınız , doğruyu yanlıştan ayırt eden aklınız olsun. Beyniniz, yüreğiniz farkındalıklarınızla işlerlik kazanacaktır. 

Hayattaki seçimleriniz sizi daha farklı kılacaktır elbette. Anne babanızı, doğduğunuz yeri seçmek elinizde olmasa da ; arkadaş seçimi, ders seçimi, okul seçimi,  daha sonraları iş ve eş seçimleri...  Her seçim geleceğe açılan bir başka penceredir. Karanlığı değil, ışığı, aydınlığı tercih edin, yolunuz aydınlansın. Duygularınızı köreltmeyin; Sevgi, saygı, vefa, dürüstlük, nezaket, ölçülü ve yerinde, zamanında kullanılırsa sizi geliştirir. Kin ve öfkeden uzak durun. Bu duygularla önce kendinize zarar vereceğinizi unutmayın. Haklıyken haksız duruma düşmeyin.  Umudunuzu yitirmeyin, kendinize güvenin, adalet er  geç  yerini bulacaktır.

Bu mektubu bir öğüt ya da nasihat sıralaması olarak kabul etmeyin lütfen. Bir zamanlar işini çok severek, benimseyerek yapmaya çalışmış Emekli bir Rehber Öğretmenin deneyimlerinden süzülenler olarak algılayın.  "İyi İNSAN,  iyi vatandaş , çağdaş ve uygar bir  BİREY olabilme yolunda emekleriniz, çabalarınız boşa gitmesin, doğrularla, iyiliklerle, güzelliklerle karşılaşın.  Sizler; bugünün çocuk ve gençleri, yarının akıl ve ruh sağlığı yerinde bireyleri olarak hazırlanırken Öğretmenlerinizden aklın ve bilimin ışığında en iyi şekilde yararlanın. 

Başöğretmen ATATÜRK'ÜN özdeyişleri yol göstericiniz olsun : "Yokluk ve sefaleti yenmek için önce cehaleti yenmek gerekir."  


Makbule Abalı 

Emekli Rehber Öğretmen

10 Eylül 2023 Urla 

NOT: BU yazımı 10 Eylül 2023 tarihinde okullar açılırken yazmıştım. Bir sınav öncesi  yeniden öğrencilere seslenirken güncelliğini yitirmediğini düşünüyorum. 

2 Haziran 2024 Pazar Günü LGS ( Lise Giriş Sınavları ) var. Sınava girecek tüm
 gençlere BAŞARILAR diliyorum.
 Zihniniz açık, enerjiniz yüksek, özgüveniniz tam olsun.  Unutmayın; Hayatın kendisi de bir sınav değil midir? M.A 





                             



FOTOĞRAFLAR:

Başöğretmen Atatürk ve Çocuklar

Isparta Doğa Koleji öğrencileri ,Öğretmenleri eski Öğrencim Zafer Eryılmaz ile birlikte.

Yıllar önce bir Öğretmenler Günü'nde Celâl  Temel ve rahmetli Mustafa Kocabaş Öğretmenlerimiz ile.

Mersin 'de bir dağ köyünde öğretmen Songül Abalı ve öğrencileri.

Okula hazırlık :  Kardeşler. 

Urla'da evimizde geçmiş yıllardan öğrencim Çağrı (İngilizce Öğretmeni) 2023




Şubat 01, 2023

EĞİTİM NE DURUMDA ?- AĞAÇ EV SOHBETLERİ-2023

 


Bloglar  arasında "Ağaç Ev Sohbetleri" nin bu haftaki konusu : "Eğitim Ne Durumda? " Konu Deeptone arkadaşımız tarafından belirlendi. 

Bir zamanlar okullarımızda Eğitim ve Öğretim ayrılmaz ikiliydi. Öğretimi eğitimden ayrı düşünemezdik." Yeni Eğitim- Öğretim Yılı " kutlu olsun derdik. Eğitimden yoksun kalınca öğretimi  de sağlıklı bir şekilde sürdürmek mümkün değil. Ünlü Düşünür Pestalozzi ne kadar haklı. "Öğrencilerine öğrenme hevesi aşılayamayan bir öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." Günümüzde öğretmenlerimize "Öğretme" hevesi için gerekli eğitim-öğretim ortamını hazırlayabildik mi acaba? Öğretmen yalnız, çaresiz, ekonomik açıdan doyumsuz. 

Devlet okullarında mesleğine bağlı, kendini yetiştirmiş iyi öğretmenler ya çeşitli nedenlerle küstürüldü ya da özel okullar tarafından paylaşıldı. Öğretmenlerin ödül ya da ceza alması objektif ölçülerle değil, görüş ve düşüncelerine göre belirleniyor. Yüz kızartıcı suçlardan  ceza alması gerekenler adeta ödüllendirilebiliyor. 

Öğretmen  yetiştiren kurumlarda çeşitli branşlarda ülke ihtiyaçları göz önüne alınmıyor. Bu yüzden KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavlarında) çok yüksek puan almasına rağmen kadro yetersizliği nedeniyle pek çok öğretmen  adayı  mülakatta  eleniyor.  Bir özel okulda ücretli öğretmen  haftada 30 saat derse girdiğinde saat ücreti olarak yaklaşık 40 TL alıyor.  Son uygulama " Uzman Öğretmen Seçimi"  sınavlarına kaç öğretmen girdi, sorular nasıl belirlendi, kimler kazandı, kimler  kaybetti bilinmiyor. 

Eğitim- Öğretimde öğrenciler açısından durum içler acısı. Ülkemizin bazı yörelerinde halâ "Birleştirilmiş Sınıf" eğitimi  veya  "Taşımalı Eğitim" uygulanıyor. İlkokullarda sınıfta kalma olmadığından okuma- yazma bilmeden 3. sınıfa geçen öğrenci var. Yönetmelikler rafa kaldırıldı. Okullara 200 m. mesafede oyun salonları, kahveler açılamazken şimdi en zararlı oyunlar çocukların cep telefonlarında, bilgisayarlarında yer aldı. Öğrenciler sınıflara cep telefonlarıyla giriyorlar.

Okul binaları amaca uygun değil, teneffüs alanları yok,  spor ve sanat etkinliklerine önem verilmiyor, kantinler ve okul servisleri amaca uygun değil. Hiçbir konuda denetim yok. Müfettişler okullara sadece soruşturma için gidiyorlar.  Okullarımızda "hayata hazırlama" değil, "Sınavlara Hazırlama" başarının ölçütü sayılıyor. Bol miktarda dağıtılan takdir, teşekkür belgeleri başarının ölçüsünü belirlemiyor.

Ne yazık,  yıllardır sınav sonuçları kuşkuyla karşılanıyor. Kim haklı, kim haksız, kim başarılı, kim başarısız bilinemiyor. Sınav sonuçlarında çok sayıda birinci, ikinci açıklanıyor.  Her sınavda binlerce sıfır puan alan  var. Fen dersleri ve matematik ortalamaları çok düşük, önlem alınmadığı için bu durum yıllardır değişmiyor. Geçmiş yıllarda illerde her kademeden eğitimcilerin  katılımıyla toplanan Milli Eğitim Şuraları artık toplanmıyor.

Eğitim- Öğretim kararları kalıcı değil, değişimler anlaşılmadan yeni kararlar alınıyor: Kredili Sistem, okula başlama yaşı, el yazısıyla yazma, okunacak kitaplar, öğretim yılları... Hepsi değişebiliyor, çünkü Milli Eğitim Bakanları da kalıcı değiller. Her yıl ya da iki yılda  bir bakan değişmiş .  En uzun süre (8 yıl ) Hasan Ali Yücel bakanlık yapmış. Hüseyin Çelik 6 yıl görevde kalmış. 

Üniversitelerimiz bilimsel araştırmalarda dünya sıralamasında artık çok gerilerdeler. Rektörlerin seçilmesi uygun standartlarda olamıyor. Öğrenci yurtları ihtiyaca cevap vermekten uzak. Gelecek kaygısı gençleri düşündürüyor. Yurt dışı eğitim imkanlarını arıyorlar.

İçimizi acıtan bu tabloda bile medyada rastladığımız küçücük bir güzel haber içimizi aydınlatabiliyor, umutlarımızı yeşertiyor. Halâ pes etmeden, yarının çocuk ve gençlerini çağdaş bir çizgide, Atatürk'ün ilke ve inkılâpları doğrultusunda  yetiştirmeye çalışan nitelikli Eğitimcilerimize , özverili öğretmenlerimize selam olsun.

Makbule Abalı ( Emekli Rehber Öğretmen)

1.02. 2023




Eylül 18, 2022

KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı)

Bugün yine bir KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) uygulandı. Daha önce uygulanan  ancak bazı gerekçelerle iptal edilen bir KPSS yerine yapıldı bu sınav. Umutlar, beklentiler, çabalar hiç tükenmiyor, her sınavda artarak devam ediyor. 

Hayat da bir büyük sınav değil mi? Sadece bilgiler sınanmıyor, o konuyla ilgili herkes, her kurum adeta yeniden bir değerlendirmeye tabi tutuluyor. Yaşam boyu her sınav adalet, güven, tarafsızlık, objektiflik gibi beklentilerimizi de yeniden sınıyor. 

Yöneticilerin , sorumluların, ilgili kişi ve kurumların, okulların, öğretmenlerin, adayların yeniden bir değerlendirmesi, planlaması yapılıyor her sınavda. Gerçekten  alkışı, övgüyü, takdiri  hak edenleri yürekten alkışlayalım ama uygulamadaki yanlışları da belirleyelim, tekrarlanmaması için önlemler alalım. 

ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) nin uyguladığı her sınavda 3 yanlış 1 doğruyu götürüyor.  Ama değerlendirmelerdeki genel yanlışlar, haksızlıklar sadece adaları değil, toplumun ruh sağlığını, duygularını, umutlarını zedeliyor. 

"Bugünün tekrarı yok." Gençlere güzel, sağlıklı, mutlu yarınlar bırakmak hepimizin görevi... 

Makbule Abalı





Temmuz 25, 2022

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 153


 Bloglarda  "Ağaç Ev Sohbetleri" adıyla Deeptone Arkadaşımızın başlattığı, organize ettiği etkinlik devam ediyor. Bu haftanın konusunu ben belirledim:

 "ÖSYM' nin uyguladığı LGS (Lise Giriş Sınavı) ve YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı ) ile ilgili görüş ve düşünceleriniz nelerdir? Bu sınavlardan birine siz veya bir yakınınız girmiş olsaydı , ülkemizde günümüz Eğitim Sisteminde hangi okul veya mesleklere yönlendirmeyi düşünürdünüz?"

Başöğretmen Atatürk "Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarıya ulaşmalıyız." diyor ve devam ediyordu.: "Eğitim bir ulusu ya yüceltir ya da köleliğe mahkum eder. " 

Ülkemizde ve yurt  dışı  sınavlarda matematik ve fen testlerinde öğrencilerimizin başarı ortalamaları çok düşük. Okul birincisi olarak mezun olan öğrenciler sınavlarda beklenen başarıyı gösteremiyorlar. LGS' de 200.000 öğrenci 0 puan almış. YGS 'de 96.518 aday 0 puan almış. Üniversite Giriş Sınavındaki baraj bu yıl kaldırılmış. Bu, daha az başarılı öğrenciler sınava girecek demektir. Daha çok adayın mezuniyeti gelecekte istihdam sorunu yaratmaz mı? 

Öğretmenlerimizin çalışmaları artık Milli Eğitim Müfettişleri tarafından denetlenmiyor. Uygulamalarda aksaklıklar var. Özel ders fiyatları çok artmış durumda. Herkesin Özel Okul seçebilme şansı yok. Pek çok öğrenci kitap okumuyor, araştırmaya yönelmiyor, sadece sınavlara odaklanmış olarak çalışıyor. Soran, eleştiren, sorgulayan öğrenci çok az. Ünlü Eğitimci Pestalozzi yıllar önce ne güzel söylemiş: "Öğrencilerine öğrenme hevesini aşılayamayan öğretmen soğuk demiri dövüyor gibidir." 

Gençler gelecek kaygısı  taşıyorlar, güven duygusunu yitirmişler. Köylerimizde öğrenci yokluğu nedeniyle okullar kapatılıyor, taşımalı eğitim gerçekleştiriliyor, bir köyden başka bir köy okuluna çocuklar taşınıyor. Halen birleştirilmiş sınıflı köy okullarımız var. 1-2-3 ya da 4-5, sınıflar birlikte öğrenim görüyorlar. Yazışmalarda ifade bozuklukları  sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Noktalama işaretleri hemen hiç kullanılmıyor. Kısaltmalarla cümleler anlamını yitiriyor. Yarışma programlarındaki sorular çok basit olmasına rağmen bazen bilinemiyor. Eğitim-Öğretimde her şey sınavlara odaklanmış Örneği öğrenci yabancı dilden sınava girmiyorsa İngilizce dersine yeterince hazırlanmıyor.Dershaneler okullara dönüşürken binalar yetersiz kalıyor, oyun ve teneffüs alanları yok.Sosyal etkinliklere yer ve zaman kalmıyor. 

Eğitimden söz ederken  bir zamanların Köy Enstitülerini anmamak haksızlık olur. Köylerden seçilen yoksul çocuklar nasıl çağa ayak uyduruyorlardı? Kitap okuyan, bir enstrüman çalmayı öğrenen, yatılı okulda yiyeceği ürünleri yetiştiren, okul binasını inşa eden, spor yapan, yetenekli olduğu alanda geliştirilen yüzlerce çocuk. Bir Aydınlanma hareketi gerçekleştirilir, aydınlık beyinler yıllarn ötesine de etkilerini yansıtır. Daha sonraları Öğretmen Okulları ve Yatılı Bölge Okulları da Eğitime önemli katkılarda bulundular. 

Bir zamanlar ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi )  uyguladığı sınavlarla en güvenilir kurumlardan biri olarak anılırdı. Ama nasılsa Kurum bir değişime uğradı. Sınavlardan sonra acaba 'lar içimizi kemirir oldu.  Bu yıl iptal edilen soru yokmuş, sevindik. Ama her sınav düşündürüyor. LGS 'de tüm soruları yaparak 1.(Birinci) olan öğrenci sayısı 193 .Ölçme-Değerlendirme verilerine göre bu kadar çok birinci olmamalıydı. Demek ki sorular kolay gelmiş. Aşağıdakilerde yığılma daha da çok olacaktır. Seçici sorular çok mu azaldı acaba? Yakında tercihler yapılacak. Okullarımızın Rehberlik Servislerinde işini seven, araştırmacı, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre okul veya mesleklere yönlendirecek Rehber Öğretmenlere nasıl da ihtiyaç var.

Çinli düşünürlerin yüzyıllar öncesinde söyledikleri çok güzel bir söz var : "Bir adama bir balık versen doyar bir defa. Balık tutmayı öğret, doysun ömrü boyunca." Eğitimcilerin gençlere asıl yardımı , onlara güvenilir güzel bir gelecek hazırlamak olacaktır. Sporda gösterdiğimiz başarıyı neden Eğitim-  Öğretimde de göstermeyelim? Neden Eğitimde dünya sıralamalarında bir yerimiz yok? Üniversitelerimiz bilimsel sıralamalarda, öğretim üyelerimiz makale ve kitap sayısında neden alt sıralardalar? Nedenlere inmedikçe sonuçları değiştirebilir miyiz? Ne tür önlemler alınmalı, nasıl yeni düzenlemeler yapılmalı?Keşke geleceğimiz açısından araştırmalar, denetimler, bilimsel sorgulamalar ivedilikle yapılabilse.

Sınav sonuçlarına göre mesleklere yönelirken popüler meslekler, okullar ön planda düşünülüyor.  Kişi kendini, yeteneklerini, sınavdaki yerini iyi incelemeli. Her yıl sınav ortalamaları değişirken puanlar da değişiyor. Okullar, bölümler çoğalırken kalite düşebiliyor. 4 yıllık bazı fakültelerde yığılma olabiliyor. Oysa iyi yetişmiş ara elemana, teknik elemanlara da ne çok ihtiyaç var. İnsanın kendini geliştirmesinin, yetiştirmesinin sınırı yok ki. Her ülkede, her meslekte  işini seven, dürüst çalışan, güvenilir insanlara ihtiyaç var. Elbette o insanlar hak ettiği ücreti de alabilmeli.

Gazetelerde, TV ekranlarında gördüğümüz olumsuz haberler içimizi karartıyor. Eğitimle ilgili güzel bir haber, idealist bir öğrenci ya da öğretmen, zorlukları yenerek mutlu son' a  ulaşan bir başarı öyküsü yüreğimizi aydınlatıyor. Kendine ve çevresine saygılı, araştıran, sorgulayan, yeni projeler üretebilen, dürüst, güvenilir insanlara nasıl da özlem duyuyoruz. Neden olmasın...?

Makbule ABALI



Ekim 17, 2017

HAYAT DA BİR SINAV DEĞİL MİDİR ?



Son günlerde gene hep sınavlardan söz eder olduk. Sınav uygulamalarını bir türlü rayına oturtamadık. Gençler için yaşamın içinde önemli bir adım; geleceğini planlamak, bir meslek ve okul seçmek, bunun için hazırlanmak... Gençler adına kararlar alınıyor, planlar yapılıyor, yeni bir sistem oluşturuluyor. Ama asıl konuyla ilgili gençlere, uygulayıcı öğretmenlere hiç danışılmıyor. 

Yükseköğretime girişle ilgili yeni bir sistem oluşturuldu ama kafalardaki pek çok sorunun cevabı yok. Birkaç ay sonra sınava girecek öğrenciler değişimi yeni öğreniyorlar. Sorduklarında öğretmenleri de yeterince açıklama yapamıyorlar. Onlar da önce öğrenecekler, sonra öğrendiklerini aktaracaklar. Açıklamalardaki boşluklar nasıl doldurulacak, henüz bilinmiyor.

Önce "Sınav kalkacak" denmişti. Sonra "Hayır, sınav var " dendi. 
O zaman tam bir karmaşa yaşanırdı. Adaylar hangi ölçülerle belirlenecekti? Son uygulamada 4 yanlış 1 doğruyu götürmüyordu. Rastgele şansına işaretleyenler oluyordu. Acaba şimdi nasıl olacak?
Bu konuda henüz bir açıklama yapılmadı.

Sınavın kısaltılmış adında harfler yer değiştirdi. Önceden LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) ve YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı ) idi. Şimdi YKS (Yükseköğretim Kurumları Sınavı) oldu. Bir günde sabah ve öğleden sonra iki sınav yapılacak. Sabah oturumunda 40'ar sorulu Türkçe ve Temel Matematik soruları olacak. Öğleden sonra oturumunda 40'ar soruluk 4 test (Türkçe-coğrafya-Sosyal Bilimler- Matematik ve Fen Bilimleri olacak. 
1.Oturum sınava %40, ikinci oturum %60 oranında katkı sağlayacak. Okul başarısının katkısı (O.Ö.B.P) eskiden olduğu gibi uygulanacak.

Hayat da bir sınav değil midir? Sadece okul ya da meslek seçerken değil, güvenilir bir hayat arkadaşı seçerken, imkanlar varsa ev veya araba alırken, arkadaş seçerken, hastalığınızda doktor belirlerken, çocuğunuza öğretmen ya da okul seçerken şartları hazırlıyoruz ama sonuçta nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. İyi ya da kötü sonuçlar, bizi mutlu veya mutsuz eden girişimler, hepsinde bir   sınav deneyiminden geçmiyor muyuz? Hayat da bir sınav değil midir? Ama koşulları bilirseniz ona göre önleminizi alırsınız, her sınavda asıl sorumlu biziz.

Hayat sınavlarında başarılı olabilmemiz için gelecekle ilgili öngörülerimizin olması, plan-program yapılması, olumlu-olumsuz örneklerden yararlanılması düşünülebilir. Henüz sınav tarihi bile belli değil, ana hatları netleşmemiş. Kimse tam bilgi sahibi değil.
Oysa bizler gençlerin sağlıklı kararlarla başarılı olmalarını bekliyoruz. Daha güzel bir ülke için onlara güvenmek istiyoruz.

Makbule Abalı-Eğitimci 
17.10.2017 Mersin



Eylül 19, 2017

ZİLLER TÜM GÜCÜYLE ÇALIYOR...


Okullar açıldığında ziller de çalmaya başlar. Hepimiz tanırız bu sesi. Her zili duyduğumda eski bir eğitimci olarak içim titrer, endişelenirim. Eksikleriyle okullarımızı düşünürüm, stresleriyle öğrencilerimizi düşünürüm, kaygılanırım. Öğretmenlerin bitmez tükenmez sorunları gelir aklıma. 
Yıllardır hiçbir öğretim yılı sorunsuz açılmaz. Neden önlem alınmaz, neden hazırlıklar bitmez, neden tatiller biraz daha uzayıp gider...?

Bu yıl da birdenbire sürpriz bir kararla TEOG sınavı (Temel Orta öğretime Geçiş Sınavı) kalkıyor dendi. Açıklamanın hemen ardından sorular geldi: "Bu yıl sınav uygulanacak mı- Not ortalaması hiç mi dikkate alınmayacak- Okullara sınavsız geçiş nasıl olacak? Kimse ileriyi göremiyor, kafalar karmakarışık.

Öğretmenlik yıllarımda Milli Eğitim Şuraları toplanırdı. Yöneticiler, öğretmenler, veliler, öğrencilerin olduğu büyük bir grupta sorunlar tartışılırdı. Ayrıca Talim Terbiye Kurulu konuyu inceler daha sonra pilot okullar seçilir ve uygulamalar önce bu okullarda başlardı. 

Bu sınavın çok adil olduğu söylenemez elbette. Uygulamayla ilgili pek çok aksaklık gündeme geldi:
Soruların bazıları yanlış çıktı. Bazen sorular çalındı. Sorularda yanlış doğruyu götürmüyor, öğrenci rastgele işaretleyebilir. Sınav sonuçları açıklandığında yüzlerce birinci çıktı. Oysa objektif bir sınavda bu bir ölçme hatası sayılır. Daha seçici sorular hazırlanamaz mı. "Sınav kolay olsun" denirse bu sonuçlar kaçınılmaz. Yıllardır matematik ve fen bilgisi sonuçları çok düşük. Ülke içinde olduğu kadar uluslararası olimpiyatlarda da bu durum dikkat çekiyor. Bu sonuçları iyileştirmek için ne gibi önlemler alındı.?

Çocuklar-gençler yetişirken öncelik vermemiz gereken bazı değerler var; Güven duyma, çalışmaları planlama, objektiflik gibi. Bu çocuklar kime güvenecekler, çalışmalarını nasıl planlayacaklar, hangi değerlere inanacaklar? Bu sistemin yerini ne alacak, okullara nasıl yerleştirecekler? 
Bu uygulamanın olumlu-olumsuz yönlerini, deneyimlerini, düşüncelerini gerçekçi olarak söyleyecek dürüst, kararlı eğitimcilere nasıl da ihtiyaç var.
Ziller çaldıkça kafanızda sorular oluşmuyor mu...? 


Haziran 15, 2016

KARANLIKTA PARLAYAN YILDIZLAR...



Olumsuz haberlerle zihnimiz öylesine dolmuş ki, güzel bir haber duyunca, okuyunca nasıl da mutlu oluyoruz. Şaşırıyoruz, "acaba" diyoruz. Kötü sonuçlar duymaya öylesine alışmışız ki, iyileri de başlangıçta kuşkuyla karşılıyoruz. 

TEOG (Temel Ortaöğretime Geçiş Sınavı ) sonuçları açıklandı.
Bu yıl sınav birincilerinden biri Muş Varto'dan Ezgi Beytaş. Ezgi hiç özel ders almamış. Okuldaki kurslarla sınava hazırlanmış. Ezgi haftanın beş günü okulda kalıyor. Okuldan kalan zamanlarında köyünde çobanlık yapıyor. İdeali sorulduğunda köyünde doktor olmak istiyor. 

Bir diğer birinci, Tunceli Çemişgezek'ten Mahir Gündoğdu. O da 120 sınav sorusunun tamamını yapmış. O da boş zamanlarında hayvanlarına bakıyor. Olaylarda yakılan bir okuldan 3 birinci çıkmış. Gene İdil' de yakılan bir okuldan Türkiye 1.si, 2.si ve 3.sü çıkmış.

Güzel ülkemiz adına, Eğitim-Öğretim adına, bir yıldız gibi parlayan bu çocuklar adına nasıl da mutlu oluyor insan. Ama öte yandan düşünmeden edemiyorum. Son yıllarda sınavlarda öyle çok aksaklık belirlendi ki. Bazı sorular iptal edildi, hatta sınavlar iptal edilip yenilendi. Umarız o tür yanlışlar tekrarlanmaz. Herhalde artık daha titiz değerlendirmeler yapılıyordur. 

TEOG'da ilk dönemde şampiyon olan 1531 kişi var. Bir sınavda bu kadar çok birincinin olması "Ölçme-Değerlendirme" açısından insanı kaygılandırıyor elbette. Geçen yıl da ikinci dönemde birinci olan 1193 kişi varmış. Sınavlar gençlerin geleceğini belirleyen , onların hayatını yönlendiren, titizlikle yapılması gereken değerlendirmeler.

Onca olumsuz koşullarda güzel başarılara imza atarak kendilerini kanıtlayan bu öğrencileri yürekten kutluyoruz. Karanlıkta ışık saçan kutup yıldızı  gibidir bu gençler. Umarız sonraki yıllarda da çevrelerine ışık saçmaya devam edecekler. Onlara katkıda bulunan öğretmenlerini, anne-babalarını da kutluyoruz...


Ocak 28, 2014

EĞİTİMDE ARAYIŞLARIMIZ...


Her kademede öğrenciler farklı duygular yaşıyorlar; mutlu, mutsuz, sakin, heyecanlı, umutlu, umutsuz... "Gelecekten ne bekliyorsunuz?"  gibi zor bir soru sorulsa cevapları neler olurdu acaba? Gelecek kaygıları ne boyutta, gelecekle ilgili planları var mı, bu planların ne kadarı gerçekçi, hayallerinin sınırı nereye kadar...? Çocuklar, gençler kendilerini güvende hissetmek istiyorlar, endişesiz, huzurlu bir gelecek hayal ediyorlar. Değişmeyen, net kararlar bekliyorlar. Büyüklerin dürüst ve inandırıcı olmaları onlar için çok önemli.

Okullar yarıyıl tatiline girdikten hemen sonra Milli Eğitim Bakanımız  öğrencilere ilk seslenişinde şöyle dedi; "Zamanında benim de çok zayıfım vardı." Çocuklar birbirlerine bakındılar; "Bakan Amca ne demek istedi acaba? " diye mi düşündüler...? Biz eski eğitimciler de düşündük: "Neden böyle deme ihtiyacını duydu? Çok zayıfı olan küçük bir gruba hitap ederken onları yüreklendirmek için söylenebilir belki. Onların anne babalarını sakinleştirmek için de vurgulanabilir. Ama büyük bir grupta bu örnek olumsuz çağrışımlara yol açmaz mı? Çocukların somut algılarında olay şöyle yorumlandı: Çok çalışmasan da, çok zayıfın olsa da önemli konumlara gelebilirsin. Bu durumda ideallerin, amaçların, hedeflerin çıtaları aşağılara çekilmez mi...?

Çeşitli aşamalarda sınavlara girecek öğrenciler ve onların velileri haberlerdeki açıklamaları dikkatle izliyorlar. ; "Sınav sisteminde, sınav tarihlerinde yeni bir değişiklik olur mu, yeni bir açıklama yapılır mı?" Her an her şeyin değişebileceğine öylesine alışmışlar ki. Özellikle "eğitim" gibi uzun zamanlı konularda ve alınacak kararlarda veliler de öğrenciler de netlik bekliyor. Çünkü aylar, yıllar sürecek çalışmalar ona göre planlanacaktır.  Uzun soluklu, ciddi çalışmalar daha kalıcı kararlar gerektiriyor. 1920'den itibaren göreve gelen Milli Eğitim Bakanları sadece 1 veya 2 yıl görevde kalmışlar. Farklı olarak yalnız Mustafa Necati 4 yıl ve Hüseyin Çelik 6 yıl görev yapmış.

Bir zamanlar ÖSYM (Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi) Türkiye'nin en saygın kuruluşlarından biri idi. Güvenilirdi. Sonuçları tartışmasız kabul edilirdi. Testlerde iptal edilen hatalı soru sayısı çok nadiren olurdu. Birkaç yıldır sadece sorular değil, sınavlar da iptal ediliyor. Yerleştirmelerden sonra hatta göreve başladıktan sonra sonuçlar iptal edilebiliyor. Neden şimdi tüm sınav sonuçlarına kuşkuyla bakıyor, güvenemiyoruz?  Teknik araçlar gelişse de "insan" faktörü geliştirilemiyor mu acaba?" Makine" insana  yenik mi düşüyor? Sorumluluk verilenler yeterince sorumluluklarını yerine getiremiyorlar mı? Karmakarışık sonuçlar beyinleri de altüst ediyor. Eşitsizlik, haksızlık hep isyanlara neden oluyor. İtiraz edenler giderek çoğalıyor. Çetrefilli bir denklem gibi açıklığa kavuşmayan sorular da kafaları kurcalıyor.

Uzun zamandır dershanelerle ilgili konular tartışılıyor. Dershanelerin kapatılıp bazılarının okula, bazılarının etüt merkezine dönüşeceği söyleniyor. Son günlerde Milli Eğitim Bakanı tüm dershanelerin mercek altına alınacağını söyledi .Belki de en doğrusu buydu. Tüm eğitim kurumlarının aynı kalitede olması elbette beklenemez. Türkiye'de 3830 dershane olduğu, bu dershanelerde 50.000 öğretmenin görev yaptığı söyleniyor. Binlerce dershanenin arasında iyileri de kötüleri de olacaktır elbette. Bunlar birdenbire değil, uzun yıllar içinde ihtiyaç duyulmasından ötürü çoğaldılar. 

Maddi durumu uygun olan öğrenci de, olmayan öğrenci de dershanelerden yararlandı. Bütün imkanlarını seferber edip çocuğunu dershaneye yollayan ana-babalar oldu. Bir dönem pek çok dershane okullardaki en deneyimli öğretmenleri kadrosuna dahil etti. Bazı dershaneler sınavla öğretmenlerini seçti. Okullarda kalabalık sınıflarda öğrenilemeyen birçok bilgi buralarda öğrenildi. Dershaneler okulun tamamlayıcısı oldular. Maddi imkanı "özel ders" almaya uygun olmayan pek çok öğrenci için dershaneler bir imkan sağlıyordu. Okullarda öğrencilerin bilgisi klasik sınavlarla ölçülürken dershaneler test sınavları yaparak onları ölçme sınavlarına hazırladılar. Her alanda olduğu gibi, kötü örnekleri olduğu gibi çok iyi, okullarla işbirliği içinde, çağdaş eğitim-öğretimin amaçları doğrultusunda öğrencileri yönlendirenleri de vardı.
Belki zamanında dershaneler daha iyi araştırılsaydı daha sağlıklı önlemler alınabilirdi. 

Öğrencileri bundan sonra sınavlara hazırlama konusunda okullarımızın Rehberlik Servislerine, Rehber Öğretmenlere büyük iş düşüyor. Bilgiyi kullanma, zamanı kullanma, heyecanını yenme, okul seçme, alan seçme gibi birçok konuda öğrencilere yardımcı olmak gerekiyor. Bu yıl yeni bir uygulama da olacak. Eskiden olduğu gibi sınavlarda yanlış sorular doğru soruyu götürmeyecek. "Bilgiyi rastlantıyla belirlemek", "işi şansa bırakmak" ne denli doğru sayılabilir? 

Geleceğimiz ve çocuklarımız için asıl sorgulanması gereken eğitim sistemimizin kalitesi değil midir? Üniversite öğretim elemanları, fakültelerde 1. sınıflara başlayan öğrencilerin temellerinin çok zayıf olduğunu yıllardır vurguluyorlar. Ezberci eğitim sistemimiz araştırmalarla geliştirilemedi, eksikler giderilemedi. 

50 bin aday üniversite sınavında sıfır puan alıyor. 16 net bile yapamayıp barajın altında kalan 350 bin öğrenci var. Yıllardır sınavlarda fen bilgisi en başarısız ders. Sonra matematik, sosyal bilgiler ve Türkçe geliyor. Uluslararası eğitim sıralamasında Türkiye matematikte 44. sırada. Okuma-anlamada 42. sırada. Fen bilimlerinde 43. sırada. Bu sonuçlar dikkate alınıp önlemler alınabiliyor mu acaba?

Hepimiz için daha güzel bir dünya oluşturabilmek için eğitimden beklentimiz öyle çok ki... Ancak Eğitimle ilgili kararlarda asıl baş vurulması gereken, uygulamanın içindeki kişiler; öğrenciler, öğretmenler, veliler, okul yöneticileri hep konunun dışında kalıyor. Bir zamanlar Mili Eğitim Şuraları olurdu. Her kademede uygulayıcılarla görüş alışverişi yapılır, uygun kararlar uygulanırdı. .Belli bir plan çerçevesinde uygulamadaki görevlilerin görüşlerine baş vurulsa mutlaka çok yararlı katkıları olacaktır. Asıl sorunların merkezinde olan, sıkıntıyı yaşayan onlar. Genç Türkiye Onların çabalarıyla daha iyiye gidecek. 

Makbule ABALI-2014 Ocak










Temmuz 29, 2013

HAYATIN ROTASINI BELİRLEMEK...

Yaşantınızda hiç büyük bir sınava girdiniz mi? Sınav heyecanını tüm benliğinizle hissettiniz mi? Sakin bir yapınız varken nasıl panikler yaşadınız? 

Hayatınızın düzeni altüst oldu belki de... Beslenme, uyku düzeniniz, sosyal etkinlikleriniz, arkadaşlık ilişkileriniz... 

Her şey sınava endekslendi o yıl. "Sınav" tüm ailenizin hayatını esir aldı adeta. Yaşayan bilir nelere nasıl göğüs gerdiğinizi. 

Her türlü olumsuzluğa rağmen amaç belirlidir; geminin limana varması gerek. Milattan önce 9. yüzyılda yazılmış bir yazı amaçla sonucu ne güzel dile getirir.: "Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenleri rüzgara göre ayarla. Dünya karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir."

Gençler için hayatlarının rotasını çizmek kolay değil. Alan seçimi, okul seçimi, meslek seçimi... hepsi birbirine bağlı. 

Yanlış kararlar, yanlış seçimler insanın geleceğini karartabiliyor, yaşamı sekteye uğratıyor. Gelecekte "diplomalı işsiz" olmamak için, sadece kişisel yeteneklerin  değil, ülke koşullarının da iyi bilinmesi gerekiyor. 

"Bu yılın ÖSYM  Yerleştirme Sonuçları belli oldu" haberi uzun uzun düşündürüyor insanı. Kim bilir kimler nerelerde hayata hazırlanacak, kimler olması gereken yerlerin çok uzağında olacak? Kimler gerçek anlamda "kazandı" ya da "kaybetti" ? Birinci ve ikinci sınav sonuçları incelendiğinde, genellikle kız adaylar erkeklerden daha başarılı. 

Birinci sınavda 8 bin 500 aday sıfır puan alırken ikinci sınavda ÖSYM bu rakamı açıklamadı. Bu sayı her yıl artarak ortaya çıkıyordu. Keşke bu yıl da açıklansaydı. Eğitim sistemimizdeki yanlışlar, eksiklikler bilinse önlem almak daha kolay olmaz mı? 

Yıllardır ilköğretimden itibaren uygulanan sınavlarda en büyük başarısızlık  Fen Bilimleri Testinde görülüyor. İkinci olarak Matematik Testi en başarısız olunan alan. 

Bu yıl 40 soruluk Fen Bilimleri Testinin ortalaması 3,5 . Yıllardır 4 netin üstüne çok nadir çıkılmış. Genel ders notu veya sınıf geçme, okul bitirme notlarında çok başarılı görünen bazı öğrenciler bile fen testinde çok başarılı değiller. Her alanda başarısızlığın nedenlerini bilmek, başarı grafiğini de yükseltecektir. 

Sınavlar aileler ve öğrenciler için bir kâbus olmamalı. Testler, objektif bir ölçme-değerlendirme aracı olarak kullanılmalı. Yıllardır değişmez bir biçimde Hakkari ve Şırnak, sınav sonuçlarında "en başarısız iller" sıralamasında en üst sıraları paylaşıyorlar. Elbette bunun pek çok nedeni olabilir, ancak oralarda da değerlendirilmeyi bekleyen nice beyin var. 

MEB ve Tübitak işbirliğiyle yapılan "Bu Benim Eserim" Yarışmasında Şırnak'ın Boyuncuk Ortaokulu öğrencileri Ahmet Özdemir ve Asya Erkol Kimya alanında "kara lahana ve kömürden mürekkep yapımı" projesiyle "Türkiye birincisi" olmuşlar. Yüz yüze kutlamak isterdim bu başarılı gençleri. Bu haberi aramızdan kaç kişi duydu acaba?

Eğitim-öğretimde yönlendirme, teşvik, değerlendirme ne kadar önemli. Gençleri motive etmek, kendilerine güven duymalarını sağlamak, dersleri sevdirmek, konuları hayatla bağdaştırmak... Bu tür çalışmalar öğretmeyi ve öğretmenliği de daha zevkli hale getirecektir. 

Rehber Öğretmenlik yaptığım yıllarda gençlere sorardım; "10 yıl sonra kendinizi nerede, nasıl görmeyi hayal ederdiniz?" Çok ilginç, çok farklı cevaplar alırdım. Bazen gerçek üstü cevaplar da olurdu, ama hayaller de gerçeğe giden yolda bir adım değil midir? 

Neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirildiğinde her şey daha anlaşılabilir ve yorumlanabilir oluyor. 

"Geminin rotası" ne kadar uygun saptanabilirse varılacak limanlar da o denli yaşanabilir olacaktır.

Makbule Abalı-Eğitimci
29.07.2013 Mersin


Nisan 06, 2013

ŞAKA GİBİ...


1 Nisan tüm dünyada "şaka günü" olarak kabul ediliyor. Basmakalıp olmayan, akıllıca yapılmış şakalar, ne güzel, ne düşündürücüdür. İncitici, aşağılayıcı bir şaka değilse, yapanı da, yapılanı da tebessüm ettirir. İçinde kötü niyet olmayan her şaka insanı mutlu eder. 

Bu yıl 2013 YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) sonuçları 1 Nisan Günü açıklandı. Sınavdan 8 gün sonra, rekor bir hızla sonuçların açıklanması gerçekten şaka gibiydi. Bu kadar kısa sürede açıklama, ÖSYM tarihinde bir" ilk" idi. Her yıl bir buçuk iki milyon civarında aday sınava başvuruyor. Ve her yıl, sınavda 4 yanlış 1 doğruyu götürdükten sonra bir neti bile kalmayan binlerce aday oluyor. Şaka gibi... Bu yıl da bu sayı 8 bin 586 idi. Sınavda kız öğrenciler, erkek öğrencilerden daha başarılı.

Sınavda 40 Türkçe, 40 Matematik, 40 Fen Bilimleri, 40 Sosyal Bilimler sorusu soruluyor. 160 soru için 160 dakika zaman veriliyor. Okullarında klasik yöntemle sınava giren adaylar, geleceklerini ilgilendiren büyük sınavlarda test yöntemiyle yarışıyorlar. Sınava hazırlanırken beyinler adeta seçeneklere göre kurgulanıyor. Sınava hazırlanma aşamasında pek çok aday spor, sanat çalışmalarını, sosyal etkinliklerini noktalamak zorunda kalıyor. Pek çok yetenek, en verimli çağında geliştirilemeden  yok olup gidiyor. 

ÖSYM bu sınavları 40 yıldır uygulamakta. Bir zamanlar "güvenilirlik" sıralamasında en üst sıralardaydı. Sonra giderek değer kaybına uğradı. Umarız gene güvenilir sonuçlarla eski itibarına kavuşur. Gençler güven duymak, emin olmak istiyorlar. Belki yıllar sonra bu gençler de çocuklarına anlatacaklar: "Çalıştık, çabaladık, didindik, heyecan içinde zamanla yarıştık, elimizden geleni yaptık." Sınavdan kalan izler yıllar sonrasına uzanacak, etkileri yeni hayatlara mutluluk veya mutsuzluk tohumları ekecek.

Bir maraton biterken bir süre sonra, biraz daha farklı koşullarda bir yenisi başlayacak. LYS(Lisans Yerleştirme Sınavı) başvuruları 22-29 Nisan arasında. Adayların dallarına göre sınav: 16-17-23-24 Haziran tarihlerinde. Gencecik hayatlar işaretlenen seçeneklerle puanlanıyor ve gelecekteki hayatların yönü çiziliyor. Geçmişte iyi bir öğrenci olmanız bazen yetmiyor. Sınav anında ne yaptığınız, heyecanınızı nasıl yendiğiniz ya da yenik düştüğünüz önemli. 

Elbette hiçbir sınav kolay değil. Birey, hayat boyu sınavlarla test edileceğinin farkına varıyor sonradan. Yükseköğretime geçerken, meslek seçerken, işe girerken, eş seçerken, ana ya da baba olurken... O zaman 4 yanlışın 1 doğruyu götürmesi söz konusu olmayacaktır artık. Acaba hangi yanlışlar, hangi doğrular "farklı" hayatlarda mutluluk ya da mutsuzluğu belirleyecektir, bilinmez. Hayatın yoğun temposunda; kimler "başarılı", kimler "başarısız" sayılacak, "kazanan", "kazanamayan" hangi ölçütlerle açıklanacak, kimler ayaklarının üstünde sağlam yere basabilecek... Asıl önemli ve geçerli olan, "hayat sınavı" değil mi?

Makbule Abalı-Eğitimci
6.06.2013 Mersin





Mart 27, 2013

ADİL OLABİLMEK...

Küçükken "Paylaşmak güzeldir" diye öğretildi bizlere. O yüzden oyunlardan başlayarak hep paylaştık: Oyuncağımızı, kalemimizi, simidimizi, yemeğimizi... Paylaşmayıp bencillik yapan arkadaşlarımızı dışladık. Oyun bozanları, kurallara aykırı davrananları benimsemedik. Bazen bir portakalı dilimler, paylaşırdık. "Kardeş payı" yaptım derdi paylaştıran. 

Çocuklarda "adalet" duygusunun gelişmesi, özellikle anne babaya, öğretmenlere, çevresindeki diğer insanlara, yetişkinlere bağlı. Anne baba adil değilse, çocukları arasında ayrım yapıyorsa, fark gözetiyorsa, sevgi paylaşımında haksızlık yapıyorsa, çocuğun içinde yeşeren "haksızlığa uğramışlık duygusu" giderek büyüyüp serpiliyor. Diğer insanlara da öfke, kin, nefret duyan bir "mutsuz insan" daha topluma karışıyor. 

Suç ve ceza orantılı değilse; örneğin çocuk basit bir suç için babasından çok dayak yemişse, kafasında bin bir soru oluşabilir. Açıklığa kavuşmayan her olay, yıllar sonrasında dahi yeni sorunlar, yeni yaralar oluşturabilir. Evde babanın anneye haksız davranışları, şiddet uygulaması gene çocuğun hayatında yıllar sonrasına izler bırakabilir. Çocuklar haksızlığa pek tahammüllü değiller. Onların hoşgörü sınırını zorlayan her davranış tepkiye neden olur, problem davranışlar yaratır.

Makbule Abalı-Eğitimci
27.03.2013.Mersin


Okulda öğretmenin davranışları çocuklar için bir "model" oluşturur. Öğretme adil değilse, notu silah gibi kullanıyorsa, korkutmak amaçlı not kırıyorsa, öğrenci ayrımı yapıyorsa, çocuk haksızlığa isyan eder, içinden, sessizce... Ve iki yoldan birini seçer; ya o da haksızlık yapar, zarar verir, veya susar, boyun eğer, içine kapanır. Ancak birikmiş öfkelerin, haksızlıkların, bastırılmış duyguların dışa vurumu daha şiddetli olur. Gün gelir birey öfke nöbetleri yaşayabilir. 

Adil olunamayan durumlarda  adaletin terazisinin ibresi de sapıyor. Çocuğun içinde kalan "haksızlığa uğramışlık duygusu"; toplum bireylerine karşı da güvensizlik, öç alma, zarar verme davranışlarıyla kendini gösteriyor. Bu olumsuzluklar için zamanında "eğitsel önlemler" alınabilmişse, çocuk da, toplum da kazançlı çıkabiliyor. 

Suçlu çocuklarla ilgili istatistikler de; genellikle bu çocukların çocukluğunda aile içi çatışma veya şiddet gören çocuklardan çıktığını gösteriyor. "Yara alan" yaralamaya daha eğilimli oluyor. "Canı acıyan" can yakmaya istekli oluyor. Oransız güç gibi oransız suç da insanın kafasında cevaplayamayacağı uzun sorular yaratabilir. Cevapsız kalan her soru, yeni sorunlar oluşturabilir. Çocuklar haksızlığa uğradıklarında, çok öfkelendiklerinde birbirlerine gözdağı verirler; "benim babam senin babanı döver" . "Daha güçlü olmak"... O anda çocuğun kafasındaki "adalet" kavramıdır. 

Sadece çocuklarda değil, toplumun her kesiminde "adil olmak", "adil davranabilmek" bireyler için ne kadar önemli. Bir kurumda, hastanede örneğin, kuyrukta herkes sırasını beklerken, bir kişinin saygısızca öne geçmesi sizi de rahatsız etmiyor mu? Bir iş başvurusunda mülakat sınavında hak etmediği halde kazanan bir kişi içinizde "haksızlık" duygusunu körüklemez mi?

Üniversite sınavlarında bazı yıllar kopya çekildiği iddiaları güveninizi sarsmaz mı? Bir iş yerinde haksız yere işten çıkarma ya da farklı maaş uygulaması, adalet duygunuzu zedelemez mi? O yüzden özellikle bazı iş yerleri "personel memnuniyeti" anketi yaptırarak personelin verimini arttırmayı amaçlıyor. Dinleme sabrını gösterebilmek, tahammül edebilmek ne kadar önemlidir. 

Adalet önce insanın vicdanında oluşmalıdır. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan uzun yolda "adalet duygusu" zedelenmemeli, örselenmemeli. Haksızlığa uğramış insan, adaletten umut kesmemeli. Adil olabilmek; insan olmanın, demokrat olabilmenin, vicdanlı olmanın gereğidir. Dileriz; çocuklar geleceğin "adil" yetişkinleri olsun.


Mayıs 15, 2011

YAŞAM BİR SINAV MIDIR?

Kaç yaşında olursak olalım, yaşam boyu sınavlarla karşı karşıyayız. Zor bir işin üstesinden gelme, yeni bir girişim, bir uyum süreci, kendini kanıtlama çabası, yeni bir kente alışma, iş bulma, eş bulma.... her biri kişisel bir sınav değil midir?" Sınav" karşılığı sözlüklerde şöyle belirtiliyor: Bilgi derecesini anlamak için yapılan yoklama, imtihan, test. Direnme, dayanışma, güç gerektiren, sonuçta bir tecrübe kazandıran zor durum. Her sınav kişiyi zorluyor, bir uğraşıyı beraberinde taşıyor, doğal olarak kişi veya yakınları için stres yaratabiliyor.

Sınav sözcüğü bile öğrencilerde yoğun duyguların yaşanmasına neden olabilir. Yıllarca eğitimin farklı konumlarında çalışırken bu durumu yakından gözledim. Emeklilik sonrası bir dershanede 10 yıl "rehber öğretmenlik" deneyimim, sınavların öğrencilerde yarattığı psikolojik baskıyı çok daha net gözlememi sağladı. Gelecek kaygısı, kendini kanıtlama çabası, bilgiyi ortaya koyamama endişesi, zamanı yeterince kullanamama düşüncesi, yanlış işaretleme sıkıntısı.... ve daha pek çok konu.... Sınav öncesi günlerce uyuyamayan, çeşitli psikosomatik rahatsızlıklar yaşayan, psikolojik yardım alan, kaygılar yaşayan, günlük yaşamı altüst olan öğrenciler tanıdım. 

Günlerdir haberlere konu olan "Yükseköğretime Giriş Sınavı" ile ilgili olarak şifre iddialarında öğrenciler adına büyük üzüntü duyuyorum. Karar aşamasında öğrenciler ve eğitimciler adına temsilci bulunmayışını büyük eksiklik olarak nitelendiriyorum. Herkes adına test kitapcığı ve kitapcık sayısı kadar cevap anahtarı zaten kuşku yaratacaktır. Eskiden 10 çeşit soru kitapcığı ve 10 cevap anahtarı bulunurdu, kime hangi kitapcığın geleceği belli değildi. 

ÖSYM tarihinde bu kadar çok sayıda itiraza hiç rastlanmamıştır.(70000 kişi) İtiraz sonuçlarına göre sıralamanın değişmesi gerekirdi, bazen bir net yüz kişinin önünde yer açabilir. Başarı-başarısızlığa göre testleri ortalamaları değişecektir, bu da puanlara yansımalıydı. Sonuçların açıklandığı gün hala yeni sonuçlar açıklanıyordu.

İlk 1000 içinde yer alan kişilerin kağıtlarının incelenmesi yeterli  olabilir mi? Ortalarda yer alan adayların kağıtları da incelenebilirdi. Kitapcıkta işlem yapmadan matematik sorularını işaretleyen adaylar dikkat çekmeliydi. Matematik testini tam yapıp, diğer testlerde çok başarısız olan adaylar dikkat çekmeliydi. (şifre matematikte ağır basıyor.)

Yaşam boyu pek çok sınavla karşılaşıyoruz, karşılaşacağız. Sınavlarda başarı ya da başarısızlık doğal, ancak her şeye rağmen belirsizlik kötü. Yeterli oranda heyecan normal, ancak kaygı rahatsız edici. Güvensizlik başarıyı olumsuz etkileyen bir faktör. Gençlerle empati kurduğumuzda onları çok iyi anlayabiliyoruz. 
YGS sonuçları, eski bir eğitimci olarak beni tatmin etmedi. Dileriz; LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) kimseyi üzmeden, sağlıklı bir şekilde uygulanır, gençlere kaybettikleri güveni yeniden kazandırabilir, gerçek başarıları değerlendiririz... 

Makbule ABALI-Rehber Öğretmen 


  

Nisan 12, 2010

MUHTEŞEM BİR GÜN (!)

Sabah haberlerini izlerken kanallar arasında geçiş yapıyoruz: TRT2 Haber kanalında
saat 08,00 dolaylarında bir kadın bir erkek iki sunucunun yorumu dikkatimi çekti.
Erkek sunucu "Üniversite sınavına 1.5 milyon kişi katılmış, MUHTEŞEM" dedi.
Birden irkildim, sağlıklı düşünen herkesin bu sayıdan ürkmesi lazım diye düşünüyorum.

Nicelikle nitelik nasıl da birbirine karışıyor;
Diploma sahibi onca işsizimiz varken,
Eleman alımıyla ilgili sınavlar stadyumlarda yapılırken,
Sanırım sayısı 100 civarında üniversitemize 7 tane daha eklenirken,
Gençlerde gelecek kaygısı, iş bulamama endişesi bu denli büyümüşken,
İşletmelerde özellikle nitelikli ara eleman sıkıntısı yaşanırken,
Esnaf ve sanatkarlar odaları eski usta öğreticilerin yerine artık çırak yetiştiremezken,
Sınavlarla bunaltılmış, ancak seçeneklerle düşünebilen, okumayan, yaratıcılıktan uzak,
sosyal etkinliklere zaman ayıramayan gençler hızla çoğalırken,
Üstelik üniversite sonrası sınavlarda ilk dereceleri paylaşanların birçoğu sözlü
görüşmelerde elenirken, bu konuda davalar açılırken,
Sınavlara rekor düzeyde kişi de katılsa bunun neresi MUHTEŞEM?
Kelimenin tam anlamıyla FACİA.

Gençler tabii ki okuyacaklar, kendilerini geliştirecekler.
Ama keşke sınav sonrasını da planlayabilsek, ülke koşullarını dikkate alarak
adama göre değil, işe göre adam yerleştirebilsek...
O zaman bu ülkede ADAM gibi ADAMLAR da çoğalmaz mı?

Makbule Abalı-Eğitimci
12.04.2010 Mersin