Sayfalar

üretici kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üretici kadınlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 13, 2018

MERSİN MEZİTLİ ÜRETİCİ KADINLAR PAZARI...



Her Cumartesi ya da Pazar giderdik. Son iki aydır uğrayamaz olmuştuk. O güzel, canlı ortamı özlemişim. Burada sadece kadınlar var. Ürettikleri her ürünü satabiliyorlar. Pazara girdiğiniz ilk anda kendinizi rengarenk bir dünyada hissediyorsunuz. Bir an kadınlar ülkesinde miyim diye sorabilirsiniz. 
Tezgahlarda satış yapanlar sadece kadınlar. Alışveriş yapan çok erkek de var tabii.


Yüzlerce kadının bir arada olmasına rağmen rahatsız edecek bir ses yok. Büyük semt pazarlarındaki bağrışmalar, küfürlü konuşmalar burada duyulmuyor. Kadınlar çalışıyor, üretiyor, ürünlerini Cumartesi-Pazar günleri bu pazara satmaya getiriyorlar. Mersin'de bu pazarlardan 7 tane olmuş. 

Tezgahlarda sebze, meyve, turşular, reçeller, lezzetli ev yemekleri var: İçli köfte, çiğ köfte, mercimekli köfte, sarımsaklı köfte, dolma ve sarma çeşitleri var.
Piknik tüplerin üzerine saçlar yerleştirilmiş, sıkma, börek, gözleme, katmer yapılıyor. Bir köşedeki semaverden sıcak çayınızı da alıp içebiliyorsunuz. Bir tezgahtan otlu börek alıyoruz. İçinde her çeşit ot var:
Isırgan otu , dereotu, ıspanak, maydanoz, ... Kahvaltımızı yapmıştık ama bu ara öğün sayılabilir. Ne zaman gitsem kendimi burada mutlu hissederim.

Yiyeceklerin dışında takı tasarımlarının, el örgülerinin, örgü bebeklerin, iğne oyalarının, çocuk giysilerinin sergilendiği tezgahlar da var. Seramik ve ahşap çalışmaları da bulunuyor. Üretici kadınlar el becerilerini, yaratıcılıklarını sergilemişler.

Tezgahların gerisindeki birçok kadınla selamlaşıyoruz.
"Uzun zamandır neredeydin?" diye sormaları bir başka güzel. İçtenliklerine inanıyorum.Üretici kadınlar sadece kendileri için değil, aileleri için, çevreleri için,ülke ekonomisi için kazanç sağlıyorlar. "Kadın Üretici Pazarları Projesi", Çin'de düzenlenen 2018 Uluslararası kentsel inovasyon  ödüllü yarışmasında yarı finale kaldı.213 şehir arasında Mezitli Belediyesi son 15'e girdi. Dileriz son elemede hak ettikleri yeri alırlar.

Eylül 29, 2015

YAŞAMA CESARETLE TUTUNANLAR...



Hayat çoğu kez bir mücadele değil midir?Bazen doğayla mücadele ederiz, bazen zor koşullarla, bazen düşünsel anlamda değerlerle, bazen de zor insanlarla... Her mücadele bir çabayı gerekli kılıyor. Bazen bireysel bir çaba,bazen ortak bir güç birliği.Özellikle kız çocukları iyi bir diploma sahibi olmak zorundalar. Kadınlar ekonomik açıdan güçlü olurlarsa toplumda kendilerini daha güvende hissediyorlar, geleceklerinden daha emin oluyorlar.
Bu çaba ya da mücadele onları daha zinde kılıyor, çoğu kez çevresine güzel örnekler de sergiliyorlar.



Yakın zamanda tanıdığım yaşama tırnaklarıyla tutunan genç kızlardan, üretici kadınların bazılarından söz edeceğim. Daha kim bilir tanımadığımız kaç tane benzerleri vardır.Beyinleriyle, güçleriyle, yetenekleriyle kendilerine ve çevrelerine katkıda bulunma çabasıdır bu... 



Toroslar'ın dağlık bir beldesinde,  yüksek dağların tepesinde ailesiyle birlikte büyük ve küçük baş hayvan besleyen bir genç kız.Aynı zamanda okullu, lise son sınıf. Aile arasında iş bölümü yapılmış. Hayvanlar otlatılıyor, bakımları yapılıyor, sütleri sağılıyor.Günlük yumurta elde ettikleri tavukları da var. Günlük yumurta siparişi verildiğinde 15-20 yumurtayı at sırtında yaklaşık 40 dakika uzaklıkta yoldan getiriyor.Önce at sırtındaki ustalığı dikkatimi çekti. Günlerce ders alanların binemediği ata basamak kullanmadan bir sıçrayışta biniyordu. Atla uyumu mükemmeldi. Bazen rahvan, bazen dörtnala gidiyordu. 
Okullar açıldığında okuluna devam edecek. Okul öncesi öğretmeni olmak istiyor. Güler yüzüyle, sakin tavrıyla , hayata sımsıkı tutunmasıyla eminim çok iyi bir öğretmen olacaktır.


İkinci örnek, aynı beldeden bir üniversite öğrencisi. Liseyi aynı beldede hiç dershaneye gitmeden okul birincisi olarak bitirmiş. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazanmış. Bu yıl 4. sınıfta.Tüm yaz tatillerini burada, bol bol kitap okuyarak geçiriyor. Baba gündelikle bahçe işlerinde çalışıyor. Anne ev işlerine ve bahçedeki ürünlerin bakımına katkıda bulunuyor. Hayata öylesine sıkı tutunmuşlar ki "güzel bir gelecek" hayalleri de hiç bitmiyor.


Hayata sımsıkı tutunanlardan bir diğer örnek aynı beldeden bir anne-kız. Besledikleri hayvanlardan elde ettikleri sütü tereyağı, peynir ve yoğurta dönüştürüp satıyorlar. Sabah 6.30- 7.00 civarında inekleri sağıyorlar. O saatlerde taze sıcak süt almak mümkün. İnsanlar gibi hayvanlar da strese girince süt vermiyorlar. Sakin, yumuşak bir sesle yaklaşınca hatta bazen şarkılar söyleyince daha verimli oluyorlar. Süt, yoğurt, tereyağı üretimi sonrasında "çulfalık" dokunuyor. Çulfalık; kilim, yolluk olarak da adlandırılıyor. 
Kendilerinin yaptıkları bir dokuma tezgahı kurulmuş, çeşitli renklerde iplerle dokuma yapılıyor. Boyalar kendilerinin hazırladıkları doğal kök boya.Ürettikleri dokumalar, anlayanın elinde yeni güzellikler oluşturuyor. Bazen bir giysi, bazen bir yolluk, bazen de renkli bir sofra örtüsü olabiliyor.


Yaşama cesaretle tutunmak; güçlü, cesur insanların işi.Sonuçta karşılığını alıyorlar elbette. Belki her zaman para olarak değil ama, kendine güvenme, iyi örnek olma, kendini kanıtlama, deneyim kazanma... Kazandıkları öyle çok şey var ki. 
Onlar hakkında içtenlikle şöyle düşünüyorum;Çoğunun yaşları benden küçük de olsa hepsine saygı duyuyorum ve çok takdir ediyorum.



Temmuz 12, 2015

KINALI KUZU



Yorgundu... Bedenen ve ruhen...Hemen yanı başındaki çimenlerin üzerine uzandı. Birden ıslaklığı hissetti. "Sabah yağan çiğden olabilir" diye düşündü. Oysa çok erken de gelmemişti buraya. Uzandığı yerde bir tutam çimen kopardı. Bilinçsizce elinde ovaladı. Eli ıslandı, yeşilin izi çıktı. 

Uzandığı yerde gözlerini kapadı, hayal kurmaya başladı. Ta uzaklardan sesler geliyordu. Otlamaktan dönen hayvanların zil sesi. Arada başlarındaki çobanın onları düzene koyma sesi. Sonra sesler azaldı, uzaklaştı. Ellerini başının üstünde kavuşturdu, gerindi. Düşündü; Bir zamanlar küçükken o da hayvan otlatmaya giderdi. Sanki hayvanlar onun sözünü dinlerdi. Alışıktılar ona. Hepsine ad takmıştı, çağırınca tepki gösterirlerdi. Babası bile şaşırırdı bu dostluğa.

O zamanlar hep hayvanlarla özdeşleştirirdi kendini. O günleri hatırladı; Can arkadaşı, gözdesi kınalı kuzu idi. Boynuna mavi boncuklu kurdele takar, tüylerini parlatır, tarardı. Çok soğuk bir kış günü kınalı kuzu bir kurdun saldırısına uğradı. Sürünün en arkasında kalmıştı. Kurtulamadı, 3 gün sonra kaybettiler onu. Nasıl da ağladı, üzüldü. Çok sıkıntılı zamanlarında kendini "kınalı kuzu" gibi hissetmesi ondandır. 

Uzandığı yerden birden doğruldu. Ta uzaklardan gelen ezan sesini fark etti. "Öğlen olmuş" dedi. Üstündeki otları temizledi, "ekmek pişirilecek" dedi. Artık fırından ekmek almıyorlardı. Babası "düğünün için para biriktirmek gerek" diyordu. Ekmek parası...düğün parası... Demek daha çok bekleyeceklerdi. Ekmeği daha az yeseler daha çok para birikir miydi acaba? 

Bu yıl meyveler de çok para getirmemişti. Şehirde 5-6 liradan satılan meyve burada 1,5-2 liradan alıcı buluyordu. İlacı, gübresi, toplaması, yağmuru, soğuğu... "Evlerinde, rahat köşelerinde bu meyveleri yiyenler bu sıkıntıları bilirler mi acaba?" diye iç geçirdi sessizce. 

Aklına parlak bir fikir gelmiş gibi birden gözleri parladı; "Bu gece çimenlerin üzerine uzansam, gökyüzündeki yıldızları saysam" diye düşündü. "Onca yıldız arasından belki bir yıldız kayar, ben bir dilek tutarım ve dileğim gerçekleşir. Olmaz mı, neden olmasın...?"