Sayfalar

Toplumsal şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toplumsal şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 22, 2017

İÇİMİZDEKİ ŞİDDET...



Nasıl oldu da toplum giderek şiddeti daha çok benimsedi, başkasına zarar vermeyi kanıksar hale geldi? 
Yolda giderken aniden duyduğunuz bir sesten irkiliyor musunuz?
Gece havai fişek seslerini silah sesleri gibi algılıyor musunuz?
Bir çocuğun başını okşamak istediğinizde aniden başını çekiyorsa, tokat atılacağını sanıyorsa,
Her gün gazetelerin üçüncü sayfasında birkaç cinayet haberi okunuyorsa,
Televizyon dizilerindeki şiddet sahneleri aynen gerçek hayatta da uygulanıyorsa,
Filmlerde insanın insana yaptığı bütün acımasızlıklar vahşice sergileniyorsa,
Aileler arasındaki çatışmalar, kavgalar bütün acımasızlığı ile ekranlardan teşhir ediliyorsa...

Şiddeti kınarken giderek şiddete alıştık adeta. Günlük hayatımızda şiddetle iç içe yaşıyoruz. Çok yüksek sesle konuşmalar, fren ve korna sesleri, iş makinelerinin gürültüsü. Yüksek ses ya da küfürlü konuşma, hakaret, aşağılama hep şiddet örnekleri değil midir?

Bir harfi yazamadı diye 1. sınıftaki öğrencisini cetvelle döven öğretmen, küçük bir hatadan ötürü çırağını kıyasıya döven esnaf, ayrılmak isteyen eşini iki akrabasıyla birlikte döverek hastanelik eden koca...

Televizyonlarda bir şiddet fırtınası eserken çocuklar-gençler bu olumsuz örnekleri hafızalarına kazırken rol-model olarak benimseyebilecekleri kişilikler neredeyse yok denecek kadar azalmışken şiddet tüm boyutlarıyla sürmez mi?

Toplumca sakin, mantıklı, nezaket kuralları içinde, hakaret içermeyen konuşma ve davranışlara ihtiyacımız var. Sesler, çığlıklar sadece kulaklarımızda yankılanmıyor. Yüreğimizde, beynimizde, içimizde adeta patlamalar yaratıyor.


Eylül 13, 2015

VİCDAN


Vicdan dilimizde sık kullanılan yerleşik bir sözcük. Ahlaki yanı ağır basıyor.
Bazen bir film adı, bazen bir roman adı olarak karşımıza çıkar. Bazen kendini aklamak için kullanır insanlar.Vicdanı bozulmamış dostlar ararız çevremizde.
Vicdan insanı rahatlatır, aklar kimi zaman. Bazen de tam tersine içten içe huzursuz eder.
Vicdan bir iç hesaplaşması, doğruların yanlışların ortaya konması, değerlendirilmesidir.

Bazen bireysel vicdandan söz ederken bazen de topumsal vicdandan söz ederiz. Tek başına son derece sakin olan, çevresine zarar vermeyen bir insan farklı bir grubun içine girdiğinde nasıl bir ölüm makinesine dönüşür? Yüz ifadesi, mimikleri, bakışları, gücü nasıl bir anda farklılaşır? Zamanı gelince bir vicdan muhasebesi yapmaz mı? Bazı ülkelerin sözlüğünde "vicdan" sözcüğünün bulunmadığı söyleniyor. İhtiyaç mı duyulmuyor acaba? 

Belki yıllar geçti ama biz çocukluğumuzda arkadaşlarımızın nereli olduklarını, kökenlerini bilmezdik, merak da etmezdik. Ki o yıllar daha hassas yıllardı. Yıllar sonra öğretmen yetiştiren bir yükseköğretim kurumunda görev yaparken öğrencilerim sık sık  sorarlardı; "Öğretmenim nerelisiniz?" " Tütkiyeliyim" derdim. Türkiye'nin her yöresinden 18-25 yaş arası öğrenci olurdu sınıflarda. Fark gözetmemek zorundaydık. 

Kişiliklere saygı duyarak, anlayışla yaklaşıldığında hep uygun davranışlarla karşılaşırdık. Düşünüyorum da yıllarca aynı ülkede beraber yaşayan,kız alıp veren ,çeşit
li kurumlarda yanyana görev yapan insanlar ne oldu da 
birbirine öfke ile, kinle bakar hale geldi, birbirini düşman sayar oldu?

Yurtdışında yapılmış ilginç bir araştırma var. 15-16 yaşındayken bir grup gence ikinci dünya savaşı yıllarından kalma çarpıcı fotoğraflar, video filmler gösteriliyor. Yaralanmış insanlar, parçalanmış vücutlar, kan revan içinde yüzler, işkence görmüş insanlar...
Gösteri bitince gençler çok büyük tepki gösteriyorlar.
İçlerinde bayılanlar, istifra edenler, gitmek isteyenler çıkıyor. 

Gençlere iki haftalık bir deneme yapılacağı, bu süre içinde bir sınavdan geçecekleri,grupta disiplini sağlamak için istedikleri gibi davranabilecekleri,kaba  kuvvete baş vurabilecekleri  vurgulanıyor. Birkaç gün içinde davranışlarda aşırılıklar gözleniyor. Lider olmak isteyenler çoğalıyor. Giderek şiddet, kaba güç gösterileri artıyor. Davranışlar tamamen değişiyor.

İki haftanın bitiminde aynı fotoğraflar, video filmler yeniden gösterildiğinde hepsi hiç yadırgamadan normal karşılar...çok olağan bulurlar, artık alışmışlardır.
Bireysel davranışlar toplumsal bir potada değişime uğramıştır. Lider olmak isteyenler kabul görmek için daha sert davranışlarla kendilerini kanıtlıyorlar.

Ölüm-öldürme adını bile bilmeden, acımadan bir cana kıyma... Çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden bir yaşamı sonlandırma...
Ne oldu bize...? Nasıl bir değişim geçirdik...?
Bazı olumsuz dönemlerin dışında yıllar önceki sakin, huzurlu dönemleri nasıl da özlüyoruz... Milli maçlarda yanımızdakinin kim olduğunu bilmeden ortak duygularla
Sevinilmesini, deprem, sel gibi doğal afetlerde ortak acılarda,  ortak hüzünde  yanyana durmayı, el ele tutuşmayı insan olarak, vatandaş olarak nasıl da özledik...




VV

Şubat 18, 2015

BİR KARTOPU CİNAYETİ...



Bazen yaşadıklarımız hayal gibi, şaka gibi, gerçeküstü bir filmin kareleri gibi gelir. Ayırt edemez insan. Üst üste gelen olaylar mantığı da, bilinci de zayıflatmıştır zaten. Bu tür olaylar trajikomik diye de adlandırılabilir. Hem iç yakar, insanın içini acıtır, hem de "bu kadarı da olmaz artık" şaşkınlığına düşürür. 

Henüz Özgecan'ın acısı çok tazeyken, katledilmesinin üzerinden birkaç gün bile geçmeden Antalya'da 3 kişinin bir kadını kaçırıp tecavüze yeltendiğini duyuyoruz. Şiddetin her türlüsü toplumun her kesiminde tüm keskinliğiyle uygulanıyor. Adeta başımızda bir tokmak en yüksek perdeden, en asap bozucu biçimde vuruyor, vuruyor. Ve bizler elimiz kolumuz bağlı, gözlerimiz fal taşı gibi açılmış, ses bile çıkaramadan sadece izliyoruz. Bir korku filmi fragmanı gibi... 

En son olay, bir gazeteci (Nuh Köklü) arkadaşlarıyla akşam eve dönerken yolda içlerinden geliyor kartopu oynamaya başlıyorlar.
Bir kartopu bir dükkanın vitrinine rastlıyor. Özür diliyorlar.  Dükkan sahibini sakinleştirmeye çalışıyorlar. Mümkün olmuyor. Dükkan sahibi önce beysbol topu sonra ekmek bıçağıyla saldırıyor. Gazeteci bir arkadaşını kurtarmak isterken yere düşüyor, yerde sırtüstü yatarken dükkan sahibi kalbine bıçağı saplıyor. Kurtarılamıyor. Bu arada cani bağırıyor; Raporum var, bugün girer, yarın çıkarım. "Kartopu Cinayeti" şaka gibi bir gerçek... 

Potansiyel suçluların kaçı içeride, kaçı dışarıda? Ruhundaki öfke patlamasına, hayvani duygularına sahip çıkamayıp,  kana susamış kaç insan kılıklı cani var aramızda? Bu ülkede yaşayan bir insan olarak, vatandaş olarak sormak istiyor insan; Sayıları artırılan güvenlik görevlilerimiz nerede? Bir toplumsal protesto olayında onca kişi suçlu sayılırken, kimler gerçek suçluların peşinde?

Acıların yaşandığı günlerde toplumsal dengenin, barışın sağlanabilmesi açısından birilerinin sakinleştirici olması lazım. Ancak ne yazık,  aynı günlerde milletin vekilleri de uzlaşmaz bir tavırla birbirlerine zarar veriyorlar.
Bu öfke, bu nefret, bu şiddete yönelik davranışlar nasıl doğdu, nasıl sona erecek? Endişelerimizi, acılarımızı, içimize çöken kabusu kim, nasıl, ne zaman giderecek?