Sayfalar

İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 04, 2026

4 GÜNLÜK BİR TATİL


Bugün Urla ve çevresinde oldukça soğuk bir hava hüküm sürüyor. Mayıs baharında adeta kışı yaşıyoruz.  Geceden beri aralıklı olarak fırtınayla karışık yağmur yağıyor. Toprak suya doydu. Ağaçlar, çiçekler pırıl pırıl oldu. Kısa ama güzel geçen bir tatilden, birkaç gün önce evimize döndük. Yuvaya dönüş her zaman güzeldir.

Belli bir yaştan sonra ev ortamından çok uzaklaşmak istemiyor insan. Çok uzun bir yolu düşünmek bile yoruyor. Ama uzmanlar; zamanınız, durumunuz, sağlığınız elverdiği  sürece, kısa süreli de olsa yaşadığınız ortamın dışına çıkmayı öneriyorlar. Ekonomik durumun izni ölçüsünde elbette. Biz Nisan sonu indiriminden  yararlandık. Zaman zaman turistik tesislerde bu tür uygulamalar olsa, ihtiyaç duyan insanlarımız yararlanabilse.

Bazen kişi aldırmasa da beden isyan ediyor. Ağrılar, sızılar başlayınca ruhsal açıdan iç sesinize kulak verme ihtiyacı duyuyorsunuz. Uyarıları, iç sesleri dikkate almazsanız psikosomatik rahatsızlıklar (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) başlayabiliyor. Kalp mide rahatsızlıkları, baş ağrıları, alerjiler, tutulmalar kaçınılmaz oluyor. Sağlığın önemi, sağlık yitirilince çok daha iyi anlaşılıyor.

Çevremizdeki dostların önerisiyle erken dönem indiriminden yararlanarak Çeşme'de termal suyu olan bir otelde 4 günlük bir tatil yaptık. Gerçekçi olarak düşünülürse; günümüzde en üst düzeyde emekli olmuş olsalar da iki emeklinin öyle bir otelde kısa süreli de olsa tatil yapması, insana hayal gibi geliyor. Mayıs öncesi gitmemiz, maddi açıdan çok iyi oldu.

Yıllar öncesinden inşa edilmiş, neredeyse yarım yüzyıldır hizmet veren bir otel. Ancak bina sürekli yenilenmiş, halen yepyeni, pırıl pırıl bir görünümde. İşletme müdür yardımcısı beyefendinin, sohbetimiz sırasında söylediği bir deyiş çok güzeldi. "Eski misafirlerimizin çocuklarına, hatta torunlarına da hizmet vermekteyiz."

Oteldeki işletme anlayışı toplumda pek çok kuruma örnek olacak nitelikte. Çalışanlarda devamlılık ve süreklilik, zamana ve beceriye göre görev değişimi, elemanların özenle seçilmesi, işbirliği ve ekip çalışmasının oluşturulması ile mükemmel bir çalışma düzeni sağlanmış. 25 yıldır aynı otelde çalışan kişiler var. Geçmişten geleceğe uzanan bir çizgide yenileşme sürdürülmüş.

Büyük tatil köylerini, çok büyük otelleri hiç sevemedim. Butik oteller, küçük aile pansiyonları her zaman daha sevimli gelmiştir bize. Ancak burada, büyük bir otelde kendinizi ev ortamında hissediyorsunuz. Güler yüzlü, nazik ve ölçülü davranışlarıyla her an gönüllü olarak yardıma hazır bir ekiple karşılaşıyoruz. Güvenlikten resepsiyona, oda servisinden restorana, spa  bölümüne kadar herkes işini gerektiği gibi yapıyor.

Kısa süreli bir rahatsızlık geçirdiğimizde ilgileri övgüye değerdi. Adları her zaman belleğimizde kalacak insanlar tanıdık. İnsani davranışlar da karşılıklı bir alışveriş gibi. Bir tatlı gülüş, bir güzel söz ne büyük mutluluk kaynağı olabiliyor. Bazı bireyler eleştirinin sadece olumsuz yanını kullanırlar. Oysa eleştirinin bir de güzel yanı var. Hak edene yapılmalı.


Her zaman her yerde olduğu gibi çocuklar neşe kaynağı. Personel çocuk ve yaşlılarla ayrıca ilgileniyor. Eğitimci olarak duyarlılığımız ve farkındalığımız yüksek olduğundan mı; gözlerinin içi gülen, halden anlayan, her an yardıma hazır personel gönlümüzü fethediyor. Yaka kartlarında adları yazılı. Geçmişte öğrencilerimle kurduğum bağ gibi adlarıyla hitap etmek beni de onları da mutlu ediyor. Mutfakta, diğer bölümlerde  tanımadığımız adsız kahramanlar da var.


Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri açık büfe, çok çeşitli ve lezzetli. Yemek salonu girişinde "israf" ile ilgili açıklamalar var. Detaylı açıklamalar eğitici ve bilgilendirici. Artan yemekler hayvan barınağına gidiyormuş. Çalışanlar öyle bilinçli ki, özellikle turizmde ara eleman yetiştiren meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının önemini bir kez daha düşünüyoruz. İyi örnekler; görerek, uygulayarak, deneyim kazanarak, zamanla oluşuyor.

Ne yazık ki otelde, açık ve kapalı termal havuzlardan hiç yararlanamadık. Şifalı su 36-38 derece civarında idi. Günlerin yorgunluğuyla eşimin de benim de tansiyonlarımız yükseldi. İlgililer sağlığımızı riske atmamamız konusunda uyardılar. Otelin hemen önünde ince kumlu bir sahil ve sığ bir deniz uzanıyordu. Bu olanaklardan yararlanamamakla birlikte ruhsal ve bedensel anlamda dinlendik. Dingin bir kafayla eve döndük.

Orada çok güzel, çok özel insanlar tanıdık, zeki çocuklar ve yaşının üstünde olgunluğa sahip gençlerle, gelecek adına umutlandık. Farklılıklar olmakla birlikte yeni kuşaklar, özellikle çocuklar gelecekte  gurur kaynağımız olacak. Öyle uyumlu ve akıllılar ki. Aileler genellikle tek ya da iki çocuklu olunca, değerini bilerek, hassasiyetle, özenle büyütüyorlar çocuklarını. Ancak bir grup anne baba var ki, çocuklarının elinde birer tablet veya cep telefonu, kontrolsüz, denetimsiz biçimde kullanılıyor. 

Bir tesiste tanıdığımız insanlar, gençler ve çocuklarla ilgili olarak zihnimde öyle çok birikim oluştu ki sayfalarca öykü yazılabilir. Küçük, büyük gruplar toplumun bir göstergesi Çok zaman harcamadan sadece gözleyerek, dinleyerek, empati kurarak, vicdani ve etik davranarak  ne güzel işler yapılabilir. İnsanın insana bakış açısı, önyargısız davranışları, içten konuşmaları aradaki buzları eritip sıcak iklimlere yönlendiriyor bireyi. İmkân ve fırsat olursa sonbaharda, ılıca mevsiminde bir kez daha kısa bir mola gönlümüzden geçiyor. 

Makbule ABALI-Eğitimci

3 Mayıs 2026-Urla-İzmir-Türkiye










Nisan 22, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK-SAĞLIKLI KALABİLMEK-2



Neden sağlığımız hep aynı rotada gitmez, sürekli iniş çıkışlıdır? Biz mi değişiyoruz. durum ve koşullar mı, mevsimler ve iklimlerin beklenmeyen sürprizleri, değişimleri mi? Sonuçlardan nedenlere ulaşmayı, kuralara uygun ve disiplinli bir şekilde yapmayan bir toplumuz. Hatayı kendimizde değil, hep başkalarında, yakın ya da uzak çevremizde arayan bireyleriz. Sobeleme gibi bir oyun oynansa asıl sobelenmesi gerekenleri değil de hep başkalarına pas vermeyi düşünenler grubundan mısınız?

Kendi adıma söylemek istersem; telefondaki mekanik seslere alışamayanlardanım. Yüz yüze, göz göze görüşme beni daha rahatlatır. Belki bilgisayar çağına yetişemeyişimizdendir bu sıkıntımız. Neyse ki MHRS(Merkezi Hasta Randevu Sistemi ) var. Çoğunlukla yumuşak tonda bir ses tonuyla konuşan elemanlar var. Ama çok acele etmek zorundasınız. 

Uzunca bir zaman müzik dinletisinden sonra (Bazen 7-8 dakikayı buluyor.) adınızı, TC kimlik numaranızı, tekrar hasta adını, hangi ilde, hangi branşta bir doktora muayene olmak istediğiniz soruluyor. Şansınıza, bazen çok nazik ve saygılı bir personel karşınıza çıkıyor. Bazen karşınızdaki kişinin konuşma tarzına göre; Baş üstüne ya da emret komutanım demek geçebilir içinizden. Oysa her zaman  sakin ve anlaşılır konuşmak nasıl da güzeldir. Hele karşınızdaki yaşlı bir insansa. MHRS'de en zor randevu alınabilen branşlar göz, kardiyoloji, psikiyatri. En erken yaklaşık 15 gün sonraya ya da hiç sıra gelmeyebiliyor.  Hastalıklar da toplum sağlığının göstergesi gibi. 

Sağlık Ocakları ve oralardaki deneyimli doktorlar gerçekten çok önemli. İyi bir hekime rastlarsanız çok fazla bir arayışa girmenize gerek kalmayabiliyor. Bazı sağlık ocaklarında doktor odalarının sanatsal objelerle, güzel sözlerle veya çiçeklerle düzenlenmiş olması hastalar için rahatlatıcı bir unsur. Kişilerin eczane tercihinde de personelin bilgili olduğu kadar ilgili, güler yüzlü ve nazik olması son derece önemli. Hastalığa çare ararken İNSAN faktörünü de göz ardı edemiyorsunuz.

Gittiğiniz her sağlık kurumunda "Hasta Hakları", kurallar ve işleyiş ile ilgili bilgiler var. Bazen farklı bir dünyada mıyım diye düşündüren uygulamalar olsa da yönetici veya başhekime göre değerlendirme ölçütleri de değişebiliyor. Çevremizdeki Devlet Hastanesi temizlik konusunda tam puan alabilir. Uygarlığın ölçüsü olarak düşünülecek bir konuda benzerlerinden çok daha iyi. Musluklarından su akan tuvaletlerinde, her zaman tuvalet kâğıdı , kâğıt havlu bulabiliyorsunuz. 

Hastanelerde küçücük çocukları, hatta pusette taşınan minicik  bebeleri gördüğünüzde içiniz burkuluyor. Bazıları orada olmayı oyun gibi algılıyor, ev ortamındaki oyunlarını sürdürüyor. Yetişkinler ve çocukların hemen hemen hiçbirinde maske yok. Sıra beklerken büyükler ellerindeki cep telefonlarıyla ilgileniyorlar. Koltukların altında kediler de hiç yabancılık çekmiyorlar.

Her ortamda "Günaydın, geçmiş olsun, teşekkür ederim" sihirli sözcükler Ah keşke anahtar sözcükleri gerektiğinde, zamanında, yerinde ve dozunda kullanabilsek. Bir personel hiçbir şey sormadan bir güzel söze; "15 yıldır çalışıyorum. kimse bana teşekkür etmedi." deyince şaşırmıştım. 

Genel anlamda her kurumdaki güzel işleyişler güzel örneklerle devam ediyor. İyiler diğer personele rol model olabiliyor. Vurdumduymazlık, adamsendecilik, umursamazlık uyarı alınmadığında kişiden kişiye geçebiliyor. Yerleşik bir ödül-ceza sistemine her kurumun ihtiyacı var. Bir çarşamba öğle arasında Devlet Hastanesi konferans salonunda bir "Şiir Günü" düzenlenmesine tanık oldum. Bir başka gün bir sekreterin işitme engelli bir hastayla görüşmesini izledim. Kendi isteğiyle "İşaret Dili" kurslarına katılmış, uyguluyor.

Her konuda, her işte, her kurumda "Fark Yaratmak, işini düzgün yapmak, onuruyla ayakta durabilmek, vicdanının sesini duymak" önemli. Duyarlılığımızı kullanarak, farkında olarak iyileri, iyilikleri bilebilsek, takdir edebilsek, değişikliklere yol açabilir miyiz acaba? 

Hiçbir sorun yüzeysel değildir. Nedenlere çare aramazsak, sorunlarda sadece sonuçlarla ilgilenirsek her tür hastalıkta bir kısır döngü içinde kalıp,  kördüğümü  çözemiyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci

22Nisan 2026 Türkiye-Urla





Nisan 20, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK- SAĞLIKLI KALABİLMEK-1

 Maddi anlamda her şeye sahip olsanız da sağlık durumunuzda aksamalar olunca dünyayı farklı algılıyorsunuz, her şey anlamını yitirebiliyor. Biz insanlar için akıl sağlığı, beden sağlığı, ruh sağlığı bir bütün. 

Toplumsal sağlık da dengemizi sağlıyor, koruyucu ya da yıkıcı olabiliyor. Bu bütünlük içinde sağlığımız iyi ya da kötü diyebiliyoruz. kendimizi iyi ya da kötü hissediyoruz.  "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." sözü ne kadar anlamlı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı şöyle tanımlıyor: "Bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamda tam bir iyilik hali. Bir sağlık kurumuna gittiğinizde her zaman her yerde iyi'yi aradığınız gibi iyi doktor arıyorsunuz. 

İşini iyi yapan doktor, görev bilinci ve sorumluluğu ile hastasını anlamaya, tanımaya çalışan, dinleyen, soran, sorgulayan hastaya güven veren doktor aranıyor, takdir görüyor. Bilge Hipokrat, her zaman yol gösterici olabiliyor. Yüzyıllar öncesinden Lokman Hekim'e kulak vermek gerek.

Zamanın elverdiğince önce tanıma sonra tanı koyma; her zaman daha isabetli sonuçlar doğuruyor. Yanlış tanı, zaman kaybı olduğu gibi tedavi sürecini de uzatabiliyor. Sınama-yanılma yöntemi ile hastanın denek gibi algılanması, hastanın kaygı ve endişelerini de arttırabiliyor.

Çocuklara; "Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?" sorusuna alınan yanıtlar incelendiğinde mutlaka o meslekle ilgili anılar birikimi gözleniyor. İsteklerin arkasında bazen bir yakınının acısı, bazen bir hayranlık ve özenti, olumlu ya da olumsuz bir hayaller zinciri ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukların farkındalıkları çok doğru, duyarlılıkları çok net. 

Her meslekte, her işte "İYİ" olmak elbette çok önemli. Ama bazı meslekler, hele İNSAN ile doğrudan bağlantılı olanlar daha fazla özveri, daha çok sabır ve vicdan gerektiriyor. Ne mutlu bunu başarabilenlere. 

Makbule ABALI-Eğitimci

20 Nisan 2026 Türkiye-Urla





Mart 11, 2026

YAŞAMI ŞİİRLERLE ÇOCUKLAR GİBİ ALGILAMAK-YORUMLAMAK...



 






GÜZ GÜNEŞİ 

Bu sabah erken uyandım;

Çiy damlacıklarını silkeledim

Çiçeklerin üzerinden.

Ilık rüzgârlar esti,

Güneş bile gülümsedi,

Bembeyaz bulutların arasından

Çiy taneleri umursamadı bile... 

Makbule ABALI

2023



ÇOCUKÇA

Kuş dili bilir misiniz ?

Çocukça, dostça, safça, 

Ya da işaret dili .

Diliniz  lâl olursa;

Gözlerinizle konuşabilir misiniz ,

Ya da beden dilinizle...?

İnsanca bilmeyen birine 

Bir dil öğretebilir misiniz?

İlle de uzlaşmak için değil, 

Belki insanca yaşamak, 

Yaşatmak için;

İnsanlık adına...İnsan adına...

Makbule ABALI

2023



İNSAN İNSANA SAVAŞ

Dağla ova,

Güneşle ay,

Bulutla yağmur, 

Fırtına ile bahar, 

Yaz ile kış,

Kedi ile köpek,

Tavşanla kaplumbağa,

Kedi ile fare 

Arkadaş olmuşlar canciğer.

Ama insanoğlu inatlaşmış; 

Arkadaş olamamış İNSAN İNSANA

Savaşlar o yüzden hep var olmuş...


Makbule ABALI-Eğitimci 

İzmir-Urla. 17.11.2023

Güncelleme:11 Mart 2026






ÇOCUKLAR GİBİ: Sabahattin ALİ'nin şiiri, Ali KOCATEPE'nin müziği ve Sezen AKSU yorumuyla. 

TEŞEKKÜRLER. 


Ağustos 25, 2025

İYİLİK HALİ

 


Hasta olmak, ya da hasta yakını olmak;

Dünyayı bir başka türlü algılamak

Yarı bilinçli, yarı uyanık. 

Gün yeniden ağarırken;

Ağrılarla, yerleşik acılarla uyanmak, 

Dost sandıklarınızı ayırt edememek,

Bazen renkleri bile karıştırmak birbirine

Alacalı, bulacalı, karmakarışık...

Çevreyi bir puslu camın ardından gözlemek;

İnsanın insana yakınlığını test etmek,

Anlayışını, doğruluğunu, vefasını, güvenini sınamak,

Sağlık ile hastalık arasındaki o ince-duyarlı çizgide...


Makbule ABALI

19 Ocak 2024 Urla









Mayıs 20, 2025

BİR CUMHURİYET DÖNEMİ ÖĞRETMENİNİ ANARKEN...

 






Eski yıllardan kalan fotoğraflar, belgeler, anı defterleri, mektuplar, kitaplar... Bazen zamanın yıkımına, acımasızlığına  uğramışlardır. Bir sahaf dükkânında, bazen bir çöp arabasının içinde, belki bir müzede, yeniden elden geçirilip tekrar can bulduğunda kim bilir nerede...?

Sayfa düzenini, teknik konulardaki eksikliğime sayın, bağışlayın lütfen. İlk elden, gerçek bir belge sunmak istedim genç kuşaklara. 

Ailemizde hepimiz için çok değerli bir akrabamız-Muzaffer Erengezgin' in nikâh törenimizde emekle, özenle inci gibi el yazısıyla bazen Osmanlıca (Eski Türkçe) hazırlayıp armağan ettiği kalın bir defter.

Benim için değeri paha biçilmez. Zaman zaman açar okurum.  İçim aydınlanır,  Bilgi dağarcığıma eklemeler yaparım. Bu sayfa, 1978 yılının, bir bahar ayında yazılan o değerli defterden bir sayfadan.



Öğrencilerle birlikte çekilen fotoğrafın altında , çok düzgün bir el yazısıyla aynen şöyle yazıyor;

"1945 Çok sevdiğim çocuklarım müdürüm ve atölye arkadaşlarımdan ayrılış hatırası... M G."

Müzeyyen Gültekin, benim annem, "çocuklarım"  dediği öğrencileri, istifadan sonraki yıllarda da  onu hiç unutmayanlar, utandırmayanlar... 

Kaybettiğimiz büyüklerimizi, kaybolan değerlerimizi saygı, rahmet ve özlemle anıyoruz. 

Makbule Abalı-Eğitimci

İzmir-Urla 20 Mayıs 2025








Mart 07, 2025

MÜZİĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

 

Çok eski zamanlardan beri çeşitli rahatsızlıklarda müziğin iyileştirici gücünden söz edildiğini biliyoruz. Yüzyıllar öncesinden filozoflar, psikologlar, hekimler ve sanatçılar tarafından  denenmiş, hastalıklarda terapi etkisi sağladığı kanıtlanmış bir yöntem bu. Halen dünyanın çeşitli üniversitelerinde bilimsel tez konusu olarak belirlenen çalışmalar devam ediyor.

Çok yüksek seslerin bebeklerde ve yaşlılarda endişe, korku ve kaygıya yol açtığı biliniyor. Sakin ve yumuşak seslerin,  konuşmaların her yaşta sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi var. Güven duygusu yaratıyor. Bebeklikten itibaren dinlenile ninniler,  masalların, sonraki yıllarda çok olumlu etkileri görülebiliyor. Günümüzde; henüz anne karnındaki  bebelerde dahi müziğin   olumlu etkileri gözlenebiliyor.

Çeşitli müzik aletlerinin ruhsal dünyamızdaki çatışmalarda iyileştirici etkisini pek çok insan fark etmiştir: Ney sesi, keman sesi, kanun, bağlama, piyano, gitar sesi,  tulum, sipsi, kaval sesleri... Doğal kuş sesleri, kedi mırıldanması, köpeklerin deprem öncesi hassasiyetleri, tehlike anında ulumaları sadece insanlarda değil, tüm canlılarda seslerin ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor.

Ambülans sesi , siren sesleri nasıl da içimizi titretir. Her ülkenin milli  marşı, kahramanlık türküleri coşkuyla söylenir. Hele olimpiyatlarda kazanan sporcuların kürsüye çıktıklarında kendi marşları dinlenirken yüz ifadeleri nasıl da anlamlıdır. Askerlik yapanlar tempolu yürüyüş sırasında söyledikleri marşları hiç unutmazlar.

Dünyamızı, güzel ülkemizi, yakın ve uzak çevremizi anlamlı, anlaşılır, dinlenebilir rahatlatıcı, endişeden-kaygıdan-korkudan uzak  sakinleştirici, rahatlatıcı- uyumlu sesler sarsın. Bir orkestradaki onca farklı sesin bütünlük içinde uyumu gibi. Çaba harcarsak neden olmasın...?

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Mart 2025 İzmir-Urla 

 





Aralık 15, 2024

Bir kitap: SADENİN LEZZETİ (Yeme İçme Kültüründen Retrospektife Uzun İnce Bir Yol) 1

 


Uzun zamandır yazmayı tasarladığım bir yazı bu. Yaklaşık beş aydır elimde olan güzel bir kitabın tanıtımını istemeden  geciktirdim. SADENİN LEZZETİ sadece bir yemek kitabı değil. Orta Anadolu'da Çankırı İli- Kurşunlu İlçesi'nde yeme-içme kültürünü, felsefi bir bakışla derinlemesine işleyen, 2024 yılında basılan  bir kitap. Ülkemizin birçok yöresinde aynı kültürün uzantılarını görmek mümkün.

Bazı kitaplar farklıdır; Kitabın satır aralarında yazarın yaşamından da güçlü yansımalar  bulursunuz. Kitabın içinde adeta ikinci bir kitap vardır. Gerçek yaşamdan bir başka öyküye uzanan yollar çıkar karşınıza. Kitap ayrı bir değer kazanır kafanızda.  Anlatılanlar anılarla bütünleşir, ruhunuza işler adeta.

"Sadenin Lezzeti" 86 sayfa, boyutu küçük ama içi dopdolu bir kitap. Bir kez okunup bir köşeye  bırakılacak  kitaplardan olmadığı gibi okudukça bilgi dağarcığınızı zenginleştirecek bir kitap.  Eserin tüm yayın hakları,  Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği'ne ve yazarı Hikmet Ayhan'a ait. 

Anaerkil Aile düzeninde kadın önemlidir, yuvayı yapan dişi kuştur Baba ocağında- ana kucağında büyür çocuklar. Kadın saygı görür, evine bağlıdır, yedirir-içirir. Ama hane halkı da yardımcıdır, destektir ona. Küçüklüğünde annesine mutfakta veya ev işlerinde yardımcı olan erkek çocuklar, kadınlara saygı duymayı  öğrenir, gelecekte hayat arkadaşını da mutlu eder.

Kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısından yazar Hikmet Ayhan'ın ODTÜ Siyaset Bilimi, Kamu Yönetimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olduğunu öğreniyoruz.  Alçakgönüllü yazar  kendini; "Çocukluğundan beri annesinin yanında mutfakla hep iç içe olmuş, önce annesine evlendikten sonra da eşine yamaklık yapmıştır." cümlesiyle tanıtıyor. 

Önce son sayfadaki "Kaynak Kişiler " ilgimi çekiyor: Hikmet Ayhan (70 yaşında), Emine Bozdemir (72 yaşında), Nezihe Uslu (75 yaşında), Hatice Kaya (78 yaşında), Osman Kaya (83 yaşında), Emine Kuzu (90 yaşında) Her yaşta insanın verimli olabileceğini kanıtlayan bu güzel insanlara; sağlıklı nice yıllar dileyerek sonsuz teşekkürler. 

Kitabın önsözünde Hikmet Ayhan okuyucuya şöyle sesleniyor: "Beslenme alışkanlıkları, insanların yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre özeldir. herkes her şeye sahip değildir. Doğa, paylaşımcı olmayı, azla yetinmek terbiyesinin nefsimize öğretilmesini ve bir tek ekmeğe değil, seni doyuran, senin hayatta kalmanı sağlayan her nimete saygılı olmayı gerektirir." 

"Kurşunlu Yöresel Yemeklerinin", yazara göre "kendi halindeki" dönemi şöyle vurgulanmış: "Yani yiyeceklerin içine katkı maddelerinin konmadığı, gerçek tatlarını unutturan sosların eklenmediği, lezzetlendirmek için yağ-ot-baharat karışımının adının marine, kavurma işinin soteleme olmadığı, tarladan biçilip hiçbir müdahale yapılmadan su değirmenlerinde öğütülen buğdayın lezzetinin  zaten kendi başına yeterli olduğu dönemlere aittir."

Önsöz, çok mütevazı bir deyişle sonlanıyor: "...bu çalışmanın yaşayamayıp yaşatmak isteyenlere naçizane bir rehber, gelecek kuşaklara kültürel bir miras, ilçemizde var olduğunu bildiğim gastronomi dalında daha yetkin insanlarımızın sofistike çalışmalar yapmalarını teşvik edici mütevazı bir kaynak olarak algılanmasını diliyorum."

Kitabın içinde ana başlıklar halinde, en sade ve yalın anlatımlarla sofralarımızda yer alan yemekler anlatılıyor. Fotoğraflarla; Yemek Kültüründe kullanılan tarım aletleri ve kap kacaklar tanıtılıyor

Bir başka bölümde; Kurşunlu İlçesi Yemek Kültürüyle ilgili Deyimler ve Atasözleri yer alıyor. Her bölüm, gelecek kuşaklara bir kültürel miras ve rehber niteliğinde. Bu bölümden alıntılar:

*Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.

*Buğday hicaza giderken, arpaya ince ekmeğe karışma demiş.

*Meyve veren ağaç taşlanır.

*Sağlık istersen çok yeme, saygı istersen çok deme.

*Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.

Kitabın sonunda, örnek olarak birkaç kısa hikaye bile var.

Adı bile alçakgönüllülükle konmuş, değerleri yaşatmak ve  paylaşmak düşüncesiyle yola çıkan bu kitabı bir bölümde aktaramayacağımı biliyordum. En yakın zamanda yazar Hikmet Ayhan'ın rahmetli eşi Öğretmen-Sanatçı-Ressam sevgili Ümran Ayhan ile ilgili bir Sergiden notlar aktarmaya çalışacağım. 

Kurşunlu Tarih Araştırmaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz ve Yazar Hikmet Ayhan'a, kitabın yayınlanmasına katkıda bulunup emek harcayanlara yürekten teşekkürler.

Makbule Abalı-Eğitimci

15 Aralık 2024 İzmir-Urla 


                                                                       





  

Şubat 29, 2024

EN KISA AYDAN , EN UZUN BAHARLARA...

 


İlkbahar- Yaz- Sonbahar- Kış yazardı mevsim şeritlerinde;

Ezbere sayardı tüm çocuklar 

Ardından ayları da öğrendiler birer ikişer 

Onlar büyürken hayat da yol aldı molasız... 

Hayallerle, umutlarla, emekle aktı geçti yıllar...

Ah çocukluk 

Bir beşikte başlamıştı hayat;

Kaydıraklarla sürdü uçarcasına 

Tahteravalli  inişli- çıkışlı

Atlıkarıncadan salıncağa 

 Uçurtmalardan dönme dolaplara 

Ha düştü ha düşecek, indi-bindi.

Sihirli aynalardan piyango çekilişlerine

Bir lunaparkta gibiydi insan; 

Koşturup  durdu günlerin, ayların, mevsimlerin ardından.

En kısa gün, en uzun gece hep yaşandı,

İyi gün de kötü gün de,  var olmanın gereği.

Zıtlıklar- benzerlikler,  her biri bir başka;

Soğuklar dondurdu, sıcaklar yaktı,

Mevsimler iklimler birbirine karıştı

Akla kara ayırt edilemedi kimi zaman.

İnsan insana ne kadar yakın, ne kadar uzak 

Tam  anlaşılamadı en hassas ölçülerle bile...  


Makbule ABALI 

29 Şubat 2024 Urla 







Ekim 13, 2023

DOĞAL TEPKİLERİMİZ

 


Geçtiğimiz günlerde bir kitabın arka kapağında şu cümle dikkatimi çekti: "Hastalık, ruhumuzun çığlığından başka bir şey değildir, o halde neden ısrarla çareyi sadece bedende arıyoruz? " 

İnsan olmanın, insan kalabilmenin, insanca yaşamanın bedelleri ağır çoğu kez. Yaşam boyu insanın mücadelesi, yaşama uğraşı, ayakta kalabilme, direnebilme isteği hiç bitmiyor. Belki de bu enerji, hayatın durağanlığını önlüyor, insana güç veriyor, yolunu aydınlatıyor, seçeceği yöntemleri belirliyor. 

Bireysel veya toplumsal hayatların anlatımında "savaşmak ya da kaçmak" üzerine kurgulanıyor çoğu senaryo. Ya çeşitli yollarla kişiliğinizi korumayı, var olmayı seçiyorsunuz ya da pes edip boyun eğmeyi, susmayı... Tepkisiz, duyarsız kalmayı, aldırmamayı, boş vermeyi, umursamamayı... (Bu alanda dilimiz, kelime dağarcığımız  ne kadar zengin. Yazdıkça ne çok sözcük kendiliğinden yerini buluyor.) 

Hayat devam ettiği sürece yıllara, dönemlere göre dünyanın, ülkelerin gündemleri de değişiyor; Savaşlar, doğal afetler, küresel sorunlar, ekonomik sıkıntılar... Değişimi kayda alan araştırmacılar süratle yeni alanlara yöneliyorlar, arz ve talep dengesi yeniden belirleniyor. TV. programları. haber kaynakları, filmler, diziler, müzik programları, sanat etkinlikleri, kitaplar, seminerler yeniden düzenleniyor. İnsanların meraklarını gidermek, yeni bilgilerle ilgilerini çekmek önem kazanıyor. 

Her alanda daha çok sayıda tüketiciye, son teknolojiye uygun daha çok ürün satmak üzerine planlanıyor her şey. "Güç bende" diyebilmek adına insan ya da insancıklar unutuluyor çoğu kez. Tüketici grubu değiştikçe reklâmlar da değişiyor. "Halk nasıl olsa  anlamaz"  kaygısıyla  çok da özen gösterilmiyor pek çok şeye. Bol resimli, az yazılı, çok gürültülü müziklerle , tekrarlarla üretiliyor çoğu ürün. Mücevher ve araba reklâmları çok gözde bu aralar. Sanal marketler kaç kişiye hitap ediyor ? İletişim çağında iletişimsizlik söz konusu. Kurumların aranan telefonlarında insan sesi duymak yerine mekanik sesler duymaktan işinizi çözememekten ötürü yorgun düşüyorsunuz. İnsan kayıp, İNSAN aranıyor...

"Uzun yazıları okumaya, yorum yapmaya artık insanların sabrı ve zamanı yok " diyor uzmanlar. O zaman hoşgörünüze sığınarak, bu yazımın devamı  16 Ekim Pazartesi ) günü  blogda (Ağaç Ev Sohbetlerinde) olsun. 

Makbule Abalı 

Urla . 13 Ekim





Haziran 18, 2023

İYİ BABA OLMAK ZORDUR



                                                                            


Baba gibi olabilmek, baba gibi düşünebilmek, baba gibi davranmak, babalar gibi haklı çıkmak, baba gibi sevilmek, sayılmak... Dilimiz öylesine zengin ki düşünceler akış içinde ilerliyor, bir sözcük hemen diğerini çağrıştırıyor, sözcükler deyimlere dönüşüyor, daha anlamlı  bütünler oluşuyor. Babalar ve oğulları derken babalar ve kızlarını da düşünüyoruz ardından. 

Ölümünün ardından yıllar geçti ama babamı daha dün kaybetmiş gibi çok özlüyorum. Bazı şairlerin dizelerinde adeta onu buluyorum. Can Yücel'in " Hayatta ben en çok babamı sevdim" deyişi,  Nazım Hikmet'in " O mavi gözlü bir devdi..." diyerek vurgulaması,  bir başka şairimiz Cemal Süreya'nın  "Sizin hiç babanız öldü mü? "sorusu ile başlayan dizeleri hep babaların önemini, değerini dile getiriyor. 

Tüm anneler, çocuklar gibi babalar da birbirlerinden çok farklıdırlar. Sevgisini ifade ediş tarzı farklıdır, çocuklarına kullandığı sözcükler farklıdır, çocuklarının annesiyle aralarındaki ilişki farklıdır. Çocuklar bu konuda duyarlıdırlar, ince ayrıntıları çabuk fark ederler. Üniversite yıllarımda ailemden gelen mektupların hepsini saklamışımdır. İki farklı dünyanın sevgiyi dile getirişleri de ne kadar farklıydı. Babam her hafta daktilosunda yazdığı mektuplarda her zaman "Makbule Kızım " diye başlar ve aileden haberlerle devam ederdi. Annemin başlığı çok başka olurdu: "Canım Yavrum" , "çok sevgili kızım..."  Ama bilirdim ki ikisi de çocuklarını çok sever ve düşünürlerdi. Sevgi dolu bir ailede büyümek hepimiz için bir şanstı. 

Herkes sevgisini farklı biçimde aktarabilir. Kimi insan sımsıkı sarılarak, coşkuyla, gönül alıcı sözcüklerle kucaklayarak belirtir. Çocuğunu omuzlarına alır, öpücüklere boğar. Bir başkası mesafelidir ama bakışlarından anlarsınız içten gelen yoğun sevgiyi.  Koşturmacası, yorgunluğu, her türlü uğraşısı çocukları içindir. Çocuklara sorulan ne yanlış bir sorudur: "Anneni mi, babanı mı daha çok seversin? " Sevgi her zaman somut değildir ki, ölçüye gelmez, hissedilir, özde yaşanır, varlığı güç katar. Kanıtlamak zor olabilir. Ancak yıllar sonra baba olan dünkü çocuklar değer bilirler. 

Zamana bağlı olarak dünyayı ve insanları tanıdıkça, kendisiyle daha gerçekçi olarak hesaplaşıyor insan.  Kusur aramak yerine yaşanılanlara göre değerlendirmeler yapmak gerektiğini anlıyor.  Bazen hastalıklar, bazen yorgunluklar, bazen beklenmedik bir ölüm kişiler arası bağlantıları zayıflatabilir, çocuklarla yetişkinler arsında otorite eksikliği yaşanabilir.  Babanın yokluğunda annenin sorumluluğu ve görevleri artar tabii. Yuvanın temel direği çatırdamışsa bile yılların emeği, birikimi, çabası inkâr edilemez. Anneler dengeli sevgi ve ilgisiyle ,  üslendikleri yeni rolle değer kaybını önleyip  değer artışını yaratabilirler. 

Çocuklukta gidilen  bir lunapark kolay unutulmaz. Hele hayatın dönme dolapları arasında o gerçek bir sevgi simgesidir. Her çocuğun anı dağarcığında çok sevdiği yakınları; dedeler, babalar, dayılar, amcalarla  ilgili yaşanmış güzel anılar vardır mutlaka. O anılar kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir de "Baba" diye adlandırdığımız insanlar vardır. Özünde mutlaka iyilik, insanlık, vefa, özveri, sevgi, saygı olan güvenilir insanlar. Sadece kendi çocukları , yeğenleri değil, başka çocuklar da bu güzel özelliklerin farkında olarak yaklaşırlar o insanlara. Yeğenleri için bir idoldür onlar. 

Baba olmak, baba sayılmak zordur, ama kalıcıdır. Kolay elde edilmez bu  kimlik. Masal gibi anlatılır yıllar sonra bile. İyi davranışlar rol-model olur çocuklara. 

Kaybettiğimiz ya da yakınımızda olan tüm babalara, baba gibi davranan güzel insanlara yürekten teşekkürler. 

Makbule ABALI

18 Haziran Urla 


                                             Dehri GÜLTEKİN




Aydın GÜLTEKİN
                                               

Dedeler ve Torunlar- Ahmet ABALI, Hakan ATTAL
RÜYA, ALİ , LİNA


                                                      Ahmet ABALI



                                                   İsmail Hakkı GÜLTEKİN



                                         İsmail Hakkı GÜLTEKİN- Rüya ATTAL

                                         Can- Sezgi- Lina- Rüya ATTAL





Mayıs 07, 2023

BAKIŞ AÇISI



Her meslek kendine özgüdür.  Farklı beceriler, yetenekler gerektirir. Ancak her mesleğin olmazsa olmazı belli ölçütleri vardır. İşini benimsemek, işini ciddiye almak, işine uyum sağlamak, çalışacağı alanda güvenilir olmak gibi. Bazı işler babadan oğula veya kızlara devredilir. O alanda iyi bir ad bırakmak da nasıl önemlidir. Ustalık, güven, kişisel özellikler kuşaktan kuşağa aktarılır. En büyük mirastır bu. 

Bazı meslekler vardır: Adını duyunca saygınlık uyandırır. Ancak her meslek uygulayıcısıyla değer kazanır veya kaybeder. Farkı fark eder, seçimlerinizi ona göre yaparsınız. Hangi meslekte ya da işte olursa olsun ; öyle bir insan tanırsınız ki güvenirsiniz, inanırsınız, işinin ehli bir ustayla karşılaşmaktan mutlu  ve huzurlu olursunuz.  Ya da tam tersi olur, güvendiğiniz dağlara kar yağar adeta: Bir öğretmen bir çocuğu okuldan, sınıftan, hatta hayattan soğutabilir. Yanlış bir uygulama sonucu binalar enkaz haline dönüşebilir, çok büyük can ve mal kayıpları yaşanabilir. Bir doktor, bir hukukçu, bir yönetici farklı kararlarıyla insanları hüsrana boğabilir.

Bazen zor bir anda, kötü bir zamanda ,  sakinleştirici bir tavır, birkaç tatlı sözcük, bir tebessüm dünyaları bağışlar ya da dünyanızı başınıza yıkar. İşini seven,  görev ve sorumluluklarının bilincinde olan bir personel bir kurumun can damarı gibidir. İşini benimsemeden, insanlara kin ve öfke ile yaklaşan bir görevli ise her şeyi altüst edebilir. Her zaman, her yerde insan faktörü ne kadar önemli. İnsanca davranmak, karşısındakini insan yerine koymak, hayatı yaşamaya değer kılmak... Kişiliğiyle, iyi ahlâkıyla, dürüstlüğü ve çalışkanlığı ile kendini kanıtlayan her meslek sahibi topluma çok şey kazandırır. 

Makbule ABALI 
07 Mayıs. 2023 



Mart 07, 2023

BİR BAŞKA BAHAR...

 


Hayat, ağır çekimde devam ediyor. Gene de zamanın akışına kolay yetişemiyoruz. Günler, haftalar, aylar geçip giderken mevsimler de yer değiştiriyor.  Zorlu bir kış, bakıyoruz bahara dönüşmüş. Cemreler bile ardı ardına düşerken , içimizdeki bahar biraz daha yavaş kendine geliyor...

Ama doğada değişim kaçınılmaz. Kış ağaçlarının kupkuru dalları bile yeniden umutla buluştular adeta. Önce renkleri değişti, sonra tomurcuklar ve çiçekler göründü kuru dallarda... Doğayı gözlediğimizde yeniden uyanışı, dirilişi ta içimizde hissediyoruz. 

Günlerdir yağmur yağıyordu buralara. Bugün ilk kez güneş açtı. Güneşle birlikte kuşlar da doluştu ağaçlara. Bu sabah kumru sesleri kapladı her yanı. Geçmişi, çocukluğumuzu andım. Sakin, aynı tonda ötüşlerine biz de eşlik ederdik. 

Urla'daki evimize ilk tanıştığımızda açmış çiçekleriyle bizi karşılayan görkemli badem ağacı bugün yok artık. Mayıs böceği ağacı kökten yedi bitirdi adeta. Ağacın yerinde artık sadece bir kütük var. Bir canlının tükenmişliğine tanık  olduk. 

İnsanız; Hayat devam ederken; dünyanın çirkinliklerine de, güzelliklerine de, iyiliklerine de, kötülüklerine de tanık oluyoruz... Dünya  hızla dönmeye devam ediyor.

Makbule Abalı- Eğitimci

7 Mart 2023 Urla. 











Şubat 23, 2023

ACI...

 


İnsanların deneyim kazanması için mutlaka acı mı çekmeleri gerekiyor? Acı çekmeden hayat anlaşılmaz mı? Kadınlar mı, erkekler mi acıya daha dayanıklıdır? " Ağrı Eşiği"  vardır da "Acı Eşiği"  yok mudur? Neden bir gecede ağarır bazen saçlar? Neden kimileri katıla katıla ağlarken , kiminin  sessizce akar gözyaşları?

Kim kimin acısını dindirebilir? Kim kime daha iyi gelebilir? Bazı ağıtları, türküleri dinlerken nasıl da içimiz yanar? Eller, yumruklar öfkeyle sıkılır da kalbin sıkıştığı yüzden belli olur mu? "Tüylerim diken diken oldu" deriz. O dikenler midir yüreğimizi acıtan? 

Uzaklardan gelen bir kaval sesi, bir kemanın ince vurgusu, bir bağlamanın tınısı ya da yakınlardan gelen yanık bir türkü duygularımızı harekete geçirir birden...  Yüzlerce koyun arasında bir kuzu nasıl olur da bulur annesini? Parmak izleri gibi kokular da o denli çeşitli midir? Çiçek kokularıyla anne kokusu karışmaz mı birbirine ? Koyun bile ayırt ederken canından, kanından olanı, insanda o tür sezgilerin varlığı nasıl anlaşılır?

Kötüyle iyiyi ayıramaz mı insan zekası, aklı, duyguları...? Kuşlar bile konuşurken neden susar insanoğlu? O güçsüz bedenleriyle karıncalar bile besin taşırken yuvasına, insanların emekle, sabırla yaptıkları evler gene bir başka insan eliyle mezar olur kendisine. Oysa "İnsan acısını insan alır."  "İnsan sıcağı gerek tüm kötülüklere..." 

Makbule Abalı

23 Şubat 2023 Urla. 




Ocak 30, 2023

BİR KİTAP TANITIMI: Anılarımla Patronum VEHBİ KOÇ




Biyografileri seviyorum. Kişileri  daha detaylı tanımayı, daha objektif değerlendirmeyi sağlıyor. Hele yıllar önce okuduğunuz bir biyografiyi yeniden okuduğunuzda değişen fikirlerinizi, yargılarınızı da yeni bir bakışla gözlemliyorsunuz. 

"Anılarımla Patronum Vehbi Koç " adlı kitabı Koç Grubundan Can Kıraç kaleme almış. Kitabı ilk kez Milliyet Yayınları  arasında 1995 yılında basıldığında okumuş, çok yararlanarak yakınlarıma da önermiştim.  

Koç Topluluğu'nda 41 yıl üst düzeylerde çalışmış olan  Can Kıraç  kitabında sadece Vehbi Koç'un hayat hikayesini anlatmıyor, farklı kişilerle değişik yıllarda yapılmış söyleşilerden alıntılar yaparak ; ülkemiz hakkındaki görüşlerini, önerilerini,  geleceğe yönelik düşüncelerini de dile getiriyordu.

 Kitapta adeta Türkiye'nin çeşitli dönemlerdeki bir panoraması da çiziliyor. Türkiye'nin en zengin iş adamının sade, yalın, mütevazı yaşamı, aile hayatı, ekonomi, eğitim, sağlık ve politika hakkındaki  görüşleri...

Kitap hakkındaki ilk yazımı , 2016 yılında Vehbi Koç'un torunu Mustafa Koç'un  ölümü nedeniyle  "Uçun  Kuşlar"  adlı bloğumda "Bir Kitap... İki İnsan." başlığı ile  yazmıştım.  Bu yazım için şuraya bakabilirsiniz. Yıllar nasıl da geçiyor; Kitabı ilk okuyuşumdan bu yana 28 yıl, İlk yazımdan sonra da 7 yıl geçmiş.

Kitabı üçüncü kez okuyuşumdan sonra uzun uzun düşündüm; Kitap güncelliğini hiç kaybetmemiş. Genç -yaşlı, zengin - yoksul, farklı konumlarda, farklı alanlarda herkesin kitaptan alacağı öyle güzel dersler var ki...

Keşke bu kitap bir kaynak olarak üniversitelerimizde, okul kütüphanelerinde incelenseydi, kurumlarda, çeşitli görevlerdeki insanlara hediye edilebilseydi. 390 sayfalık kitapta altını çizerek okuduğum, notlar aldığım pek çok bölüm oldu. 

Doktorların deyişine göre: Vehbi Koç'un zihinsel yaşı bedensel yaşından 30 yıl daha gençti. İlkokulu birincilikle bitirmiş, ortaokulda da çok başarılıymış. Ancak ticaret yapmaya karar vermiş. Bir bakkal dükkanıyla işe başlamış. 

24 yaşında teyzesinin kızı Sadberk Hanım ile evleniyor. Bir erkek, 3 kız çocuğu var. (Rahmi Koç, Semahat Arsel, Sevgi Gönül, Suna Kıraç.) 

Kitaptan Alıntılar....

"Vehbi Koç'un karar alma metodu Harvard'da öğretilenle aynıdır. Bir konuda karar verilecekse önce ilgililere bir çalışma yaptırır, rapor hazırlatır. Sonra konuyu bilenlerle bir toplantı yapar, hazırlanan rapor beraberce tartışılır, herkesin görüşü ortaya çıkar. 

Vehbi Bey , tüm görüşler söylendikten sonra kendi görüşünü açıklar ve "Benim görüşüm budur. Siz ekseriyet olarak nasıl düşünüyorsanız öyle karar verin." der. Ben Vehbi Bey'in kendi kararını empoze ettiğine hiç şahit olmadım." 

(Koç Holding Planlama Başkanı Necati Arıkan.) 

"Koç'un iş hayatı hiç duraksamadan, iniş yapmadan, önemli bir başarısızlığa uğramadan, tehlikeye düşmeden daima yükselmiştir. Bir fiyaskosu olmadığı gibi skandalı da yoktur. Yirminci yüzyıl Türkiye'sinde, başka hiç kimse onun kadar uzun süre 1 numaralı işadamı olmayı sürdürememiş, onun kadar değişik alanlarda büyük şirketler kurmamış, onun kadar vergi ödememiş, onu kadar yaygın hayır faaliyetinde bulunmamıştır. " 

Talat Sait Halman

"Vehbi Bey'in özellikleri çok ilginçtir. Onun değişmeyen kişiliğinde lider bir işadamında bulunması gereken bütün nitelikler vardır... Düşünce yapısı çok sağlamdır. Gözlem, analiz ve sentez yeteneği insanı hayrete düşürecek kadar muntazam çalışır. Dikkati ve algılaması olağanüstüdür. Öğrenme azmi ve araştırmacılık merakı sınırsızdır. Vehbi Bey, her zaman hepimizden daha çok yeniliğe açık olmuştur..."

Can Kıraç

Vehbi Koç "insan" konusu açıldığı zaman , bütün hayatı boyunca insana değer verdiğini vurgular ve " En büyük müesseseyi birkaç yılda kurabilirsiniz, fakat on beş yirmi yıl geçmeden mükemmel bir insan yetiştiremezsiniz." inancını her vesileyle  belirtmeye çalışırdı. 

" Bu güzel memleketin, bu asil milletin bugünkü zorluklar ile karşılaşmasının en büyük sorumlusu, parti ve rey politikalarını her şeyin üstünde tutan siyasetçilerimizin ekonomiyle ilgili olarak aldıkları yanlış kararlardır." 

Vehbi Koç- 1978

"Ben, ömrünü iş hayatında geçirmiş, memleketin geleceğinden başka kaygısı bulunmayan bir işadamı olarak hem şahsım hem de sizler adına, milletimizin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini, milletin bütünlüğünü koruyacak ve hür demokratik parlamenter rejimin devamını sağlayacak güçlü bir hükümetin kurulmasını sağlamaları için birleşmeye çağırıyorum." 

Vehbi Koç 

İsmet Paşa evliliğinin ellinci yılında : "Eşim Mevhibe Hanımefendi ile evliliğimizin elli yılı boyunca çok mutlu yaşadım. Bu seneler zarfında ben sinirlendiğim zaman Mevhibe Hanımefendi, o sinirlendiği zaman da ben susmayı bildik. Mutluluğumuzun sırrı buradadır." demişti. "Ben de evlilik hayatımda bu prensibe uymuş ve mutlu olmuştum." 

Vehbi Koç.

Vehbi Koç insan ilişkilerinde " dinlemenin konuşmaktan daha önemli olduğunu bilen ve bunu ısrarla arkadaşlarına da telkin eden nadir işadamlarındandır. Ona göre insanlar önce "anlamaya" çalışmalı, sonra kendilerinin "anlaşılmasını" beklemelidirler."

"Sanayinin ülkeme yerleşmesine ve gelişmesine öncülük yaptım. Kurumlaşma yolunu açtım, Anonim şirket ve holding dönemini başlattım. Halka açık şirketler kurdum. Vergilerin açıklanmasını teşvik ettim. Türk Eğitim Vakfı, Vehbi Koç Vakfı, Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, ilk Talebe Yurdu gibi sosyal yardım ve faaliyetleri kurumsallaştırdım."

Vehbi Koç 1984 yılında Anadolu Üniversitesi Senatosu'nun "Fahri İşletme Doktoru" unvanını,1991 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi, 1993 yılında da Erzurum Atatürk Üniversitesi "Onursal Doktorluk" unvanını almış. 1988 yılında Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından "Yılın En Başarılı İşadamı" seçilmiş.

Emin Çölaşan bir söyleşisinde soruyor: "Bu kadar büyük bir işadamısınız. Bu düzeye hep dürüst yollardan mı geldiniz? Yoksa arada sırada vergi kaçırdığınız falan oldu mu? " -"Sizi şerefimle temin ederim ki hiç vergi kaçırmadım. Bu memleketin huzur içinde ilerleyebilmesi için işadamlarının vergilerini tam vermesi taraftarıyım. "

1980'li yıllarda "Koç Özel Lisesi", 1990'lı yıllarda "Koç Üniversitesi" açılıyor. "Bir dünya insanının nüvesini oluşturmak, tohumlarını atmak istiyoruz" diyor Rahmi Koç. 

Koç Üniversitesi açılırken Rektör Prof. Seha Tiniç "Amacımız, yüksek eğitimi en geniş anlamıyla gerçekleştiren, öğrencilerin bilgisel ve kişisel gelişmelerini sağlayabilen bir eğitim ortamı yaratmaktır. 

Bunu yaparken, Büyük Atatürk'ün devrimlerine ve ilkelerine sadık, kendi sahalarında en yeni bilgilerle donatılmış, genel kültür sahibi, özgür ve stratejik düşünebilen, yaratıcı, Türkçe ve İngilizce dillerine iyice hakim, liderlik vasıfları yetişmiş gençler yetiştirmeyi amaçlıyoruz" 

Prof. Seha Tiniç

Vehbi Koç'un, oğlu Rahmi Koç'un üç çocuğu, yani torunları Mustafa, Ömer ve Ali için belirlediği program şöyledir: "Çocuklar tahsillerini tamamladılar. Hangi şirketlerde vazife alırlarsa alsınlar, Rahmi Koç'un çocukları gibi değil, diğer çalışanlar gibi disipline büyük bir dikkatle uymalıdırlar. "

"Rahmi Koç'un çocukları oldukları için, amirlerin onlara ayrı muamele yapmaları önlenmelidir. Çalışmaları hakkında vicdanlarına uyarak not vermeleri sağlanmalıdır. Aksi takdirde bu çocukların iyi yetişmelerine imkan yoktur. Kabiliyetli olanlar çalışırlar ve o nispette yükselirler."

Vehbi Koç

Gazeteci yazar Emin Çölaşan şöyle söylüyor: "Vehbi Koç'a duyduğum büyük bir saygı var! Nedeni de ülkemizin hemen hemen ilk sanayicisi olması. Binlerce insana ekmek kapısı açan Koç'a bu nedenle saygı duyuyorum. Ancak kendisine en büyük saygıyı başka bir konuda duyuyorum... Büyük paralar kazanmış olmasına rağmen şımarmamış bir insan. Hep mazbut bir aile yaşamı olmuş. Evine ve çoluk çocuğuna bağlı yaşamayı yeğlemiş. Adı dedikodulara, skandallara karışmamış." 

Dışişleri eski bakanı merhum İhsan Sabri Çağlayangil kıdemli dostu Vehbi Koç'u şöyle tanımlıyor: "Vehbi Koç bir kişi değildir, müessesedir... Kitap değildir, okuldur... Vehbi Bey'i anlamak için dinlemek elvermez, onu yaşamak lazımdır..."

Tüm aile bireylerinin "Vehbi Bey" diye hitap ettikleri babası hakkında oğlu Rahmi Koç şöyle diyor: "Vehbi Bey eskilerin deyimi ile 'nev'i şahsına münhasır'  bir kişiliğe sahiptir."

Not: Her okuyuşta yeni şeyler öğrendiğim bir kitap, "Anılarımla Patronum Vehbi Koç"  "Blogları Canlandırma Projesi- Ocak Ayı" kapsamında, iyi ki yeniden okumak ve tanıtmak için bu kitabı seçmişim. Teşekkürler Can Kıraç.

Sn. Vehbi Koç Beyefendi, ülkemize hizmetleriyle, mütevazı kişiliği, tutum ve davranışlarıyla, olayları-kişileri değerlendirme ölçütleriyle hiç unutulmayacak. 

Saygıyla, rahmetle, özlemle anıyoruz. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2023, Urla