Sayfalar

gerçek öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 08, 2017

BİR YALNIZ ADAM... ( Öykü )



Sahildeki yürüyüş yolu ne kadar kalabalık olurdu. Bugün tenha. Yürümek artık pek çok kişi için bir spordan çok alışkanlık haline geldi. Çok farklı insanlar var; Hızlı hızlı yürüyenler, koşanlar, bir banka oturup dinlenenler.

Yürüyüş saati için geç bir saatti. Ama bu saat, yürüyüş sonrası çay içmek için çok uygun bir zaman dilimiydi. Sahil düzenlemesi nedeniyle küçük çay bahçeleri hep kaldırılmış sadece bir tane büyükçe bir kafe-restoran kalmıştı. 

Hemen denizin yakınında kocaman bir mekan. Tamamı hiç dolu olmazdı. Minderli hasır koltuklar, ortası camlı hasır masalar.Ahşap tavanda kuşlar özgürce uçuyorlar. Belli ki mekanda besleniyorlar da.
Masaların altında gezinen 3-4 kedi içgüdüsel bir şekilde kuşları gözlüyorlar. Fırsat buldukları anda saldıracakları belli. 

Ama içlerinden biri var ki grubun biraz dışında duruyor. Daha sakin. Çocuklar ona yöneliyor, sevmek istiyorlar. Oysa o hemen kaçıyor, uzaklaşıyor. Diğer kediler de sanki ona uzak. Gruptan dışlanmış gibi adeta.

Az sonra tuhaf bir şey oluyor. Uzun boylu, şişmanca, hafif sakallı, 60-70 yaşlarında bir adam çay bahçesine giriyor, En kenardaki masaya tek başına oturuyor. Herkesten kaçan yalnız kedi birden koşarak o masaya yöneliyor. Oturan adama bakarak sabırla bekliyor. Adam tok bir sesle "Gel Kızım" deyince kedi birden sıçrayarak onun kucağına oturuyor. 

Adam o iri cüssesinden beklenmedik bir şefkat ve incelikle kedinin çenesinin altını okşamaya başlıyor. Belli, kediyle önceden bir tanışıklıkları var. Kedi öyle mutlu ve rahat ki yerinden ayrılmaya hiç niyeti yok. İçten içe mırıldanıyor sadece. 

Birden adam onunla konuşmaya başlıyor. "Suna Hanım ben gelmeyeli nasılsın bakalım? Kedi onu adeta anlıyor, dinliyor, mırıl mırıl mırıldanıyor. Görüntüleri öyle hoş bir tablo ki, dayanamadım. Eşimle birlikte masaya yöneldik, fotoğraf çekmek için izin istedim. Hiç itiraz etmedi. Gerçi sadece kedinin resimlerini kullanıyorum. 

Yalnız insan konuşacak birini arar. "Her gün buraya gelir, aynı masaya otururum" dedi. "Suna Hanımla aramızda bir yakınlık-adeta dostluk- oluştu. Birkaç gündür gelemedim, beni merak etmiş anlaşılan. Ben de onu özledim tabii. " "Asıl Suna Hanım kim?" diye soramadım. Kısa bir zaman dilimine koca bir yaşam öyküsü sığdırılabilir miydi?

Hem insanın hayal gücünü çalıştırması daha hoş değil mi? O gece düşündükçe ne öyküler kurdum kafamda. Bir nokta daha düşündürdü beni; Çocuklar ve yaşlılar konusunda hayvanlar daha duyarlılar. Sezgileri çok güçlü. Sevgi alıcıları açık. Kendilerine yönelen gerçek sevgi uyarıcılarını çok net ayırt ediyor ve o kaynaklara yöneliyorlar.
Suna Hanım da kedileri sever miydi acaba...?

Makbule ABALI-Eğitimci 
Haziran-2017




Ocak 15, 2017

BİR KAR ÖYKÜSÜ...



Kış bütün şiddetiyle hüküm sürüyordu. Sefasını sürenler ya da cefasını çekenler için hayat farklıydı tabii. 
Kar yağdığı zaman yıllar öncesinde yaşadığı o" kar öyküsü" gelirdi hep aklına. Unutamadığı o karlı sabah, yaşadığı belde, okul yolu, dondurucu soğuklar, zor yıllar...

Yıllar öncesinin kışları şimdikinden daha sert geçerdi:
Günlerdir aralıksız yağıyordu kar. 3 metreyi geçmişti. Bazı evlerin yanında hayvan barınakları göçmüş, epeyce hayvan telef olmuştu. O yıllarda henüz 11 yaşındaydı. Köyün başındaki ilkokulun 4. sınıf öğrencisi. Akşamdan çantasını hazırladı. Perdeyi araladı, camdan dışarı baktı. Nefesinden buğulanan camı elinin tersiyle sildi. Biraz uzakta titrek bir ışık yanıyordu. Komşu evin ışığı. Sınıf arkadaşı hastaydı, ertesi gün okula tek başına gitmek zorundaydı.

Kar tatili yoktu. Okula gidecekti. Ama okul yolu kardan kapanmıştı. "En iyisi dereden gitmek" diye düşündü. Dere kışın donardı. Ama kayarak gidecekti. "Böylece kayak da yapmış olurum, okulda kardan adam da yaparız" diye gülümsedi.  Annesinin pişirdiği bir bazlamayı sofra bezine sardı. 3 yıldır kullandığı okul çantasının içine koydu. Bu yıl çizme alamamışlardı. Karda kaymamak için ayakkabısının üzerine bir çorap geçirdi. Boynuna atkısını taktı. Artık hazırdı karla mücadeleye...

Dere çok uzak değildi evlerine. Derenin başında durdu. Buz tutmuştu. "Kaymamı ayarlarsam sonuna kadar ulaşırım" diye düşündü. Ve gözlerini kapayıp kendini boşluğa bıraktı. Uçar gibi kayıyordu. Sonunda buzun üzerinde yüzükoyun, sırılsıklam uzanmış halde kaldığını başkalarından duymuştu. Yıllar sonra o gün anlatılanları çok net hatırlıyordu. Orada bir süre o halde kalmış. Dakikalar sonra öğretmen ve öğrenciler onu kurtarmaya gelmişler. Bir yanda bazlama, öte yanda okul çantası. Yüzünde, ellerinde hafif sıyrıklar.

O yüzden her kar yağdığında kendini gene okul yolunda sanır. Dumanı üstünde sıcacık bir çorbayı nasıl da özler. Kaybolan bazlaması gelir aklına-sacda pişmiş mis gibi kokan bir köy bazlaması . "Çocukluktan kalma alışkanlıkla bu kokular hala burnumda tüter." diye düşündü. Ve ekledi: "Şimdi olsa zor zamanlarımda portakal çiçeklerini de koklamak isterdim."

Kar lapa lapa yağıyordu çocukluk anılarının, hayallerin üstüne. Tıpkı yıllar öncesi gibi...



Eylül 05, 2015

KUŞLARLA GÖÇMEK YA DA SULARDA YOK OLMAK...



Rüya gibiydi; Evde küçücük yatağında olduğunu sandı bir an.
Oyuncak ayısı da yanıbaşında sanki. Ama değillerdi... Henüz küçücüktü. İlk kez denizde yolculuk yapacaklardı.
İlk gördüğünde bot gözüne nasıl da büyük görünmüştü.
Telaşla herkes binmişti. Ama nasıl indiklerini  hiç hatırlamıyordu. Binerken herkes nasıl da neşeliydi.
"Kurtuluyoruz , kurtuluyoruz diye bağıranlar bile vardı. 
Güneş yakıcıydı. Sular serindi. Ama içme suyu yoktu. 
Susamıştı, acıkmıştı da. Ama artık kıyıdan çok uzaktaydılar. Birden çığlıkları duydu. Önce  yatağından düştüğünü sandı, korktu. Annesine seslendi, cevap alamadı...

Oysa bot batmak üzereydi.Anne babasının eline uzandı, bulamadı.Herkes birbirini itmeye çalışıyordu.Abisi neredeydi...? Birden kendini denizde, soğuk suların içinde buldu. Babasının giydirdiği can yeleği üstünde değildi. Ama su üstünde sırtüstü kalmayı öğrenmişti.
Güneşin parlak ışıklarını yüzünde hissetti. Dalgalar yavaş yavaş üstünden aşıyordu. Annesinin masal gibi anlattığı gidecekleri yeri hayal etti önce... Gülümsedi.
Evleri olacaktı. Babasının işi olacaktı, 

Gökyüzünde güneş iyice yakmaya başlamıştı. Gözlerinin kapanmasına engel olamıyordu.Gözlerini kapattı ,tekrar açtı. Gözleri kamaştı; Belki  yüzlerce uçurtma vardı gökyüzünde. Balonlar, kuşlar sanki hepsi birlikte havalanmışlardı.Sonra hepsi yavaş yavaş yere indi. Elini uzattı ama tutamadı.Vücudu ağırlaşmıştı. Dalgalar onu sahile attı. Sahilde hareketsiz yatıyordu. Ellerini göğe uzatmak istedi son bir kez. Kaldıramadı...

Rengarenk Balonlar, uçurtmalar gökyüzünü kaplamıştı. Üstünden kuşlar uçuyordu. Kuşlara el salladı ve sonsuz bir uykuya daldı. Belki de güzel bir rüya... Yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle ayağında botları, kırmızı giysisiyle, 3.5 yaşında küçücük yorgun bedeniyle bir çocuk, dünyanın karmaşasına aldırmadan  sahilde uyuyordu...
Artık kaçmayacaklardı...