Sayfalar

yaş alan insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaş alan insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 10, 2017

ESKİYEN EŞYALAR... YAŞ ALAN İNSANLAR...



Eşya eskir de insan eskimez mi? Kemiklerine kadar, iliklerine kadar eskir. Bazen hızlı, bazen yavaş, engellenemeyen hızlı bir çöküştür bu. Saçları eski parlaklığında, yumuşaklığında kalmaz, renk değiştirir. Dişler yıpranır, kemikler daha kırılgan olur. Ünlü düşünür Bertrand Russell "Saçlarım ağardıkça insanlar anlattıklarıma daha çok inanıyorlar." diyor.

Eşya eskiyince, yıpranınca yenilenebilir. Oysa insan... yenilenebilir mi? Eşya hasar gördüğünde onarılması mümkündür. Gerektiğinde cilalanması ya da boyanması da. Yeni gibi olmasa da değişir, parlar, tekrar kullanılır hale gelir. Ama insan makine değil ki rektefe olsun. Belki böbrek yenilenir ama uzun bir yoldur. Yeni böbrek bulunması, dokunun tutması gerekir. Kalp rahatsızlanırsa anjiyo, stent takılması gündeme gelir. 

Bedenin her yenilenmesi eskisinden daha özenli bir hayat ve belirli kurallar gerektirir. Eşyanın yıpranması ile insanın yıpranması farklı. Eskiyen eşya zamanla değer kazanmışsa antika adını alıyor. İnsan eskidiğinde, yaş aldığında bilge ya da olgun insan kimliğine bürünüyor. Bilinç kaybına uğramışsa olumsuz deyişlerle anılıyor. 


İnsanın tanınması ile eşyanın tanınması da tabii çok farklı. Geçmişteki değerlerimizi anlatılanlardan, okuduklarımızdan öğreniyoruz. Geçmişte kullanılan eşyaları müzelerden ya da onları kullanan insanlar vasıtasıyla tanıyoruz. Eski eşyaları gördüğümde hep düşünürüm; Bu eşyalar yıllar önce kim bilir kimlerin işine yaradı, kimlere hizmet etti? Kimler bu eşyalarla ne işler yaptı? Kimler bu eşyalarla mutlu ya da mutsuz oldu?


Geçtiğimiz günlerde Mersin Alzheimer Derneği Yaşlı Yaşam Merkezi'nde bir sergi açıldı. Eski bir öğretmen Mustafa Çil Bey'in oğlunun adını vererek Rotary Kulüp katkılarıyla açılan bir "Yaşam Müzesi". Sergilenen eşyalar günümüz gençlerine geçmiş dönemler hakkında çok şey anlatıyor. Eski telefonlardan dikiş makinelerine, yemek kaplarından bakır güğümlere, kazanlara, tütün sarma aracından pompalı ocaklara, kadar pek çok şey... 




Mustafa Çil Bey ALS hastası. Eski bir öğretmen.  Müzede babasının ve oğlunun adını yaşatmak istiyor.  "Mehmet Nuri Çil Yaşam Müzesi." Mustafa Bey rahatsızlığından ötürü açılışa tekerlekli sandalye ile geldi. Belli, sıkıntıları var. Ancak açılış sırasında ve sonrasında yüzündeki mutluluk tebessümü kayda değerdi. 



Yılların yıpratamadığı eski eşyalar-şimdiki antikalar-yeni eşyalarla yarışırcasına vitrinlerde yerlerine yerleştiler. Her biri içinde nice öykü barındırıyor. İnsanın hayal gücüne ne çok şey sığar. Bu eski eşyaların daha yıllarca sessizce anlatacak, aktaracak çok yaşanmışlıkları var.
 

Teşekkürler Mustafa Bey; eski eşyalarınıza yeniden değer kazandırarak eskimeyen insanların varlığını kanıtladığınız için... Antikalara bakarken insanlar yaş almış eski, değerli insanlarımızı da hep anacaklar sanırım. Yıllar geçecek... eşyalar eskiyecek... İnsanlar yaşlanacak, yıpranacak... Ama duyarlılık, ince duygular, dostluk, vefa bir yerlerde hep varlığını sürdürecek...

Makbule ABALI . 2017




"Kırk yaş gençliğin yaşlılığı, elli yaş, yaşlılığın gençliğidir."       Victor Hugo.

Mayıs 25, 2015

ZAMANLA DEĞİŞİR HER ŞEY...



Zaman her şeyi eskitiyor, yıpratıyor; İnsanlar, eşyalar, binalar, ağaçlar... Hepsi başlangıçtakinden farklı. Miadını doldurmuş eşyalara bakınca insanları düşünürüm hep. Aradan geçen yıllar nasıl da yıpranmaya neden olmuştur. Uzmanlar elektronik eşyalarda dayanma süresini 10 yıl olarak belirliyorlar. 10 yıldan sonra eski gücü, çalışma kapasitesi düşer diyorlar. 

"Metal yorgunluğu" denen şey bu belki de. Metal yorulur da insan beyni, insan sinirleri yorulmaz mı, yıpranmaz mı? Ama öte yandan insan eskidikçe, olgunlaşıyor, sakinleşiyor, olaylara daha çok yönlü bakmayı, bağışlamayı öğreniyor. Bazı eşyalar da insanlar gibi yıllar geçtikçe değer kazanıyor, antika sayılıyor. 

Pek çoğumuzun bilmediği bazı eşyalar... Örneğin elle çevrilen dikiş makinesi, ateş ütüsü. Geçmişte çok işe yaradıkları halde giderek kullanımları azalıyor hatta ortadan kalkıyor. Ama eski kuşakların çok zor koşullarda emekle, çabayla gerçekleştirdikleri bazı işlerin işe yarar araçlarını yeni kuşakların da tanıması ne iyi olur. O zaman daha değer bilir, daha insani, emeğe saygılı  kuşaklar yetişecektir.


Geçmişte neler yapılmış, nasıl yapılmış, o günlerin koşullarında ilkel sayılabilecek araçlarla neler üretilmiş, ne katkılarda bulunulmuş. Bugün tahılı dışarıdan ithal ederken o yıllarda o ilkel araçlarla kendimize yeter tahıl üretilmiş, ve katkılarda bulunulmuş. O araçlar ibretlik olarak belki sergilenebilir bugün müzelerde. Emeğe saygı, insana saygı, iş bölümü, paylaşım gibi hasret kaldığımız, yitirilmemesi gereken güzel özelliklerimiz de sergilenmiş olur. Anadolu insanının fedakarlığı, cefakarlığı, vefası  da bir kez daha anlaşılır.


Eşyanın da insanın da ömrü bir yere kadar. Yıllar eşyaları eskitiyor ya insanları...? Eski enerji, eski iş gücü, dayanma gücü... hepsi değişiyor. O yüzden mi son teknoloji harikası makineler her gün geliştirilerek insanların hizmetine sunuluyor. Eskiyen araçlar miadını doldurdukça bir yerlere kaldırılıyor. Ama insan değer bilir bir toplumda ise, iyi şeyler yapmışsa yaşlılığında daha farklı bir yer elde ediyor, saygınlık kazanıyor.
Mersin Arslanköy'de olağanüstü iş gücüyle, enerjisiyle çalışan örnek bir Anadolu Kadını Teslime Abla. Keçi ve ineklerini sağdıktan sonra kendi kurduğu tezgahında savan, sofra örtüsü, çulfalık- kilim dokuyor. Renk ve desenleri çok zevkli. Mersin Halk Eğitim Merkeziyle işbirliği yapıyor.Küçük bir üretim merkezi adeta.



Benzerlikler olsa da doğada her şey farklı eskime-yaşlanma belirtileri gösteriyor. Makineler ya birden duruyor ya da çalışma sesi değişiyor.Bakıma alınıyor veya parçalara ayrılarak onarılıyor. İnsanda hareketler yavaşlıyor, hayatın temposu düşüyor. Daha çok dinlenme ihtiyacı duyuyor. Binalar, evler eskidikçe çatırdıyor, sıvası dökülüyor. İnsan vücudu da yaşlandıkça, rahatsızlanınca iç çığlıklarını duyuyor ama kulak veremiyoruz çoğu zaman. Aslında yılların birikimiyle oluşan yorgunluklar, ağrılar, acılar ses veriyor çoğu kez.

 Zamanın kayıplarını  kazançlara dönüştürmek mümkün. Hiçbir şey aslı gibi olmayacaktır, geriye dönüş imkansızdır ama küçük önlemlerle hayat daha yaşanabilir hale getirilebilir. Olabildiğince stresten, tartışmalardan  uzak, sevdiğimiz insanlarla birlikte bir hayat, yaşadığımız dünyayı  da daha çekilebilir kılacaktır....