Sayfalar

Dünya Yaşlılar Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Yaşlılar Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 01, 2017

İKİLİ HAYATLAR... (ÖYKÜ )



Eylül sonu olmasına rağmen yanıltıcı bir hava ile yazdan kalma bir gündü. Ancak yerlerde sürüklenen yapraklar sonbaharın belirtisiydi. Tam yürüyüş havasıydı. Deniz çarşaf gibiydi.İnsana huzur veren bir görüntüsü vardı. Rengi her zamanki gibi Akdeniz mavisi renginde, pırıl pırıldı. Güneş ışınları denizle küçük oyunlara girişmişlerdi. Sahilde uzun zamandır devam eden inşaat bitmek üzereydi. Gene de yola dikkat ederek yürümek gerekiyordu. 

Uzun sahil şeridinde hızımı almışken birden onları gördüm, yavaşladım. Farklı bir görüntüleri vardı. Arkadan bakınca bir bağlılık tablosu gibiydiler. Kol kola, omuz omuza bazen el ele yürüyorlardı. Yaşlı olmalarına rağmen liseli aşıklar gibi bir görüntüleri vardı. Ağır-aksak adımlarla zorlukla yürüyorlardı. Bazen ayaklarını sürüyor, bazen duraksıyorlardı. Bedenin yükünü onca yıl çeken ayaklar da bazen isyan eder diye düşündüm...

Yaşlı erkeğin elinde şık bir baston vardı. Ama sanki baston onu değil, o bastonu taşıyordu. Yaşlı kadının gözü onun ayaklarındaydı.  Arada çok yumuşak bir ses tonuyla :"Aman dikkat et, çok hızlı yürüme" uyarıları geliyordu. Oysa o kadar yavaş yürüyorlardı ki. Hızımı iyice yavaşlatmıştım. Konuşmalarını duyuyordum. Hayat adlı bir oyunda bir anlamda hayat dersi alıyordum. Özünde belki bir dram vardı, bilmiyordum...

Biraz ileride küçük bir çay bahçesi vardı. O tarafa doğru ilerlediler. Ben de arkalarından içeriye girmekten kendimi alamadım. Biraz çekinerek yanlarındaki masaya oturdum. Eşlerden yaşlı bayan birden beni fark etti: "Siz de yoruldunuz galiba. Masamıza buyurun, çayı birlikte içelim." Ne güzel bir çağrıydı bu. Hemen masalarına geçtim.

Yaşlı kadın günlerdir konuşmaya susamış gibi hemen konuşmaya başladı: "Güzel havalarda yürüyoruz. Birlikte geçen 50 yıl. Çok güzel günler, aylar, yıllar yaşadık. Ama artık eskisi gibi değiliz. Ağır çekimde gibiyiz diyorum çocuklara telefonda. Gerçi bazen telefonda bile çok zor görüşüyoruz. Eskiden biz arardık, şimdi aranmayı bekler olduk. Akıllı telefonların aklına ayak uyduramıyoruz. Bazen komşular geliyor, zili zor duyuyoruz. Bütün alıcılarımız kapandı adeta. Kendi içimize kapandık."
Durdu, derin bir nefes aldı. Konuşmaktan yorulmuştu sanki.

Bu arada yaşlı bey incitmekten korkarcasına eşinin omuzuna dokundu: "Canım, çıkarken yemeğin altını kapatmış mıydın?" Eşi belli belirsiz gülümsedi: "Artık kontrolü öğrendim bir tanem. " Ve açıklama yaptı: "3 defa tencerede yemek yaktım. Bir kere ütüyü unuttum, bir pantolon yandı. Ev yanmadı neyse. Yangın çıkmasından çok korkuyorum..."

Konuşma sırasında onları inceleme fırsatını buldum. Yaşlı bayan daha hakim pozisyondaydı. Muntazam taranıp topuz yapılmış kırlaşmış saçları, makyajsız yüzü, ojesiz tırnakları... Yüzünde yılların çizgileriyle öyle asil bir görüntüsü vardı ki. Eşi konuşurken gözlerinin içine bakıyor, zaman zaman elini tutuyor, bir bebeği korur gibi karışıyordu: "Canım çayı çok sıcak içme. Şeker atma, zararlı biliyorsun..." 

Üzerinde petrol rengi bir eşofman vardı. Küçük bir fuları boynuna sarmıştı. Erkek kadından biraz daha zayıftı. Yeni traş olmuş gibiydi yüzü. İkisi de bakımlı ve temiz görünümlüydü. Bir zamanlar kim bilir nasıldılar diye düşündüm. Güzellik zamana yenik düşüyor ama yüzlerdeki bu ifadeler silinemiyor. Yıllar sonra da birbirine bu kadar düşkün olan bir çift, bir zamanlar kim bilir birbirlerine nasıl da aşıktılar...

İkisi de adeta siyah-beyaz bir filmin kareleri gibiydiler. Bu rengarenk dünyada iç dünyalarını tanımayanlar için belki soluk, renksiz hatta anlamsız bulunsalar da tanıdıkça, gözledikçe, hayatı olgunlukla sindirmiş derya gibi insanlar olduklarını düşünüyor insan. İkili dünyalarında insanlık hallerini unutmadan, dış dünyayla bağlantıyı kesmeden geçmişten güç alarak hayata uyum sağlamaya çalışıyorlardı. Sevgi olunca hayatın zorlukları da en aza iniyordu.Sevgi cankurtaran gibiydi o koca okyanusta. Düşündüm: sevgi ne çok anlam yüklüydü, ne çok değeri içinde barındırıyordu;
dayanışma, paylaşma, vefa, sadakat, güven, koruma...

Masaya bir sessizlik hakim oldu. Yaşlı çiftten izin istedim, ayrıldım. Gidilecek daha çok yolum vardı. Bu sabah güzel insanlar tanımış, önemli hayat dersleri almıştım. Bazı hayatlara tanık olmak yolumuzu-yönümüzü de belirliyor. 
Yürüyüşüme daha yavaş başladım. Hava mı serinlemişti, ben mi üşüyordum...? İçimin ürperdiğini hissettim...



1 Ekim Dünya Yaşlılar Gününde tüm yaşlılara saygıyla...