Sayfalar

Hıdırellez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hıdırellez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mayıs 06, 2026

BİR HIDIRELLEZ ÖYKÜSÜ

 


Adalar Vapur İskelesinde gecikmeli vapuru beklerken, kalabalığın içinde gördüm onu. Kalabalığın arasında bile ayırt edilebiliyordu. Üzerinde beyaz sade bir ceket, altında lâcivert pantolon ve spor ayakkabılarla uyumlu bir görünümü vardı. Belliydi, üzerindeki hiçbir şey marka değildi. Bileğindeki bilezik bile doğal taşlardan yapılmıştı.  Kolundaki saat belki bir işportacıdan alınmıştı. 

Son yıllarda nasıl da moda oldu. Küçücük çocukların bile üzerinde İngilizce yazılı bluzlar var. O sözlerin anlamını bile bilmeden, çocuk, büyük demeden üretiliyor bu tip giysiler. Çakma tabir edilen taklit ürünlerin çok benzerini yapıp tüketiciye sunma konusunda çok becerikli bireyler var. Arz ve talep olayı. Alıcısı var ki, üreticisi de var. 

Çok yakınına gelmiştim. Yanındaki koltukta bir kişilik yer boşalınca oturdu. Belli ki çok yorgundu. Birden incelendiğini hissetti galiba, başını kaldırdı, göz göze geldik. Duraksadı. Aynı anda yanındaki koltuk da boşaldı. Yaşım gereği bana yer verildi, hemen  oturdum. Bir insanın özel hayatını merak değil, çok farklı görüntüsü olan bir kişi hakkında, zihnimde oluşan yaşanmış hayat öykülerine bir çıkış yolu bulmaktı amacım. Tuhaf bir duyguydu yaşadığım.

Omuzlarına dökülen kumral saçları vardı. 20'li yaşlarda görünüyordu. Bir an onun da bana baktığını hissettim. Yüzünde hiç kırışık yoktu ama acının izleri öyle belirgindi ki. Yeşil elâ gözlerinden sanki hüzün akıyordu. Bu kadar genç yaşta; kimler, neden, nasıl bu acıyı yaşatmış olabilir diye düşündüm. Kaçamak bakışlarımı hissetti sanırım. Yüzüme baktı, gülümsedim. O da hafifçe gülümsedi.

Aramızda sihirli bir bağ kurulmuştu. Konuşabilmek için can atıyordum. Vapurun gecikmesi şansım olmuştu. "Vapurun gecikmesi işleri aksatır değil mi?" diye söze girdim. Çok sakin ve yumuşak bir ses tonuyla yanıt verdi: "Ah evet, eve çok geç varacağım." 

Kadınlar çabuk anlaşır. Hele erkek egemen toplumlarda farklı kişiliklerdeki bireylerde bile sorunlar ortaktır. Kısa hayat hikâyesini öylece öğrendim. Sanki aramızda görünmez sihirli bir bağ oluşmuştu. O kalabalıkta konuşmaya hasret iki yabancıydık. Çevredekilerin sesini duymuyorduk bile. 

"Bugün Hıdırellez dedi. Herkes için bayram gibi, yeniden doğuşun simgesi olan bu gün, benim için anılarla yüklü hüzün günüdür. Babamı bir Hıdırellez günü kaybettim. Güvenlik görevlisiydi. Bir miting alanında yanlış seken bir kurşun onu benden aldı. Ben henüz okula bile gitmiyordum. O'nun eve dönüşünü her zaman sabırsızlıkla beklerdim. 

"Benden 5 yaş büyük ağabeyim, parasız yatılı burslu sınavını kazanarak çok iyi bir okula girme şansını elde etmişti. Annem, sıra sana da gelecek, sana da dua edeceğim derdi. Ailece pikniğe giderdik, oyunlar oynar, türküler söylerdik. Dileklerimizi küçük küçük kâğıtlara yazar, güllerin dibine bırakırdık. Ertesi gün o kâğıtları denize, dereye ya da su dolu bir kaba atardık. .Babamın omuzunda. bazen ben atardım,"

"Babamdan sonra her şey değişti. Ekonomik durum bozulunca annem evde dikiş dikerek çalışmaya başladı. Ben meslek lisesini bitirdim, bilgisayar yazılımcısıyım. 15 yıl oldu, ama sanki dün gibi. Her Hıdırellez'de ben böyle olurum."

Benim dikkatle dinlediğimi görünce sanki rahatlamıştı. Anlatırken gözlerinin buğulandığını fark ettim. Yanaklarından süzülen iki damla, gözlerinden mi süzülmüştü, bilemedim. O devam etti: "Şimdi bir kuruluşta stajyer olarak çalışıyorum. Başarılı olursam kadrolu olacağım. Bugünlerde en büyük dileğim, önce sağlık, sonra kalıcı bir iş. Annem çok yoruldu artık. Dün dileğimi kâğıda yazıp, parktaki gülün dibine gömdüm."

"Siz de inanır mısınız böyle adetlere, rituellere?" Soru beni kendime getirdi. "Dünyanın karmaşasında hepimiz için inanışlar, güzellikler iyi ve güzel şeyler de var elbette dedim, umut ve çaba, dayanma gücü, inanmak , her zaman iyi sonuçlar yaratır." 

Onun heyecanı bana da yansımıştı. Mucize diye adlandırdığımız şeyler, azimle, direnerek, inanarak sağladığımız kazanımlar değil miydi? Vapurun 2 kez uzun uzun çalan düdüğü bizi tekrar gerçek zamana ve konuma döndürdü. O'nun dileklerinin gerçekleşmesi için ben de ta içimden dilek diledim...

Makbule ABALI

6 Mayıs 2026






Mayıs 07, 2021

MAYIS İÇİNDE BİR GÜN...

 Her yaşın kendine göre farklı bir rengi, ayrı bir dokusu, ayrı bir güzelliği var: 20 Yaş kırmızı mıdır acaba? Enerjik, dinamik,  hareketli. Ama kişiye göre değişebilir de. Romantik, melankolik tiplerde kırmızı bordoya dönüşebilir.  Hatta siyaha kadar renk değiştirebilir. 


Oysa çocukluk rengarenktir. Papatyalardan taçlar, renkli bilyeler, renkli bez bebekler, kay kaylar... İnsanın içini aydınlatan bir renk tablosu. Çocuklukta hep büyümek ister insan ve sonra giderek küçülmek. 

Orta yaş biraz ilkbahardan sonbahara geçiş gibidir. Zevkle karıştırılmış renkler bütünlüğü. Maviler, beyazlar, su yeşilleri, sarılar, lacivertler. Bir renk armonisi. Yaş aldıkça renkler karışabilir. Siyah, kahverengi, yeşil, alacalı bulacalı. Renkleri ustalıkla karıştırmak da deneyim ister. 

Mayıs, tüm renkleri içinde barındıran bir ay değil midir? Ve de coşku dolu tüm günleri. Çocukluğumun. gençliğimin bahar bayramlarını, Hıdırellezlerini öyle özlüyorum ki, Gelenekler, görenekler kuşaktan kuşağa geçiş yapıyor. Çocuklar farklı günlere, efsanelere bayılırlar.


Hıdırellez 5-6 Mayıs tarihlerinde kutlanırdı. Bahçelerde yapılan piknikler, gece gül ağaçlarının altına kağıtlara yazılan ya da çizilen dilekler, sabah denize atılan dilek kağıtları, ateşler üstünden atlamalar...

Hıdırellezin sevgi, huzur, bolluk ve bereket, barış getireceğine inanılırdı. Bir ritueller toplamı hayata bir renk ve fark katar, sıradan günlerin arasında bir değişiklik yaratırdı. 

Makbule ABALI


Mayıs 05, 2016

BİR DİLEK DİLEMEK...



Birkaç yıl önceydi. Sabah erken saatlerde Mersin Mezitli Sahili'nde  yürürken dikkatimizi çekti. Denizin üzerinde ikiye, dörde katlanmış yüzen beyaz kağıtlar vardı. Birkaç kişi de sahildeki kayaların üzerine çıkıp, denize arkalarını dönerek ellerindeki kağıtları denize atıyorlardı. Günlerden 6  Mayıs'tı;  Hıdırellez...

Geleneklerimize ve göreneklerimize göre dileklerin dillendirildiği, bir gece öncesinden kağıtlara yazılıp, gül fidanlarının dibine gömüldüğü, veya ağaçlara asıldığı, duaların edildiği ve ertesi sabah erkenden denize bırakıldığı önemli dilekler... İnançla sürdürülen bir ritueller sıralaması.



Herkesin dileği,  kendince önemli elbette. Bazen bir ev, bazen bir araba, iyi diploması huylu-uyumlu bir eş, sağlıklı bir bebek, iyi bir üniversite diploması... İstemenin sınırı yok ki. Tüm dilekler yürekten, tüm dilekler içten. Hızır ve ilyas Peygamberlerden bekleniyor bu istekler. 

Kıştan bahara geçişi müjdeliyor Hıdırellez. Yöreye göre, inanışlara göre, adetlerin uygulanışı da değişiyor. Bazen ateşler yakılıp üstünden atlanıyor. Bazen türküler eşliğinde dilekler dilenip ağaçlara bezler bağlanıyor. Bazen sofralar düzenleniyor, ortaklaşa-İmece usulü yapılan yemekler paylaşılıyor. 


Gül, bu günün anlamlı, sembolik çiçeği. Sevgiyi, emeği, aşkı, fedakarlığı,  sabrı dile getiriyor. Kişi dilek tutar veya tutmaz, inanır ya da inanmaz, bu rituelleri grupla birlikte uygulamak haz veriyor kişiye... 
Dileği gerçekleşirse seviniyor, mutlu oluyor insan.. İşte o an, nasıl da güzel gelir dünya. İşte o zaman, kışın bitip baharın hüküm sürdüğüne inanır insan. Karanlıklar aydınlığa dönüşür ve içinde güller açar...



Sanatçı Semih Sergen'in seslendirmesiyle Ahmet Haşim'in ünlü "Akşam" şiiri bir Hıdırellez akşamına ne güzel yakışır:



İlk defa blogda bir video bağlantısı gerçekleştirmeye çalıştım. Başaramadım. Umuyorum ki bir başka yayında olacak.
Başarısızlıklarımızla da yüzleşmek gerek. M.A


Not: O zamanki eksiğimi, daha sonra tamamladım. Hepimiz, hata ve yanlışlarımızla varız. Küçücük şeyler bile mutlu ediyor insanı...

Makbule Abalı- Eğitimci 
Mersin 5.05. 2016 
Güncelleme:
İzmir- Urla 5. 05. 2025