Sayfalar

değişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
değişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 18, 2022

İNSANLAR DA MEVSİMLERE BENZER


İnsanlar da mevsimler gibidir. Dört mevsimi barındırır içinde. Kimisi kış gibidir, soğuktur. Ama içinde bir odun 
 ateşinin sıcaklığı olabilir. Kar manzarası izlersiniz bazen; beyaz,saf tertemiz. Bazen öfkeli olur, kar lapa lapa yağar üstünüze. Bazen yumuşaktır, incecikten bir kar yağar, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi...

Ekonomik nedenlerle kıştan yaza geçişi özler insanlar. Yazı çekici kılan belki de tatil özlemidir. Ama yaz arkadaşlıkları, dostlukları çoğunlukla diğerlerinden kısadır. Yaz uçarı bir mevsimdir.Harekettir, neşedir.

Sonbahar her renkten görünümüyle ince ruhlara hitap eder. Yaz yağmurlarından sonra, son bahar derin düşüncelere yöneltir insanı. Bazen kasvetlidir ama yaşam da çok yönlü değil midir?

İlkbahar bir müjde gibi gelir, kalpleri fetheder. Yeniden arınmadır, coşkudur, heyecandır. Kuru dalların yapraklarla, çiçeklerle donanması mucize gibidir. Bahar, insanın da kendini yenilemesidir doğa gibi. Bir kan değişimi gibidir. 

Kişiliğine göre dört mevsimi içinde barındırır insanoğlu. Mevsimler değişirken kimlik değiştirir adeta. Dünya döner, mevsimler değişir, insanlar değişir... Doğanın en önemli yasası da değişim değil midir ?

Makbule Abalı


Mayıs 20, 2018

GENÇLİK YILLARI...



Çocukluğumla ilgili fotoğraflarım çoktur da, gençlik dönemimde yok denecek kadar azdır. Kişiliğini bulunca insan, her şey kendi düşündüğü gibi olsun istiyor. O dönemlerde genç insan evetlerle değil de hayırlarla daha barışık, daha isyankar, kurallara biraz kırgın, farklı bir dünyada yaşıyor. Saygısızlık değil ama, "Ben de varım, beni de adam yerine koyun" düşüncesi, beklentisi... Daha kırılgan, daha alıngan, kişiliğinden ödün vermeyen ergenler tanıyoruz

Büyük bir Anadolu Kentinde, bir Kız Lisesinde, Edebiyat Bölümünde okudum. Çok güçlü, ama çok katı bir eğitim aldık. Tek tip siyah önlüklerimiz, kocaman beyaz yakalarımız vardı. Saçlar ya iki örgü ya da kulak memesi hizasında kesilmiş olmalıydı. İki örgülü uzun saçlarım liseye kadar direnebildiler. Saç kestirmek dışında kuaföre gitmekten hiç hoşlanmayışım belki de o yıllardan kalmadır.

İnsan gençlik dönemindeki eleştirilerinde bazen haksızlık yaptığını yıllar sonra anlıyor. Eğitim çok sıkıydı belki ama okulda öğretmenlerimizden çok şey kazandık. Devlet Okullarında akademik kariyer yapmış gibi üstün nitelikli gerçek eğitimciler- Öğretmenler vardı. Bugünlerden farklı olarak o yıllarda özel okullar çok azdı, Vakıf Üniversiteleri yoktu. Makyajlı olarak okula gidiş yasaktı,  zaten makyaj sevmezdik, sadelik, doğallık geçerliydi. Kendini kanıtlamak için ya da özenerek sigara içenler olurdu.  Uyuşturucunun adı bile yoktu. Üniversite yılları dahil, yaşamım boyunca sigara içmeyişim belki o yılların etkisiyledir.

"Ne vardı,  neler değerliydi" diye düşünüyorum; Kitaplar, şiirler,  sanata- sanatçıya saygı, doğaya, insana sevgi, saygı, vefa, dostluk, arkadaşlık... Her dönem olduğu gibi aşklar, sevdalar da vardı elbette.  Belki de aşk sanılan platonik sevdalar. Aileler günümüzden daha kontrolcü, daha koruyucu idi. Para değil, güven, sevgi, saygı, namus, gurur, onur gibi değerler  ön plandaydı. Mutluyduk, gururluyduk, utanınca kızarırdık. Davranışlarımızda  içtendik ama yüzgöz olmazdık.

Bilgisayarlar, dijital fotoğraf makineleri yoktu o yıllarda, eksikliğini de duymadık. Sosyal Medya yoktu. Kısa mesajlar yerine mektuplar vardı. Emojiler (sözsüz-resimli ifadeler denebilir mi acaba?) yerine kendimiz çizerdik. Ortaya çıkanlar belki sanat eseri sayılmazdı ama yaratıcılık ürünü şeylerdi. Makine değil, insan ön plandaydı. Edebiyat, psikoloji, felsefe, kompozisyon derslerini ne çok severdim. Çekingen, hassas, kırılgan insanlar okumayı, yazmayı, incelikleri daha çok seviyor, benimsiyorlar. Onlar için sanki kısa mesajlar anlatımı da , anlaşılmayı da yetersiz kılıyor. 

Çağdaş, gelişmiş toplumlarda değişim ve gelişimin olması gerektiğine elbette inanıyorum.
Günümüzde teknolojiye tabii ki önem veriyor,  bir gereksinim olduğunu düşünüyorum. Ancak nedense halâ "Bilgisayarda dünya ne kadar yakın, insan ne kadar uzak" diye düşünmekten kendimi alamıyorum. 

Makbule Abalı - Eğitimci
 2018-