Sayfalar

mevsimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mevsimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 01, 2026

BİR YANDA KIŞ, ÖTE YANDA BAHAR

 


Kışı henüz bitirmemişken cemreler teker teker düşüp ilkbahar mevsimini başlatıyorlar. Doğa baharı karşılamaya hazırlansa da dünya henüz hazır değil. Asıl bahar içimizde yaşanmalı. Meyve veren ağaçlarda kupkuru dallar birden çiçeklerle donanıyor. Yaprakları beklemeye tahammülleri yok, aceleciler.

Her ülkede bahar farklı yaşansa da uzun yağmurlardan sonra bir şiirle Mart Ayına hoş geldin desek... 

                                               BİR UMUT

Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin;

Yitirmişsin nen varsa birer birer.

Bir sağlık, bir sevinç, bir umut

Onlar da nerdeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri

Aynalar gibi kapkara.

Suyu mu çekilmiş bulutların

Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi 

Ne artı, ne eksi,

Bir sağlık, bir sevinç, bir umut

Hikâye hepsi...

Cahit KÜLEBİ


NİCE BAHARLARA SAĞLIKLA, SEVİNÇLE, UMUTLA... 

Makbule Abalı-Eğitimci

1 Mart 2026 İzmir-Urla

Aralık 22, 2025

GÜN DÖNÜMÜ-Yeniden Doğuş

 


Yılın en uzun gecesinin ardından gündüzler uzamaya başlar elbette. Upuzun geceye inat, kısacık bir gündüz boy verir gün ışınlarıyla birlikte. Ne güzeldir o sabah serinliği. Çiy de düşmüştür belki. Her şey pırıl pırıl görünür. Konuma göre hafif kar taneleri atıştırabilir. "İncecikten bir kar yağar" der şarkılar. 

Kar, yağmur berekettir diyerek sevinse de insanlar, o sevinci ta içinde hisseden önce ağaçlardır, bitkilerdir, çiçeklerdir. Sevinçlerini de hemen belli ederler sırayla. Önce kardelen sonra zambaklar, nergisler, menekşeler güzelliklerini sergilerler. Mevsimler karışsa da onlar sırayı çok da bozmazlar. Yüzyıllardır devam eden doğa yasalarına en güzel uyumu kuşlar ve çiçekler sağlar Narin ve naiftirler. İncinmek, kırılmak istemezler.


Her mevsimin kendine özgü güzellikleri vardır. Önemli olan onları görüp, duyu organlarımızın elverdiğince farkında olup yararlanabilmekte, an'a uyum sağlayabilmekte.

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci

22 Aralık 2025 Urla-İzmir-Türkiye





Aralık 21, 2025

EN UZUN GECE...

 


Yılın en uzun gecesi deyince akla en uzun süreli karanlık mı gelir? Gün ışıklarının, aydınlığın daha geç göründüğü nice geceler yaşanmıştır oysa; Umutsuz bir hastanın başucunda beklemek,...Sürprizlerle dolu bir günün ardından yeni güne güvenmek... Uzak yoldan gelecek bir konuğun yolunu telaşla gözlemek.

Zordur beklemek. Şairin dediği gibi: "Ne doğan güne hükmüm geçer, Ne halden anlayan bulunur."

Sonuçta kavuşmanın olduğu her özlem güzeldir. Yeter ki çok sancılı bir bekleyiş olmasın. Sabretmek olgunluktur.

Çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımız Namık Kemal'in ve Tevfik Fikret'in, Yahya Kemal'in, Ahmet Haşim'in şiirlerini okumakla, dinlemekle geçti. Ders kitaplarımızda da şiirler vardı. Kompozisyon derslerimizde ezberden okurduk. Ses tonumuza, vurgulamalara, tonlamaya özen gösterirdik:

 "Bilir misin ne olur? /Semâ güneş ebediyyen kapansa..." 

"Her gecenin mutlak vardır sabahı..." 

Gençlik heyecanıyla şiirleri okurken tüylerimiz diken diken olur, heyecandan gözlerimiz parlardı.

Vatana, millete sevdalı kuşaklardık. Amatörce şiirler yazar, utanarak , çekinerek söz ederdik. Oysa yüz kızartıcı davranışlarımız olmazdı. Hoşgörümüz, iyi niyetimiz o yıllardan kalmadır.

Bu gece yılın en uzun gecesi. 365 günde bir gece tüm gecelerden uzun. Ama kapkaranlık olmayacak.

 Dolunay da eşlik edecek ışıltısıyla. En uzun gecenin sabahında güneş ışınlarıyla dolacak dünyamız

Yeni bir sabaha, yeni bir dünyaya merhaba diyeceğiz. 

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci 

21 Aralık 2025 Urla- İzmir-Türkiye 




Aralık 01, 2025

Mevsimin İlk, Yılın Son Ayı, Aralık

 


Yılın 12. ayı Aralık bana hep gelen yeni bir yılı çağrıştırır. Sanatçılar benzer resimlerle, karikatürlerle anlatırlar bu durumu: Upuzun sakallı, eli bastonlu, yorgun, yaşlı bir dede ve karşısında tüm canlılığı, umut dolu gözleri, sağlıklı bedeniyle küçük bir çocuk. Bu tabloyu kaç gün doyasıya yaşadık diye düşündüm bugün. 365 günden 335 gününü yaşamışız. Takvimler öyle söylüyor. İçimizdeki çocuk ne diyor acaba?



 Bugün güzel şeylerden konuşalım. Hastalıklardan, bedensel sosyal, psikolojik sıkıntılardan söz edip, yeni yılın parlak ışıltılı gözlerle heyecanla bakan küçük prensi ürkütmeyelim. Geleceği varsa göreceği de var elbette. Kaçmak ya da pes etmek yok. Tüm dünyada herkes onu bekliyor. 


İyiler, iyilikler, güzellikler, hak, hukuk, adalet, barış, hoşgörü, empati, merhamet, paylaşmak, güvenmek. Yılın 11 ayında içeride-dışarıda aile içinde, hep birlikte, tek başımıza bu güzelim sözcükleri kullandık. İçimiz aydınlandı , gözlerimiz parladı, yüreğimiz ferahladı. Sesimizin yankısı ne güzeldi: Bazen içimizde, kısık, alçak bir ses tonuyla bazen bir ergenin kalınlaşan sesiyle. Ama hep insanca, hep anlaşılır tonda. Kimseyi huzursuz etmeden. Özlemle, umutla, güvenle bekledik... Bekledik günlerce-haftalarca-aylarca. 


Mevsimler karıştı: Sonbaharda bazen kışı bazen yazı yaşadık. Yağmur beklerken fırtınaya, doluya yakalandık. Dereler, göller kurudu, ağaçlar, ürünler şaşırdı, Bazısı yandı kavruldu, bazısı küstü ürün vermedi. Yanan ağaçlar tomurcuk verdi, şaşırttı. Türlü çeşitli duyguları karmakarışık ruh haliyle yaşadık. Gülerken ağladık, ağlarken maskeler taktık gülümsedik. Çocuklar gibi küstük-barıştık, el ele yüz yüze, göz göze oyunlar oynadık. Kazandığımızı sandık, aldandık-kaybettik. 

Bitmekte olan bir yılın 336. günü yarın. Yarınlarımız bir çocuk beklentisi gibi bazen şaşırtsın, bazen umutlandırsın. Ama ne olur hayal kırıklıkları yaşatmasın biz dünyalılara. Koskocaman evrende başka gidecek yerimiz yok...

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci.

1 Aralık 2025 Urla- İzmir-Türkiye











Haziran 01, 2025

Bir Başka Sabaha: Güneşle-Sağlıkla-Umutla-Uyumlu Uyanmak...

                                                               


 Güneş her gün yeniden doğarken, gözlerimizi kamaştıran parlak ışıklarıyla sadece çevremizi aydınlatmakla kalmıyor. Ruhumuzun  da  ta derinliklerine ulaşıyor, usul usul yüreğimize de küçük dokunuşlarla ulaşıyor, incitmeden, bağırmadan, hırpalamadan; "Uyan artık derin uykulardan," diyerek bizi, yeni bir güne "Merhaba!" demeye hazırlıyor. 

Tüm varlığımızın,  bedenimizin ,benliğimizin, zihnimizin en ıssız, en ücra, en gizli-saklı köşelerine dek ulaşıyor, ışık hızıyla yayılıyor. Mavi-beyaz-sarı-mor-turuncu-yeşil , rengârenk bir renk harmanıyla, güçlü enerjisiyle, sindire sindire geliyor ve  biraz daha yüksek tonda sesleniyor: "Uyuma, uyuşma, umutsuz kalma!" 

Çalar saat ya da çan sesi gibi değil, kulağınızda çınlamalar yaratmadan, kabalık veya zorbalıkla da değil, Bir anne sesi gibi ılımlı, bebek sesi kadar yumuşak, bir sanatçı duyarlılığı ile, anılardan süzülmüş bir ninni  kadar etkileyici. Doğanın ta içinden gelen kuş sesleri ile birlikte havanın ince-hafif esintisi de uyumlu bir beraberlik oluşturursa... 

İşte o zaman, her şeye rağmen; DÜNYA daha güzel, daha yaşanabilir, daha mutlu-huzurlu-umutlu geliyor İNSAN'A.  Tüm yollar çıkmaz sokaklara ulaşsa da, kuşku-endişe güvensizlik ve kararsızlıklar hayatımızı karartsa da, karmakarışık-anlaşılmayan sesler kulağımızı yıpratsa da...

Zihnin, ruhun, yüreğin yükü; tüm bedenimizi zorlayarak, boynumuzdan omuzlara, kollardan ellere, dizlerden bacaklara, ayaklara kadar inip, hızımızı keserek hayatı yavaşlatsa da...

Tüm zorluklara  direnerek, yaşama sevinciyle, önce CANLI ve ardından İNSAN kimliğimizle, duyarlılık, farkındalık, hoşgörü ve sağlıklı algılamalarla YAŞAMAK gerek... 

Bahara veda ederken; Bir başka mevsime-Yaza MERHABA diyerek... 

Makbule ABALI- Eğitimci 

1 Haziran 2025 İzmir-Urla

                                                                          


                                                                             








Mayıs 12, 2025

BİR ANNELER GÜNÜ SONRASI..

 


Günler hızla akıp geçerken takvimden bir yaprak daha düştü. Dün Mayıs Ayının 11. gününü yaşadık. Bugün 12 Mayıs Pazartesi. 

Dün, 2025 yılının  ANNELER GÜNÜ idi. Gün boyu Ne güzel etkinlikler düzenlendi; Törenler yapıldı, şiirler okundu, yarışmalar, oyunlar, sanat ve spor çalışmaları sergilendi.

Bugün  yeni bir gün. Sıradan bir gün. İlkbaharın üçüncü ayı Mayısın,  ikinci Pazar günü de sona erdi.

Anneler, anne adayları, anne olmak isteyenler, yüreğinde tüm çocuklara çok yoğun bir  sevgi barındıran insanlar, kadınlar 

Onlar için yazılan şiirler, yazılar, hikâyeler, oyunlar asılan pankartlar, el emeği-göz nuru ile üretilen ürünler-sanat eserleri. Beğenilerine göre alınan hediyeler... 

Öte yanda günün anlam ve öneminin farkında bile olmayanlar, adı sanı, yeri yurdu belli olmayan kadınlar, erkekler, çocuklar. gençler...

Tek bir gün, ne zamana kadar etkili? Sadece bir gün yeterli olur mu anlamaya-anlatmaya-anlaşılmaya...?

Yıllardır ilk kez Anneler Günü'nde şiir ya da yazı, gerçek hayat hikâyeleri yazmadım.

Dünden sonra bugünler, yarınlar da vardı,  olmalıydı... Bir gün yeter mi...?

İçimizden geldiği gibi: Sevgi, güven, haklılık, paylaşma, fedakârlık, koruma, sabır, iyi niyet hep sürsün. 

Yakın ve uzak çevreye, kırlara, dağlara, köylere, kasabalara, kentlere, ülkelere, tüm dünyaya, bebeklerden başlayarak çocuklara, ergenlere, yaşlılara, kadınlara erkeklere, insanlara , yaşayanlara, iyilere, kötü düşüncelere, yitirdiklerimize ışık olup ulaşsın.

Kötülük tohumlarının üstüne, bahar yağmurlarıyla beraber  iyilik tohumları da yağsın. İyiler, iyilikler örnek olsun.

ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN. YÜREĞİNİZDEKİ SEVGİ, EKSİLMESİN. 

Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla 12.05. 2025









Mart 03, 2025

"HAVA NASIL ORALARDA?"- Mevsimsel Değişiklikler

 Bahar geldi diye sevinirken, hatta cemreler de daha ılımlı günleri müjdelerken yeniden yalancı bahar günleri yaşamaya başladık. Bademlerin çiçek açması bana hep baharı düşündürür. Ah soğuklar taze çiçekleri küstürmese derim. "Arkadaşım Badem Ağacı" şiirini mırıldanırım, rahatlarım.  

Urla'da evimize taşındığımızda, küçük bahçemizdeki görkemli badem ağacını görünce nasıl mutlu olduğumu düşündüm bugün de. Son bademlerini verdikten sonra birden canlılığı kaybolmaya başlamıştı. Neden- nasıl derken mayıs böcekleri sarmış, hastalanmış dediler bilenler. Can buluncaya kadar kesilecek dediler.  Bilemediler. O görkemli ağacın yerinde şimdi kuru bir kütük var. Üzülmüyorum desem yanlış olur. 

Hayat da böyle değil midir? Mutlulukla mutsuzluk bazen pamuk ipliğine bağlıdır. Küçücük şeylerle mutlu olurken birden her şey tersyüz olur adeta. "İnsanın olduğu yerde hiçbir şey şaşılası değildir." diyen düşünür ne kadar doğru bir saptama yapmış. 

Ancak gene de insan sabırla, dirençli davranarak, kendini her iklimde korumaya alarak yaşamı sürdürüyor. Bencilce değil ama, sağlam ve sağlıklı olabilmek için kendimizi de güvenceye aldığımızda daha çabuk iyileşiyoruz. 

Sabahın dondurucu soğuğunda önce kuşları sonra diğer canları aç bırakmamak isterken, ciğerlerimi üşütmüşüm. Yaklaşık üç haftadır öksürük nöbetlerim devam ediyor. İyi ki sadece özel kurumlarda değil, her zaman derde deva olabilecek, sorularımıza içtenlikle cevap veren,  aynı zamanda koruyucu hekimlik hizmetlerini, ilaç etkileşimlerini dikkate alarak yardımcı olmaya çalışan harika doktorlarımız da var.  İyi ki varlar. Sonsuz teşekkürlerimizle...

Zor günlerde; kazalar, kayıplar, psikosomatik hastalıklar da (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) çoğalıyor elbette. Kişisel-toplumsal kaygılar, endişeler keşke paylaşılabilse; dostlarla. yakınlarla, alanında uzman veya yetkili kişilerle. Birikimleri boşaltmak kaygı-endişe ve belirsizlikleri de en aza indirecektir. 

Mart Ayının ilk haftasında, müziği ve kişiliği ile çok sevilen, hümanist. alçakgönüllü, dürüst, yardımsever bir sanatçımızı da kaybettik. Yıllardır egosuna yenik düşmeyen, barışsever, dost canlısı, çok kaliteli müzik yapan bir İNSAN'dı Edip Akbayram. 

Unutulmayacak, adı ve eserleri ile yaşayacak. Rahmetle, saygıyla, sevgiyle anıyor, sevenlerine baş sağlığı ve sabır diliyoruz. Işıklar içinde-huzurla uyusun.

Makbule Abalı-Eğitimci

3 Mart 2025 Urla 












Şubat 23, 2025

BAHARI BEKLERKEN...

 


Şubat Ayının bitimine bir hafta kaldı. 28 gün çeken bu yılın Şubat'ı içimizde soğuk rüzgârlar estirdi. Bazı yörelerimizde rüzgârla,  fırtınayla,  doluyla, sağanak yağmurla birlikte  geldi. Hatta  son  zamanlarda  yoğun kar yağışıyla kendini gösterdi. "Kış Ayı" olarak gücünü kanıtladı. 

Ağaçlar çiçek açmaya girişmişken, göçmen kuşlar göçü düşlerken, koyunlar kuzulamaya, insanlar baharı karşılamaya hazırlanırken; 2025 Şubat'ı ansızın şaşırttı hepimizi. İçimizi dondurdu, sağlık sorunları yeniden önem kazandı. Her yuvada başka sorunlarla mücadele edilirken sağlık sorunlarının da ne kadar önemli olduğunu hepimize hatta tüm dünyaya kanıtladı. 

Neyse müjdeler olsun, Şubat'ın bitimine yalnızca  7 gün kalmışken günler-saatler de inanılmaz bir hızla akıp geçiyor. Her evde bir takvim bulunması; mekân- zaman ve durum  algılaması açısından ne büyük bir ihtiyaç. Bir zamanlar okullarımızda Resim ve Elişleri derslerimizde basit ama çok işe yarar takvimler hazırlardık. "Yaratıcı Beyinler İş Başına" dense ne harika eserler çıkar ortaya.

Güne erken başlıyoruz Sabahları önce kuşları, sonra diğer canlıları doyuruyorum. Sonra sıra bize geliyor. Günün en güzel en kolay hazırlanan öğünü. Takvim yaprakları, ömrünü tamamlamış güz yaprakları gibi birer birer düşerken, eşimle kendimize bir test uyguluyoruz. Ben soruyorum: kış mevsiminin soğuk aylarından birindeyiz. Hangisiydi acaba? Dün Cumartesiydi, ya bugün...? "Şubatın kaçıncı günüydü? "diye sorarken takvime bakıyor ve sorularımı her zaman  doğru yanıtlıyor. Kahvaltıya umut ve mutluluk tazeleyerek başlıyoruz.

Zaman zaman nerede olduğumuz, akşam ne yediğimiz, çocukların-torunların adları, geri saymalar, çarpımlar, bulmacalar, fıkralar, gelen mesajlar kahvaltımıza eşlik ediyor.  Güne biraz yorgun ama enerjik başlıyoruz. Bu hafta sağlık sorunlarımızla yorgun ve yorucu geçti. Ama atlatacağız.

Şubat Ayına yenik düşersek, dirençle yaşama sarılmazsak, diğer ayları nasıl  karşılayabiliriz? Her yerde soğuk ve kar var. Bedenler ve ruhsal  yapılar, hastalıklarla mücadelede. Değişen mevsim ve iklim koşullarında içimize de kar yağdırmayalım lütfen. Çocuklar ve gençler; Sağlıklı, mutlu, umutlu yarınlar için merakla, heyecanla, umutla bizleri gözlüyorlar. 

Makbule ABALI- Eğitimci

23 Şubat 2025 





Aralık 08, 2024

SON GÜZ YAĞMURLARI...

 Son güz yağmurları yağdı günlerce;

Tüm kirleri temizlercesine

İnce ince saatlerce

Ve güz de bitti...

Öyle kirliydi, ki her yer, her şey

Yağmurlar bile yeterli olamadı

Temizlik sağlanamadı... 

Ardından kar yağdı yüksek tepelere

Dağların dorukları karla kaplandı. 

Kar berekettir dedi büyükler

Kar suyu sindire sindire iner toprağa... 

 

Oysa tarlalar, ürünler çoktan kurumuştu

Yetmedi ne yağmur ne tepelerdeki kar doğaya. 

 Sonra güneş çıktı ansızın

Gökkuşağı göründü ardından

Renklendi birden doğa, soluk renkler canlandı;

Ama sadece çocuklar mutlu oldu 

Çocuksu hayaller, çocukça umutlar 

Yetti onlara...


Makbule Abalı- Eğitimci 

 İzmir Urla- Aralık 2024






Kasım 02, 2024

Kasım Ayı'na Hoş Geldin Derken...

 


Her mevsimin kendine özgü özellikleri var. Mevsimlerin genel özelliklerinin dışında; Her an, her gün, her ay ve tabii ki her mevsim yaşanılan coğrafyaya, konuma, kişilik özelliklerimize, yaşam tarzımıza, adet ve geleneklerimize, hayat deneyimlerimize göre farklı değerlendirilip farklı algılanabiliyor. 

Sonbahar; Yılın sondan bir önceki mevsimi. Ve onun son ayı Kasım. Kasım Ayının  ilk günlerindeyiz. Henüz hayal bile edemediğimiz son günlerini yaşarken; birden bu ayın da bittiğini fark edip Aralığa merhaba diyeceğiz. Yıl da bitecek öylece. Her giden ay ya da mevsim ömrün de bitişini fısıldar gibi... 

"Sonbahar" yerine "Güz mevsimi" demeyi daha çok seviyorum. Güz mevsimi bana çoğu zaman hüznü, kayıplarımızı, acıları çağrıştırsa da mevsimlerin ne suçu var?  Adeta usta bir ressamın fırçasıyla oluşturulmuş  harika pastel renkler doğayı donattığında gözlerimiz bayram yapsa da,  içinizdeki ruh hali dışınızdaki bayramı bile farklı kılabilir. 

Asık yüzle "Hoş Geldin" denmez elbette. Atalarımız, geleneklerimiz, adetlerimiz öyle diyor. Herhalde dünyanın hiçbir yerinde bizim konukseverliğimiz gibisi yoktur. Onurlu insanlar gibi başımızı kolay kolay eğmeyiz ama , misafiri baş tacı ederiz. Tabii ki misafir de bizim adetlerimizi benimsemişse yol- yordam bilerek,  ev sahibinin iyi niyetini kötüye kullanmadan veda etmesini  de bilir. 

Umarız Kasım Ayı da bizleri hayal kırıklığına uğratmaz. Havalar serinlese de sevgisiyle, şefkatiyle, koruyucu tavrıyla sarar, ısıtır bizi. Vefayla, güvenle, huzur veren  bir tutumla dost olabileceğine inandırır bizi... 

HOŞ GELDİN KASIM ! 

Makbule ABALI- Eğitimci

2.11.2024 Urla 



Ünlü Şairler ve Sanatçılar her dönem, her mevsim duygularımıza  tercüman olmuşlar. Sonsuz teşekkürlerimizle... M. A 



YÜREĞİM 

Yüreğim ıslaktır benim 

Kuytularda ağlamaktan 

Ve hafif uçuktur rengi

Kurusun diye kaç kez 

Güneşe asılmaktan

Sunay AKI






 

 

 

 

Nisan 11, 2023

YAĞMUR SONRASI BİR GÜN...

 


Sağanak yağan yağmurlardan sonra insanın içini ısıtan güneşli bir gün; uzun zamandır evden çıkmamıştık. Eviniz huzurlu bir yuva haline dönüşmüşse kuşlar gibi yuvaya yerleşiyorsunuz.  Özellikle erkekler huzur buldukları evlerinden kolay kolay dışarı çıkmak istemiyorlar. Dışarıda gürültülü, karmaşık bir dünya varsa , hele kent trafiği de huzursuz ediyorsa doğanın uyanışına tanık olmak amacıyla kısa yürüyüşler yapmak daha rahatlatıcı oluyor.                                  

                                               Zaman zaman dışarı çıktığımızda el ele etrafı gözlemleyerek  kısa yürüyüşler yapıyoruz. Gören gözlerle baktığınızda bir ot parçası bile can buluyor, bir öyküye dönüşebiliyor. Ya da bir insan yüzünde kocaman bir hayat dramasının izlerini okuyorsunuz. Bir Merhaba, bir Günaydın size farklı bir hayatın kapılarını aralıyor.                             

Hayatımın hiçbir döneminde baharı bu denli güçlü ve yoğun yaşamamıştım. Orman içi bir alandayız. Bahar yağmurlarıyla birlikte her yer yeşile büründü. Ağaçlar çiçeklerle donandı, tomurcuklandı. Zeytin ağaçlarının altında beyaz ve sarı papatyalar açtı. Sanki onlarla yarışırcasına diğer çiçekler de boy gösterdi. Her renkte, her boyda bir göz zenginliği sunuyorlar. Bir ara yağmurun ardından bir dolu yağışı da görmüştük. Mevsimler çok yönlü bir gösteri sunuyorlar adeta.        






Uzun yıllar yaşadığımız Akdeniz Bölgesi'nde mor salkım görmemiştim. Burada sokaklarda hemen her evin önünde cömertçe uzayan mor salkımlar var. Mor enerji rengi diye bilinir ama toplumca öyle büyük acılar yaşadık ki henüz o enerji içimize sinmedi. Çevrede zeytin ve çam ağaçları hakim. İnsanlar gibi bitkiler de yerini sevince, havaya ve toprağa uyum sağlayınca daha çabuk gelişiyor, uyum sağlıyorlar.                       

                       Burada zeytin ağaçları bir başka güzel. Adeta köklerinde enerji biriktirmiş gibi taze ve canlılar. Çamlar da Akdeniz Bölgesi'nde daha görkemli ve gösterişli görünürlerdi. Hele yaylalık bölgelerde, dağlarda ardıçlar, serviler, meşe ve köknarlar gökyüzüyle buluşurlar adeta.                                      Akasya, leylak, manolya ve narenciye  ağaçlarını özlüyorum. Görüntüleri, renkleri, kokularıyla  belleğimde silinmeyecek  izler  bırakmışlar. Ağaçlar da insanlar gibi; Ya uzun süreli iz bırakıyorlar belleğinizde ya da unutulup gidiyorlar.                                          

  Makbule Abalı. 10.04.2023 



M



Kasım 09, 2022

BİR SONBAHAR GÜNÜ...

 


Sonbahar tüm coşkusu ile saltanatını sürüyor. Her mevsimin kendine özgü renkleri var. Açıklı, koyulu, parlak, soluk. Hepsi bir başka güzel. Bazen renkler birbirine karışıyor. Hangisi daha baskın seçemiyorsunuz. Gönlünüz birinden yana kaysa bir başkasını görüyorsunuz o anda. İnsanlar gibi, olaylar gibi.

Bazen bir olay dikkat çekiyor, tüm gözler o yana dönüyor, gündem değişince ortam da değişiyor. O karmaşanın ortasında sakin bir köşe, dinlendirici bir müzik, anlayabilen, dinleyebilen, doğru algılayabilen bir dost arıyor insan. 

O zaman dünyayı yeni bir göz, yeni bir mantıkla yeniden değerlendirmeye koyuluyorsunuz.  Ve sonbahar yeni açan çiçekleriyle, duru görüntüsüyle yeniden kucak açıyor adeta insanlara. Temiz havayı içinize çekip yeni dünyayı bir başka insan gibi algılıyor, yeniden soluk alıp vermeye başlıyorsunuz. 

Mevsimler, renkler değişse de dünya aynı dünya. Bir elimizde palet, bir elimizde rengarenk boyalar, günbegün boyayıp siliyoruz var gücümüzle. Her şey kafamızda, yüreğimizde, ruhumuzda renk değiştiriyor. 

Dünyamızı boyuyoruz bazen rengarenk boyalarla, bazen siyah beyaz renklerle... Her şey neyi,  nasıl algıladığımıza bağlı... 

Makbule Abalı


Haziran 18, 2022

İNSANLAR DA MEVSİMLERE BENZER


İnsanlar da mevsimler gibidir. Dört mevsimi barındırır içinde. Kimisi kış gibidir, soğuktur. Ama içinde bir odun 
 ateşinin sıcaklığı olabilir. Kar manzarası izlersiniz bazen; beyaz,saf tertemiz. Bazen öfkeli olur, kar lapa lapa yağar üstünüze. Bazen yumuşaktır, incecikten bir kar yağar, şarkılardaki, şiirlerdeki gibi...

Ekonomik nedenlerle kıştan yaza geçişi özler insanlar. Yazı çekici kılan belki de tatil özlemidir. Ama yaz arkadaşlıkları, dostlukları çoğunlukla diğerlerinden kısadır. Yaz uçarı bir mevsimdir.Harekettir, neşedir.

Sonbahar her renkten görünümüyle ince ruhlara hitap eder. Yaz yağmurlarından sonra, son bahar derin düşüncelere yöneltir insanı. Bazen kasvetlidir ama yaşam da çok yönlü değil midir?

İlkbahar bir müjde gibi gelir, kalpleri fetheder. Yeniden arınmadır, coşkudur, heyecandır. Kuru dalların yapraklarla, çiçeklerle donanması mucize gibidir. Bahar, insanın da kendini yenilemesidir doğa gibi. Bir kan değişimi gibidir. 

Kişiliğine göre dört mevsimi içinde barındırır insanoğlu. Mevsimler değişirken kimlik değiştirir adeta. Dünya döner, mevsimler değişir, insanlar değişir... Doğanın en önemli yasası da değişim değil midir ?

Makbule Abalı


Aralık 18, 2019

DÖRT MEVSİM...


Çocuklar bazı şeyleri ritmik saymalarla, melodik bir işleyişle daha kolay öğreniyorlar. İlkokullarda mevsim tablosu hala uygulanıyordur. Bir ağacın 4 mevsimlik hali; İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Kışın hemen altında da kış mevsiminin ayları yazardı; Aralık, Ocak, Şubat. Henüz her yörede ağaçlar karla kaplanmadı ama Aralık ayını da yarıladık.

Kişisel zevkler elbette değişebilir ama kış bana hep hüzün vermiştir. Soğuğa, kara, kışa ayak uyduramayanları düşünürüm. Aç kalan canlılar ya da yoksulluk çeken insanları düşünür, acı çekerim. 

Kimileri dağda lüks kayak takımlarıyla keyifle  kayarken  bir tahta parçası veya lastik üstünde kaymaya çalışan çocuklar gelir aklıma. Kışın sağanak yağmur yağarken içeride sıcacık bir odada , dumanı tüten bir bardak çay eşliğinde kitap okumak nasıl da zevklidir. Ama sağanak yağış altında sırılsıklam olup ardından gribe yakalanmak ne büyük sıkıntıdır. Ya sele yakalanmak...? Karlı bir yörede gün doğarken sabahın beşinde okul yolunda kilometrelerce yürümek...

Sınıfta sobada tezek yanarken üşümüş ellerini ısıtmaya çalışmak, yazmaya hazırlanmak. Bir başka okulda kardan adamın başına bere, ellerine eldiven geçirmek. 
Hayat, türlü çeşitli yönleriyle hüzün, coşku, iyilikler, güzellikler ya da olumsuzluklar içeriyor. Olumsuzluklara karşı mücadele etmek ya da pes etmek elimizde...

Makbule ABALI




Eylül 28, 2017

BİR BAŞKA SONBAHAR...



Ünlü şair Cahit Külebi kısacık şiirinde içtenlikle dile getirmiş;
Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Yağmurlarla ıslanacaksın
Halbuki ne kadar sıcaksın...


Her mevsim kendi özellikleriyle güzel. Her mevsimin kendi içinde ayrıcalığı var. Gerçi son zamanlarda mevsimler de kol kola, iç içe geçti. Bazen yazı yaşarken sonbahar havası ile karşılaştık, ya da sonbaharda yaz sıcağı ile. Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar gibi. Ama doğanın özünde ülkemizde her mevsimin güzel yaşandığını düşünüyorum.

Yeniden doğuş ve değişimle gelen ilkbahar en çok benimsediğim mevsimdir. Bilmem neden sonbahar hüzün verir bana. Yaş almış insanların yalnızlığını düşündürür. İşini ve idealindeki eşini bulamamış gençlerin kararsızlığını hatırlatır. Sararıp düşen yapraklar, eskimiş-yıpranmış ilişkileri anlatır. Son sözcüğü de anlamlı değil midir? Ömrün sonu gibi de algılanabilir.

Şarkılarda dile getirilen sonbahar da bir hüznü çağrıştırır;
"Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık
Maziye bir bakıver,
Neler neler bıraktık."

Bir başka sonbahar şarkısı;
"Güz gülleri gibiydik
Hiç bahar yaşamadık.
Ya sevmeyi bilmedik yıllarca
Ya sevince geç kaldık..."

Ve bir zamanlar listelerden düşmeyen Autumn Leaves -Sonbahar Yaprakları şarkısı.

Sonbahar biraz aldatıcı gelir bana; Hava güneşliyken birdenbire boşanan sağanak yağışlarıyla, aniden değişen ısı göstergeleriyle, pastırma yazıyla...
Sonbaharda sararıp yere düşen her yaprak, ömürden giden günleri, ayları hatırlatır sanki. Bir başka diyara giden göçmen kuşlar, yitirdiğimiz sevdiklerimizi düşündürür. Değişken hava insanın ruhsal yapısını hatırlatır. Mevsim geçişlerinde ruh sağlığımız da iniş-çıkışlı değil midir?

Ama gene de güzellikleri fark edebilen gözler için doğanın her hali bir başka güzel. Bir tablo düzeninde renk armonisiyle, göz okşayan görüntüleriyle, gizemli tavrıyla sonbahar da farklı bir mevsimdir. 

Son baharımız olmasa da ömürde yaşanan her bahar  ayrı bir anlam taşıyor. Hepsinde yaşanmış farklı anılarımız var. Anılar değil midir asıl bizi hayata bağlayan...?

Şiirlerle hayatı algılamak güzel. Son şiirimiz Özdemir Asaf'tan;

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Aralarında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular...
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir ASAF



Temmuz 16, 2017

ÇOK SOĞUK BİR KIŞ... ÇOK SıCAK BİR YAZ...


Öğleden sonra bahçede otururken birden çatırtıyı duyduk. Bayağı ses çıkaran bir çatırdamaydı bu.
Önce patlama gibi, sonra çocuk ağlamasına, önlemeye benzer bir ses... "Ağaçlar da ağlarmış" diye düşündüm. Bu yıl yağan karın etkisiyle dalları zayıflayan, meyveleri tek yönlü olarak bir dalda toplanan kayısı ağacı en güçlü taşıyıcı dalından kırılmıştı.

Yayladayız. Toroslar'ın doruğunda, deniz seviyesinden 1500 m. Yükseklikte Arslanköy Yaylasında. Ülkemizi bu yıl kasıp kavuran kış burada da çok etkili olmuş; Çatılar yıkılmış, sular dönmüş, güneş enerjileri çatlamış. 6 m. kar hayatı felç etmiş. Her yıl çok ürün veren ağaçlar bu yıl meyvesiz. Bu yıl hiç kiraz yok. Sigorta yaptıranlar emeklerini kurtarmışlar. 

İklim değişiklikleriyle yaylada doğanın düzeni  değişmiş adeta. Her yıl gelen kuşlar bu yıl daha geç geldiler. Ağustos böceği ve guguk kuşu yoktu, onlar ortaya çıktılar. Hiç sincap görmedik. Sürüler halinde beyaz kelebeklere rastladık.

Şaşılası bir şey, bu yıl ceviz ağaçları  çok görkemli. Meyvesi bol. Adeta soğuk havaya, kara meydan okumuş. Sanki sağlıksız bir ortamda hatmi çiçekleri de sağlık adına boy vermişler. "Merak etmeyin biz de buradayız" dercesine topraktan fışkırmışlar. Pembe, beyaz, kırmızı renkleriyle gözleri okşuyorlar. Kışın kente inmeyen bazı ailelerin hayvanları telef olmuş.

Mevsimler şaşırdı adeta. Çok soğuk bir kışın ardından çok sıcak bir yaz yaşıyoruz. Temmuz başında yaylaya gelirken asfalt yolda erime vardı.
Gündüzleri güneş yakıyor, sabah ve akşam saatleri ile gölgeler serin. Yedigöz suyu buz gibi akmaya devam ediyor. Yeraltından borularla evlere ulaşıyor bu su.

Özellikle hafta sonları sayısız araba Mersin'den çevredeki lokantalara akıyor. Şaymana ya da  İsmail'in Yeri yayla havasında farklı mekanlarda konuklarına sağlıklı, güzel yemekler sunuyorlar.

Hayatta her zaman denge arıyor insanoğlu. Ne çok sıcak, ne çok soğuk istenmiyor. Organizmaya rahatsızlık veren her şey reddediliyor. 
Dünyanın dengesinin bozulduğu zamanlarda kuşkusuz insanın da dengesi bozuluyor.

Makbule ABALI


Kasım 16, 2016

ARSLANKÖY'DE SONBAHAR...






Sonbaharın hüznünü ben en çok insanların terk ettiği yerlerde hissederim. Yaylalar, sayfiyeler, yazın özenle bakılan, keyfi çıkarılan bahçeler... Yaz sonunda birden terk edilmiş, bakımsız, tarumar, ıssız kalmıştır. İnsan olmayınca mekanlar da ıssızlaşıyor. 
Terk edilmiş yerlerde sonbahar daha belirgin. Ahmet Özhan'ın sesinden "Bir sonbahar vurgunu" ne güzel bir şarkıdır. Bana hep sonbaharı düşündürür.

Geçen hafta yaylaya bir ziyaret yaptık. Bir sonbahar vurgunu yemiş gibiydi her yer. Dökülen yapraklar renk değiştirerek farklı bir zemin oluşturmuşlar.  Sarı ile kahverenginin uyumlu beraberliği kızıla dönüşerek yeni bir renk yaratıyor, soluk renkler hayat buluyor. Yazın canlılığı sonbaharın hüznüyle noktalanmış adeta.


Yazın gölgesinde oturulan görkemli ceviz ağaçları şık elbiselerini çıkarıp eski püskü giysilerini giyinen insanlar gibi. Sarmaşıklar artık talvarın altında güneşi kesmiyor. "Benim görevim buraya kadardı" der gibi. Sabah akşam bir koro halinde ötüşen kuşlar yuvalarını terk edip gitmişler. Gelecek yaza kadar kim bilir hangi sıcak diyarlarda olacaklar? Kuş seslerine alışan kulaklar gene onları arıyor. Sulama havuzunun kenarından nasıl dikkatle su içerlerdi.


Kaynaklardan akan sular da azalmış. Kış-yaz burada yaşayanlar "Bu yıl kuraklık olur" diyorlar. Uzun zamandır yağmur yağmamış. Ağaçlar susuz. Oysa yazın toprak suya doymuştu. Her yer semizotu tarlası gibiydi. Bu yaz sebze-meyve bolluğu vardı. Yaz sonuna doğru yağan dolu elmalarda, ayvalarda, cevizde hep yaralar bırakmış. Kiraz, dolu zamanından önce olgunlaşınca yara almaktan kurtuldu. 

Çınaraltı Kahvesindeki asırlık çınarlar da yapraklarını dökmüşler. Oysa yazın gölgesinde ne güzel sohbetler, konuşmalar olurdu.  Yazın kurulan pazar artık kurulmuyor. Yeri boş. Okullardan   taşımalı eğitim var. Çocukların sesi de olmasa tam sessizlik hakim olacak beldeye. Onlar her mevsim cıvıl cıvıl.

Yazın kentin boğucu sıcaklarından insanlar yaylaya kaçıyorlardı. Şimdi soğuktan kente gidiyorlar. Geceleri evlerde odun sobası yanıyor. Yakında odun, kömürle buluşacak. Şimdilerde sabah kahvaltısındaki bazlamalar dışarıda sacda değil. içerideki sobanın üzerinde pişecek. Yanında keçi peyniri, saf tereyağı,  bal da güzel bir üçlü oluşturacaklar. Sonbahar hüznü coşkuya dönecek o zaman. 

Beldede dolaşırken uzaklardan sahipsiz köpek sesleri geliyor. Kediden çok köpek var buralarda. Köpeklerin ev bekçiliğine ihtiyaç oluyor sanırım. Aylarca evini, sahibini koruyan köpekler şimdi boş sokaklarda yarı aç, yarı susuz dolaşıyorlar. Görüntüsüyle fark yaratanlar daha şanslı, onu birileri sahipleniyor belki.

Sonbaharın bitimine iki hafta kaldı. Ardından karlı bir kış gelecek belki de. Bazı yörelerimize kar merhaba dedi bile. Bu sonbahar elbet "son bahar" olmayacak. Yaşantımızda kimi bahar, kimi kış farklı mevsimler yaşanacak.
 Ünlü şair Yahya Kemal  Beyatlı bir şiirinde sonbaharı şöyle vurguluyor: 
"Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa..."

İnsanların olmadığı yerlerde mevsimler de kılık değiştiriyor.
Sonbahar bir süre daha kendini kanıtlayacak...

Makbule ABALI