Sayfalar

insani duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insani duygular etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 22, 2025

İp Cambazları Gibi Dengede Kalabilmek...

 


Uçsuz bucaksız bir yerde-dünyanın herhangi bir yerindeki bir kara parçasında- ya da masmavi bir denizin ta içinde,, olur mu demeyin, uzayda bir gezegende... 

Nerede yaşarsak yaşayalım, duyarlılığımız ve farkındalığımız var oldukça, çalışır durumdaki duyu organlarımızla. işlevini yitirmemiş beynimizle,  henüz atışları tükenmemiş yüreğimizle her şeyi doğru ve gerçekçi bir biçimde algılamamız-anlamamız-değerlendirmemiz mümkün...

Her şeyin sonsuz bir hızla değiştiği, olayların ışık hızıyla geliştiği, canlıların her türlü operasyonla, hile ve aldatmacalarla konum sağladığı, dipsiz kuyuların çoğaldığı, uçan araçların göz kamaştırdığı, yenileşmeye çalışan bir dünyada... Her şeye rağmen ayakta kalabilmek... Çok zor ama imkansız değil.

İp cambazlarını düşünün. Bilmiyorsanız- görmediyseniz hayal edin... Ellerinde uzun, ince bir değnekle , çok ince bir ipin üzerinde, var olan tüm algıları açık, yürümeye- dengede kalmaya çalışıyorlar. Çok çalışarak, emek ve çaba harcayarak çıraklıktan kalfalığa-ustalığa eriştiklerinde övgüyü de-alkışı da hak ediyorlar. 

Adınız, yaşınız, cinsiniz, renginiz, gücünüz, işiniz, uğraşınız, kimliğiniz, kişiliğiniz, beden-akıl ve ruh sağlığınız nasıl ve ne durumda olursa olsun... Sadece İNSAN olun. İYİ insan olmaya çalışın. Kötüleri-kötülükleri fark edin. 

Kaba güçle, zorbalıkla, can yakmakla değil; Bilimin-aklın-mantığın, barış ve hoşgörünün yönlendirdiği yolda iz sürün. Boş vermeyin, umursamazlıktan kaçının. Tıpkı dün olduğu gibi bugünün yarınları da var.

Neden denemeyesiniz? İlle de ip cambazı olmak gerekmiyor... 

Makbule Abalı-Eğitimci 

22Eylül 2025

Ekim 10, 2018

İNSAN OLMAK...


Pek acele etme küçüğüm;
Elbet büyüyeceksin,
Anlayacaksın sen de 
Dünyanın kaç bucak olduğunu.
Göreceksin;
Bizim gördüklerimizi,
Yaşayacaksın yaşadıklarımızı.
Öğrenmek isteyeceksin,
Soracaksın, kaygılanma
Cevaplandıracağız elbette.
Önce tanıyacaksın;
Çevreni, yöreni, doğayı.
Anlayacaksın;
Suyun neden aktığını,
Ateşin yaktığını,
Taşın sertliğini,
Sonra yavaş yavaş öğreneceksin;
Topluma katılmayı, 
Sosyalleşmeyi, 
Birey olmayı.
Dürüst, güvenilir, yalansız,
Vefalı, sevgi dolu, insancıl olmayı,
Hakkını aramayı,
Sorumluluklarını bilmeyi...
Öğreneceksin zamanla
Unutma;
Zordur insan olabilmek,
Daha da zoru
İnsan kalabilmek...

Makbule ABALI

Ağustos 19, 2015

HAYAL Mİ GERÇEK Mİ...?



Yüreğinde bin bir bombanın patladığı o anı hayatı boyunca unutamayacaktı. Kanını donduran o kötü haberi aldığı an. Nasıl ayakta kalabilmişti şimdi bile şaşırıyordu. Her sözcük beyninde yankılanıyordu. 
Sesler birbirine karışıyor, karmaşık bir yumak olup tekrar yuvarlanıyor, bir gülle olup başına çarpıyordu. Henüz 5 yaşındaki kızı içeride uyuyordu. Babasına nasıl düşkün olduğunu düşündü, sırtından soğuk terler aktı.


Aynı anda mantıklı düşünemediğini, muhakeme yapamadığını da fark etti. Son 6 yıl bir sinema filmi gibi gözünün önünden akıp gitti. Bu kez de düşüncelerinin hızını engelleyemiyordu. O anda o bitkin ve perişan haliyle ağlayamadığını fark etti. Ta yüreğinde duyduğu dayanılmaz bir acıydı bu. Büyük bir şok geçirmişti. 
Vücudu ağrılar içindeydi. Bacakları tutmuyordu sanki.

Komşular teselli etmeye çalışıyorlardı... Duymuyordu. Yalnızca bir ara "kime haber verelim?" dediklerini duydu. "Ben haber aldım ya..." dedi. Kendi sesine bile yabancıydı.Oysa haber verilecekler vardı. Ama aklında ne bir adres ne bir telefon numarası vardı. "Bu dünyada yapayalnız kaldım" diye düşündü. Yapayalnız, kimsesiz, sevgisiz, ilgisiz... Yapayalnız..." 

O gece kabus gibiydi. Koca bir vadi, üstüne gelen ağır silahlar. Kızı eteğinden tutmuş, bırakmıyor. Makinalı tüfekler ışık, kan ve ölüm kusuyor. Elleriyle engel olmaya çalışıyor, başaramıyor. Eşini bulmak için var gücüyle hiç durmadan koşuyor...koşuyor...Bir uçurumun kenarında duruyor. Eşi uçurumun dibinde, el sallıyor. Kan ter içinde uyanıyor.Henüz gün ağarmamış. Aynı anda kızı da ağlayarak uyanıyor. O da bir başka rüyanın etkisinde. Sarılarak birlikte ağlıyorlar...

Hayatında ilk kez bineceği uçağa eşinin cenazesiyle bineceği hiç aklına gelir mıydı? Bu, kızının da ilk uçak yolculuğu. Uçakta hep suskun,  bir ara soruyor: " Anne babam gökyüzüne gitti diyordun, şimdi onun yanına mı gidiyoruz ?"  İşte o an sözün bittiği an. Gözyaşları bir sel olup akıyor yanaklarından...

Yeryüzünün kötü yazgısı bu. İnsan insanı yok ediyor. Acımasızca, merhametsizce, hiç tanımadan, düşmanca.
Cenaze töreni memleketlerinde. Ne çok insan toplanmış.Ama o hiçbirini görmüyor, tanımıyor, yüzleri fark etmiyor bile. Gözü bayrağa sarılı tabutun  üzerinde.
İçindekini, sevdiğini düşünüyor. Sanki güler yüzüyle ansızın kalkacak, onları kucaklamaya gelecek. Sevgili biricik kızı ve sevdalısı can yoldaşını... Ama yok böyle bir mucize.

Hiç tanımadığı insanlar onlar adına anlayamadığı şekilde konuşuyorlar.Dakikalarca... Oysa onun gözünün önünde kan revan içinde  eşi, uçuşan mermiler, patlayan mayınlar ve babasına el sallayan küçük kızı var...
Hayal mi, gerçek mi...? 





.