Sayfalar

dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 10, 2026

SUSKUNLUK...


Suskunluk güzeldi önce

Sakinlik, sessizlik, sükûnet,

Denizin yumuşak çırpınışları,

Kuş sesleri, dalların hışırtısı,

Ta uzaklardan gelen şarkı ezgileri.

Saatler, günler, aylar, yıllar

Sessiz sedasız geçti 

Hiç ses duyulmadan,

Hiçbir belirti olmadan.

Beklemek zordu, beklemek azaptı.

Bütün virgüller, noktalı virgüller kondu

Noktalar kalmadı, üç nokta bile bitti.

Doğa bile dayanamamıştı

Bu kadar uzun sessizliğe.

Şimşekler çaktı ardı ardına,

Gök gürledi sonra yağmur indirdi 

Sessizlik; tiz-pes seslerle karıştı.

İç sesler dış seslerle buluştu,

Suskunluk bitti;

Her yer uyumsuz seslere  büründü yeniden

Karmakarışık oldu  dünya...


Makbule ABALI- Eğitimci

2021-Mersin



Güncelleme:2026-Urla










Şubat 05, 2026

50 YIL ÖNCESİNİN ŞİİRLERİ...




Yıllar değişim rüzgarlarıyla birlikte geçiyor. Bazen çok sert rüzgarlarla, fırtınalarla bir şeyler kaybolup  giderken , bazı günler, ılıman rüzgarlar ve küçük değişikliklerle hayat kendini kanıtlıyor.
 
Toplumsal veya bireysel olarak değişim, elbette kaçınılmazdır. Doğal olarak her değişimde kayıplar da, kazançlar da vardır. Doğada dengeyi sağlamak zordur. Savunmasız ya da  yalnız kalmak, an meselesidir.

Hayatın karmaşası içinde; yazılanlar, çizilenler yıllar sonra da güncelliğini koruyabiliyor. Bir süre soluklanıp; "Daha henüz dün gibi" diyorsunuz.

İnsan yaşamında 40 -50 yıl önemli bir zaman dilimi. Acaba yakındığınız bir durum halen devam etmekte midir? İnsan olumsuzlukların iyiye gitmesini beklerken, diğer  yandan olumlu özelliklerin sürekliliğini diliyor.

Hayat rüzgarları her zaman istediğimiz yönde esmiyor ya da beklentilerimize uygun değişmiyor. Yıllar zamanı da beraberinde sürükleyerek hızla akıp gidiyor. 

Geçmişte yazdığım şiir denemelerinden küçük bir demet...



                KOŞU
Amansız bir koşuydu bu
Bizden öncekilerin başlattığı
Ve sürüp gidecek bizden sonrakilere
Koştuk yürümeyi öğrendiğimizden öte
Koştuk koştuk hep koştuk...
Başarıya, iyiliğe, güzelliğe
Dostluğa, sevgiye, umuda...
Öyle bir koşuydu ki bu bitiş' siz
İpi göğüsleyemeden göçtü nicemiz...

Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

                  KÜÇÜCÜK
Küçücüktü; 
Ama öylesine küçük ki,
Başı, elleri, ayakları.
Yalnızca gözleriydi kocaman olan.
Yıllar geçti,
büyüdü...
Neler gördü bilseniz,
gözleri de küçüldü...


Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

            DOĞA KANUNU

Taştı, duygusuz-anlamsız.
Kaldı yıllarca yerinde.
Fırlatıverdiler bir gün denize doğru
Düştü, yer değiştirdi.

Bitkiydi,  güneşe-ışığa-suya tutkun.
Uzadı, büyüdü, çiçek açtı.
Baharı özledi hep mevsimlerin ardından
Susuz kaldı bir gün, kurudu...

Güçlü bir çoban köpeğiydi.
Sürüyü korudu onca yıl
Hata yaptı bir gün,
Kurtlara yem oldu.

İnsandı, düşünen- konuşan-gülen-ağlayan.
Doğdu, adım attı dünyaya.
Girdi oyuna, türlü rollere büründü senelerce
Uydu yaşama, büyüdü, gelişti ve öldü...

Mezar taşında sadece iki sözcük kaldı;
Doğdu... Öldü...

Makbule Abalı-Eğitimci 
Mersin
Güncelleme: 5 Şubat 2026
İzmir-Urla







Aralık 01, 2025

Mevsimin İlk, Yılın Son Ayı, Aralık

 


Yılın 12. ayı Aralık bana hep gelen yeni bir yılı çağrıştırır. Sanatçılar benzer resimlerle, karikatürlerle anlatırlar bu durumu: Upuzun sakallı, eli bastonlu, yorgun, yaşlı bir dede ve karşısında tüm canlılığı, umut dolu gözleri, sağlıklı bedeniyle küçük bir çocuk. Bu tabloyu kaç gün doyasıya yaşadık diye düşündüm bugün. 365 günden 335 gününü yaşamışız. Takvimler öyle söylüyor. İçimizdeki çocuk ne diyor acaba?



 Bugün güzel şeylerden konuşalım. Hastalıklardan, bedensel sosyal, psikolojik sıkıntılardan söz edip, yeni yılın parlak ışıltılı gözlerle heyecanla bakan küçük prensi ürkütmeyelim. Geleceği varsa göreceği de var elbette. Kaçmak ya da pes etmek yok. Tüm dünyada herkes onu bekliyor. 


İyiler, iyilikler, güzellikler, hak, hukuk, adalet, barış, hoşgörü, empati, merhamet, paylaşmak, güvenmek. Yılın 11 ayında içeride-dışarıda aile içinde, hep birlikte, tek başımıza bu güzelim sözcükleri kullandık. İçimiz aydınlandı , gözlerimiz parladı, yüreğimiz ferahladı. Sesimizin yankısı ne güzeldi: Bazen içimizde, kısık, alçak bir ses tonuyla bazen bir ergenin kalınlaşan sesiyle. Ama hep insanca, hep anlaşılır tonda. Kimseyi huzursuz etmeden. Özlemle, umutla, güvenle bekledik... Bekledik günlerce-haftalarca-aylarca. 


Mevsimler karıştı: Sonbaharda bazen kışı bazen yazı yaşadık. Yağmur beklerken fırtınaya, doluya yakalandık. Dereler, göller kurudu, ağaçlar, ürünler şaşırdı, Bazısı yandı kavruldu, bazısı küstü ürün vermedi. Yanan ağaçlar tomurcuk verdi, şaşırttı. Türlü çeşitli duyguları karmakarışık ruh haliyle yaşadık. Gülerken ağladık, ağlarken maskeler taktık gülümsedik. Çocuklar gibi küstük-barıştık, el ele yüz yüze, göz göze oyunlar oynadık. Kazandığımızı sandık, aldandık-kaybettik. 

Bitmekte olan bir yılın 336. günü yarın. Yarınlarımız bir çocuk beklentisi gibi bazen şaşırtsın, bazen umutlandırsın. Ama ne olur hayal kırıklıkları yaşatmasın biz dünyalılara. Koskocaman evrende başka gidecek yerimiz yok...

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci.

1 Aralık 2025 Urla- İzmir-Türkiye











Kasım 25, 2025

DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

 


Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmişçesine

Düzenli, huzurlu  bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır,

Şiddet ortadan kalkar,

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok 

Yüzleri aydınlık olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı

Daha güvenilir, daha merhametli olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Güzel Sanatlar ve spor değer kazanırdı. 

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kimliklerini, kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer, 

Belki de barış sağlanırdı...


Makbule Abalı - Aralık 2022

Güncelleme: 25 Kasım 2025




Eylül 22, 2025

İp Cambazları Gibi Dengede Kalabilmek...

 


Uçsuz bucaksız bir yerde-dünyanın herhangi bir yerindeki bir kara parçasında- ya da masmavi bir denizin ta içinde,, olur mu demeyin, uzayda bir gezegende... 

Nerede yaşarsak yaşayalım, duyarlılığımız ve farkındalığımız var oldukça, çalışır durumdaki duyu organlarımızla. işlevini yitirmemiş beynimizle,  henüz atışları tükenmemiş yüreğimizle her şeyi doğru ve gerçekçi bir biçimde algılamamız-anlamamız-değerlendirmemiz mümkün...

Her şeyin sonsuz bir hızla değiştiği, olayların ışık hızıyla geliştiği, canlıların her türlü operasyonla, hile ve aldatmacalarla konum sağladığı, dipsiz kuyuların çoğaldığı, uçan araçların göz kamaştırdığı, yenileşmeye çalışan bir dünyada... Her şeye rağmen ayakta kalabilmek... Çok zor ama imkansız değil.

İp cambazlarını düşünün. Bilmiyorsanız- görmediyseniz hayal edin... Ellerinde uzun, ince bir değnekle , çok ince bir ipin üzerinde, var olan tüm algıları açık, yürümeye- dengede kalmaya çalışıyorlar. Çok çalışarak, emek ve çaba harcayarak çıraklıktan kalfalığa-ustalığa eriştiklerinde övgüyü de-alkışı da hak ediyorlar. 

Adınız, yaşınız, cinsiniz, renginiz, gücünüz, işiniz, uğraşınız, kimliğiniz, kişiliğiniz, beden-akıl ve ruh sağlığınız nasıl ve ne durumda olursa olsun... Sadece İNSAN olun. İYİ insan olmaya çalışın. Kötüleri-kötülükleri fark edin. 

Kaba güçle, zorbalıkla, can yakmakla değil; Bilimin-aklın-mantığın, barış ve hoşgörünün yönlendirdiği yolda iz sürün. Boş vermeyin, umursamazlıktan kaçının. Tıpkı dün olduğu gibi bugünün yarınları da var.

Neden denemeyesiniz? İlle de ip cambazı olmak gerekmiyor... 

Makbule Abalı-Eğitimci 

22Eylül 2025

Eylül 12, 2025

İNSANIN YALNIZLIĞI...

                                                                        


Sonuçta koskocaman evrende İNSAN; tek başına, çaresiz, suskun, güvensiz. kaygılı, dayanaksız... 

Makbule Abalı-Eğitimci 

 12. 09. 2025



Temmuz 04, 2025

SUSUZ YAZ

 Mevsim Yaz, aylardan Temmuzdu;

Kavurucu bir sıcak, 

Rüzgâr, fırtına dört bir yanda 

"Cehennem sıcağı" dedi eskiler.

Ağaçlar kavruldu,

Çiçekler kurudu,

Kediler, köpekler uyuyor sokaklarda

Kuşlar bile kalmadı gökyüzünde...

"Küresel ısınma" dedi bilim adamları.

Betonlar ısınmış, asfalt erimiş 

Ormanlar yanıyor, otlar tutuşmuş ,

Yuvalar yıkılmış, evler tarumar

Dünya kavruluyor, dünya yanıyor... 

***** 

Halâ duyarsızlık sürüyor bir yandan;

Su savurganlığının farkında değil hiç kimse

Ağaçlar kesiliyor birer ikişer,

Dereler çöple dolmuş, akarsular kurumuş,

Denizlerde sanayi atıkları.

Bu korkunç yangın yerinde merhamet yok,

Acıma duygusu yok, insaf kaybolmuş,

Sonuçlar nedenlere ulaşamıyor

Ellerimizle yıkmış, yok etmişiz

Yılların getirdiklerini.

Can katmaya çalışıyoruz yeniden; 

Can çekişen doğaya,

Can havliyle, çaresiz, ama umutla...


Makbule ABALI-Eğitimci 

 17 Temmuz 2023 Urla 


Güncelleme :4. 07. 2025


                                                                        






Mart 18, 2025

17 MART- İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (2)

 


Dünya Sağlık Örgütü WHO (World Health Organisation) sağlığı şöyle tanımlıyor: Sağlık; bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik halidir.  İyilik hali gerçekten çok önemli. Sağlıklı olmak isterken yanımızda- yakınımızda güç veren, daha iyi olmamız için güç harcayan yakınlarımıza da sonsuz teşekkür borçluyuz. 

Dünkü yazımın devamı olarak düne dair yazdığım bu yazıyı bugün bitirmek istiyorum. Günümü yaşanabilir kılan diğer değerli arkadaşlarımıza haksızlık etmek istemem. Hastane sonrası gittiğimiz bankadaki üzüntüm, günümüzü karartsa da biz unuttuk okurumu. Reklamlardaki bankalara ne oldu, şubelerde olumsuzluklar mı örnek alınıyor? Neyse ki başka güzellikler bizi kendimize getiriyor. 

Saatli almam gereken ilaçlar var. Çok eskiden beri Ramazanda ya da başka bir zamanda dışarda yemek yiyemem. Bu duyguyu anlamak,  kimileri için çok zor. Yıllara meydan okumuş, ayakta kalabilmiş, yaptığı işi lâyıkıyla yapan, temiz ve güvenilir yerler her zaman tercihimizdir. Güler yüzlü, nazik  personel her yer için nasıl değişmez bir değer. 

Oturduğumuz mekânda arka masada oturan, yüzünde nice hikaye gizlenmiş bir hanımefendi (Bu deyişi hak ediyor duruşuyla, tavrıyla.) gülümseyerek bizi izliyor. Birbirini hiç tanımayan iki insan duygu kardeşliği ile küçük bir sohbete başlıyoruz. "İmrendim halinize. Oğlum yurt dışında. Nasıl özlüyorum böyle bir aile muhabbetini." Masada 4 kişiyiz. Eşim, ben, bir toplantı sonrası katılan kızım ve güvenilir bir dost-Her işimizde yardımcı, cankurtaran simidimiz Serkan Bey-

Kızım da sohbetimize katılıyor, telefonlar, adresler paylaşılıyor. Yalnızlaşan dünyada dostlar arası anlaşma hemen kayıtlarımıza geçiyor. Fatma Hanım'ı hepimiz çok sevdik, benimsedik. Siparişler gelmeden ben kısa bir izin isteyip iki dükkan ilerdeki kitapçıya koşturuyorum. Kitaplar arasında her zaman huzur bulurum. Çok hoşsohbet bir sahibi var. Bu sevimli yere kadın eli değdiği öyle belli ki diyorum. Fiyatları görünce yüz mimiklerimden hemen anlıyor, "İndirimli kitaplarımız da var." diyor. 

Üniversite yıllarımda Beyazıt'ta Sahaflardaki kitap kokusunu hatırlıyorum hemen. Aşinası bilir, çok farklı bir kokudur. Artık yeni kitapçılarda da sahaf bölümü var. Kitapseverler için- ihtiyaç üzerine oluşturulmuş. İçerdeki tek masada kitap karıştıran, gözleri ışıl ışıl, nazenin bir genç kızla tanışıyorum. İyi bir okulda öğrenci.  Gelecek yıllara mükemmel bir yetişkin yetişiyor. İçim aydınlanıyor.  

Malgaca Çarşısı Urla'da en sevdiğim yerlerden biri. Yıllar öncesinden;  babadan oğula, atadan toruna el değiştiren küçücük dükkânlarda becerileri, uygun davranışları, insanlıkları, vefaları, usta-çırak ilişkileri içinde saygı duyacağınız esnaf tipleri. (Acaba tesadüfen benim karşıma çıkanlar mı hep öyleydi?)



Mehmet ve Hakan Ustaların minicik  dükkânlarının hemen karşısındayız. Zayıflayan saat pilimi değiştiriyorum. Eşimin tıkır tıkır işleyen saatini nasıl severek kullandığını anlatıyorum. Sade bir duvar saatinin fiyatını sorduğumda Hakan Usta "Geçen seneden beri 250 lira" diyor. Dükkandan elimde yeni bir saatle çıkıyorum. Mutluyum, bu yakındığımız dünyada, sadece kendi vicdanının denetiminde, vicdan sahibi, etik  değerlerini kaybetmemiş dürüst satıcılar da var. 

Sağlık Ocağı doktorumuz, eczanemiz, fırınımız, hayatımızı kolaylaştıran komşularımız, işinin ehli ustalar, güvenilir yardımcılar;  Hayata uyum sağlamaya yardımcı olan iyi ve güzel insanlar, vefalı canlılar. Hepsi ayrı parçalar halinde bütünü oluşturup hayatımıza renk ve ahenk katıyorlar.


 
Eşimin sabırla, özenle, emek ve zaman harcayarak zedelemeden, zarar vermeden kestiği portakal kabuklarını bir sanat eseri gibi saklıyoruz. Mutlu Olma Sanatı koyduk adını. Görüntüsü de kokusu da çok rahatlatıcı. İşini tamamlamaya çalışırken anılarını da anlatıyor. 

Bugün 18 Mart Zaferini konuştuk uzun uzun. İki dedesinden biri o mücadelede can vermiş. Diğer dedesi bir gözünü kaybetmiş. Vatanını korumak için emek harcayan, can veren, savaşan, yaralanan tüm değerli insanlarımızı rahmet, saygı, minnet ve teşekkürlerimizle anıyoruz. 

Makbule ABALI-Eğitimci
18 Mart 2025





Mart 08, 2025

KADINLAR- ŞİİR DİLİYLE ANMA...

 

5 Aralık 1934- Türkiye Cumhuriyeti'nde  günümüzden  89 yıl önce kadınlarımıza seçme ve seçilme hakkı tanındı. Verilmiş hakların, yaşanan yıllar içinde uygulanabilir olması konunun can damarı. Beklentilerin, umutların gerçekleşmesi dileğimizdir. 

Yüce Önder  M.K. ATATÜRK'Ü  minnet ve teşekkürlerimizle, saygıyla anıyoruz.





Geçmiş yıllarda; farklı zamanlarda KADINLAR ile ilgili olarak yazdığım şiirlerden bazıları:


SIYAH BEYAZ FOTOĞRAFLARDAKİ KADINLAR 

Sayıları azalacağına giderek kabarıyordu 

İstatistiklere her gün yeni bir kişi ekleniyordu

Bir kadın cinayeti daha, bir daha, bir daha...

Bazen bıçak, bazen silâh, bazen sopalarla.

Sığınma evine yetişemeden baba evine sığındığında,

Bazen kocası, bazen babası, bazen kardeşi, bir yakını.

Kadınlar hep aynı ; ezik, güçsüz, çekingen,

Kadınlar naif, hassas, kırılgan...

Karşı taraf güçlü, kaba, acımasız.

Her şey bir anda bitti, birkaç saniyede. 

Bir öfke patlaması, bir duygu boşalması...

Bir ömür daha tükendi,

Bir kadın daha konu oldu haberlere,

Cansız bedenlere bir tane daha eklendi.

Kadınlar teker teker yerlerini aldılar.

Siyah-beyaz soluk fotoğraflarda...

Makbule Abalı-2 Şubat 2015 



KADININ COĞRAFYASI

"Kendin için ne isterdin?" diye sordular bir kadına;

"Nerede dünyaya geleceğimi seçmek" dedi.

Bir başka coğrafyada doğmak, yaşamak.

Onun yöresinde böyle yaşamak kaderdi.

Annesiyle aynı kaderi paylaşmak,

Erkek kardeşi gibi vatandaş sayılmadan,

Haklarını bilmeden.

Yaşamında ilk çiçeği bir kadınlar günü almıştı

Bir markette herkese verirlerken.

Şaşırmıştı neden verdiklerine

Son çiçeği de bu oldu.

Onun yaşadığı coğrafyada kadınlar çiçek almazdı.

Emeğinin karşılığını bile alamazdı.

Dövülür, hırpalanır, iş yaparlardı,

Erkek güçlü, kadın zayıftı, güçsüzdü.

Bir kadınlar gününde anladı;

Kadının toplumdaki yerini, ailedeki rolünü,

Üretimdeki gücünü...

Biraz geç kalmıştı ama hayat devam ediyordu. 

Makbule Abalı- 8 Mart 2021



DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

Dünyayı  kadınlar yönetseydi; 

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmiş gibi,

Düzenli bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Sanat değer kazanırdı.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer,

 Belki barış sağlanırdı...

Makbule Abalı- Aralık 2022 



KARANLIĞI AYDINLATAN KADINLAR

Kadınlar; Karanlıktan aydınlığa çıkmak isteyen kadınlar

Güneşi özleyen, dünyaya renk katan kadınlar,

Paylaşımcı, yaratıcı, yapıcı kadınlar...

Bazen ana, bazen hayat arkadaşı, can yoldaşı,

Yol arkadaşı, dost, bacı, kardeş gibi kadınlar.

Maviye tutkun, doğaya hasret, ağaca, çiçeğe aşık kadınlar.

Zeytin ağacı gibi köklü, sağlam,

Çam ağaçları gibi çilekeş,

Kuru dallarda açan çiçekler gibi hassas, narin,

Mimoza gibi kırılgan, alıngan, duygulu,

Ve tüm ağaçlar gibi üretken, emekçi kadınlar... 

Makbule Abalı- 8 Mart 2023



Güncelleme Notu: Kadınlarımızın haklarını ve sorumluluklarını, görevlerini bilerek; bilinçli, çağdaş, barış içinde, uygarca yaşamalarını dileyerek. 

Ülkemizde  90 yıl önce,  kadınlara ilk kez tanınan haklarla ; Başöğretmen ATATÜRK'ü saygıyla, rahmetle, minnetle anıyoruz. 

 Makbule Abalı-Eğitimci 

İzmir- Urla 8.03.2025 



                                        Yine Bir Gülnihal: Zeki Müren yorumuyla.   


Mart 07, 2025

MÜZİĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

 

Çok eski zamanlardan beri çeşitli rahatsızlıklarda müziğin iyileştirici gücünden söz edildiğini biliyoruz. Yüzyıllar öncesinden filozoflar, psikologlar, hekimler ve sanatçılar tarafından  denenmiş, hastalıklarda terapi etkisi sağladığı kanıtlanmış bir yöntem bu. Halen dünyanın çeşitli üniversitelerinde bilimsel tez konusu olarak belirlenen çalışmalar devam ediyor.

Çok yüksek seslerin bebeklerde ve yaşlılarda endişe, korku ve kaygıya yol açtığı biliniyor. Sakin ve yumuşak seslerin,  konuşmaların her yaşta sakinleştirici ve rahatlatıcı etkisi var. Güven duygusu yaratıyor. Bebeklikten itibaren dinlenile ninniler,  masalların, sonraki yıllarda çok olumlu etkileri görülebiliyor. Günümüzde; henüz anne karnındaki  bebelerde dahi müziğin   olumlu etkileri gözlenebiliyor.

Çeşitli müzik aletlerinin ruhsal dünyamızdaki çatışmalarda iyileştirici etkisini pek çok insan fark etmiştir: Ney sesi, keman sesi, kanun, bağlama, piyano, gitar sesi,  tulum, sipsi, kaval sesleri... Doğal kuş sesleri, kedi mırıldanması, köpeklerin deprem öncesi hassasiyetleri, tehlike anında ulumaları sadece insanlarda değil, tüm canlılarda seslerin ne kadar etkili olduğunu kanıtlıyor.

Ambülans sesi , siren sesleri nasıl da içimizi titretir. Her ülkenin milli  marşı, kahramanlık türküleri coşkuyla söylenir. Hele olimpiyatlarda kazanan sporcuların kürsüye çıktıklarında kendi marşları dinlenirken yüz ifadeleri nasıl da anlamlıdır. Askerlik yapanlar tempolu yürüyüş sırasında söyledikleri marşları hiç unutmazlar.

Dünyamızı, güzel ülkemizi, yakın ve uzak çevremizi anlamlı, anlaşılır, dinlenebilir rahatlatıcı, endişeden-kaygıdan-korkudan uzak  sakinleştirici, rahatlatıcı- uyumlu sesler sarsın. Bir orkestradaki onca farklı sesin bütünlük içinde uyumu gibi. Çaba harcarsak neden olmasın...?

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Mart 2025 İzmir-Urla 

 





Şubat 14, 2025

GERÇEK ÖYKÜLER...




14 Şubat dünyanın pek çok yerinde aynı zamanda "Dünya Öykü Günü" olarak kutlanıyor. Tanınmış-tanınmamış nice yazarın dile getirdiği duygular, düşünceler, anlar. anılar... Yaşanmış ya da kurgulanmış, gerçek veya düşsel anlatımlar... 

Okuyucu için öykü, romandan daha kolay diye düşünmüşümdür hep. Yıllar önce de Varlık Yayınları'nın küçük kitaplarıyla öyküler okumak nasıl da iyi gelirdi insana. Sait Faik, Oktay Akbal, Sabahattin Ali ve Çehov'un insanın içini ısıtan öyküleri...  Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aral, Osman Şahin'den insan öyküleri... 

Özellikle gençlik yıllarında hayatı anlamlandırmak, insanı tanımak adına keşke gençler daha çok öykü kitapları okuyabilse, hatta öykü yazma denemelerine girişebilse. Öykü kahramanları, insanı hayatı sorgulamaya, ilişkileri yeniden düşünmeye, değerlendirmelere yönlendiriyor. Dünyanın her yerinde öyküler, hayatın içinden dramları, sevdaları, yöresel acıları, mutluluk ya da mutsuzlukları dile getiriyor...

İnsan yaşamından kesitler yıllardır öykü yazarlarına ilham veriyor. Ancak 21. yüzyılda dünyanın her yerinde gerçek şiddet ve düşmanlık öyküleri de halen sürüyor, insanın insana eziyeti hiç bitmiyor.
Her öykü elbet mutlu sonla bitmez, ama öylesine acılar ve utançlar yaşanıyor ki, insan adına, insanlık adına içiniz burkuluyor, tüyleriniz diken diken oluyor. 

Özellikle kadınlar ve çocuklar daha çok acı çekiyorlar, haksızlığa uğruyorlar. Sevgi öykülerinin de dramların da ana kahramanları onlar. Çok sevildikleri için, kıskanıldıkları için, utanıldıkları için, ya da çeşitli  kişisel nedenlerle beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde öyküleri yazılıyor yakınlarınca...

Öykülerin başlangıcını hiç bilmeden sonuçlarla ilgileniyoruz hep. İnsan yaşamında parantezler açıp, sorular oluşturmak zor geliyor belki de. Virgül, noktalı virgül bile koymuyoruz, nokta ile ilgileniyoruz hep. "Yaşadı... öldü..." diyoruz sadece. Noktalar uzayıp gidiyor hayatın içinde... 

Düşünmüyoruz çoğu kez. Sorgulamıyoruz kendimizi, çevremizi kötülükleri, eziyeti, şiddeti. O yüzden yeniden-yeniden yaşanıyor dünyamızda  acı öyküler. Kırsal kesimde belki hiç tanımadığımız, bilemeyeceğimiz öykü kahramanı ne çok kadın... Sığınma evine ne kadar uzak, ne kadar yakın. hiç bilmiyor...

Yöremizde, kentimizde, ülkemizde, sokakta, caddede, toplu taşıma araçlarında, vapurda, otobüste, dolmuşta kim bilir ne çok öykü kahramanı dolaşıyor aramızda. Konuşmasak, tanımasak da her yüze yansıyan ne çok şey var; acı, hüzün, kaygı, mutluluk, mutsuzluk, iyimserlik, güvensizlik, aldırmazlık... 

Onca farklı insan, onca farklı duygu... Belki bazılarını zamanında gördük, farkında bile olmadık, bazılarını sonradan tanıdık, gazete haberleriyle. Çoğu kez hüzünlü, acıklı, yürek burkucu öykülerle...

Belki şu anda bile dünyanın herhangi bir yerinde  pek çok insan, hiç tanımadığı insanlarla aynı kaderi paylaşıyordur. Ve öyküler yazılmaya devam edecektir yüzyıllar boyu. Dileriz, mutlu sonla bitenler çoğalsın.

Makbule ABALI-Eğitimci
Şubat 2011. Mersin


SEVGİ, UMUT, HUZUR, GÜVEN, DOSTLUK, BARIŞ; 
YUVAMIZDAN, YÖREMİZDEN, YURDUMUZDAN, DÜNYAMIZDAN HİÇ EKSİLMESİN...

Şubat 2025 Urla





Ocak 22, 2025

KAZA GELİYORUM DEDİ...

 


Kaza geliyorum dedi

Günler-aylar, belki yıllar önce;

Kimse önemsemedi,

Sezilemedi, 

Bilinemedi, 

Duyulamadı... 

Kaza geliyorum dedi;

Bazen bir madende-göçükte 

Yerin kilometrelerce altında,

Bazen bir depremde

Usulsüz binalarda,

Bir sel felâketinde, toprak kaymasında 

Dere yatağında.

Bir trafik kazasında, bir uçakta,

Ya da lüks bir otelde

çocuklar uykuda,

Herkes uykuda,

Her yer kapkara, her yer ıssız

Bembeyaz bir kar var sadece.

Kaza geliyorum dedi;

Birden sanki tüm renkler kayboldu

Beyaz, kırmızı alevlerle buluştu,

Sesler, çığlıklar çoğaldı,

Dünya yeniden karıştı...


Makbule ABALI-Eğitimci 

22.01.2025 İzmir-Urla



Bu büyük kazada hayatını kaybeden tüm insanlara rahmet, yakınlarına sabır ve baş sağlığı diliyorum. Bedensel-ruhsal açıdan yaralı olanlara acil şifa ve iyilikler dileyerek.
Benzeri acıların yaşanmaması umuduyla... 

 

 



Kasım 20, 2024

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ

 
Çocukların hakları olduğunu, bu hakların dünyadaki bütün yetişkinler için de önemli olduğunu, sadece bir gün değil, günlerce hatırlatılması ve uygulanması gerektiğini bildiğimiz gün, çok şey değişecek.

Şiddete uğrayan, dövülen, hırpalanan, tecavüze uğrayan çocuklar, çocuk gelinler, küçük yaşta çalışan işçi çocuklar, okuma çağında iş gördürülen çocuklar, savaşlarda mağdur olan çocuklar, şehit ve gazi  çocukları, parçalanmış ailelerin çocukları, anne babaları tutuklu çocuklar,  hasta çocuklar, engelli çocuklar, göçmen çocuklar, kayıp çocuklar, organ mafyasının kurbanı çocuklar, sağlıklı beslenemeyen çocuklar, korunamayan çocuklar, hatta bebekler... 

Dünyada hiçbir çocuk, öylesine haksız ve  olumsuzlukların, kötülüklerin var olduğu ortamlarda kalmamalı, "ÇOCUK gibi yaşama hakkı" elinden alınmamalı. 

Çocukluğunu yaşamak, insanca yaşamak onların da hakkı. Bu hakkı savunmak da yeryüzündeki tüm yetişkinlerin görevi olmalı... 

Makbule Abalı-Eğitimci 
Kasım-2022

Güncelleme:20 Kasım 2024







Ekim 15, 2024

HAYAT BİR OYUN MUDUR...? OYUN BİTTİ


Bir "Dünya Şiir Günü'nde"  tüm çocuklara sevgiyle...


HAYAT BİR OYUN MUDUR...? OYUN BİTTİ...


Her yer oyun alanıydı önce

Sonra yer kalmadı çocuklara;

Gökdelenler, AVM'ler kuruldu yerlerine,

Gene de vazgeçmedi çocuklar oynamaktan,

Hayal kurmaktan...

Bilyeler kurallara göre tek tek dizildi,

Gökyüzüne özgürce salındı uçurtmalar.

Ama "İpler ağaçlara takıldı" dedi büyükler,

Ve ağaçlar cezalandırıldı,

Ağaçları kökten kestiler..
.
Önce ağaçlar suçlu sayıldı, sonra çocuklar.

Tüfekler, bıçaklar, gaz kapsülleri serbestçe ortalıktayken

Bilyeler suçlu sayıldı, çocuklarla beraber

Uçurtmalar utandı, gökyüzüne havalandılar...

Suçlular nerede...?  

Suçlular kayboldu...

Bir "saklambaç oyunu" gibiydi sanki her şey, 

Herkes saklandı, "ebe" bir türlü bulunamadı....

Ta uzaklardan bir çocuk sordu hüzünle;

"Hayat bir oyun mudur anne? "

Kısık bir sesle cevapladı annesi;

"Oyun bitti!..." 

Çocuklar hayal bile kuramadılar... 

Makbule ABALI 
21 Mart  2014

Güncelleme:15.10.2024

                                         







Nisan 28, 2024

SORULARLA BAŞ BAŞA KALMAK...

 


Hayat boyu sorular, sorunlar, sorgulamalar insan olmanın gereği. Dünyayı, çevremizi zamanla tanıyor, anlıyor, değerlendiriyoruz. Dünyayı tanımak isteyen bir çocuk için  2 yaşlarında "ne sorusu" ne kadar önemlidir: Bitmez tükenmez sorularla gördüğü, dokunduğu her şeyi adlandırmaya çalışır: "Bu ne, bu nedir, peki ya bu...? " Çocuklar 4 yaşına geldiğinde "Neden sorusu" gündeme gelir: " Yağmur neden yağıyor, neden geldin...? " 

Çocuklarda 2-4 yaş arasındaki 3 yaş dönemi "İnatçılık dönemi "olarak  adlandırılıyor.  Tanıma isteği sonunda kendini kanıtlama, , kabul ettirme, ben de varım davranış kalıplarını da beraberinde getiriyor. İnsan yaş aldıkça, ömür uzadıkça davranışlar da yeniden başa dönüyor adeta. Hayat bir çelişkiler yumağı. Yaş alan insanlar da tıpkı çocukluk dönemleri gibi kabul görmek, varlığını kanıtlamak istiyor. 

Dünya Sağlık Örgütü ( WHO )dünyada yeni yaş dilimlerini şöyle sıralıyor: 

0- 17 Yaş- Ergen /18- 65 Yaş- Genç / 66-79 Yaş Orta Yaş / 80-99 Yaş Yaşlı 

Oysa ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı yıllar önce ünlü  "35 YAŞ" şiirine  şu dizelerle başlıyordu: 

"Yaş otuz beş ! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün. " 

İnsan ömrünün yaş ortalaması uzadıkça hastalıklar, kazalar, davranışlarda değişimler, uyumsuzluklar, kırılganlıklar da  da artıyor. Bazı beklentiler de haklı olarak yükseliyor. Yaşlı insanlar gençlerden özellikle saygı- sevgi bekliyorlar. Deneyimlerinden yararlanılsın istiyorlar. 

Ünlü şair Gülten Akın "Sessiz Arka Bahçeler" kitabının sonunda bıraktığı bir mektubun son satırlarında şöyle yazıyor: "yaşa sığınırsın hiç istemeden  / bağışlanmayı umarak "

Kadınlarla ilgili bir şiirinde dizeleri şöyle sıralanıyor:

"Düşünmeden konuşmadan yaşayanlar

düşünmeden konuşmadan yaşayanlarımızın

geleceğini bekliyor

aykırı bir sese yeniliyor kocaman sessizlik

gelecek gelmiyor "  

Gülten AKIN 



Yaş aldıkça bazı duyu organlarımızın hassasiyeti azalıyor. Ancak çoğu kez birinin eksikliğini diğeri tamamlıyor. Anlamsız sesler daha rahatsız edici oluyor. Alışılamayan durumlarda (yadırgama, şaşırma gibi) çocukların gözleri kocaman açılırken yaşlılarda gözler kısılıyor.  Dokunma duygusu, el teması, korunma , konuşma ihtiyacı her  iki tarafta da artıyor. 

Baharın tüm güzellikleri yaşanırken günbegün;  daha anlayışlı,  sevgi dolu içten, duyarlı hassas insanlarla karşılaşmayı diliyoruz. Çocuk hassasiyetinde olmak zor gerçekten ama dünya kötüler, kötülükler dünyası olmamalı...

Makbule ABALI. Urla 

28 Nisan 2024 










Ocak 11, 2024

ATAOL BEHRAMOĞLU- HER ŞEY ŞİİRDİR.


Kış mevsiminin soğuk günlerini yaşıyoruz. Mevsimin ikinci ayı her yerde kendini hissettiriyor. Özellikle böyle günlerde şiirin ılımlı köşe başlarında gezinmek  iyi geliyor insana. Fırtınalı bir havada  sakin bir limana sığınmak gibi. 

Zaman zaman şiir kitaplarımı karıştırıyorum. Her birinin ayrı bir tadı var. Her kademede okullarımızda çocukları, gençleri şiirin gizemli dünyasıyla tanıştırmak ne iyi  olur diye düşünüyorum. Çok yönlü düşünebilen, insana saygılı, hoşgörülü kuşakların yetişmelerine katkı sağlamak gibi.

Ataol Behramoğlu'nun  "BEYAZ, İPEK GİBİ YAĞDI KAR" adlı kitabını 13 yıl önce almışım. Mersin Kültür Merkezi'nde çok güzel bir şiir dinletisi sonunda sıraya girip imzalatarak kitap sahibi olmak ne büyük mutluluktu. Kitabın 4. baskısı. Arka kapakta şöyle yazıyor:  ""Cumhuriyet Dönemi şiirimizde kendine özgü bir yeri olan Ataol Behramoğlu 50 yıldır yazdığı dizelerden 100'ünü seçip ayırdı. "Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar" 50 yıldan seçilmiş 100 şiirinden oluştu. Lirik... Epik... Kişisel... Toplumsal şiirler... Ataol Behramoğlu'nun dünya dillerine çevrilmiş, uluslararası ödüller almış şiirlerinden bir seçkidir bu kitap. Hem bir şiir seçkisi hem de şiir dilinde bir Türkiye öyküsü."

Ataol Behramoğlu 13 Nisan 1942 yılı Çatalca'da doğumlu. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Rus  Dili ve Edebiyatı mezunu. Şair, yazar, gazeteci.

Kitapta yer alan şiirlerinden dizeler seçmeye çalışarak bir demet hazırladım; Bir kış günü baharı yaşamak gibi... 

Makbule Abalı- Eğitimci 

11 Ocak 2024 



*BAHAR ŞİİRİ

Bu sabah mutluluğa aç pencereni

Bir güzel arın dünkü kederinden

Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden

Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı

Duy böyle koşturan sevinci

Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor 

Toprak ananın kalbi

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan

Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın

Baharın gençliğin ve aşkın

Türküsünü söyleyelim bir ağızdan 

**********



*SEVGİNİN ÖNÜNDE

Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım

Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım

Zulmün önünde dimdik tut onurunu

Sevginin önünde eğil kızım 

**********



*HER ŞEY ŞİİRDİR...

Her şey şiirdir, uğultusu rüzgârın

Bir ırmağa usulcacık yağan kar

Her gece okunan bir dua çocuklukta

Gökyüzünde bölük bölük turnalar


Her şey şiirdir, sevinç ve keder

Dünyada olmak duygusu...

 Kıyıda, ıssız kayalıklarda

Kendi başına ışıldayan su


Her şey şiirdir, şimdi, şu anda 

Ak kâğıt üzerinde dolanan elin

Karşıki avluda salınan söğüt

Yandaki odada uyuyan bebeğim


Her şey şiirdir, çağrısı aşkın

Bahar toprağından yükselen tütsü 

Umut ve acı, başlayan ve biten,

Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü


Her şey şiirdir ve bir gün belki

İlk aşkım, ilk göz ağrım şiir

Koynunda ona yazdığım mektuplar

Bir yerlerden çıkıp gelecektir... 

**********



*BEBEKLERİN ULUSU YOK 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Başlarını tutuşları aynı

Bakarken gözlerinde aynı merak

Ağlarken aynı seslerinin tonu


Bebekler çiçeği insanlığımızın 

Güllerin en hası, en goncası

Sarışın bir ışık parçası kimi

Kimi kapkara üzüm tanesi


Babalar çıkarmayın onları akıldan

Analar koruyun bebeklerinizi

Susturun susturun söylemeyin

Savaştan, yıkımdan söz ederse biri


Bırakalım sevdayla büyüsünler

Serpilip gelişsinler fidan gibi

Senin benim hiç kimsenin değil

Bütün bir yeryüzünündür onlar

Bütün insanlığın gözbebeği


İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Bebekler, çiçeği insanlığımızın 

Ve geleceğimizin biricik umudu...

**********


Şiir severler adına;  Ataol Behramoğlu' na yürekten teşekkürler, saygılar.
Tüm Dünya Ülkelerinde çocukların;  sevgi ve barış ortamı içinde şiirler, şarkılar, türküler söyleyerek, oyunlar oynayarak büyümeleri dileği ile... 

Makbule Abalı- Eğitimci
11.01. 2024 Urla