Sayfalar

paylaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paylaşmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 18, 2022

YAĞMUR ÖNCESİ... (Mini Öykü)

 

Serin bir sonbahar günüydü. Yağmur ha yağdı ha yağacak. Okulların ara tatilinden yararlanan çocuklar park ve bahçeleri doldurmuşlardı. Ah bir de güneş çıksa, bu serin havada onları biraz ısıtsa Her yaştan çocuk vardı; Rengarenk giysileriyle kızlı-erkekli çocuklar. Bir zamanların mahalle arkadaşlığı gibi. Kavgasız, tartışmasız, mızıkçılık etmeden, güle oynaya, seyre değer bir tablo gibi... 

Ansızın bir çığlık koptu; "Uçurtmam uçtu, uçurtmam uçtu " diye bağırdı bir kız çocuğu. Birkaç çocuk yetişmeye, yakalamaya çalıştılar. Ancak uçurtmanın kuyruğunu yakalayabildiler, kopmuş bir kuyruk kalmıştı geriye. Küçük kız ağlamaya başladı. Aynı anda bir başkasının uçan balonları süzülerek gökyüzüne yükseldi Kayıplar çoğaldıkça çığlıklar da çoğaldı.  Biraz büyük bir abla onu sakinleştirmeye çalıştı. "Güneşin yanına gitti baloncuklar. Senin hediyen olsun."

Parkta uzaktaki bir bankta onları izlemekte olan yaşlı çift yerlerinden kalkarak grubun yanına geldiler. En büyük çocuğun elini tuttu yaşlı adam, bir bilge gibi konuşmaya başladı. O konuşmaya başlayınca çocuklar bir halka oluşturdular. "El ele tutuşabilirsiniz." deyince hemen eller birleşti, merakla izlediler, gözler ve kulaklar açıldı.

"Bakın sizlere gerçek bir öykü anlatacağım; Bir zamanlar biz de çocuktuk, büyüdük dostlarımızı seçtik. Dostlukta paylaşma, hoşgörü, anlayış vardır. Siz birbirinize ne kadar bağlanır, iyi davranırsanız o kadar güzel sonuçlarla karşılaşırsınız.  Birlik olmak iyi günde, kötü günde güçlü olmaktır, birbirine yardımcı olmaktır." Çocuklar sessizce, dikkatle dinliyorlardı.

"Yarın ben size hep birlikte bir uçurtma nasıl yapılır öğreteceğim.  Malzemeler benden, emek sizden. Uçan balonlar yerine yeni balonlar da teyzenizden. Sahip olduğunuz eşyaların değerini bilin. Onları kaybetmemek için çaba harcayın. Ama unutmayın, önce insan. Karmakarışık bir ortamda sizler de mutlu olamazsınız ki. Her şey sizinle güzel. Uçurtma yeniden yapılır, uçan balonlar geri gelmese de bir gün yenisi alınabilir. Her şey onarılabilir ama kırılan gönülleri kazanmak zordur. "

"Ah sizin yerinizde olup eski arkadaşlarımla birlikte olabilmek için neler vermezdim bilseniz. Zaman içinde bilyelerimiz kırıldı, toplarımız patladı, bebeklerimiz yıprandı.  Ama şimdi sizler gibi küçük dostlarımız, torunlarımız, arkadaşlarımız var. Bir tutam sevgi, bir parça anlayış, azıcık sabır ve zaman. Dünya hepimizin katkısıyla, çabasıyla güzelleşecek, yuvamız gibi. Yoksa dünya hepimize zindan olur, yaşanmaz." 

Çocuklar gülümsediler. Bir kuş öttü, bir köpek ağaçların arasında dolaştı. Bir şarkı duyuldu ta uzaklardan: "Dünyayı çocuklar kurtaracak." Bir gün daha bitti...

Makbule Abalı






Mart 27, 2013

ADİL OLABİLMEK...

Küçükken "Paylaşmak güzeldir" diye öğretildi bizlere. O yüzden oyunlardan başlayarak hep paylaştık: Oyuncağımızı, kalemimizi, simidimizi, yemeğimizi... Paylaşmayıp bencillik yapan arkadaşlarımızı dışladık. Oyun bozanları, kurallara aykırı davrananları benimsemedik. Bazen bir portakalı dilimler, paylaşırdık. "Kardeş payı" yaptım derdi paylaştıran. 

Çocuklarda "adalet" duygusunun gelişmesi, özellikle anne babaya, öğretmenlere, çevresindeki diğer insanlara, yetişkinlere bağlı. Anne baba adil değilse, çocukları arasında ayrım yapıyorsa, fark gözetiyorsa, sevgi paylaşımında haksızlık yapıyorsa, çocuğun içinde yeşeren "haksızlığa uğramışlık duygusu" giderek büyüyüp serpiliyor. Diğer insanlara da öfke, kin, nefret duyan bir "mutsuz insan" daha topluma karışıyor. 

Suç ve ceza orantılı değilse; örneğin çocuk basit bir suç için babasından çok dayak yemişse, kafasında bin bir soru oluşabilir. Açıklığa kavuşmayan her olay, yıllar sonrasında dahi yeni sorunlar, yeni yaralar oluşturabilir. Evde babanın anneye haksız davranışları, şiddet uygulaması gene çocuğun hayatında yıllar sonrasına izler bırakabilir. Çocuklar haksızlığa pek tahammüllü değiller. Onların hoşgörü sınırını zorlayan her davranış tepkiye neden olur, problem davranışlar yaratır.

Makbule Abalı-Eğitimci
27.03.2013.Mersin


Okulda öğretmenin davranışları çocuklar için bir "model" oluşturur. Öğretme adil değilse, notu silah gibi kullanıyorsa, korkutmak amaçlı not kırıyorsa, öğrenci ayrımı yapıyorsa, çocuk haksızlığa isyan eder, içinden, sessizce... Ve iki yoldan birini seçer; ya o da haksızlık yapar, zarar verir, veya susar, boyun eğer, içine kapanır. Ancak birikmiş öfkelerin, haksızlıkların, bastırılmış duyguların dışa vurumu daha şiddetli olur. Gün gelir birey öfke nöbetleri yaşayabilir. 

Adil olunamayan durumlarda  adaletin terazisinin ibresi de sapıyor. Çocuğun içinde kalan "haksızlığa uğramışlık duygusu"; toplum bireylerine karşı da güvensizlik, öç alma, zarar verme davranışlarıyla kendini gösteriyor. Bu olumsuzluklar için zamanında "eğitsel önlemler" alınabilmişse, çocuk da, toplum da kazançlı çıkabiliyor. 

Suçlu çocuklarla ilgili istatistikler de; genellikle bu çocukların çocukluğunda aile içi çatışma veya şiddet gören çocuklardan çıktığını gösteriyor. "Yara alan" yaralamaya daha eğilimli oluyor. "Canı acıyan" can yakmaya istekli oluyor. Oransız güç gibi oransız suç da insanın kafasında cevaplayamayacağı uzun sorular yaratabilir. Cevapsız kalan her soru, yeni sorunlar oluşturabilir. Çocuklar haksızlığa uğradıklarında, çok öfkelendiklerinde birbirlerine gözdağı verirler; "benim babam senin babanı döver" . "Daha güçlü olmak"... O anda çocuğun kafasındaki "adalet" kavramıdır. 

Sadece çocuklarda değil, toplumun her kesiminde "adil olmak", "adil davranabilmek" bireyler için ne kadar önemli. Bir kurumda, hastanede örneğin, kuyrukta herkes sırasını beklerken, bir kişinin saygısızca öne geçmesi sizi de rahatsız etmiyor mu? Bir iş başvurusunda mülakat sınavında hak etmediği halde kazanan bir kişi içinizde "haksızlık" duygusunu körüklemez mi?

Üniversite sınavlarında bazı yıllar kopya çekildiği iddiaları güveninizi sarsmaz mı? Bir iş yerinde haksız yere işten çıkarma ya da farklı maaş uygulaması, adalet duygunuzu zedelemez mi? O yüzden özellikle bazı iş yerleri "personel memnuniyeti" anketi yaptırarak personelin verimini arttırmayı amaçlıyor. Dinleme sabrını gösterebilmek, tahammül edebilmek ne kadar önemlidir. 

Adalet önce insanın vicdanında oluşmalıdır. Çocukluktan yetişkinliğe uzanan uzun yolda "adalet duygusu" zedelenmemeli, örselenmemeli. Haksızlığa uğramış insan, adaletten umut kesmemeli. Adil olabilmek; insan olmanın, demokrat olabilmenin, vicdanlı olmanın gereğidir. Dileriz; çocuklar geleceğin "adil" yetişkinleri olsun.