Sayfalar

doktorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doktorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 14, 2018

DOKTORCULUK- BİR ÇOCUKLUK HAYALİ




Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Çok bayramımız var, ama Bayram gibi kutladığımız bayramlarımız çok az, ne yazık ki. Basit olayları büyütüyoruz, içimizdeki kin ve öfkeyi dışarı yansıtıyoruz. Birbirimizi dinlemediğimiz için anlayamıyoruz da. O zaman coşkuyla kutlanabilecek bayramlar kederli günlere dönüşüyor.


İyi ki sağlam birer belge gibi eski fotoğraflar var. İyi ki anlatılacak, konuşulacak paha biçilmez anılar var bellekte saklanmış... Bellleklerde depolanan onca bilgi, onlara eşlik eden güzelim görüntüler. Bir gizli bahçe gibi...

Bugün geçmiş yıllardan, çok sevdiğim bir doktordan söz etmek istiyorum; Dr. Rasime Barış. Ben abla, O 1.5 yaş küçük kardeşim. Çocukluk yıllarımızda evcilik oyunlarımızda O hep doktor olurdu. Ciddi ciddi önce ateşi ölçer, sonra "öksür" diyerek sırtı dinler, "yalancıktan" diyerek iğne ve ameliyatlar yapardı. Sonra idealini gerçekleştirdi, İstanbul Üniversitesinden mezun olarak gerçek bir doktor oldu. Huniler, sırt dinleme aleti, kaşıklar, derece değildi artık. Doktorculuk, yılların ötesinde kalmıştı.

O yıllarda üniversiteler merkezi sistemle öğrenci alırken ODTÜ kendi sınavını ayrıca yapardı. ODTÜ kimya mühendisliğini kazanıp hatta kayıt yaptırdığı halde İstanbul Tıp Fakültesini de kazanınca asıl kaydını tıbba yaptırdı. İdeallerine sımsıkı bağlıydı. Okul bitti,  , evlendi. Hayatında ilk kez gittiği Batman'a, eşinin memleketine atandı. 9 yıl orada doktor olarak çalıştı.





Hastalarının çok sevdiği, güler yüzlü, dinleyen, anlayan, sorulara yanıt veren, çözüm bulan bir doktor. Hastalarını daha iyi anlayabilmek, çözüm bulabilmek için bilmediği bir dili öğrenme çabasına girdi. Öğrendi de. İstanbul'da çok iyi bir kolejde yatılı İngilizce öğrenim görmüş bir insanın öğrenme çabasıydı bu. Mücadeleyi severdi. 




Hep çok hareketliydi; şimdi bakıyorum, çocukluk fotoğraflarımızda yeni taranmış saçlar kısa zamanda çözülmüş, dağılmış, elbisesi hafif kirlenmiş. Ben O'nun yanında sakin bir abla. Abla olmak sorumluluk yükler insana. Çocukluk; bazen birbirimize kırılırsak, orta ve işaret parmaklarımızı üst üste koyar, küs derdik. 5 dakika sürmezdi barışmamız. Kinimiz, öfkemiz yoktu ki. Parmakları çözünce barışılırdı. Kimselere küsemez, kavga etmezdik Herkese iyilik yapmak üzere odaklanmıştık adeta. Bazı insanlarla ilgili hayal kırıklıklarımız ondandır sanırım. "Annem içimize iyilik tohumu ekmiş" derdim.

O tohumlar hep yeşeriyor, başka tohumlara zemin hazırlıyor. Sevgi, vefa, içtenlik, dürüstlük, iyi ortam bulursa çabuk gelişiyor. Bazen düşünürüm; aklım karışır... O'nun hediye getirdiği her şey sapasağlam. Atmaya kıyamadığım küçük notlar, mektuplar, kartlar.
Ama insanın garantisi yok. Hiç beklemediğiniz bir zamanda, ummadığınız biçimde sevdiklerinizi kaybediyorsunuz...

O yıllarda cep telefonlarımız yoktu. Sabit telefonlarla konuşurduk. Hatlar çok düzenli çalışmazdı. Yarım kalan konuşmaların özlemi hala içimdedir. O güçlü, dirençli insan kansere yenik düştü. Çevresindeki herkese " Mutlaka mamografi çektirin "derken kendi sağlığını ihmal etmiş. Bir de kanserin cinsi kötüydü.

İki çocuğundan kızı  bugün anne mesleğini sürdürüyor. Hacettepe Üniversitesi'nde İngilizce Tıp eğitimini aldıktan sonra çocuk dalında iki uzmanlık eğitimi aldı, akademik kariyer yapıyor. Oğlu çok iyi bir üniversitenin elektrik-elektronik mühendisliği bölümünü bitirdi, evlendi, yurt dışında doktora yapıyor.
 

Hayat devam ediyor... Bugün 14 Mart. Tıp Bayramı. 
Yaşasaydı eminim hastalarıyla birlikte gülümseyerek, onları kucaklayarak kutlardı. 
O'nu özlemle. rahmetle anarak ; hastalarını dinleyen, anlamaya çalışan, Hipokrat Yeminine sadık kalan tüm özverili, çalışkan insancıl doktorlarımızı kutluyorum. 
Tüm bayramların bayram gibi kutlanmasını, şiddetten uzak, kinsiz, nefretsiz, aydınlık, güzel günler yaşanmasını yürekten diliyorum...

Makbule Abalı

  

Mayıs 08, 2016

GEÇMİŞİ ANMAK...



Bazı günler sevdiklerimizi anmak için bir fırsattır. O günler anmaya vesile olur, anıları yeniden tazeler. Yeniden hatırlamak değil elbette. Hiç unutulmazlar ki... 

Eski fotoğraflara bakarken bu fotoğrafı görünce öyle mutlu oldum ki. Yeniden çok şey düşündürdü bana. Bir bayram günü çekilmişti;
Üstümüzdeki giysileri dikiş öğretmeni olan annem dikmişti.
O günkü  saç tuvaletimiz de annemin eseri.
İkimiz de çocuktuk o yıllarda. Aramızda sadece 1.5 yaş fark vardı. Ben büyüktüm, ama hiç abla demedi. Ben de demesini istemedim. 
Kardeşim, sırdaşım, oyun arkadaşım idi. 

Bugüne kadar blogda ondan hiç söz etmedim, edemedim... Ama bugün, bir "Anneler Günü"nde yıllar öncesinin nostaljik bir öyküsünden küçük izler kalsın istedim. Zaman zaman hayallerinizde geçmişe küçük yolculuklar yapar mısınız? Bazen bir evcilik oyunu, bazen hayali bir canlandırma, bir drama gözlerinizin önüne gelir mi? Çocukluk günlerinizi, çocukça bir şeyleri özler misiniz...?

O zamanlar henüz televizyonlar yoktu. Tabii bilgisayarlar da. Ekranda ithal çocuk programlarını izleyip heyecanlı oyunlar oynayamazdık böylece. Ancak hayal gücümüzle yönettiğimiz, kendimizin kurguladığı evcilik oyunlarımız vardı. Çocuk oyunları çocuğun kişiliğinin, ailenin göstergesidir denir.
 
Biz oyunlarımızda hep mutlu idik. Bebeklerimize hiç incitmeden özenle bakardık.  Çok nadir kırılır, küserdik. O zamanlarda parmaklarımızla "küs" işareti yaptığımızı hatırlıyorum. İşaret parmağıyla orta parmak üst üste konup gösterilirdi. 5 dakika geçmeden "küs-barış" denip parmaklar indirilir, barışılırdı. 

Evcilik oyunlarında onun büründüğü rol genellikle "doktorculuk" idi. Ciddi bir doktor görünümünde eski bir kordonla kalp dinler, reçeteler yazar, ilaç yerine küçük şekerler dağıtırdı. Bir mesleğe gönül vermek ta o yaşlardan başlamıştı. Sonraki yıllarda çok iyi bir puanla İstanbul Çapa Tıp Fakültesini kazandı. Tıp diplomasını aldıktan bir süre sonra evlendi. 2 çocuğu oldu. Dokuz yıl Güneydoğu'da görev yaptı. Çocukları çok iyi öğrenim gördüler. Kızı annesinin mesleğini sürdürüyor, oğlu iyi bir mühendis.

Hastalarının çok sevdiği idealist bir doktordu. İşini iyi yapan, okuyan, araştıran, yenilikleri izleyen, sorulara sabırla cevap veren, işini seven bir doktor. İdealistti, hümanistti. İyi bir insan, iyi bir eş, 
iyi bir dost, iyi bir anne idi... Hala tedavisi tam bulunamayan, hatta son yıllarda giderek çoğalan kötü bir hastalık sonucu kaybettik onu.

Kaybettiklerimizi çok özlediğimiz anlar vardır. "Keşke yanımda olsaydı da konuşabilseydim" dersiniz. Anılar canlanır belleğinizde. Ve sonra hayatın uğraşlarıyla baş başa kalırsınız yeniden. Hayat devam eder tüm hızıyla...

Günler, aylar, yıllar hızla ardı ardına geçiyor. Yitirdiklerimizi anıyor, özlüyoruz. Bizim yapabileceğimiz anıları yaşatmak, geride kalan değerleri korumak.

Annem, kız kardeşim ve ebediyete göçmüş tüm anneleri saygıyla, rahmetle anıyorum. Yüreğinde insan sevgisi, çocuk sevgisi olan tüm annelerin, anne adaylarının ve kendini anne gibi hisseden tüm kadınlarımızın "Anneler Günü" kutlu olsun...