Sayfalar

doktorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doktorlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 16, 2026

HAYATIN İNİŞ ÇIKIŞLARI-SAĞLIK

 Mevsimleri sayarken, yaz diyor ve ardından ayları ekliyorduk; Haziran Temmuz Ağustos.  Neden bilmem, yaz bana hep yılın en uzun mevsimi gibi gelmiştir. Okulların tatile girmesi mi, kavurucu yaz sıcaklarıyla karşılaşmamız mı, sürekli bir koşturmaca ve telâş içinde oluşumuzdan mı, bilemiyorum. Belki en uzun yaz, bu yıl yaşandı.

Ağustos ayını da yarıladık.  Yazın bitmesine 15 gün kaldı. Herhalde her yönden böylesine dopdolu bir yaz yaşanmamıştır. Dünya gündemi, ülke gündemi, toplumsal, ekonomik ve siyasi açıdan sürprizlerle dopdolu geçti. İnsan olarak, birey olarak bizler de bu hızlı gidişattan etkilendik.

Çocukken bazen bayram yerlerinde, bazen sirklerde ip üstünde elinde bir sopa ile dengesini sağlayarak yürüyen ip cambazları olurdu. Aşağıda bir ağ gerili olsa bile her an ölümle burun buruna idiler. Heyecanla, gözlerimizi kapatarak izlerdik. Bugün bir an düşündüm de hayatımızı yaşarken, ip cambazları gibi her an tehlikeyle burun burunayız. Mutluluk çok uzun süreli değil. Ansızın değişebiliyor. Mutluyken bir anda mutsuzluğun pençesinde kıvranıyorsunuz. 

Bir hastaneye gittiğinizde, o kalabalığın içinde, ne çok insan bir hastalığın girdabında diye düşünüyorsunuz. Oysa dışarıda hayat gümbür gümbür devam ediyor. "Algıda seçicilik" ile sokağa çıktığınızda da solgun, sararmış yüzlere takılıyor gözleriniz. Öte yanda kimseyi umursamadan, sadece kendisi için yaşayan insanları fark ediyorsunuz. Hayat bir çelişkiler yumağı. 

Bir gece önceyi uykusuz geçirdik. Elimizde telefon, tansiyon aracı, limon, sarımsak, başucumuzda su bardakları, ıslak mendiller, endişeli, kaygılı, kararsız. Meteor yağmurlarının olduğu gece. Dünyada pek çok kişi başka bir amaçla belki  ayaktaydı o gece. Günler kısalıp geceler uzamaya başlamıştı. Ama bizim için upuzun bir geceydi. 

Benim de, eşimin de tansiyonlarımız düşüktür. Yer değiştirmeye bağlı olarak burada daha da düştü. O gece eşimde hiçbir nedene bağlı olmayan bir tansiyon yükselmesi sorunu ile karşılaştık. Gece boyunca düşme olmadığı gibi daha da yükseldi. Acil Serviste daha önce bazı olumsuzluklar yaşamıştık. Gitmeyi hiç istemedi. Telefonla yardım aldığımız doktor dostların önerilerine uymaya çalıştık. 

Kızım eşi ve çocuklarını evde bırakarak geceyi bizde geçirdi. Nöbetçi eczaneden aldığımız dil altı hapı da bir işe yaramadı. Eşim dil altı hapını ilk kez kullanıyordu. O yüzden vermekte çok tereddüt yaşadım. Ama aralıklı vermenin zararlı olmayacağı söylenince verdik. Gece boyu tansiyon düşmedi. Gaz sancısı baş ağrısına eşlik ediyordu. 

Sabah saat 6 olmadan ilk işimiz Urla Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne gitmek oldu. Urla Devlet Hastanesi; daha önceki izlenimlerimle yönetimi, doktor kadrosu ve her kademedeki personeliyle gördüğüm sağlık kurumlarının en iyilerinden biri. Çok güzel izlenimlerimiz oldu, çok iyi sonuçlar aldık. Ancak daha önceki gidişlerimizde acil bölümdeki işleyiş bizi çok üzmüştü.  Adeta hastane bütününden kopuk bir bölüm gibiydi. 

İyi şeyleri her zaman söylemek gerektiğine inanıyorum. O sabah Acil Servise iyi ki gitmişiz. Hastaya şefkatle yaklaşan, soran, dinleyen, sesini yükseltmeden gerekeni yapmaya çalışan bir genç doktorlar ekibiyle karşılaştık. Hemşire hanım hiç incitmeden kan aldı. İki farklı zamanda kan değerleri kontrol edildi. Kalp elektrosu çekildi. Sadece bize değil, her hastaya uygun davranışlarla yaklaşıldığını gözledik. Acil Servis değişmişti!

Hasta gittiğimiz hastaneden; eşim Ahmet Abalı'nın tansiyonu normale dönmüş, morali yerinde, mutlu bir durumda ayrıldık. Kızım babasını tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkarırken ben ekibe izlenimlerimi aktararak teşekkür ettim. Hiç abartmadan söylemek isterim; Keşke her kurumda iyiler, iyilikler örnek alınarak takdir ve teşekkürler, yerinde övgüler belirtilebilse, sağlıklı düzenlemeler zaman geçirmeden yapılabilse... 

Sonsuz teşekkürler Urla Devlet Hastanesi'nin idealist doktorları, sorumluluğunun bilincinde olan sağlık personeli. İyi insanlara olan umutlarımızı tazelediğiniz için, varlığınızla destek olduğunuz için... 

Makbule Abalı- Eğitimci

16 Ağustos 2026- Urla- İzmir 





Nisan 20, 2026

SAĞLIKLI OLABİLMEK- SAĞLIKLI KALABİLMEK-1

 Maddi anlamda her şeye sahip olsanız da sağlık durumunuzda aksamalar olunca dünyayı farklı algılıyorsunuz, her şey anlamını yitirebiliyor. Biz insanlar için akıl sağlığı, beden sağlığı, ruh sağlığı bir bütün. 

Toplumsal sağlık da dengemizi sağlıyor, koruyucu ya da yıkıcı olabiliyor. Bu bütünlük içinde sağlığımız iyi ya da kötü diyebiliyoruz. kendimizi iyi ya da kötü hissediyoruz.  "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." sözü ne kadar anlamlı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı şöyle tanımlıyor: "Bedensel, ruhsal ve toplumsal anlamda tam bir iyilik hali. Bir sağlık kurumuna gittiğinizde her zaman her yerde iyi'yi aradığınız gibi iyi doktor arıyorsunuz. 

İşini iyi yapan doktor, görev bilinci ve sorumluluğu ile hastasını anlamaya, tanımaya çalışan, dinleyen, soran, sorgulayan hastaya güven veren doktor aranıyor, takdir görüyor. Bilge Hipokrat, her zaman yol gösterici olabiliyor. Yüzyıllar öncesinden Lokman Hekim'e kulak vermek gerek.

Zamanın elverdiğince önce tanıma sonra tanı koyma; her zaman daha isabetli sonuçlar doğuruyor. Yanlış tanı, zaman kaybı olduğu gibi tedavi sürecini de uzatabiliyor. Sınama-yanılma yöntemi ile hastanın denek gibi algılanması, hastanın kaygı ve endişelerini de arttırabiliyor.

Çocuklara; "Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?" sorusuna alınan yanıtlar incelendiğinde mutlaka o meslekle ilgili anılar birikimi gözleniyor. İsteklerin arkasında bazen bir yakınının acısı, bazen bir hayranlık ve özenti, olumlu ya da olumsuz bir hayaller zinciri ortaya çıkabiliyor. Genellikle çocukların farkındalıkları çok doğru, duyarlılıkları çok net. 

Her meslekte, her işte "İYİ" olmak elbette çok önemli. Ama bazı meslekler, hele İNSAN ile doğrudan bağlantılı olanlar daha fazla özveri, daha çok sabır ve vicdan gerektiriyor. Ne mutlu bunu başarabilenlere. 

Makbule ABALI-Eğitimci

20 Nisan 2026 Türkiye-Urla





Nisan 08, 2025

SAĞLIKLI BAŞLANGIÇLAR, UMUTLU GELECEKLER

 


Özel gün ve haftaların mutlaka kutlanması veya anılması gerektiği düşüncesinde değilim. O kadar çok gün belirlemişiz ki, yıllardır kutladığımız- andığımız çok önemli günlerin dışında bazıları hiç bilinmiyor, duyulmamış bile.

Oysa günler, haftalar; topluma belirli konularda duyarlılık ve farkındalık kazandırmak amacıyla belirlenir. Bazen tek gün yetmez. Konuyu daha belirgin ve anlamlı kılmak-hatırlatmak amacı ile tekrarlar gerekebilir. 

"7 Nisan 2025 Dünya Sağlık Günü" olarak belirlenmiş. İçtenlikle merak ettim; Dünya genelinde hastalıkların arttığı, salgın hastalıkların çoğaldığı, beslenme bozukluklarının kaygı yarattığı bir dönemde keşke tüm dünyada daha farklı önlemler alınabilseydi. Toplum sağlığı ile ilgili eğitsel etkinlikler ve konferanslar çoğalsaydı. 

İklimsel ve mevsimsel değişikliklerin yaşandığı Nisan Ayı, sağlık açısından da önemli bir ay olarak kabul ediliyor. Sağlık Bakanlığınca belirlenen "Sağlık Takvimi" şöyle düzenlenmiş:

1-7 Nisan- Ulusal Kanser Haftası, 2 Nisan-Dünya Otizm Farkındalık Haftası, 7 Nisan- Dünya Sağlık Günü, 11 Nisan-Dünya Parkinson Hastalığı Günü, 14-20 Nisan-Kalp Sağlığı Haftası, 21-27Nisan-Dünya Aşı Haftası. 

Evlerimizde ana-babalar, anneanne-babaanne-dedeler ve yakın akrabalar, anaokulları-yuvalar-ilk ve ortaokullarımızda öğretmenler, Sağlık Meslek Liselerimizde, yüksekokullarımızda, fakültelerimizde Öğretim Elemanları için; çocuk ve gençleri-toplumu eğitmek adına, bu gün ve haftalar ne güzel bir fırsattır.

Ödüllü öykü ve şiir yarışmaları,  münazaralar, oyunlar, drama çalışmaları, resim-heykel-karikatür-müzik ve spor etkinliklerine yer verilebilir. Her yaş için yararlı çalışmalarla konular zenginleştirilebilir. Bu konularda gündemi, çeşitli yönlerden izlemeye çalıştımsa da (Belki ben yeterince araştıramadım-göremedim-duyamadım.) merakımı yeterince gideremedim doğrusu. 

Öncelikle bebekler ve çocuklar için, ergenler, yetişkinler, orta yaşlı, yaşlı, her cinsten, ırktan, ülkeden, barış içinde güvenle , insanca yaşamayı hak eden herkese iyilikler- güzellikler dileyerek...

Tüm dünyada görev bilinci  ve sorumluluk anlayışı içinde, insanı sağlıklı yaşatabilmek için fedakârca çalışan sağlık görevlilerine yürekten teşekkürlerimizle. 

Makbule Abalı- Eğitimci 

8. 04. 2025 - Urla 


NOT: Rastlantı, 8 Nisan evlilik yıldönümümüzdü. Çocukların getirdiği çiçek buketini tüm dünyada SAĞLIK için emek harcayanlara sunmak istedim. M.A 



Biliniyordur herhalde ama eklemek istedim: Çiçeğin adı Hüsnüyusuf. İnternette araştırdığımda anlamı şöyle açıklanmış; "Beyaz çiçeklere sahip Hüsnüyusuf aynı zamanda saflığı, masumiyeti ve temizliği simgeler. Harika tonlarda olabilen mor renkli hali, mutluluğu ve samimiyeti temsil ederken, pembe rengi sevgiyi ve merhameti simgeler. "








Mart 17, 2025

17 MART-İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (1)

 

Çok yoğun, hayatın koşturmacası içinde, saatlere-dakikalara sıkışmış anların yaşandığı, zaman zaman küçük mutsuzluklar olsa da çok güzel bir gündü. Aslında yaşamı basite indirgemek, içtenlikten. sadeliklerden,  doğallıktan hoşnut olmak, karmakarışık ortamlarda bile iyilerin-iyiliklerin varlığını hissetmek; mutlu olabilmenin ön koşullarından sayılabilir.

Bugün başka bir konuda yazmak isterken vazgeçtim. (Konudan değil, bugün yazmaktan.) Düşündükçe, akan zamana yetişme çabasıyla hızlansanız da nefes alma molaları hızınızı engelliyor. Hastalıklar dinlenme durakları istese de rotanızı belirlemişseniz beden pes edinceye kadar berelenmiş kanatlarla uçmaya çalışan kuşlara özenerek denemeleri sürdürüyorsunuz.



17 Mart 1848 Öğretmen Okullarının kuruluş yıldönümü. Eğitimde önemli bir tarih. 17 Nisan Köy Enstitülerinin başlangıç yılı. Sabah  bahçe  kapımızın önünden tomurcuklarına zarar vermeden  papatyalar topladım. Doğal yağmur suyu, özenli bakım ve ilgi onları coşturmuş. Çok sevindim. 

Hava tahmin raporları yarından itibaren Mart soğuklarının geleceğini söyleyince, pazartesilerin tüm yoğunluğuna rağmen eşimle birlikte Urla Devlet Hastanesine gittik önce. Günlerdir evden çıkmak istemeyen eşim, hastaneden son derece mutlu ayrılıyor. Ben de aynı duygularla onun mutluluğuna katılıyorum. Birkaç küçük olay dışında bu kurum hakkında hep olumlu düşündüm. Bir şifahane gibi adeta. 

Sihirli eller yolunuzu-yönünüzü belirliyor. sistem düzenli bir saat gibi işliyor. Birkaç gün önce benim gittiğim Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Münire Hanım, yanında bir yardımcı bile olmadan randevulu hastalara tanınan kısa sürede işini adeta dört kolla yapıyor. Bir Araştırma Hastanesindeki akademisyen kadar titiz ve özenli. Radyoloji Uzmanı Onur  Bey aynı görev anlayışı ve nezaketiyle işini yapmaya devam ediyor. 



Bugün eşime rapor yazan bir başka idealist genç doktor Özge Hanım. Saygılı, ölçülü, hassas. İyi ki doktor olmuş ve bu incelik isteyen branşı seçmiş. Küçücük odasında duvara astığı çocuk resmine ve masasındaki çiçeğe gözümün takıldığını fark edip açıklıyor: Resim kızımın çizimi, çiçek öğretmenimin armağanı. Böyle bir öğrenci yetiştiren Türkçe Öğretmenini de kutluyorum içimden. 

Hastanede öğretmen kökenli Bilgi-İşlem Uzmanı Meva Hanım; sakin davranışları, üstün görev anlayışı, sorumluluk bilinci, iletişimdeki ustalığı ile unutmayacağım insanlardan. Öğretmen olmayışı gençler için bir kayıp olsa da,  hastalar ve hastane için çok büyük kazanç.

Bir de çok sık aradığımız, danıştığımız,  fikirlerinden yararlandığımız, cankurtaran simidi gibi doktorlarımız var. İyi ki varlar. Fahrettin Hocamız, sevgili Zeren, Sinan Bey , Sibel...

Bir günün getirdiklerini bir yazıya sığdıramadım bu kez. "Yorgun gözümün halkalarında /Güller gibi fecr oldu nümayan... " dizeleriyle ünlü şairimizi andım. Bağışlayınız, yazıma yarın devam edeceğim.

 Günler uzarken iyi örnekler, güzellikler de keşke çoğalsa.

Makbule Abalı-Eğitimci.
17.03.2025 İzmir-Urla


                                               Mersin-Arslanköy'de Güller- 2025









Mart 14, 2025

BAHARLA GELEN SAĞLIK...


Bir yıl, dört mevsime bölündü 

Dört mevsim on iki ayı  barındırdı içinde

Haftaları, günleri, anları, anıları...

Baharları, yeniden doğuşu özledi dünya

Soğukların, fırtınanın, yağmurların ardından.

Kuşlar gökyüzünün maviliklerinde kanat çırparken

Ağaçlar, kuru dallar otlar yeşerirken

Bahar geldi sessiz sedasız...

Nereden-nasıl-ne zaman geldi  habersiz,

Karlı, fırtınalı, yağmurlu günlerin ardından

Kardelenler, nergisler, menekşeler,

Mimozalar, çuha çiçekleri, siklamenler, 

Arpa zambakları, şakayıklar, papatyalar

Ne zaman- nasıl açtılar?

Sessizce, usulca, yavaşça...

Bahara hazırlık yaptı kır çiçekleri,

Yağmur suyunu görünce canlandı hepsi

Çiçeklere toprak eklendi, güçlendiler,

Çiçekler tomurcuk, ağaçlar çiçek verdi yeniden.

Yeryüzünde iklimler değişirken 

Dünyada yeni hastalıklar, virüsler çoğaldı

Direnç azaldı, aşılar, iğneler başladı

Sağlığı da önemsedi insanlar... 

Koruyucu hekimlik yeterli değilse 

Bilinç kazanamamışsa toplum; 

Önce çocuklar yenik düştüler hayata,

İnsanları kaybettik birer ikişer,

Baharın ardından, yazı bekleyemeden...

İyileşmek, huzur bulmak, dirilmek istedi dünyalılar,

Bilgeler toplandı-karar aldılar;

Yüzyıllar ötesinden ustalar buldular

Hipokrat yeminine sadık hekimler

İnsanlar ve İnsanlık adına göreve koştular,

Dünya yeniden aydınlandı,

Güneş tüm evreni ısıttı...

 

Makbule Abalı-Eğitimci

İzmir-Urla 14.03. 2025

Tüm Dünyada sağlığa emek harcayan, Toplum Sağlığı için özveriyle gönülden çalışan Tıp doktorlarımıza, sağlık personeline sonsuz teşekkürlerimizle. 

Sadece 14 Mart'lar değil, tüm günleriniz bayram coşkusu gibi başarılarla, iyilik ve güzelliklerle geçsin.















Mayıs 06, 2024

HAYATIN İÇİNDEN - İNSANLAR- BİR İNSAN, BİR DOKTOR...

 


Hayatın içinde pek çok şey birlikte yaşanabiliyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında, farklı iklimlerde, çok çeşitli insan tiplemeleri, farklı yaşamlar, farklı beklentiler. İyilikler, kötülükler, mutlu günler, beklenmeyen zamanlarda ansızın yaşanan acılar... Herkes payına düşeni yaşıyor, farklı inanışlar, değişen umutlar, hayaller ya da tam tersine hayal kırıklıkları. İnsana ait öyküleri, insan tahlillerini o yüzden çok seviyorum. Yaşadığımız çevrede, uzak veya yakın, adını bile bilmediğimiz, fark etmediğimiz ne çok insan var kim bilir...? 

Hayatın içindeki her şey yerini  buluyor zamanla. Belki iyiliklerin, güzelliklerin fark edilmesi, kötülüklerin  gerçekçi olarak eleştirilmesi, uygun tepkiler verilmesi bir denge sağlanmasında da yararlı olacaktır. Toplumsal olarak her mesleğin, her uğraşın kendine özgü sorumlulukları, kuralları vardır. Toplumun gelişmesinde, değişmesinde, ilerlemesinde birer yapı taşı gibi katkıda bulunur, ihtiyaçları belirlerler. Ama kanımca özellikle Sağlık, Eğitim ve Adalet biraz daha farklıdır. Bu alanlar uygulayıcılarından biraz daha fazla özen,  duyarlılık ve empati gerektirir. Yapılan yanlışlar büyük yıkımlara yol açabilir, çok kişinin hayatını karartıp kalıcı rahatsızlıklara zemin hazırlar. 

Baharın son ayını karşıladık. Kötü haberler nasıl içimizi karartıyorsa iyi haberler de içimizde ılık bahar rüzgârları estiriyor. Baharla birlikte adeta bir kan değişimi gibi sıkıntılardan arınmak, yenilenmek , yeni umutlar yüklenmek... Neden olmasın? İyi dilekler dilemenin, güzel insanları anmanın saati, zamanı yok ki. Çocuklar, gençler kimleri örnek alıyorlar, nelere, nasıl yönlendiriliyorlar? Gelecekten ne kadar umutlular, kendilerini güvende hissediyorlar mı?

Eğitimde köklü değişikliklere gidiliyor, kaçımız haberdarız? Devlet ve Vakıf Üniversitelerinde Tıp Fakültelerinin sayısı 200'e ulaşmış. Hukuk Fakülteleri 92 tane. Yarın Hıdırellez; çok eski geleneklere göre dilekler tutuluyor, belli ritüeller çerçevesinde umutlar tazeleniyor. Bugün bir yakınımın doğum gününde mesaj yazmaya hazırlanırken durdum, düşündüm. Bu yazı öylece oluştu. Şu anda bile dünyada kaç çocuk doğuyor, kaç insan ölüyor? Çevrenizde rol-model olarak benimsenen kaç kişi var? Magazin haberleri dışında kaç tane etkileyici güzel habere ulaşabildiniz?

Çok detaya girmeden, içimden geldiği gibi, gönül dolusu  iyi dileklerimi iletmek istiyorum. Aslında O'nun varlığında Hipokrat Yeminini benimsemiş, koruyucu hekimliğe inanmış, insana saygılı, sorumluluk sahibi  tüm doktorları da anarak bir kutlama belki. Varsın bugün Tıp Bayramı, Öğretmenler Günü ya da özel bir gün olmasın.  Bir doğum Günü kutlaması belki içten dileklerin gerçekleşmesine de bir fırsat hazırlar ! 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece yazdım bu yazımı. Yıllar öncesinden sürdürülen bir gelenek Hıdrellez de tüm insanlar için iyi dileklerimizin gerçekleşmesine vesile olsun.

Siz de bilirsiniz, bazı insanlar hep vermeye, yardımcı olmaya ayarlandıklarından almayı, istemeyi de pek bilmezler. Küçücük bir jest, bir gönül alma, içtenlikle dile getirilmiş bir cümle, bir vefa borcu gibi bir anımsama yeterlidir onlar için. Hatta sevdiklerinin onun adına bir şeyler yapmak için çırpınışları bile üzebilir kimilerini, alışmamışlardır. Onlar paylaşmayı, yardımcı olmayı, insanca davranmayı çok iyi bilirler. Övgüde yüzleri kızarabilir, "Ben sadece görevimi yaptım" der. Alçakgönüllülük kanına, hücrelerine  işlemiştir adeta. "İyi ki... " ile başlayan cümleleriniz bile yetersiz olabilir bazen. 

Bazen yetersiz kalsa da "İYİ Kİ..." ile başlayan sözcükler bazı insanları anarken bana iyi geliyor. O iki sözcük yüreğimden, aklımdan geçenleri dolduruyor, tamamlıyor sanki... Her mesleğin kendine özgü beklentileri, sorumlulukları var. Ancak bazı meslekler daha fazla özveri istiyor, gönüllülük esasına dayanıyor. Vicdani sorumluluğunuz yoksa empati kurmaktan yoksunsanız , insani duygularınız körelmişse; geçen yıllar size, kimliğinize ne kazandırmıştır? 

Özellikle Eğitim, Sağlık ve Adalet alanında uygulamalar, uygulayıcılar biraz daha hassasiyet gerektirir. Yaş aldıkça bu konuda duyarlılığımız daha da artıyor. Kopsun inceldiği yerden diyemeyenlerdenseniz beden tepki veriyor, yaralar oluşuyor yüreğinizde. İnsanın özvarlığını ilgilendiren konularda hatalı uygulamalar, zamanla hayati sorunlar yaratıp kayıplara neden oluyor. Telâfisi olmayan kayıplar... Konuşmayıp susan toplumların bireylerinde daha çok anlatma, konuşma ihtiyacı doğaldır tabii. 

Dün başlayıp bugüne kalan yazım da belki bir iç sesin ürünüdür. Bir Doğum Günü kutlamaktı amacım. O'nun haberi bile yok bu yazımdan. Dün kutladım uzaklardan telefonla, mesajla. Bir demet kır çiçeği bile veremeyince içime battı doğrusu. O geçen yıl buralara kadar ziyaretimize gelmişti. Bugün sıra bende!

Tıp Fakültelerinin sayısı bu kadar çok değilken kazanmak gerçekten çok çaba ve emek gerektirirken o tüm ısrarlara karşın doktor  olmak istedi. Çok severek doktorluğu sürdüren annesinin yolunu izledi: Anne ve babasının görev nedeniyle bulundukları bir Güneydoğu ilimizde ilkokulu tamamladı. Ortaokulu  Kırıkkale'de,  Anadolu Lisesini Adana'da tamamladı. Annesi kötü bir kanser tümörüne yenik düşerek vefat ettiğinde O Hacettepe Tıp Fakültesi (İngilizce)  ikinci sınıf öğrencisiydi. Hiç yıl kaybetmeden gene Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastalıkları Uzmanlık Sınavını kazandı. O yıllarda Çocuk Hastalıkları Uzmanlık süresi 5 yıldı. Daha sonra Çocuk Gastroentrolojisi dalında uzmanlık sınavını kazanarak  3 yıl da o dalda eğitim gördü. Van'da görev yaptı.

Dr. ZEREN halen Eskişehir'de akademik kariyerini sürdürüyor. Emek ve çaba harcayarak, hak ederek kazanılan her başarı güzeldir. Hastalarından kaç çocuğa adı verildi, kaç çocuk gelecekteki meslek seçiminde rol- model olarak onu benimsedi, bilmiyorum. Öyle alçakgönüllüdür ki, böyle şeylerden söz etmez. Sabırlıdır, güler  yüzlüdür, araştırmacıdır.  Yorgunluğundan söz etmez, enerjisi, bilgisiyle her an paylaşıma hazırdır. Bu yazım ona sürpriz olacak, biliyorum. Bir günlük gecikmenin yaştan kaynaklandığını da bilir, eminim. 

Bilirsin Zeren, içimden gelmeden hiçbir şeyi yazmam, yazamam. Yazımı bitirmeden adının anlamına bir kez daha baktım. TDK : "Anlayışlı, kavrayışlı, zeki" diyor. İsimler Sözlüğünde: "Güneşi çok severler, güneşli günler en sevdikleri günlerdir. Sağduyulu, sevecen ve sempatiktirler, aklını kullanmayı sever, hızlı düşünür ve hızlı tatbik ederler, olaylar hakkında derinlemesine inceleme yapmayı severler." yazıyor. 

Mayıs Ayını ben de çok severim. Daha nice baharlara tanık olasın canım... İnanıyorum ki her yeni yaşın. güzel işlerle, iyiliklerle , yararlı uğraşlarla sürecek. 

İYİ Kİ VARSIN... 

Makbule ABALI- Eğitimci

6 Mayıs 2024 Urla 




Bu şarkı tüm iyi ki varsın dediklerimiz için. Dinlemek için tıklayın lütfen...







Eylül 15, 2023

SAĞLIKLI BİR GÜN- Urla'dan Notlar- Urla Devlet Hastanesi...

 


İnsanız; bazı günler kendimizi çok mutsuz hissederken, gün olur kendimizi adeta bulutların üzerinde hissederiz. "Nasılsın?" sorusu bile onlarca kapıya açılan çok yoğun bir sorudur. Bugün dünden daha iyiyim diyebileceğiniz gibi "İyiyim" dersiniz kısaca. İyi değilsinizdir oysa. Ya karşınızdaki insanı üzmemek istersiniz veya daha derin sorulara geçiş yapmak gelmez içinizden. Ama anlayan anlar; Sesiniz belli eder pek de iyi olmadığınızı...

Genellikle yazarken anılar dışında özel yaşamdan çok nadir söz ederim.  Özelden genele geçiş kolay değildir her zaman. Yaşamın içinde bazı şeyler kişiye özgüdür. Hayatın biteviye akışı içinde insan öyküleri türlü çeşitlidir. Ayrı dünyaların insanlarının benzer öyküleri olduğu kadar çok farklıları da vardır elbette. Yıllara yayılan zaman dilimlerinde karışık ruh halleriyle bezenmiş insanlık halleridir her biri. Bazen paylaşmak gerek yaşam deneyimlerimizi...

Bu yıl ilk kez yaş almaktan öte yaşlandığımı hissettim. Değişen ruh halinizle birlikte insana özgü çeşitli hastalıklar da sizinle birlikte yol alıyor. Belki Pandemi dönemi, toplumsal değişimler, umutsuz beklentiler, yükselip alçalan değerler karmaşası, hayal kırıklıkları da bedensel ve ruhsal yapımızı olumsuz etkileyen etkenler oldular. Oysa sağlık "Bedensel, ruhsal ve toplumsal açıdan tam bir iyilik hali " olarak tanımlanıyordu.  Aslında Sağlık alanında da iyileştirilmeyi bekleyen ne çok sorun var.

Yaşamın içinde iyi gün- kötü gün kavramları hep aynı biçimde geçmiyor tabii ki. Belki de hayat dayanma gücümüzü, sabrımızı test ediyor.  Küçücük şeylerle mutlu olurken bir karamsarlık sarıyor dört yanınızı. Ağzınızın tadı kaçmışsa pek çok şeyden de tat almamaya başlıyorsunuz. Ama direniyor insanoğlu, deniyor ve çoğu kez başarıyor da... 

Bugün İzmir-Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümüne günler öncesinden alınmış bir randevum var. Merkezi Hasta Randevu Sistemi- MHRS'den .  Emeklilik sonrası yıllarca ertelediğiniz belki de çok önemsemediğiniz  hastalıklarla karşı karşıya kalıyorsunuz. Günler ev- doktor-hastane üçgeninde geçiyor. Bu sabah Zeytinalanı'ndan Urla Devlet Hastanesi'ne dolmuşla gitmeye karar veriyoruz. Çok zaman kızımızla gittik, zaman zaman da taksilerle ulaştık gideceğimiz yerlere. Taksimetre açılış fiyatları emeklilerin bütçesini epeyce zorluyor.

Güne harika bir kaptan şoförle başladık. Basamaklar yüksek olunca dolmuşa binişte biraz zorlanıyorum.  Beklettim diyorum, hayır, olur mu diyerek yanıt veriyor. Henüz oturmadan tamam hareket edebiliriz dediğimde  önce oturun diyor.  Özlediğimiz davranışlarla mutluluk satın alıyoruz adeta. Dünyada kendinden başka insanları da düşünen insanların varlığını  bilmek ne güzel... 

Zor dönemlerin ardından hastalıklar  normal yolunuzu çıkmaz sokaklara sürüklüyor adeta. Sağlıklı günlerinizi özlemle arıyor, anıyorsunuz.  Çalışırken ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda ihmal ettiğiniz sağlığınız sizden hesap soruyor adeta. Belki belli yaşlardan sonra daha hassas, daha kırılgan, alıngan oluyor insan. Devletten, devletin kurumlarından daha çok beklentileriniz oluyor. 

Ekonomik sıkıntılar, bazen bulunamayan ilâçlar, değişen değerler ortamında güven duygunuzun zedelenmesi kişileri rahatsız ve huzursuz edebiliyor. Hele yakınlarınızın, sevdiklerinizin rahatsızlıkları da artınca psikosomatik hastalıklara da davetiye çıkarıyorsunuz. Diyabet, alerjiler. kalp-damar hastalıkları, inme,  demans...  Acaba aşıların yan etkileri oldu mu diye düşünmeden de edemiyorsunuz. 

Urla Devlet Hastanesi Dahiliye Bölümündeki randevum saat 11.00 de. 20 dakika önceden oradayım. Danışmadaki güler yüzlü bayana "Ne olur güler yüzünüzü hiç kaybetmeyin" diyorum. Randevu alırken en yakın tarih bir hafta sonrasıydı.  Kabul etmekten başka  seçeneğiniz  yok ki. Doktor seçme şansım da yoktu. Hiç kimseyi tanımıyordum.  

Sıramı beklerken tedirginim. 2 no'lu kapının önünde  koltuklarda beklerken yanımdakilere soruyorum; İlk kez mi geliyorsunuz, nasıl bir doktordur, sakin midir, sorularınıza cevap verir mi...?  İşini iyi yapan her insanda, her meslekte aradığımız temel davranışlar.  Cevaplar çok sevindirici...

Saat tam 11.00 de  adım kapıdaki ışıklı panoda beliriyor. Bir hastane ortamında zaman ilk kez bu kadar dakik işliyor. İyilerle, iyiliklerle karşılaşma günüm müydü o gün, şanslı mıydım? 

Kan vermeye alt kata iniyorum, 4 tüp kan alınıyor, incitmeden, özenle, morartmadan. Ultrason aynı gün çekiliyor, rastlantı gene iki numaralı bir başka kapıda çok kısa süre bekliyoruz. Son derece nazik bir uzman doktor, lütfen diyerek uygulamanız gereken hareketleri belirtiyor, çekim yapıyor.  Rapor, anında istekte bulunan doktorumuza ulaşıyor. Teşekküre kurgulanmışım  o gün adeta.  Dahiliye uzmanımız MR tetkikine ihtiyaç duyuyor. İnanılmaz bir şey, ertesi güne randevu veriliyor. 

Hayatım boyunca iyi şeyleri değerlendirmek, vurgulamak, olumsuzlukları da uygun bir üslupla dile getirmek gerektiğine inandım. Hastaneye gittiğimde hiçbir ayrıcalığım, tanıdığım yoktu. Öyle güzel izlenimlerle ayrıldım ki. Deneyimli, güler yüzlü, sakin, alanında yetkin insanlarla harika bir ekip. Her kurum çalışanlarıyla yüceliyor ya da eleştirilere hedef oluyor. İyiler, güzellikler çoğalsın ne olur. Onlara öyle çok ihtiyacımız var ki... 

Bu düzenli işleyişte büyük katkısı olduğuna inandığım başta Sn.  Başhekim, diğer uzman doktorlar: Sn. Doktor Nihat Kurtuluş, Sn. Doktor Onur Bölükbaşı ve 7-24 saat özveriyle çalışan teknik  personel, Bilgi İşlem Dairesi, kayıtlardaki sekreterler bu düzenli işleyişte emeği ve katkısı olan,  özveriyle çalışan güler yüzlü sağlık elemanları... Hepsine teşekkür borçluyum. Bilgi İşlem Dairesi'nde Meva Hanım'ı unutabilir miyim. "Sonuçları alabilir miyim? " soruma yardımlarını esirgemiyor, çok nazik bir yanıt alıyorum. 

Sonsuz teşekkürler bu güzel insanlara; Zor anlarımızda varlığınızla güç kattığınız için, umutlarımızı tazelediğiniz için, yüzlerimizde, yüreklerimizde tebessümler yarattığınız için... 


Makbule ABALI - Emekli Rehber Öğretmen

Urla. 15 Eylül 2023

Güncelleme Notu: 

Geçmişte yazdığınız bir yazıyı güncellerken; gerçeklere sadık kalarak bir kurum hakkında daha sonraki izlenimlerini de aktarmak istiyor insan. Urla Devlet Hastanesine sonraki her gidişimde mutlu ayrıldım, anlatılması gereken daha ne çok şey olduğuna içtenlikle inandım. Kulak-Burun-Boğaz ve Üroloji Bölümlerinde de değerli doktorlar var.

Dahiliye Bölümünde uzman doktor Seda C. semiz, bilgisayarların zor çalıştığı bir günde; tek başına sabrıyla, yüzünde değişmeyen tebessümüyle, hastalara nazik ve ölçülü yaklaşımıyla genç yaşına rağmen derin bilgisiyle, aranan-özlenen bir doktor.  

Kardiyoloji Bölümünde uzman Dr. Pelin Aladağ,  sekreteri Yasin Bey  özverili çalışmaları,  özenle hastalara  yaklaşımları , nezaketleri ile silinmez izler bırakıyorlar. Ne yazık, Pelin Hanım'ı geç bulduk, çabuk kaybettik. Karadeniz Yöremizde de değeri bilinecektir. 

Bir sağlık kurumunda insana, kişiliklere saygı ile birlikte düzenli bir işleyiş, temizliğe özen, daha iyiye ulaşma arzusu, hasta haklarına adilce yaklaşım ne kadar önemli. Bu kurumda bir Çarşamba Günü, öğle tatili aralığında Konferans Salonunda etkileyici bir Şiir Etkinliği  düzenlenmesi de kayda değer.

Sadece bir gün, alan bilgisiyle çok  beğenilen, takdir gören bir uzman doktorun; bazı hastalarının çok yanlış davranışlarıyla haklı olarak oluşan tepkisi, ne yazık bana denk geldi. İyi ki o zaman dilimine kontrolsüz bir hasta denk gelmedi. "Doktorluk çok zor."

Tuvaletlerin temizliği, ihtiyaçlar oranında temizlik malzemeleri bulundurulması ile ilgili teşekkürüm üzerine içtenliğine inandığım bir personel şöyle diyor: "Başhekimimiz bu konunun uygarlıkla ilgili olduğunu savunur her zaman. Değerli Başhekimin odasında, bir duvar boyu yer alan kocaman kitaplık her şeyin kanıtı gibi.

Sonsuz teşekkürler; Sağlık hizmetlerinde olması gerekenleri bizlere  kanıtladığınız için. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

Eylül 2024 Urla 

* * *

Yeni duyduğum bir haber içimi acıttı doğrusu. Urla Devlet Hastanesi Başhekimi Sayın Ömer Koçak emekliye ayrılmış. Bundan sonrası için kendisine sağlıklı-huzurlu mutlu bir yaşam dilerken; oluşturduğu düzenin aynı biçimde devamı,  hasta ve görevlilerin de mutluluğu olacaktır.  

Saygıyla. 

Makbule Abalı-15 Ocak 2025








Haziran 08, 2023

BEDEN SAĞLIĞIMIZ- RUH SAĞLIĞIMIZ

 


Geçmişten günümüze yüzyıllardır üstün gücünü, önemini kavrayıp sıralamada hep ilk sıraya yerleştirmişiz. Onun yokluğunda eksikliğini hissedip "Olmaya Devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi" demişiz. Sağlık: Bedensel. ruhsal, toplumsal yönden tam bir iyilik halidir" diye tanımlanmış, sağlığı kaybetmekle hayattan tat almanın da azaldığını fark etmişizdir. Sağlıklı bir toplumun oluşmasında bireylerin zihinsel, ruhsal, bedensel ve sosyal sağlıklarının dengeli olması nasıl da önemlidir.

Bebeklikten çocukluk ve yetişkinliğe uzanan uzun ince yolda sağlık hizmetlerinde özellikle koruyucu hekimliğin rolü ne kadar değerli. Hastalanmadan önce iyi beslenebilmek, gerekli önlemleri alabilmek, akıl ,beden ve ruh sağlığını bir bütün olarak koruyabilmek. her konuda, her alanda ama özellikle sağlık alanında işini benimsemiş, kendini geliştirmiş, sorularınıza cevap alabileceğiniz idealist hekimlere öyle çok ihtiyacımız var ki. İyi doktor olmak çok kolay değil. Altı yıl tıp eğitiminden sonra  istenirse TUS  Tıpta uzmanlık Sınavına girip seçtiği ve kazandığı uzmanlık alanında ek bir öğrenim görmek. Bilimsel yayınları , kongreleri izlemek.

Dünya belki her an, her gün iyilerle kötülerin savaşına tanık oluyor. Doğal olarak her meslekte iyiler de kötüler de var. Yaşadıkça gördüklerimiz, karşılaştıklarımız, duyduklarımızla toplum değişime de uğruyor. Sabretmesini unutup daha öfkeli, sinirli bireyler haline dönüşüyor. Bir güler yüz, bir güzel tebessüm , biraz hoşgörü, biraz anlayış kimi zaman çok şeyi çözümlüyor. Çocukların gerçekten iyi rol-modellere öyle çok ihtiyaçları var ki. Kimi zaman cana can katan, hayat veren doktorları da yıldırıyoruz. Son depremde Tıp dünyası ne çok kayıp verdi.  Son günlerde  yurt dışında iş imkânı arayanlar çoğaldı. Oysa yıllar önce Atatürk "Beni Türk Hekimlerine emanet ediniz. " diyordu. 

Hepimizin olduğu gibi doktorların da karşılıklı anlayışa, güzel işlerin takdir edilmesine, olumsuzlukların da yapıcı, uzlaştırıcı bir  şekilde dile getirilmesine ihtiyaçları var. Ruh ve akıl sağlığımız yıpranmamalı, korunmalı. Bazen asıl duymamız gereken güzel etkinlikleri duyamıyoruz, uzaklardan göremiyoruz. Toplumda tanımadığımız öyle çok adsız  kahraman var ki. Yetenekleri, güzel yürekleri, becerileriyle övgüyü, alkışı gerçekten hak ediyorlar. İstanbul Tabip Odası birkaç gün önce İstanbul'da çok güzel bir konser verdi. Büyük kızımız Sibel'in de solist olarak yer aldığı konseri canlı izleme şansımız olmadı ama çok uzaklardan tebriklerimizle alkışlarımızı paylaştık. 

Emek veren, katkıda bulunan tüm doktorlarımızı yürekten kutluyoruz. 

Makbule ABALI

07. 06. 2023

İstanbul Tabip Odası Türk Müziği Korosu


Ne Bildim Kıymetin Ne Bildin Kıymetim

Makamı: Nihavend

Bestekarı: Alaeddin  Yavaşça

Söz Yazarı: M. Müeyyet Berkman

Solist: Sibel (Abalı) Altın (1 saat 16. dakikada dinlenebilir) 




Temmuz 10, 2019

YAŞAM KÖPRÜSÜ ...



Sağlıklı zamanımızdaki ruh halimizle hasta zamanımızdaki ruh halimiz ne kadar farklıdır. İyi günde, kötü günde aynı insan, iki farklı ruhsal yapı. İçimizi dışarıya yansıtıyoruz; yüz mimiklerimizle, beden dilimizle, ses tonumuzla, gözlerimizle, gülüşümüzle kendimizi dışa vuruyoruz. 

Hastalandığımızda doktor arayışına giriyoruz. Doktorların iletişimi ne kadar önemli; Güler yüzlü olsun, alanında bilgili olsun, sorularımıza yanıt versin istiyoruz. Hastalıklar insanı biraz karamsarlığa sokuyor, bazı zamanlar ölümü dahi düşündürüyor. Yaşamla ölüm ince bir köprünün iki ucunda buluşuyor. Ve yaşamla ölüm adeta hassas bir terazi gibi dengede durmaya çalışıyor.

İyi günde, kötü günde birbirini sınıyor adeta eşler; Yıllarca birlikte zorlukların üstesinden gelmeye çalışmışsanız, gene omuz omuza, el ele, kol kola zorlu bir yolda ilerliyorsunuz. Hastalıklar dış dünyayla bağlarımız belli ölçülerde kapatıyor, bazen kalın duvarlar örmemize neden oluyor. Her hastalık insanın yeniden kendini sorgulamasına, yeniden iç dünyasıyla hesaplaşmasına yol açıyor.

Her mesleğin kendine özgü özellikleri. farklı yetenek ve becerileri var. Özellikle doktorluk, insani özelliklerin ağır bastığı bir meslek. Doktorlara güvenmediğimizde hayat da kayıyor ayaklarımızın altından. Normal yaşam kesintiye uğruyor, hayatı adeta ağır çekime alıyorsunuz.

2019 yılı, bizim için sağlık sorunlarıyla başladı. Oldukça zor günler yaşadık. Yanınızda sizinle birlikte üzülen, canı yanan, adeta aynı acıyı paylaşan bir can yoldaşınız, eşiniz varsa, hayat kolaylaşıyor elbette. Olağan zamanlardaki işlerinizi yapamadığınız dönemlerde işlerin paylaşımı, hayatı da kolaylaştırıyor. Bu durum kalabalıklar içindeki yalnızlığı daha farklı kılıyor. hayata anlam katıyor.

Sağlık hizmetlerinin bir ülke için nasıl önemli olduğunu bu yıl bir kez daha anladık. 2019 bayramlarını bile biz hep hastanelerde geçirdik. Sağlıkta öncelikle insana saygılı, sevgi yüklü, merhametli , iyi doktorların hasta için ne büyük güvence olduğuna bir kez daha yürekten inandık. 

Sesimize kulak veren, bizi zamanında duyan, insani özelliklerini kaybetmemiş tüm tıp insanlarını saygıyla, minnetle anıyoruz. Güler yüzlü, gözlerinin içi gülen, merhametli, işine saygılı tıp personeli iyi ki var.

Adını sayabileceğim değerli doktorlarımız iyi ki yanımızda olarak varlıklarını duyurdular. Ve sizler, çok değerli doktorlarımız, Aynur Özge, Ziya Uzuneyüboğlu, Naile Çam, Cafer Gürbüz, Ayşe Devrim Başterzi, Osman Yaşar Bostan, (rahmetli Rasime Barış,) Zeren Barış, her zaman gönül listemizde "Unutulmazlar" arasında yeriniz en üst sıralarda olacak.

İnanıyorum ki; özellikle eğitim ve sağlık sektöründe görkemli binalardan çok, işine gönül vermiş yürekli,  anlayışlı, merhametli insanlara ihtiyaç var.

Makbule ABALI-Eğitimci 
10.07.2019 Mersin 


Mart 14, 2018

DOKTORCULUK- BİR ÇOCUKLUK HAYALİ




Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Çok bayramımız var, ama Bayram gibi kutladığımız bayramlarımız çok az, ne yazık ki. Basit olayları büyütüyoruz, içimizdeki kin ve öfkeyi dışarı yansıtıyoruz. Birbirimizi dinlemediğimiz için anlayamıyoruz da. O zaman coşkuyla kutlanabilecek bayramlar kederli günlere dönüşüyor.


İyi ki sağlam birer belge gibi eski fotoğraflar var. İyi ki anlatılacak, konuşulacak paha biçilmez anılar var bellekte saklanmış... Bellleklerde depolanan onca bilgi, onlara eşlik eden güzelim görüntüler. Bir gizli bahçe gibi...

Bugün geçmiş yıllardan, çok sevdiğim bir doktordan söz etmek istiyorum; Dr. Rasime Barış. Ben abla, O 1.5 yaş küçük kardeşim. Çocukluk yıllarımızda evcilik oyunlarımızda O hep doktor olurdu. Ciddi ciddi önce ateşi ölçer, sonra "öksür" diyerek sırtı dinler, "yalancıktan" diyerek iğne ve ameliyatlar yapardı. Sonra idealini gerçekleştirdi, İstanbul Üniversitesinden mezun olarak gerçek bir doktor oldu. Huniler, sırt dinleme aleti, kaşıklar, derece değildi artık. Doktorculuk, yılların ötesinde kalmıştı.

O yıllarda üniversiteler merkezi sistemle öğrenci alırken ODTÜ kendi sınavını ayrıca yapardı. ODTÜ kimya mühendisliğini kazanıp hatta kayıt yaptırdığı halde İstanbul Tıp Fakültesini de kazanınca asıl kaydını tıbba yaptırdı. İdeallerine sımsıkı bağlıydı. Okul bitti,  , evlendi. Hayatında ilk kez gittiği Batman'a, eşinin memleketine atandı. 9 yıl orada doktor olarak çalıştı.





Hastalarının çok sevdiği, güler yüzlü, dinleyen, anlayan, sorulara yanıt veren, çözüm bulan bir doktor. Hastalarını daha iyi anlayabilmek, çözüm bulabilmek için bilmediği bir dili öğrenme çabasına girdi. Öğrendi de. İstanbul'da çok iyi bir kolejde yatılı İngilizce öğrenim görmüş bir insanın öğrenme çabasıydı bu. Mücadeleyi severdi. 




Hep çok hareketliydi; şimdi bakıyorum, çocukluk fotoğraflarımızda yeni taranmış saçlar kısa zamanda çözülmüş, dağılmış, elbisesi hafif kirlenmiş. Ben O'nun yanında sakin bir abla. Abla olmak sorumluluk yükler insana. Çocukluk; bazen birbirimize kırılırsak, orta ve işaret parmaklarımızı üst üste koyar, küs derdik. 5 dakika sürmezdi barışmamız. Kinimiz, öfkemiz yoktu ki. Parmakları çözünce barışılırdı. Kimselere küsemez, kavga etmezdik Herkese iyilik yapmak üzere odaklanmıştık adeta. Bazı insanlarla ilgili hayal kırıklıklarımız ondandır sanırım. "Annem içimize iyilik tohumu ekmiş" derdim.

O tohumlar hep yeşeriyor, başka tohumlara zemin hazırlıyor. Sevgi, vefa, içtenlik, dürüstlük, iyi ortam bulursa çabuk gelişiyor. Bazen düşünürüm; aklım karışır... O'nun hediye getirdiği her şey sapasağlam. Atmaya kıyamadığım küçük notlar, mektuplar, kartlar.
Ama insanın garantisi yok. Hiç beklemediğiniz bir zamanda, ummadığınız biçimde sevdiklerinizi kaybediyorsunuz...

O yıllarda cep telefonlarımız yoktu. Sabit telefonlarla konuşurduk. Hatlar çok düzenli çalışmazdı. Yarım kalan konuşmaların özlemi hala içimdedir. O güçlü, dirençli insan kansere yenik düştü. Çevresindeki herkese " Mutlaka mamografi çektirin "derken kendi sağlığını ihmal etmiş. Bir de kanserin cinsi kötüydü.

İki çocuğundan kızı  bugün anne mesleğini sürdürüyor. Hacettepe Üniversitesi'nde İngilizce Tıp eğitimini aldıktan sonra çocuk dalında iki uzmanlık eğitimi aldı, akademik kariyer yapıyor. Oğlu çok iyi bir üniversitenin elektrik-elektronik mühendisliği bölümünü bitirdi, evlendi, yurt dışında doktora yapıyor.
 

Hayat devam ediyor... Bugün 14 Mart. Tıp Bayramı. 
Yaşasaydı eminim hastalarıyla birlikte gülümseyerek, onları kucaklayarak kutlardı. 
O'nu özlemle. rahmetle anarak ; hastalarını dinleyen, anlamaya çalışan, Hipokrat Yeminine sadık kalan tüm özverili, çalışkan insancıl doktorlarımızı kutluyorum. 
Tüm bayramların bayram gibi kutlanmasını, şiddetten uzak, kinsiz, nefretsiz, aydınlık, güzel günler yaşanmasını yürekten diliyorum...

Makbule Abalı