Sayfalar

insan davranışları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan davranışları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 24, 2021

SULAR GİBİ...

 Suyun hayatımızda inkar edilmez bir önemi var:


Saflığı, temizliği vurgularız:

Su gibi temiz, su gibi berrak deriz.

Güzelliği anlatmak isteriz:

Bir içim su gibi deriz,

Olumsuzluğu anlatmak istediğimizde:

Elinden bir yudum su içilmez deriz. 

Ucuzluğu, sudan ucuz diyerek anlatırız. 

Kolay öğrenmekten söz ederken:

Sular seller gibi öğrendim deriz

Beddua eden insan:

Bir yudum suya muhtaç ol diyebilir. 

Çok öfkelenirse:

Bir kaşık suda boğmak ister adeta.

Çok susadığımızda su veren kişiye:

Su gibi aziz ol deriz. 

Bir özlemi dile getirmek için :

Suya susamış toprak gibi denir.

Değişik konulardan söz açarken:

Havadan sudan deriz. 

Bazen sudan meseleler için

Birbirimizi kırar, ama sonra 

Sular seller gibi kaynaşıp barışır,

Geçinip gideriz...

Makbule Abalı


Aralık 03, 2018

ENGELLERE TAKILMAK...



Hayatınızda hiç engellerle karşılaştınız mı ? Çok istediğiniz bir olay veya durumun gerçekleşmesi engellendi mi? Çok çalıştığınız, halde sonuçta başarıya ulaşamadınız mı? Bir dostunuz, arkadaşınız size karşı hiç ummadığınız bir hata mı yaptı? Bu ve benzeri engellerin yarattığı sıkıntılar ruh sağlığınızı etkileyebilir, akıl sağlığınızı, beden sağlığınızı tehlikeye düşürebilir. 

Yaşantımızda bir de doğuştan ya da sonradan olmuş zihinsel, bedensel, fiziksel, ruhsal engelliler var. Günlük yaşantınızda yanı başınızda engellere takılanları fark ediyor musunuz? Asansörü olmayan bir hastanede yaşlı bir engellinin tekerlekli sandalyesiyle 3 kişi tarafından merdivenlerden zorlukla taşınarak 3. kata çıkarılmasına tanık oldunuz mu?

Gözlerinizi sımsıkı kapatıp, işlek bir yolda elinizde sadece bir bastonla yürümeyi denediniz mi? Yalnızca parmaklarınızla dokunarak görmediğiniz bir eşyayı tanımlayabilir misiniz? Bozuk bir saati görmeden tamir edebilir misiniz? Yanınızda otistik ya da Down sendromlu çocuğunuzla bir toplu taşıma aracında tüm meraklı bakışlara aldırmadan yolculuk yapar mısınız? 

Çocuğunuzun sizce küçük yaramazlıklarını alayla, küçümsemeyle seyredenlere tahammüllü müsünüz?
Demans ya da Alzheimer hastası bir yakınınız bir anda yanınızdan uzaklaşsa, kaybolsa ne yapardınız? Yaşlı birini gördüğünüzde yardıma hazır mısınız?

Yanıtlarını aradığımız sorularla hayatı, konuları, olayları, kişileri düşünmek empati kurmayı kolaylaştırıyor, insanlığımızı vurguluyor. Hayat hiç de kolay değil. Yaşamı yaşanabilir hale getirmek gerek.
Öncelikle yüreğimizdeki engelleri kaldırabilsek, daha hassas ve duyarlı olabilsek. Gözlerimizdeki perdeyi, engelleri kaldırıp çevremize gören gözlerle bakabilsek. Yardım ihtiyacı duyanlara ille maddi değil, manevi yardımda bulunabilsek. 

Gönüllere ulaşmak çok da zor değil. Erişebilmek elbette incelik istiyor; Kırmadan, incitmeden, acımadan,  acıtmadan, rencide etmeden...
Engelliler için güzel şeyler de oluyor. İşitme engelliler için açılan kurslara normal işiten insanlar da katılabiliyor. Görme engelliler için hazırlanan sesli kitaplar çalışmalarına da katılmak mümkün.

Meclisteki 600 millet vekilinden 5 tanesi engelli. Şafak Pavey konuşmasıyla, onurlu duruşuyla, düşünceleriyle ne güzel bir rol modeldi. Bazı Belediyeler engelliler için parklar, kaldırım düzenlemeleri, okuma salonları açarken neden bazılarının gündeminde bu çalışmalar hiç yoktur?

Ulaşılabilir yollar varken; Beynimizi, yüreğimizi, vicdanımızı, insanlığımızı ulaşılmaz kılmayalım. Hayat o kadar kısa ki...

Makbule ABALI-Eğitimci 
Mersin-3Aralık 2018




Aralık 21, 2016

BİR YENİ YIL HEDİYESİ...



Şehrin denize inen ara sokaklarından birisi burası. İki adım ötede deniz. Butik bir pastahane. Sade bir zevkle döşenmiş. Mavi ile beyazın hakim olduğu bir oturma düzeni. Dışarıda hasır koltuklar ve özenle yetiştirilmiş çiçekler görülüyor. Duvarda nazar boncukları, deniz kabuklarından yapılmış süsler, kapıda dokunaklı sesler çıkaran bir rüzgar çanı var. 
Eski bir gramofon rüzgar çanına eşlik ediyor adeta. Nedendir bilinmez hep hüzünlü şarkılar... Yıllar öncesinden eski ustalar ses veriyor. 

Akşama daha birkaç saat var. Günler kısaldı zaten. Eski yılın bitimine 8-10 gün kalmış. Yeni bir yıl; yeni umutlar, yeni heyecanlar, yeni girişimler demek olsa da herkes için değil. İçeride sadece 1 masa dolu. Masada 4 kadın oturuyor. İkisi 70 yaşlarında, diğer ikisi 40-45 yaşlarında. 

Yan masada biraz kulak misafiri olduğunuzda anlıyorsunuz ki iki yaşlı kadın konuşmaların merkezinde. Onlardan biri birden tiz bir sesle bağırıyor. "Her zamanki gibi bütün kurabiyeleri kendisi yedi. Bana hiç vermedi. Hep aç kalıyorum."
Genç bayanlardan biri: "Annem her zamanki gibi önce seni doyurdum. Yiyeceksen bir daha isteyelim."  İstek üzerine servisler yenileniyor. Yaşlı kadınların ikisi birden ayağa kalkarak tabaklardaki kurabiyeleri çantalarına dolduruyorlar. Oysa kurabiyeler yağlı. 
Öyle telaşlılar ki sanki günlerden beri aç kalmışlar.

Kadınlardan daha genç olanı:"Neyse sen halden anlarsın. Her yerde beni böyle mahcup ediyor. Hiç kimseye ziyarete gidemiyorum. Ancak Yaşlı Yaşam Merkezi'nde rahat vakit geçirebiliyor. Orada yaşıtları arasında daha mutlu. Bir iş başarınca kendini iyi hissediyor." 

Ansızın salonda bir ses çınladı: "Gene döktüm- gene döktüm..." Büyükçe bir bardak limonata masa örtüsünün üzerinde  adeta bir havuz oluşturmuştu. O arada diğer bardak da yaşlı bayanın şık elbisesinin üzerine döküldü. Kısa bir panik havası yaşandı. Garsonlar deneyimliydiler. Hemen ıslak mendiller getirildi, gerekli temizlik yapıldı. 

Ortalık sakinleşince masada bir suskunluk oldu. Deniz o kadar yakındı ki dalgaların sesini dinlediler bir süre. Bu arada gramofon devreye girdi; "Akşam oldu hüzünlendim ben yine..." Sadece havada değil, şarkılarda da hüzün vardı.Rüzgar çanı bir başka ritmle eşlik etti müziğe. 

Genç kadınlardan biri çantasından şık bir ambalaj içinde bir paket çıkardı; "Hayal Teyzeciğim size bir sürprizim var. çok sevdiğiniz  renkte bir kazak aldım size." Yaşlı bayan gülümsedi; "Ah canım kızım, baban gibisin sen de. o da hiç unutmaz. Dün o da portakal çiçeği kokusu almıştı." Genç kadın alçak sesle mırıldandı; "Annem babamı kaybedeli yıllar oldu. nasıl unutursun?" Hayalle gerçek gene kol kolaydı.

Sessizlik hepsini düşünmeye yöneltmişken birden tiz bir ses çınladı salonda. "Bir lokma ekmekle beni buraya kapatamazsınız." Yaşlı kadınlardan biri avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Birkaç kişi meraklı bakışlarla kapıdan içeriye başını uzattı.Garsonlardan biri durumu açıkladı.

Tedirginlik, kuşku bulaşıcı. Bu kez diğer yaşlı bayan öfkeyle ayağa kalktı. "Evimde bu yabancılar ne arıyor?" diye bağırıyordu. Masanın üstündeki eşyaları örtüsüyle birlikte yere savurdu. Tüm eşyalar farklı yönlere dağıldılar.

Hayat çok bilinmeyenli bir denklem gibidir bazen. Bir yanda mutluluk, huzur öte yanda hastalıklar, acı, hüzün...  Terazinin ibresi hangi yanda? Denge nasıl sağlanacak, kim sağlayacak...? Eski gramofonda başka bir şarkı çalmaya başlamıştı: "Dönülmez akşamın ufkundayız./ vakit çok geç/ Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç."


Rüzgar çanı ses vermeye devam ediyordu. İnsanın içini titreten farklı bir ses. Hayatın içinden hüzünlü bir şarkının son nağmeleri gibi...Henüz bitmemiş bir eserin son parçaları gibi...İç dünyalar böyleyken ya dışarıda? Dışarıda hayat tüm hızıyla, canlılığıyla devam ediyordu. İnsanlar yeni bir yılı karşılamaya hazırlanıyorlardı.







Haziran 14, 2016

YAŞ ALMAK YA DA YAŞLANMAK...(Pazartesi ya da Salı Nostaljisi )



Yunus Emre ömürden giden yılları ne güzel dile getirir:

"Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir, 
Sol göz yumup açmış gibi." 

1 Ekim "Dünya Yaşlılar Günü" olarak anılıyor. Eylül ve Ekim ayları her yıl adeta yaprak dökümü gibi... Bu yıl da her yıl olduğu gibi ünlü- ünsüz pek çok insanı kaybettik. Yahya Kemal "Eylül sonu" şiirinde şöyle seslenir:
"Günler kısaldı, Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa..."

Yaşlanmak ya da yaş almak insan olmanın gereği. Nasıl olduğunu çok da bilemeden, yıllar birbiri ardınca akıp geçiyor. Gün geliyor şaşırıp kalıyoruz geçen zamana. Geri getirilemeyecek o yıllarda güzel anlar, anılar çoğunluktaysa mutluluk, değilse mutsuzluk duyuyor insanoğlu. Her gün onu yaşayan kişiye özgü, her gün kişiye özel...Önemli günler" insanı yeniden düşündürdüğü, pek çok şeyi yeniden hatırlattığı için güzel. Günler öylesine çok ki, günleri anlamlandırmak, yeni dersler çıkarmak kişinin elinde.

Kırk yaş, gençliğin yaşlılığı, elli yaş, yaşlılığın gençliğidir." 
Victor Hugo böyle düşünüyor. Cahit Sıtkı Tarancı ise 46 yaşında yazdığı bir şiirinde şöyle sesleniyor:

"Neylersin ölüm herkesin başında, 
Uyudun uyanamadın olacak, 
Kim bilir nerede, nasıl, kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında."

Yaşlanmak ya da yaş almak, dünyaya bakışımızı da sergiliyor. "Yaşlanmak" yıpranmışlığı, çöküntüyü çağrıştırıyor. Oysa "yaş almak" daha olumlu, daha iyimser bir deyiş. Deneyim kazanmayı, olgunlaşmayı, değişimi vurguluyor. Ama sonuçta; yaş almak ya da yaşlanmak ikisi de hayatın belli bir döneminin artık geride kaldığını anlatıyor.  Yaş almanın belirtilerinden biri belki de, eski alışkanlıklarından kolay kurtulamıyor insan...

Yıllardır süregelen bir alışkanlık; Benimsediğim şiirlerden, özdeyişlerden küçük defterlere notlar almışım. Onları zaman zaman karıştırma ihtiyacı duyarım, yeniden yararlanırım. Bir bakıma yıllar öncesine küçük anlamlı yolculuklar gibi... Oysa biliyorum ki şimdilerde internet derya gibi. Belki yeniden, yeniden düşünmek de istiyoruz. Montaigne yıllar öncesinde şöyle diyordu; "Yaşlanmanın, yüzümüzden çok aklımızda buruşukluklar yaratacağından korkarım."

Defterlerimin, kitaplarımın arasında benimsediğim fikirleriyle eski dostlarla yeniden karşılaşmak cana can katmak gibi. İnternet geçmişi; gençliğimizde okuduğumuz, notlar aldığımız, altı çizilmiş cümlelerle dolu o kitaplara ulaşamıyor ki... Oysa deftere, kitaba dokunabiliyor insan. Ve belki de o geriye dönüşler yeniden insanı eski kimliğiyle buluşturuyor, belleğini tazeliyor.

"Umutlarını ve hayallerini bırakarak bezginliğe kapılan insan artık yaşlanmıştır."
John Barrymore.

                                                                         Ekim 2013