Sayfalar

ünlü şairlerden şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ünlü şairlerden şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 15, 2025

NÂZIM HİKMET'İ ŞİİRLERİYLE ANMAK...




24 EYLÜL 1945


En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olanıdır.

En güzel çocuk :

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz :

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz :

henüz söylememiş olduğum sözdür. 


MAVİ LİMAN

Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.

Seyir defterini başkası yazsın.

Kubbeli, çınarlı mavi bir liman.

Beni o limana çıkaramazsın.


* * *

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,

kendilerinden umutlu,

kendilerinden kederli, 

daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini.

İnsansız yaşayabildim

türküsüz hiçbir zaman.

Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de

Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin. 


Bu dünyada yiyip içtiklerimin,

gezip tozduklarımın,

görüp işittiklerimin, 

dokunduklarımın, anladıklarımın

hiçbiri, hiçbiri 

beni bahtiyar etmedi türküler kadar...


NAZIM HİKMET (1902-1963)







Nisan 13, 2024

ÜNLÜ ŞAİRLERİN DİZELERİNDE BAHAR (Bir Bayramın Ardından )

 


SEVDA ÜSTÜNE

Küçük pencerem bahçeye bakar

Bademler erikler geceye bakar

Bir ışık dökülür yapraklardan şıkır şıkır

Filizler susmuş, tohumlar uyumuş

Bir an durmuş, genişlemiş büyümüş 

Bir eski şarkı, bir eski bahar, bir bildik deniz 

Vakit nisan ortasındaki bir akşam...


Bu şiirde sevda sevda üstüne

Senelerdir veda veda üstüne

Yaralı yüreğimde dağ dağ üstüne

Vakit Nisan ortasında bir akşam

Mehtap ettiğinden bihaber

Kuşlarla, çiçeklerle, balıklarla beraber

İki tel kumral saç olsa avucumda şimdi 

Ağlayıp ağlayıp avunsam.

Turgut UYAR 1927-1985 



BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

Hava ne kadar güzel öğretmenim 

Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel

Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim 

Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın

Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya 

Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar

Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar

Hepsi hepsi ortada öğretmenim 

Ne olur biz de gidelim

Burda kalsın iğneli karafatmalar

Burda kalsın kitaplar 

Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar

Burda kalsın hepsi 

Bomboş kalsın evler okullar

Hapishaneler, hastaneler... 

Öğretmenim sevgili öğretmenim 

Sırtımıza alırız hastaları

Kim bilir ne özlemişlerdir kırları

Ya mahpuslar.

Ne sevinirler kim bilir

Sarılıp sarılıp öperler adamı

Melih Cevdet ANDAY 



BAHAR GELİYOR

Damlardaki kar, saçaklardaki buz,

Kanı kaynayan suya dar geliyor.

Haberin var mı? Oluklardan 

Akan su sesinde bahar geliyor.


Duy güneyden estiğini rüzgarın;

Göreceksin neler olacak yarın.

Yuvada çırpınan yavru kuşların

Uçmak hevesinde bahar geliyor.

Cahit Sıtkı TARANCI



HABERİN VAR MI ?

Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğruna ölümlere gidip geldiğim,

Zulamdaki mahzun resim,

Haberin var mı?

Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin... 

Ahmed ARİF 



BAHARIN İLK SABAHLARI

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar

Karşı damda bir güneş parçası,

İçimde kuş cıvıltıları şarkılar;

Bağıra çağıra düşerim yollara,

Döner döner durum başım havalarda


Sanırım ki günler hep güzel gidecek

Her sabah böyle bahar

Ne iş güç gelir aklıma ne yoksulluğum 

Derim ki: "Sıkıntılar durdursun!"

Şairliğimle yetinir,

Avunurum.

Orhan Veli KANIK













 



Şubat 23, 2024

GÜNÜN EN GÜZEL ARMAĞANI



Evimizde gün erken başlar. Sabah saat 07.00 gibi  gün ışığı pencereden süzülür, yeni bir günün başlangıcını müjdeler. Günler kısaldığında çalar saat gün ışığının görevini üstlenir. Erken başlayan gün erken de biter. Saat 22.30- 23.00 arası getiri ve götürüleriyle eski gün uğurlanır. Sıradan bir yeni günün planları da vardır tabii. Bazen sürpriz değişimler farklı bir gün yaratsa da hayat devam eder. Sürprizler hayata renk katar, duygularda, davranışlarda iniş çıkışlarla yaşamın bir başka yönünü görmemizi sağlar.  O yüzden sürprizleri çok severim. 

"Yazmak yaşamaktır." diyordu ünlü yazar Oktay Akbal. Gerçekten yazarken yaşadığını, var olduğunu hissediyor insan. Yazıya başlamak bir düşünce akışına yol açıyor. Algıda seçicilik başlıyor, Çevrenizi daha dikkatli gözlüyor, zihninizde yeni kayıtlara girişiyorsunuz. Görmek, duymak, koklamak, tat almak, dokunmak,  duyarlı olmak, bir başka anlam ve değer kazanıyor. Böylece farkındalıklarınız da artıyor. Yazma tutkum, yazdıklarımı kalıcı kılma isteğine dönüşünce bir blogda  yazmaya başlamıştım. İyi ki başlamışım, 14 yıldır ne güzel insanlar tanıdım. 

 Olabildiğince her sabah  kahvaltı sonrası bloğu ziyaret eder, gözden geçiririm. Bu sabah ondan önce kapı zili çaldı, kargo diye seslendi bir görevli. Beklenmedik bir sürpriz. Kızımın benim adıma siparişleri vardı ama bu kadar erken beklemiyordum. Paketin üstünü okuyunca sürprizin kaynağı belli oldu: İstanbul'dan blog arkadaşım sevgili Kadriye Zihni Erdem, daha önce sözünü ettiği Şiir Gazetelerinin yanına  "40 Şairin Eli " adlı harika bir kitap eklemiş, inci gibi bir el yazısıyla  günün en güzel armağanını adresime postalamıştı.  Yeni bir güne ta uzaklardan gönül dolusu mutluluk postalanmıştı..




"Çıngıraklı Sokak" adlı aylık şiir gazetelerinin Ocak ve Şubat sayıları dopdolu. Doğrusu ülkemizde aylık bir şiir gazetesi çıktığını bilmiyordum. Fiyatı sadece 10 TL, başlığın hemen altında  "Şiir yeryüzünün vicdanıdır." yazısı yer alıyor. Ocak sayısında Oktay Akbal'ın çok anlamlı bir sözü var: " Şiir, kurşun rengi dünyayı mavileştirir, açmayan güneşi açtırır, yağmayan yağmuru yağdırır. İçimize dışımıza... " Şubat sayısında Özdemir Asaf'ın bir sözü: "Herkesin bir öyküsü vardır ama şiiri yoktur." 

"40 Şairin Eli "  çok özenli bir baskıyla yayına hazırlanmış, içinde ünlü şairlerin fotoğrafları, el yazılarıyla verilmiş şiirleri ve yaşam öyküleri yer alıyor. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Kadıköy Belediyesi iş birliği ile gerçekleşen " Nazım Hikmet'ten Bugüne El Yazması  Şiirler Sergisi' 2017 yılında düzenlenmiş daha sonra 21 Mart Dünya Şiir Günü'nde kitap haline getirilmiş. Yıllar geçtikçe değer kazanan bu esere emeği geçenleri kutluyoruz. 

Kitaptan bir sayfayı açtım; Orhan Murat  Arıburnu-  "Utanmak Lâzım" şiirini ekliyorum:

UTANMAK LAZIM 

Çocuklar,

Ölüyorsa bir savaşta 

Analar ana

Babalar baba değildir 

Çocuklar,

Ölüyorsa açlıktan

İnsanlar, insan 

Uygarlık , uygarlık değildir ! 

Orhan Murat ARIBURNU


ŞAİRİN EL YAZMASI ŞİİRİ 



SEVGİLİ KADRİYE, 

Merhaba. Yeni bir güne öyle güzel bir başlangıç yaptın ki. Belki yaş aldıkça, güzel olaylar, güzel insanlar da çoğaldıkça coşkulu anlarımıza gözyaşlarımız da eşlik ediyor. Duygu yoğunluğu yaşıyor insan. 

İyi ki yazıyoruz. İçimizden gelerek paylaştıkça mutlu oluyoruz. Yüzünü görmediğimiz, sesini duymadığımız blog dostlarımızla iletişim kurabiliyoruz. Blog olmasa nasıl tanışırdık, bu güzel etkinliklerden nasıl haberdar olurdum ?

İnceliğine, duyarlılığına sonsuz teşekkürler. Gönül dolusu sevgiler.

Makbule Abalı

23 Şubat 2024 Urla







"ÇINGIRAKLI SOKAK "  Aylık ŞİİR Gazetesinin Ocak ve Şubat sayıları

Ocak 11, 2024

ATAOL BEHRAMOĞLU- HER ŞEY ŞİİRDİR.


Kış mevsiminin soğuk günlerini yaşıyoruz. Mevsimin ikinci ayı her yerde kendini hissettiriyor. Özellikle böyle günlerde şiirin ılımlı köşe başlarında gezinmek  iyi geliyor insana. Fırtınalı bir havada  sakin bir limana sığınmak gibi. 

Zaman zaman şiir kitaplarımı karıştırıyorum. Her birinin ayrı bir tadı var. Her kademede okullarımızda çocukları, gençleri şiirin gizemli dünyasıyla tanıştırmak ne iyi  olur diye düşünüyorum. Çok yönlü düşünebilen, insana saygılı, hoşgörülü kuşakların yetişmelerine katkı sağlamak gibi.

Ataol Behramoğlu'nun  "BEYAZ, İPEK GİBİ YAĞDI KAR" adlı kitabını 13 yıl önce almışım. Mersin Kültür Merkezi'nde çok güzel bir şiir dinletisi sonunda sıraya girip imzalatarak kitap sahibi olmak ne büyük mutluluktu. Kitabın 4. baskısı. Arka kapakta şöyle yazıyor:  ""Cumhuriyet Dönemi şiirimizde kendine özgü bir yeri olan Ataol Behramoğlu 50 yıldır yazdığı dizelerden 100'ünü seçip ayırdı. "Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar" 50 yıldan seçilmiş 100 şiirinden oluştu. Lirik... Epik... Kişisel... Toplumsal şiirler... Ataol Behramoğlu'nun dünya dillerine çevrilmiş, uluslararası ödüller almış şiirlerinden bir seçkidir bu kitap. Hem bir şiir seçkisi hem de şiir dilinde bir Türkiye öyküsü."

Ataol Behramoğlu 13 Nisan 1942 yılı Çatalca'da doğumlu. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Rus  Dili ve Edebiyatı mezunu. Şair, yazar, gazeteci.

Kitapta yer alan şiirlerinden dizeler seçmeye çalışarak bir demet hazırladım; Bir kış günü baharı yaşamak gibi... 

Makbule Abalı- Eğitimci 

11 Ocak 2024 



*BAHAR ŞİİRİ

Bu sabah mutluluğa aç pencereni

Bir güzel arın dünkü kederinden

Bahar geldi bahar geldi güneşin doğduğu yerden

Çocuğum uzat ellerini

Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı

Duy böyle koşturan sevinci

Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor 

Toprak ananın kalbi

Şöyle yanı başıma çimenlere uzan

Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın

Baharın gençliğin ve aşkın

Türküsünü söyleyelim bir ağızdan 

**********



*SEVGİNİN ÖNÜNDE

Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım

Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil kızım

Zulmün önünde dimdik tut onurunu

Sevginin önünde eğil kızım 

**********



*HER ŞEY ŞİİRDİR...

Her şey şiirdir, uğultusu rüzgârın

Bir ırmağa usulcacık yağan kar

Her gece okunan bir dua çocuklukta

Gökyüzünde bölük bölük turnalar


Her şey şiirdir, sevinç ve keder

Dünyada olmak duygusu...

 Kıyıda, ıssız kayalıklarda

Kendi başına ışıldayan su


Her şey şiirdir, şimdi, şu anda 

Ak kâğıt üzerinde dolanan elin

Karşıki avluda salınan söğüt

Yandaki odada uyuyan bebeğim


Her şey şiirdir, çağrısı aşkın

Bahar toprağından yükselen tütsü 

Umut ve acı, başlayan ve biten,

Yağmurun ve akıp giden hayatın türküsü


Her şey şiirdir ve bir gün belki

İlk aşkım, ilk göz ağrım şiir

Koynunda ona yazdığım mektuplar

Bir yerlerden çıkıp gelecektir... 

**********



*BEBEKLERİN ULUSU YOK 

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Başlarını tutuşları aynı

Bakarken gözlerinde aynı merak

Ağlarken aynı seslerinin tonu


Bebekler çiçeği insanlığımızın 

Güllerin en hası, en goncası

Sarışın bir ışık parçası kimi

Kimi kapkara üzüm tanesi


Babalar çıkarmayın onları akıldan

Analar koruyun bebeklerinizi

Susturun susturun söylemeyin

Savaştan, yıkımdan söz ederse biri


Bırakalım sevdayla büyüsünler

Serpilip gelişsinler fidan gibi

Senin benim hiç kimsenin değil

Bütün bir yeryüzünündür onlar

Bütün insanlığın gözbebeği


İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu

Bebeklerin ulusu yok

Bebekler, çiçeği insanlığımızın 

Ve geleceğimizin biricik umudu...

**********


Şiir severler adına;  Ataol Behramoğlu' na yürekten teşekkürler, saygılar.
Tüm Dünya Ülkelerinde çocukların;  sevgi ve barış ortamı içinde şiirler, şarkılar, türküler söyleyerek, oyunlar oynayarak büyümeleri dileği ile... 

Makbule Abalı- Eğitimci
11.01. 2024 Urla    



Aralık 15, 2023

TEVFİK FİKRET- MİLLET ŞARKISI

 


Tevfik FİKRET Tanzimat Dönemi şair, yazar, düşünür ve öğretmenlerinden.  

24 Aralık 1867 İstanbul doğumlu. 19 Ağustos 1915'de vefat etmiş.

1888 Yılında Galatasaray Lisesi'ni (Mekteb-i Sultani ) birincilikle bitirmiş. 

Edebiyat Dünyamıza sayısız eser kazandırmış. Millet Şarkısı'nı 1908'de yazmış.

MİLLET ŞARKISI

Çiğnendi yeter, varlığınız cehl ile kahre; 

Doğrandı mübarek vatanın bağrı sebepsiz

Birlikte bugün bulmalıyız derdine çare, 

Can kardeşi, kan kardeşi şan kardeşiyiz biz.


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; 

Ey halk yaşa, ey sevgili millet, yaşa. Var ol!


Gel kardeşim, annen sana muhtaç, ona koşmak...

Koşmak ona, kurtarmak o bî-bahtı vazifen.

Karşında göğüs bağr açık ölgün, yatıyor bak;

Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!


 Her an o güzel sineyi hançerliyor eller

İmdadına koşmazsak eğer mahvı mükerrer.

Zulmün topu var, güllesi var, kalâsı varsa, 

Hakkın da bükülmez kolu, gülmez yüzü vardır.

Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa, 

Sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır. 


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol!

Ey hak, yaşa, ey sevgili millet, yaşa... Var ol!


Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?

Yok, kalmadı,  hâşâ sana zillet pederinden

Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi; 

Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.

İnsanlığı pâ-mâl eden alçaklığı yık, ez;

Billâh yaşamak yerde sürüklenmeye değmez.


Haksızlığın envâını gördük.. Bu mu kanun?

En gamlı sefâletlere düştük.. Bu mu devlet?

Devletse de, kanunsa da , artık yeter olsun;

Artık yeter olsun bu dênî zulm-ü cehâlet .. 


Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol; 

Ey hak yaşa ey sevgili millet yaşâ, var ol! 

Tevfik FİKRET


Açıklamalı sözcükler:

Cehl - Cahillik

Kahre- Zorla

Ehven- Daha iyi, daha az kötü

Bibaht- Bahtsız 

Mükarrer- Kuşkusuz 

Mezellet- Alçaklık, alçalma

Pâmâl- Ayaklar altına alma

Dêni- Rezil, alçak 









Aralık 25, 2022

KUŞLAR...(Ünlü Şairlerin Dizeleriyle )


 * Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı


* Gider kim sular fesleğenleri

 Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?

Ahmet Telli


*Kuşlar ölür, sen uçuşu hatırla.

Füruğ Ferruhzad


*Bir durgun sudayız. 

.Konuşsak da kuş uçmuyor içimizdeki ormandan

Şükrü Erbaş 


*Kuş olsun insan olsun,

Yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.

Edip  Cansever


*Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.

Haydar Ergülen.


*Kuşlarını alıp gidiyor gök.

 İlhan Berk


*Ben küçükken çok kuş vurdum, iyi adam değilim.

Geliştirdiğim duyarlılıkların alayını toplasan kanadını kanattığım 

tek bir serçe yavrusunu iyi etmiyor.

Ali Lidar


*Kuşlar mıdır onlar ki her akşam alemlerimizden  sefer eyler ?

Akşam yine akşam yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam.

Ahmet Haşim


*Kuşçu amca!

Bizim kuşumuz da var,

Ağacımız da.

Sen bize bulut ver sade

Yüz paralık.

Oktay Rifat-Orhan Veli


Derleyen: Makbule Abalı

Aralık 2022

Fotoğraf: İnternetten


Kasım 15, 2022

ORHAN VELİ' DEN SEÇMELER...

 İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Kuşlar geçiyor, derken;

Yükseklerden, sürü sürü çığlık çığlık.

**********

DEĞİL 

Bilmem ki nasıl anlatsam;

Nasıl, nasıl size derdimi!

Bir dert ki yürekler acısı,

Bir dert ki düşman başına

Gönül yarası desem...

Değil!

Ekmek parası desem...

Değil!

Bir dert ki...

Dayanılır şey değil.

**********

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Mısralarımda;

Dokunabilir misiniz

Gözyaşlarıma, ellerinizle ?


Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

Bu derde düşmeden önce .


Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

Orhan Veli KANIK

 (Ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.)

D: 13 Nisan 1914

Ö: 14 Kasım 1950 

**********

İstanbul Katliamını kınıyor, acıyı paylaşıyoruz. Ülkemize büyük geçmiş olsun. M.A




Haziran 02, 2016

YAZ SICAĞI...



Baharın ardından yaz da geldi. Sanki bu yıl mevsimler ardı ardına çok hızlı gelip geçiyor. Biz insanlar hep öyle deriz belki de. Beklentilerimize göre bazen her şey çabuk gelip geçer. Ya da bekleriz  günlerce gecelerce... Ömür törpüsü gibi geçer zaman... 
Bu yazın çok sıcak geçeceğini dile getiriyor uzmanlar. Dünyanın dengesi değişti. Mevsimler de sanki bu  düzensizliğe ayak uydurdu. Zamansız soğuklar, zamansız sıcaklar yaşanıyor mevsim geçişlerinde...

Baharı ünlü şairlerin şiirleriyle uğurlamıştık. Yaz'a da gene ustaların şiirleriyle merhaba demek geldi içimden:

ÖMÜR DEDİĞİMİZ NEDİR Kİ?

Ömür dediğimiz nedir ki?
Çay bardakta
Soğuyana dek geçen zaman
Çayınız bardakta soğumadan 
Tadıyla için hayatı
Soğutmadan sevgileri
Soğutmadan sevdaları
Soğutmadan dostlukları
Yaşayın doyasıya
Seviyorsanız koşun ardından 
Beş dakika bile duracak zaman yok
Kırmadan, incitmeden 
Sevin insanı
Kırmaya zaman yok
Çayınız bardakta soğumadan
İçin çayınızı hayat geçiyor
Yaşamamak yüreklere zarar...

                          Can YÜCEL



TOPRAĞA DÜŞEN

Ona "Haydi
Savaşa" dediler
Başkaca bir şey 
Söylemediler

Aldılar köyünden
Davulla, zurnayla
Geride üç çocuk
Bir eş ve bir ana

Eline bir silah
Tutuşturdular
Ve karşılaştı
Düşman ordular

Vurulup düştü
İlk çatışmada 
Göğsünde bir oyuk 
Üç delik alnında 

"Ey bu topraklar için
Toprağa düşen"
Bir karış toprağın 
Var mıydı yaşarken?

                 Ataol BEHRAMOĞLU


TARANTA BABU'ya Beşinci Mektuptan bir bölüm

Yaşamak ne güzel şey
Taranta Babu
Yaşamak ne güzel şey...
Anlayarak bir usta kitap gibi
Bir sevda şarkısı gibi duyup
Bir çocuk gibi şaşarak YAŞAMAK
Yaşamak:
Birer birer ve hep beraber
İpekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
Sevinçli bir destan
Okur gibi YAŞAMAK...
                           Nazım Hikmet RAN






Mayıs 26, 2016

BİR ŞİİR GİBİ...



Mayıs Ayının da sonuna geldik. Ömürden bir bahar daha geçti. En sevdiğim aylardır Nisan ve Mayıs. Bitince üzülürüm sanki.  Her mevsim kendine özgü yaşanmışlıkları barındırıyor içinde. Günler bazen güneşli, bazen fırtınalı ya da parçalı bulutlu. İnsanın iç dünyası gibi...

Ama biliyoruz ki her gün yeni bir güneş doğuyor, her gün yeniden farklı bir gün başlıyor. Ve her gün karanlığın ardından yeniden aydınlanıyor dünya... İyi ki şiir dünyası var, iyi ki şairler var, dünyanın değişimine yardımcı olan. Zaman zaman şiirin o sihirli dünyasına girmek lazım. Şiirsel bir havayı solumak insanı rahatlatıyor. Şiirle daha sakin, daha rahat düşünüyor insanoğlu...

BEBEKLERİN ULUSU YOK

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerinin tonu

Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi

Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri

Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği

İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın 
Ve geleceğimizin biricik umudu...

                                         Ataol BEHRAMOĞLU


YAŞAMAYA DAİR

Yaşamak şakaya gelmez.
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı
yetmişinde bile mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara filan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

                                      Nazım Hikmet RAN



Ekim 03, 2015

ÜNLÜ ŞAİRLERDEN SONBAHAR DEYİŞLERİ...



20 Eylül 1945

Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerinle doluyum;
Zaman gibi, madde gibi ebedi,
göz gibi çıplak
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl kelimeler.
Kelimelerin geldiler bana,
yüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar:ana,
onlar:kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar,sevinçli, 
umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar.

                    Nazım Hikmet Ran



              HAZAN

Güller ki, bütün mevsim usanmış kanamaktan,
Güller ki, bakıp yollara, bekledi hazanı;
Güller gibi aylarca hayal ettim, uzaktan,
Yaprakların altın gibi savrulduğu anı.

Bir mevsim o yollardan, o yaz bahçelerinden,
Günler vererek el ele, hülya gibi geçti.
Yapraklar uçarken kuru dallar üzerinden,
Ömrün daha bir mevsimi rüya gibi geçti.

                             Munis Faik Ozansoy


Temmuz 31, 2015

BASİT YAŞAYACAKSIN...



Mesela; susayınca su içecek kadar basit,
Dört çıkacak , iki ikiyle çarptığında,
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
"seni seviyorum" gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük.
Ve öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak , sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken
                                                      gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
"fa diyez"in mutluluğunu.
Makyajın ilk "a"sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
"Bilmiyorum" diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek, 
bir "istemiyorum" diyebilmeye.
Ne durduğunu fark etmeyecek abanın altında.
Saatin sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit...

                                       Nazım HİKMET