Sayfalar

kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 03, 2026

ÇOCUK GÖZÜYLE-KUŞLAR VE ÇİÇEKLER

 

ÇİÇEKLER DE KÜSER Mİ? 

Günlerce günlerce bekledim

Bir pembe gülün açmasını...

Küsmüş müdür acaba dedim

Hayır, acemi bir el onu incitmişti,

Yanlış yerden kesilmişti...


KUŞ AKLI

Neden küçümserler 

Kuş beyinli derler

Kuşlara hakaret edercesine...

Bilmezler mi ki kuşların 

Dağlar, denizler aşıp 

Gökyüzünde kilometrelerce yol alıp 

Tekrar eski yuvalarına ulaşabildiklerini... 


Makbule Abalı- Eğitimci 

3 Ağustos 2026 Urla-İzmir





Temmuz 30, 2026

KUŞLAR GİBİ...

 Gökyüzünü masmavi bilirdi çocuklar

Ansızın kıpkırmızı oldu her yer

Gökyüzü karardı, kirlendi

Kapkara bulutlara şaşırdı, korktu küçükler

Bir çocuk annesine sordu:

Neden gökyüzü öfkelendi, kızardı anne?

**********

Yangınlar günlerce gecelerce sürdü;

Gökyüzü kıpkırmızı

Her yer dayanılmaz sıcak 

Her şey karmakarışık 

Mevsimler, iklimler, kayıtlar 

Bütün bilgiler, tüm değerler altüst 

Dünya zamansız yakalandı...

**********

Yurtsuz , evsiz insanlar gibi 

Kuşlar da perişan, şaşkın 

Hep birlikte göç ediyorlar 

Soluk alamadıkları diyarlardan 

Sığınacak tek ağaç kalmamış, ormanlar yanıyor 

Her şey tutuşmuş, kavrulmuş, yanmış 

Kanadı kırık, tüyleri dökük kuşlar gibi... 

**********

Gökyüzü bir renk paleti gibiydi 

Ana renkler kayboldu

Kıpkırmızı oldu her yer 

Alevler kavurdu, yok etti ne varsa

İnsanlar çaresiz, insanlar suskun

Kuşlar gibi ürkek, 

Kuşlar gibi kaygılı 

Doğanın tükenişine ağıt yakıyorlar...

Makbule ABALI- Eğitimci 

30 Temmuz 2026 Türkiye 







Ocak 04, 2025

GÖÇMEN KUŞLAR...


En kısa günlerde, soğuklarda bile

Havada kuş sesleri var;

Kanat çırpışları, haykırışları

Uçurtmalar bile uzakta  kalmış.

Kuşların kuş beyinli olmadıkları kesin. 

Öyle uyumlu ve düzenliler ki

Sıra halinde dizilip uçuşlarından belli

Yorulunca öndekilerle arkadakiler yer değiştiriyor,

Tek başına uçan yok, sürüler halinde.

Yağmur, rüzgâr, fırtına, boran 

Hiçbiri engel değil uçuşlarına 

Ne boyun eğiyorlar engellere,

Ne kaçıyorlar zorluklardan

Özgür, bağımsız, her türden  kuşlar.

Ah kuşlar, göçmen kuşlar!

Sizin uçuşunuza  imrenen ne  çok insan  var.

Yönünüz belli, yeriniz, yurdunuz belli

İklimler, mevsimler değişirken 

Masmavi göklerde kanat çırparak

Uçun kuşlar... uçun kuşlar

Uzak diyarlara,  bildiğiniz-bellediğiniz gibi uçun... 


Makbule ABALI-Eğitimci

Aralık 2020-Mersin

Görsel: Mersin Mezitli Deresi (Amatörce bir çekim.)


                                       Edip Akbayram- KUŞLAR

                                       Bugünlerde hastanede olan değerli Sanatçımıza şifa dileyerek...


 Güncelleme: 4 Ocak 2025

Aralık 07, 2023

YAĞMUR VE KUŞLAR

 



YAĞMUR VE KUŞLAR

Mevsim kış,

Aylardan Aralık

Yağmur yağıyor;

Bardaktan boşalırcasına

İçim titriyor...

Kimler ıslandı,

Kimlerin evini su bastı,

Kimler çadırda,

Kimler evsiz, sokakta ?

Ya diğer canlılar...

Yuvadan atılmış kediler, köpekler 

Hangi kapı eşiğinde bir dost eli bekler ?

Ve kuşlar; 

Sürekli yer değiştiriyorlar

Eskiler gidiyor, yenileri geliyor. 

Ötüşlerinden belli,

Her biri başka telden

Bir başka şakıyorlar. 

Yağmurda ağaçlar barınakları ;

Bir ağaç ne kadar koruyucudur 

Nereden, nasıl beslenirler

Islanmış tüyleri nasıl kurur ?

Düşünürken bile içim soğuyor,

Yüreğime usul usul yağmur yağıyor...


Makbule ABALI 

Urla Aralık 2023










Ocak 26, 2023

KUŞLAR VE ÇOCUKLAR...

 


Kuşlar ve çocuklar;

Nasıl da severler birbirlerini

Ve ne çok benzerler birbirlerine...

Aydınlık bir güne uyanır kuşlar;

Kuş sesleri yayılır ovalara

Oyunlarda, şarkılarda çocuklar...

Kuş beyinli, çocuk akıllı dense de

İnanmayın siz onlara.

Akşam olunca;

Kuşlar yuvalarına gider,

Çocuklar evlerine 

Sevgi, güven, ilgi ararlar

Dünyanın en saf, en masum 

canlılarıdır onlar.

Kuşlar da insanca konuşur bazen,

Sevgi dili bir başkadır;

Sessiz, sedasız, etkili 

Konuşmayan hayvanlar bile anlar

Sevgi dilinden...


Makbule Abalı

26 Ocak 2023 Urla





Aralık 26, 2022

BİR KUŞ ÖYKÜSÜ...


 Zamanla öğreniyor  insan.  Hayat deneyimlerle anlam kazanıyor, bütünleşiyor. "Kıssadan hisse" derlerdi  eskiler ; Çok eskiden kanaryası ötmeyen bir çocuk varmış. Çaresiz kalınca  "Kuşum ötmüyor, ne yapsam" diyerek çevresine sormaya başlamış. 

Sorduğu ilk insan bir hukukçu ; "Biraz zorlarsan öter." demiş. İkinci insan bir savaşçı: "Kopar başını olsun bitsin." demiş.  Çocuk irkilmiş, koşarak uzaklaşmış oradan. Üçüncü kişi bir eğitimci: " Yarına kadar bekle bakalım. " olmuş cevabı. Birkaç gün sonra kuş gerçekten ötmüş.  Sevgi, sabır, ilgi, vefa onu dile getirmiş.

Bizim de evde beslediğimiz ilk kuş bir muhabbet kuşuydu. Çok sevdiğimiz  bir dostumuz anneme hediye getirmişti; Cankuş koyduk adını. Bir süre sonra bizlere öylesine alıştı ki evin içinde serbestçe dolaşır oldu. Tüm odalara girip çıkardı. Özellikle kitaplıkta kitapların üstüne konmayı nasıl da severdi. 

Altmış kadar kelime öğrenmişti, taklit yeteneği çok güçlüydü.  Eve gelen konukları "günaydın" diyerek şaşırttığı çok olmuştur. Hepimizi çok severdi, bizler de ona sevdalıydık.  Hep birlikte Mersin'den yaylaya bile gittik. Yayla kuşlarıyla birlikte ötüştüler. 

Bir gün onu bir haftalığına bir akrabamıza bırakıp İstanbul'a gittik. Önce hastalık, sonra ölüm haberini aldık Cankuş'un. Eşimle birlikte ağladığımızı hatırlıyorum.  Acının etkisi aynı... Kadın ya da erkek fark gözetmiyor. Kuşlar çok narın, sevgi dolu, naif canlılar. Dünyaya bir veda mesajı bile bırakamadan hastalanıp ölüyorlar.

Bu yıl Mayıs ayında bir gün yeni evimize torunlarımız Lina ve Rüya anne babalarıyla, ellerinde bir kafesle birlikte geldiler. O gün doğum günümdü, yeni muhabbet kuşumuz onların sürpriz hediyesiydi.  Çok mutlu oldum... Çok küçücüktü, adını "Minik" koyduk. Yeni yerine, bizlere alışma sürecinde çok tedirgindi. Dünyadaki akranlarının aksine , muhabbet kuşlarında dişi kuşlar konuşmuyor, mor gagalı erkek kuşlar konuşuyor. 

Kafesine bir  salıncak da koyunca nasıl sevindi. "Artık dedik zamanı geldi  konuşacak." Ama olmadı, konuşmadı. Kuşlar  gökyüzünde özgürce uçmaya alışkınlar deyip Cankuş gibi evde uçurma denemelerine giriştik. Önce çok bocaladı, yere kondu uçamadı, yükselemedi. 

Sınama- yanılma denemeleri sonucunda uçmayı başardı.  Uçarken özellikle evin içindeki çiçeklerden yapraklı dalları, kuş biblolarının olduğu köşeleri seçiyor. Omuzlara  konmayı da öğrendi. Artık sabırla ilk sözcüğünü bekliyoruz.  Yarınlar umarız çok uzak değildir...

Makbule Abalı

25 . 12. 2022






Aralık 25, 2022

KUŞLAR...(Ünlü Şairlerin Dizeleriyle )


 * Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı


* Gider kim sular fesleğenleri

 Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?

Ahmet Telli


*Kuşlar ölür, sen uçuşu hatırla.

Füruğ Ferruhzad


*Bir durgun sudayız. 

.Konuşsak da kuş uçmuyor içimizdeki ormandan

Şükrü Erbaş 


*Kuş olsun insan olsun,

Yalnızlık sevmeyi bilmeyenlerin icadı.

Edip  Cansever


*Yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime.

Haydar Ergülen.


*Kuşlarını alıp gidiyor gök.

 İlhan Berk


*Ben küçükken çok kuş vurdum, iyi adam değilim.

Geliştirdiğim duyarlılıkların alayını toplasan kanadını kanattığım 

tek bir serçe yavrusunu iyi etmiyor.

Ali Lidar


*Kuşlar mıdır onlar ki her akşam alemlerimizden  sefer eyler ?

Akşam yine akşam yine akşam

Göllerde bu dem bir kamış olsam.

Ahmet Haşim


*Kuşçu amca!

Bizim kuşumuz da var,

Ağacımız da.

Sen bize bulut ver sade

Yüz paralık.

Oktay Rifat-Orhan Veli


Derleyen: Makbule Abalı

Aralık 2022

Fotoğraf: İnternetten


Kasım 29, 2021

KELİME OYUNU 52- SON UÇUŞ (Mini Öykü)

 Bloglar arasında Kelime Oyunu devam ediyor. Bu haftanın kelimelerini Deeptone belirledi. 

Bu öyküyü  oluştururken bulunması gereken kelimeler: Kuş tüyü, kuyu, Çatı, ipek, Mermer.


SON UÇUŞ... (ÖYKÜ)

O zamanlar 7-8 yaşlarındaydım. Bahçesinde kuyu olan iki katlı , sarmaşıklı  bir evde otururduk. Kuyunun  suyu içilmezdi, bahçe sulama amaçlı  kullanılırdı. Ama tehlikeli olur düşüncesiyle üstü hep kapalı olurdu.

Mevsim geçişlerinde çatının üzerinden sürüler halinde kuşlar geçerken bütün çocuklar el sallardık. Bahçe çok kalabalık olmazsa bir mola verirler, bahçedeki süs havuzunun kenarındaki mermere konarak su içerlerdi. Onların çırpınarak su içişlerini izlemeye bayılırdım. Birbirlerinin sıralarını hiç almazlardı.

Keşke benim de bir kuşum olsa dediğim çok zaman olmuştur. Babam "Kuşlar özgür olmalı" derdi. "Onlar açık havada yaşamalılar." Ama bir gün zorunlu olarak bir kuşa sahip oldum. Kuşlar sürü halinde havuzdan su içip giderlerken bir tanesi uçamadı, en geride kaldı.  Onu kurtarmak için elimi uzattım. Önce ürktü sonra kaçmadı da.  Annemin ipek fularını istedim. Zaten eskimişti, yumuşacıktı. Kuşu sardım sarmaladım. Canlandı. 

Ama bir gün daha dinlensin istedim. Korumaya aldım. Anneme, babama söz verdim. Sadece bir günlüğüne. Ertesi sabahı zor bekledim. Gözümden yaşlar akarak kucağıma aldım, kucakladım. Ömrü o kadarmış. Oysa adını bile hazırlamıştım. Ondan geriye bir kuş tüyü kaldı. Mavi, ipek gibi bir tüy. Onu oymalı ahşap bir kutunun içinde saklıyorum . Sürüden kaybolduğunu diğer kuşlar anlamışlar mıdır acaba...?

Makbule ABALI

Kasım 2021

Mart 14, 2017

BAHARIN FARKINDA OLMAK...



Eskiler üç cemre de düştükten sonra hava ısınır, bahar gelir derlerdi. Gerçi havalar hala tam ısınmadı ama bahar yanı başımızda. Tüm belirtileriyle kendini hissettiriyor. Çevremize dikkatli bir gözle baktığımızda bahar her yerde. Beş duyumuza göz kırpıyor adeta.

Önce ortamdaki kokuyu algılıyor insan. İçimizi ferahlatan, rahatlatan bir koku bu. Sümbül, nergis gibi çiçeklerin kokuları, yağmurla karışık toprak kokusu. Çocuklar evden dışarıya çıkmış, bahçe-park yoksa bile sokağın, mahalle arkadaşlarının dayanılmaz çekiciliği. Onların neşeli çığlıkları çalınıyor kulağımıza. Bazen eski güzel bahar şarkıları duyuluyor uzaklardan; "Bir bahar akşamı rastladım size/ Sevinçli bir telaş içindeydiniz./ Derinden bakınca gözlerinize/ Neden başınızı öne eğdiniz? "


Gözümüz de bahardan payını alıyor; Portakal çiçekleri henüz açmamış ama kayısı, badem, erik ağaçları bembeyaz çiçeklerle donanmış. Bahar esintisini yüzünüzde, elinizde hissediyorsunuz. Hafif bir dokunuşla yüzünüzü, saçlarınızı okşayıp geçiyor adeta. "Ben geldim" diye müjdeliyor sanki. 
Mevsim meyveleri damağınıza hitap etmeye hazır. Henüz fiyatları el yakıyor ama yakın zamanda tat alacak hale gelirler. Bahar beş duyumuza sesleniyor; Görerek, koklayarak, duyarak, dokunarak, tadarak baharı anlamak, algılamak mümkün.


Bahar "farkındalık" ister; Deniz kenarında el ele yürüyen yaşlı bir çift görürsünüz. Hayatlarının sonbaharında bir başka baharı yakalamanın mutluluğu içindedirler. Kentlerin parklarında, yollarında  çiçekler tazelenmiş, yenilenmiştir. Bahara özgü çiçeklerdir bunlar. Kuşlar soğuklardan ılık yerlere kaçmış, denizde ya da dere kenarlarında yiyecek bulma çabasıyla sürüler halinde dolaşmaktadırlar. Bahara has güzel bir görüntüdür bu.
Kışın kupkuru dallarıyla adeta soyunan ağaçlar, baharda bembeyaz çiçekleriyle bir gelin gibi süslenir, donanırlar adeta. 


Bahar aynı zamanda bir iç arınmadır. Beden sanki yeniden uyanır, yeniden can bulur adeta. Organların bir iç temizliğidir bahar. Bazı hayvanlar da kış uykusundan uyanır,  yeniden doğaya kavuşurlar baharda. Dağlarda kar suları eriyince sular kayaların arasından çağıldayarak coşkuyla akar, küçük çağlayanlar oluşur. Su temizliktir, hayattır. Bahar yeniden doğuştur. Ruhumuz aydınlık olmazsa bedenimiz de her türlü hastalığa açık oluyor.

Bu bahar ünlü şairimiz Ataol Behramoğlu BAHAR adlı şiiriyle bir farkındalık yaratsa hepimizde...





                                        BAHAR

Bu sabah mutluluğa aç pencereni
Bir güzel arın dünkü kederinden
Bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden
Çocuğum uzat ellerini
Şu güzelim bulut gözlü buzağıyı,
Duy böyle koşturan sevinci,
Dinle nasıl telaş telaş çarpıyor,
Toprak ananın kalbi.
Böyle yanı başıma çimenlere uzan,
Kulak ver gümbürtüsüne dünyanın,
Baharın, gençliğin ve aşkın
Türküsünü söyleyelim bir ağızdan.

Ataol Behramoğlu







Temmuz 09, 2015

GEÇ KALAN BAHARLAR...



Mevsimler eskisi gibi değil. Belki hiçbir şey eskisi gibi değil. Ama mevsimler büyük değişim yaşıyor. Baharlar daha uzun süreli, bazen aldatıcı. Yazlar daha geç geldi, daha sıcak yaşanıyor. Zaman kavramını yitirdik sanki. Baharda sürekli yağan yağmurlar ve zamansız soğuklar nedeniyle pek çok ağaç geç çiçek açtı, geç meyve verecek.

Özellikle deniz kenarından 5-6 m. yükseklikte bir kentte yaşarken bir gün deniz kenarından 1500-1600 m. yükseklikte bir beldeye gittiğinizde farkı hemen fark ediyorsunuz. Aşağılarda yaz, yukarılarda bahar yaşanıyor adeta. İlk birkaç gün beden alışmakta zorlanıyor. Kulak çınlaması, baş dönmesi, denge zorluğu yaşıyor insan. Ama sonra alışıyor, zamanla her şeye alışıldığı gibi.  Bir süre sonra kente inince sıcak çarpar insanı. Farklı rahatsızlıklar farklı şekillerde yaşanır. 

Torosların eteğindeki ya da yamaçlarındaki yaylalar ayrı bir mevsim , ayrı bir iklimle karşılıyor konuklarını. Konuksever bir ev sahibi gibi. Temmuz başlarında Mersin'de yazı yaşarken 70 km. ilerde Arslanköy'de ilkbahar hüküm sürüyordu sanki. Her öğleden sonra kovadan boşalırcasına sürekli yağmur yağmış, zaman zaman ardından dolu yağmış. Akşamları odun veya kömür sobası yanmış. Sürekli yaylalarda kalanlar bile geç kalan baharlar ve yazlardan yakınıyorlardı. 

Ağaçlarda çiçekler meyveye dönüşmüştü ama dolu meyvelere zarar verir endişesi içindeydiler. Ama hayır, çok da zarar görmedi ağaçlar. Tıpkı acıya, sıkıntıya tahammülü öğrenen insanlar gibi bitkiler de sanırım sonraki vurgunlarda daha da dayanıklı oluyorlar. Adeta bünye sağlamlaşıyor, acı eşiği yükseliyor. Ağaçlar da daha sağlam ve dayanıklı olmayı öğreniyorlar. Görkemli ceviz ağacının altındaki söğüt, cevizden uzaklaşarak dallarını farklı yönlere uzatmış. Verimli toprağı bulan semizotu bahçenin her yöresine yayılmış. Sağlıklı otlar onunla arkadaşlık ediyor. Hindiba, sirken, dereotu...


Bitkiler ve hayvanlar dünyasında küçük gözlemler insanı çok ilginç sonuçlara götürüyor; Hayvanlar da kendilerine zarar vermeyen , güvenli ortamlarda yuva kurmayı tercih ediyorlar. Geçen yıl evin ön tarafında iki kuş yuvası vardı. Serçe ve kırlangıçlar farklı zamanlarda o yuvaları paylaştılar. Bu yıl baktık, evin arkasında da bir yuva kurulmuş. O küçücük yuvalara anne kuş, baba kuş, en az 2-3 yavru kuş hep birlikte nasıl sığabiliyorlar, hep merak ederim...

Bahçede sabah erken saatlerden başlayan kuşlar korosu ve kuş sesleri akşama doğru çoğalıyor. Bu yıl kuşlardan biri evin içine kadar girdi. İncitmeden yuvasına girmesini sağladık. Doğa çeşitli özellikleriyle insanı mutlu ediyor. Normal yaşantımızda zamanı geriye alamıyoruz. Ama burada adeta bir "geriye dönüş" yaşanıyor. Kentte bahar geride kalmışken burada yeniden bir bahar yaşanıyor. 
Her yer yemyeşil otlarla donanmış, gelincikler, papatyalar bir baharı düşündürüyor. 

Toros Yaylaları bugünlerde geç giden bir bahara "elveda" derken ardından geç gelen bir yaza "merhaba" diyor...



Haziran 25, 2013

SEVGİ-SEVDA KUŞLARI...


Toplum olarak sevgiye, güzel duygulara, güzel, yumuşak sözlere nasıl da ihtiyacımız var. Hayatın karmaşası içinde sakinlik ve dinginlik arıyor insanoğlu. Hayatı anlamlandırmak, kolaylaştırmak, mutluluğa yol açmak istiyor. Kavgasız bir hayat için çabalamaya değmez mi ? Uzun bir yolu emin adımlarla yürüyebilmek için yanında güvendiği birine ihtiyaç duyuyor insan. Kişilik özelliklerinde uyum, yeni beraberliklere zemin hazırlıyor. Başlangıç kolay görünse de uzun zamanlı beraberlikler karşılıklı güven ve özveriyi, sevgi ve saygıyı  zorunlu kılıyor. Temeli sağlam olan sevgiler küçük ayrılıklarla daha da pekişiyor, güçleniyor. 

Sevgi zaman ister, emek ister, sabır ister. Değeri bilindikçe kalıcılığı artar. Gerçek sevgiyi sahtesinden ayırt etmek hiç de zor değildir. Bakışlar, ses tonu, beden dili gerçeklere ulaşmada en büyük yardımcıdır. Sevginin olmadığı yerde kin, nefret, zulüm, acımasızlık, insafsızlık, kabalık, şiddet giderek çoğalır. Sevgisizlik bir kara bulut gibi çöker yüreklere, yüzlere... 

İnsan, sezgilerinin, önsezilerinin, değer verdiği niteliklerin peşinden gider: Uzun, ince, hassas bir yoldur bu. İnsanı bir bilinmeze de götürebilir, mutluluk köşkünün kapısına da ulaştırabilir. Özveri ister, incelik ister, anlayış ve paylaşım bekler. Hayata adeta bir tül perdenin ardından bakarak net olmayan görüntüleri netleştirmek, neden- sonuç ilişkisi içinde olayları anlamlandırmak, değerlendirmek gerekir. 

Dünyamız her gün yeni oluşumlara tanıklık eder. Dünya tüm hızıyla dönerken sevgiyle örülen yollar daha sağlam, daha dayanıklı uzayıp gider. Bir can bir başka cana yer hazırlar. sevgi çoğalır, paylaşılır, mutluluk katlanarak artar. Dünyanın pek çok yerinde aynı anda yüzlerce doğum gerçekleşir. Yunus Emre ne güzel der; "Bir ben vardır bende benden içeri" Bir iken iki olmak ve sonra üç olmak... hayata daha sağlam bakmayı sağlar, beraberliğe yeni bir renk katar ve çoğu kez daha ılımlı rüzgarlar estirir. 

Sevgi sembolü kuşlar bize ne çok şey öğretirler: Eşleri ve yuvaları konusunda çok seçicidirler. Muhabbet kuşları her kuşla çiftleşmezler. Göçmen kuşlar dönüşlerinde mutlaka eski yuvalarını ararlar. Akşam gün biterken topluca uyudukları ağaçlar hep aynı ağaçlardır. Ağaçları yok olursa o yöreden uzaklaşırlar. Kuşlar yuvalarını çevreden topladıkları çalı çırpıyla yaparlar ama ağızlarından salgıladıkları salgıyla adeta bir harç yaparak öyle sağlam bir yuva yaparlar ki kolay kolay bozamazsınız. Kuşların eşlerine sadık ve bağlı oluşlarından hep söz edilir. Muhabbet kuşları, öğretilen sözcükleri öğrenebilir, ancak erkek ve dişi kuş aynı kafeste olursa konuşmazlar. Belki de birbirleriyle muhabbet ederler.

Kuşlarla ilgili ne çok şarkı, ne çok şiir ve ne çok deyiş vardır; Birbirini çok seven iki insana "kumrular gibi" deriz. Çok mutlu, neşeli kişilere "kuşlar gibi cıvıl cıvıl" denir. Heyecan durumunda "kuşlar gibi yüreği çarpmak", rahatlama durumunda "kuş gibi hafiflemek" deriz. Kuşlarla insanlar öylesine benzerlikler gösterirler ki, sevginin ya da uygun ortamın olmadığı yerde kuşlar da barınamaz. Önce sesleri kesilir, uçuşları azalır, kanatları düşer ve sonra göçer giderler başka diyarlara. 

Sevgi yaşatır tüm canlıları; soluk aldırır, hayata bağlar, mutluluk verir, cana can katar. Dileriz sevgi hep içimizde, başucumuzda olsun. Sevgisizlik kimseyi kırmasın, incitmesin, yaralamasın.
Cem Karaca'nın gür sesiyle okuduğu "Sevda Kuşun Kanadında" adlı şarkısı nasıl da güzeldir:

Dağ başında rastladım ak sakallı birisine
Bin yıllık bir halıya bin yıldan beri
Bağdaş kurmuş bir çınar gibiydi
Sordum ona "Aşk ne ustam, hayatın sırrı ne,
Tepeden tırnağa aşığım ben
Ve koskoca bir hayat var önümde"
Sevda kuşun kanadında
Ürkütürsen tutamazsın
Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın
Hayat sırrının suyunu
Çeşmelerden bulamazsın
Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın.

Dileriz; şarkılar, türküler, şiirler yaşama tat katsın, anlam kazandırsın, güzellikler hayatımızı zenginleştirsin...

Makbule ABALI