Sayfalar

şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 25, 2024

KADINLAR AĞIDI- ACILI KADINLAR...


Bir kadın haykırdı gecenin sessizliğinde;
Çığlık çığlığa, acılar içinde
Dünyanın çok uzak bir köşesinde
Denizler, dağlar ötesinde...
Var gücüyle bağırdı,
Sesi dağlarda yankılandı
Ama hiç kimse duymadı feryadını...
Sonra sesler birbirine karıştı;
Çok uzak yörelerden, kentlerden, köylerden kadınlar;
Kimi hasta, yoksul, tek başına,
Kimi bir çocuk gelin, henüz büyümemiş,
Kimi şiddete uğramış, sindirilmiş.
Kimi geçim derdinde. evinde aş yok,
Kimi sığınmacı, kimi göçmen 
Evinden, yurdundan uzakta.
Kimi yalnız, mutsuz, sevgisiz, ilgisiz
Kimi sevdalı, ama can derdinde...
Sesler hepten karıştı birbirine
Acılı kadınlar korosunda.  
Kimse duymadı ağıtlarını, feryatlarını
Kimse anlamadı acılarını
Sessiz çığlıklarına yanıt veren olmadı,
Oysa tüm dünyada o gün, onların günüydü...

Makbule ABALI-Eğitimci
8.03.2020

Güncelleme:25.11.2024 



Dünyanın ve çevrelerinin gelişmesine, güzelleşmesine katkıda bulunan, emek harcayan, üreten tüm kadınların değerleri bilinse, sağlıklı, huzurlu, mutlu günleri-yılları olsa... M.A

Kasım 20, 2024

DÜNYA ÇOCUK HAKLARI GÜNÜ

 
Çocukların hakları olduğunu, bu hakların dünyadaki bütün yetişkinler için de önemli olduğunu, sadece bir gün değil, günlerce hatırlatılması ve uygulanması gerektiğini bildiğimiz gün, çok şey değişecek.

Şiddete uğrayan, dövülen, hırpalanan, tecavüze uğrayan çocuklar, çocuk gelinler, küçük yaşta çalışan işçi çocuklar, okuma çağında iş gördürülen çocuklar, savaşlarda mağdur olan çocuklar, şehit ve gazi  çocukları, parçalanmış ailelerin çocukları, anne babaları tutuklu çocuklar,  hasta çocuklar, engelli çocuklar, göçmen çocuklar, kayıp çocuklar, organ mafyasının kurbanı çocuklar, sağlıklı beslenemeyen çocuklar, korunamayan çocuklar, hatta bebekler... 

Dünyada hiçbir çocuk, öylesine haksız ve  olumsuzlukların, kötülüklerin var olduğu ortamlarda kalmamalı, "ÇOCUK gibi yaşama hakkı" elinden alınmamalı. 

Çocukluğunu yaşamak, insanca yaşamak onların da hakkı. Bu hakkı savunmak da yeryüzündeki tüm yetişkinlerin görevi olmalı... 

Makbule Abalı-Eğitimci 
Kasım-2022

Güncelleme:20 Kasım 2024







Kasım 25, 2020

ŞİDDETİN OLMADIĞI BİR DÜNYA...


Yanı başınızda hiç beklemediğiniz bir anda aniden çok şiddetli bir ses duysanız ya da gözünüzün önünde bir inşaatın asansör zinciri koparak düşse. Yolunuzun üstünde bir çocuk, babası tarafından cezalandırılmak amacıyla kıyasıya dövülse. Bir başka yerde bir kadın kocası tarafından dövülse, şiddetle hırpalansa. Şiddete dayalı her olay içimizi acıtır, kafamızı kurcalar. Beynimizde, yüreğimizde bir şeyler tuz buz olur adeta.

Sadece insana eziyet şiddet sayılabilir mi? Elbette hayır. Doğaya zarar verme, hayvanlara eziyet etme, eşyaları tahrip. Hepsinin özünde kaba kuvvet, gücü kötüye kullanma, acımasızlık, kötü niyet var. Şiddeti tetikleyen faktörler bazen içimizde yılların biriktirdiği isyankarlık duygusu, , kin, öfke, nefret temelli olabiliyor. Ancak mantıklı bir insanın öfke kontrolünü yapabilmesi gerekir.  

Şiddeti çağrıştıran başka olaylar da var; Doğada aniden gök kararsa, şimşekler çaksa, gök delinmiş gibi yağmur yağsa, yıldırım düşse yakınlarda bir yerlere... doğanın bu şiddeti, baş kaldırışı da bizi korkutur, ürkütür. Belki bir eğlencede havai fişeklerin ardı ardına patlaması, bir köy düğününde eğlence amaçlı atılan silahlar, bazen kazara düğün evinin cenaze evine dönüşmesi, bir felaketler zincirinin başlaması.

Zamanla şiddete alışmak, şiddeti kanıksamak,  insanın insana eziyeti asıl karşı çıkılması gereken. Hep kadına şiddeti dile getiriyoruz. Kadına şiddeti tabii ki kınıyoruz, olmamasını diliyoruz. Ancak sadece kadına değil, korunması gereken herkese kötü davranış, eziyet, acımasızca davranış, insanlık dışı tavır... Kadına, çocuğa, zayıf insana, kendini savunmaktan acize, güçsüze, zor durumda kalmış bir canlıya yapılan şiddeti her zaman, her yerde kınamamız gerekir. 

İnsanın insana eziyetine, şiddet uygulamasına kim, nasıl son verecek? Evlerde henüz çocukların uyumadığı saatlerde başlayan dizilerde, filmlerde sergilenen işkence sahnelerinin, çatışmaların olumsuz izlerini kim nasıl belleklerden silecek? Çocuklar bilgisayar oyunlarındaki savaşları gerçek hayata taşıyabilir diye kim endişe edecek?

 Şiddet geçicidir, yayılabilir, taklit edilebilir. Evde çocuklar şiddet içinde büyüyorsa onlar da zor durumda kurtuluşu şiddet uygulamakta bulacaklardır. Öğretmen okulda şiddet uyguluyorsa çocuklar teneffüslerde, okul çıkışlarında öğretmenin küçük bir kopyası olacaklardır. Yönetici iş yerinde şiddet uyguluyorsa, çalışanlar o birikmiş öfke ve sinirle çevresindekilere sert ve acımasız davranacaklardır. Öfke, akılcı yöntemlerle bastırılmadan kışkırtılıyorsa bir gün daha büyük patlamalarla ortaya çıkabilir.

Çevremizde rastladığımız şiddet olaylarının kökeninde geçmişten kaynaklanan bir olumsuzluk, bir eğitim hatası olabilir. 
Bir insanın içinde şiddet tohumları yeşermeye başlamışsa kısa zamanda dal budak salacak ve çevresine yayılacaktır. Toplumsal şiddet bireysel şiddetten de daha acımasız, daha zarar verici olabilir. 

Şiddetin olmadığı bir dünya özlüyoruz. Dileriz, dünyamızı şiddet çatırdatmasın, içimizden sevgi, merhamet, insanlık, iyilik duyguları eksilmesin...
Makbule ABALI
Kadına yönelik şiddete karşı Uluslararası Mücadele Günü
İlk yayınlama: 28.11.2014





Ocak 19, 2018

SEVGİNİN BÖYLESİ...



"İster bir kral, ister bir köylü olsun, dünyada en mutlu insan evinde huzuru olandır. "
Goethe 

Reklamlar ilginç gelir bana. Hayatın ta içinden gerçekleri görüntü ve müzikle sunar. Bazıları çok itici olsa da genellikle çekicidir. Çocuklar nasıl da zevkle izlerler; sesli, renkli, müzikli görüntüleri... Bazen dans ederler müzik eşliğinde, bazen kalakalırlar ekran karşısında.

Bir süre önce bir sigorta reklamının müziği aynen çocuklar gibi beni ekran karşısına çekmek için yeterli oldu: Yaşlı bir bey piyanoda eski bir parçayı çalıyor:
İnsanı rahatlatan, sakinleştiren bir müzik; 
"Güllerin içinden canım
Koşarak koşarak gel bana gel
O güzel gözlerini canım
Süzerek süzerek gel bana gel
Bu küskün yüzün gayrı gülsün canım..."

O sırada içeriye orta yaşın  en hoş halinde bir bayan giriyor. Birbirine sevdalı bir çifti izliyoruz ekranda. Adeta gözleriyle konuşuyorlar. Müziğiyle, görüntüleriyle insanın içini ısıtan çok güzel bir reklamdı; ince, naif, hoş... 
Keşke dedim arada sırada böylesi müzikler kulaklarımızı dinlendirse. Toplumsal olayların, kişisel hırs ve çatışmaların yorduğu, yıprattığı insanımızı biraz rahatlatsa...

Her gün gazetelerin 3. sayfa haberleri kadın cinayetleri, kayıp çocuk haberleri, trafik terörü ile dolu. Şiddete karşı tavır alanlardansanız hiçbir diziyi tam izleyemezsiniz. Dövüş sanatı, insanlara eziyet yapma ile ilgili her türlü ders (!) var. Ancak 1-2 dizi bu çizginin dışında.

Kadın ölümlerinde, yıkılan yuvalarda gerekçe hiç değişmiyor: "Çok sevmiştim" ya da "aşıktım, cezalandırdım." "Çocuklarına çok düşkündü, o yüzden onları da öldürdüm." İnsan gerçekten severse öylesine büyük bir aşkla sevdiği, sevdalandığı birine kıyabilir mi? Aşk bir anda nefrete dönüşebilir mi? O zaman sevdiğini değil de kendini daha çok seven, düşünen insanlar çoğunlukta.  Birinin ölümü diğerinin kurtuluşu mu oluyor?

İnsan ister istemez düşünüyor ; Toplum, daha sinirli, daha gergin, daha tahammülsüz insanlarla doldu. Elbette nedenleri vardır. Ama cinnet geçirecek kadar kendini kaybetmenin bağışlanacak yanı yok. Masum çocukları öldürmenin açıklaması yok. Kimisi için meşhur olmak, gazeteler ve haber kanallarında yer bulmak çok kolay. Ama sevgi tükendikten sonra, kalpler bomboş kaldıktan sonra neye yarar ? Kırılan kalplerin, yaralanan kişiliklerin onarılması çok zor.

Makbule ABALI 
2018


Mart 28, 2016

ŞİDDETTEN ARINMAK... (Nostaljik Pazartesi)



Kirden, pastan, tozdan, kötülükten arınmak isterse insan, ne kadar su gerekir acaba? Hangi sabun en yoğun kirleri en etkili biçimde temizler? Ya şiddetten arınmak, yılların birikimini temizlemek, içimizdeki canavarla baş etmek ne derece mümkündür? Gazete, televizyon muhabirleri de doğru sayıyı bulmakta güçlük çekiyorlardır herhalde. Bir günde çeşitli nedenlerle kaç insan öldürüldü, kurallara uyulmadığından kaç trafik kazası oldu, kaç kişi tacize uğradı, kaç hayvana eziyet edildi...? 

Eskiden "Köpek insanı ısırırsa değil, insan köpeği ısırırsa haber olur." denirdi. Şimdilerde insan insanı ısırabiliyor. 7 yaş altındaki çocuklar televizyonun karşısında merakla vurdulu-kırdılı filmleri izliyorlar. Bazen el çırpıyorlar, alkışlıyorlar. Beğenmekle kınamak arasındaki ince çizgi burada başlıyor belki de. Çocukken beğendiği, onayladığı davranışları kalıcı olarak yıllar sonrasına taşıyabilir insan, korku filmleri, savaş filmleri hep tercihleri arasında yer alabilir. Bazı sahneler bilinç altına kazınır adeta.

"Genel izleyici" adı altındaki programları yetişkinler ve çocuklar izliyor. Ama haberlerden başlayarak her gün en az 10-15 kadar öldürme olayı var. Bazen polislerin öğrencilere tepkisi, copla dövmesi, su ve gaz püskürtülmesi de genel izleyicilerin o saatte izlediği sahnelerden. Her kötü haber beynimize bir balyoz gibi inmekte. 

Haberler başlı başına bir şiddet kaynağı bazen. 5-10 haberden biri savaş haberi. Dünyanın her yerinden en acımasız saldırılar çarpıcı görüntülerle sunuluyor. Kötüler-kötülükler orkestrası adeta en yüksek perdeden, en rahatsız edici biçimde ses veriyor; "Güç bende, ben yaparım, kırarım, dökerim, vururum, yok ederim..."

Her toplumda görülebilen bu insanlar nasıl bu hale geldi, onları bu denli şiddete iten şey neydi? Bu olaylara tanık olan küçükler ilerde bu yaraları nasıl saracaklar? Yetişkinlerde görülen pek çok ruhsal sıkıntının kökeninde çocukluk yıllarındaki travmalar yatıyor. 
Bütün bebekler kaynağını bilmese de yüksek sesten korkarlar. Sıçrayarak, ağlayarak bu tepkilerini dile getirirler. Gürültülü bir ortamda büyüyen bebek daha sinirli, daha saldırgan oluyor.

Çocuklar, gençler gördüklerini örnek alarak hayata geçirmek isteyebilirler. Şiddet küçükken hayvanlara eziyet etmekle başlar, yetişkin olduğunda "Güç bende" diyerek kaba kuvvetle, zorbalıkla her işini halletmeye çalışır. Kendince benimsediği "rol model" kimse, onun davranışlarını taklit eder. Bu, bazen yakın çevreden biri, bazen bir roman ya da dizi kahramanıdır. Spora, maça bile giderken elinde şiddet aracı sopasıyla yola çıkabilir. Ekrandaki hayal dünyası gerçek hayata taşınmıştır artık.

Şiddet, vahşet içimizde hüküm sürer. Kimi birey öfke kontrolünü gerçekleştirerek duygularını bastırabilir. Ama bazen de gün gelir kimisinde kendinden daha zayıf, güçsüz, korunmasız gördüğüne yönelir öfke, kin, hırs, kıskançlık... Ve telafisi mümkün olmayan olaylar yansır gazetelere, televizyonlara; şiddet, vahşet, acımasızlık, hırpalama, zarar verme...

Her yıl şiddetle ilgili istatistikler açıklanır. Bu tablolar çarpıcı, düşündürücü elbette ama, kayıtlara geçmeyen, bilmediğimiz, duymadığımız daha nice olay vardır kim bilir .  Evde, sokakta, okulda, alışveriş merkezinde, hastanede, stadyumda, şiddet her yerde, içimizde, aramızda... Şiddet batağına saplanmış gibi insanımız. Gördükleri karşısında tüyleri diken diken olmuyor, gözleri fal taşı gibi açılmıyor, kulakları çınlamıyor. Belki sadece başını çeviriyor, belli belirsiz, "görmedim, duymadım, söyleyemem" düşüncesiyle kaybolup gidiyor...

İçimizdeki karanlığı aydınlığa çevirmek çok mu zor? Karşımızdakiyle empati kurabilmek ve biraz anlayış, biraz hoşgörü, biraz sabır ile başlıyor her şey. Hepimiz insan olarak insanca davranışlar bekliyoruz. Önce beyinleri, sonra yürekleri şiddetten arındırmak gerek. Yürekte insan sevgisi, merhamet yoksa, vicdan da, akıl da donup kalıyor elbette... 

Makbule Abalı-Eğitimci 
Kasım 2013 Mersin