Sayfalar

Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adana etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 18, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR-7 YENİ BİR EVE TAŞINMAK

 

YENİ BİR EVE TAŞINMAK... 

Çocuklukta her taşınma biraz merak, biraz kuşku, biraz da hüzün yüklüdür. Bir bilinmezler dünyasına yolculuk yapılacaktır. Kimler komşunuz olacak, kimlerle görüşülecektir? Yakın çevrede neler bulunacaktır? Okul değişimi söz konusu olduğunda ; yeni okul, yeni öğretmen ya da öğretmenler, yeni arkadaşlar... Haklı olarak hep merak konusudur. 

Adana'da Büyük saate yakın, tarihi evimizden, babamın annemi ve bizleri düşünerek yaptırdığı bağımsız, tek katlı. bahçeli, villa tarzındaki evimize, bir eylül öncesi, okullar açılmadan taşındık. O yıllarda çevremizde çok ev yoktu. Vali Konağı ve Stadyum yakındı. Yarbaşı Karakoluna çok yakındık. Kısa zamanda o semt de yerleşim alanı haline geldi. Yan tarafımıza Güney Sanayi Fabrikası Lojmanı yapıldı. Bir süre sonra Öğretmenler Kooperatifi tek katlı öğretmen evleri yaptı. Semtimiz kısa zamanda değişti, şehrin uzağındaki yerimiz değer kazandı. 

Adana sıcaklarına karşı bir önlem olarak yüksek tavanlı, 3 geniş balkonlu, 4 oda 1 büyük salonlu evimiz ilk gidişimizde bize saray gibi gelmişti. Babam da annem de o yıllarda çalışıyorlardı. Babam, ceza davaları dışındaki davalara giriyor, annem dikiş dikerek terzilik yapıyordu. Bir oda annemin atölyesi olarak düzenlendi. O ev nişanlara, düğünlere tanıklık etti, çok kişiyi ağırladı. 

Annem işlerinden ötürü ev gezmelerine, günlere gitmezdi. İyi bir ev sahibi, iyi bir dinleyici idi. Gelenler huzur bulduklarını söylerlerdi. Büyük masada mutlaka yemekli misafir olurdu. Dayanışmayı, paylaşmayı biz çocuklukta öğrendik. Aşçı olarak çalıştığı evlerden bir huzursuzluk nedeniyle ayrılan Havva Teyze'nin valiz yerine kullandığı paketleriyle ilk geldiği yer bizim ev olurdu. Bir süre sonra yeni bir iş yeri bulur, taşınırdı. Neden bilmem okul dönüşü buram buram poğaça kokusunu alır, ama onun izni olmadan yiyemezdik. 

Salon ve misafir odası (aynı zamanda yatak odası olarak kullanılırdı.) bizim ölçülerimize göre çok büyüktü. O yıllarda Adana İncirlik Hava Üssünde çalışan Amerikalılar  şehrin güvenli bölgelerinde ev kiralarlar, memleketlerine dönerken de büyük eşyalarını satarlardı. Onlardan alınmış iki büyük gaz sobası, salon ve misafir odasına kurulmuştu. Tutumlu babamın onayladığı zamanlarda gaz sobaları çalışırdı.

Önde, yanda ve arkada uzanan bahçe, biz çocukların en sevdiği yerdi. Babam arkaya demirden büyük salıncaklar yaptırmıştı. Büyük küçük herkes binerdi. Babamın hemşerisi Kıbrıslı Ülfet Amca ara sıra gelip bahçe bakımını yapardı. Bahçede her ağaçtan birkaç tane vardı. Muz, zeytin, nar, portakal, mandalina, turunç, limon ve annemin balkonlardaki çiçeklerine ek olarak her çeşit çiçek. Okul dönüşü orada yediğim portakalların tadını başka hiçbir yerde bulamadım. 

Bahçenin bir köşesinde bir tavuk kümesi bile vardı. Eşelenen tavuk yumurtalarından her gün yağda iki yumurta yiyen küçük kardeşim Hakkı, Denizli'de geçirdiği iki yıllık askerlik süresinin sonunda Burdur'a bizi ziyarete gelirken sorduğum "Ne yemek yapayım istersin? " soruma "Sadece az tereyağında 2 yumurta." diyerek beni şaşırtmıştı. Çocukluktaki tatlar, kokular, beğeniler, hayat boyu geçerliliğini koruyor.

Geçmiş yıllarda bizi en mutlu eden şeylerden biri de bahçenin bir yerinde babamın "Çamaşırlık" olarak yaptırdığı, içinde taş ocak bulunan bir kulübe idi. En güzel evcilik oyunları, en verimli kitap okumalar, en güzel söyleşilerin yeri, o küçük kulübe olmuştur. Orada düzenlediğim kitaplık bize ve kardeşlerime, onların arkadaşlarına  ilk okuma sevgisini ve kitap arkadaşlığını kazandırmıştır diye düşünürüm. 

Eski bir Adanalı olarak şimdilerde Adana'ya gitsem çok yabancılık çekerim sanıyorum. Pek çok kentimizde olduğu gibi orada da portakal bahçeleri kesilip yerlerine çok katlı binalar, alışveriş merkezleri, gökdelenler dikilmiş. Eski Öğretmen evleri yıkılıp çok katlı binalar haline dönüşmüş. Ekonomik güçlükler, yakıt sıkıntıları da insanları değişime yönlendirdi. O çevrede direnip, en son yapıma verilen ev bizim bahçeli güzel evimiz oldu. 

Çalışma hayatının içinde hepimiz ayrı bir şehirdeydik. Evin girişinde güney kentlerimizin simgesi iki görkemli palmiye ağacı vardı. Onlardan minik palmiyeler yetiştirildi. Sonra onlar da büyüdüler. Ev yıkılırken anneme karşı binada bir ev kiralanmıştı. Tüm çalışmalara tanık olmuş. Telefondaki sesini hiç unutmadım;  "Ah Makbulüm, Neron gibi bütün ağaçları yakıyorlar..." diyordu. Nerede olursa olsun, ağaçlar kesilirken içi yananları çok çok iyi anlıyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci 

18 Temmuz 2026 İzmir-Urla




Mart 23, 2025

SEVDİKLERİMİZİ ANMAK-Yad etmek

 

Yüzyıllardır insanlar duygu ve düşüncelerini çeşitli şekillerde yansıtmışlar: Bazen çizgilerle, bazen yazıyla-şiirler, mektuplar, öykülerle- bazen resimler ya da heykeller, nameler, şarkılarla... 

Dünyanın her yerinde farklı diller, farklı anlatım biçimleri olsa da , beden diliyle, işaretlerle anlaşma sağlansa da insan içindeki birikimleri dışa aktarmak istiyor.  Bazen sessiz gözyaşları, bazen hüngür hüngür ağlamak, kimi zaman sıkılmış yumruklar ya da kaskatı kesilmiş sessiz bedenler. 

Ayların, günlerin, yılların veya adların, yerlerin, yörelerin, orada yaşayanların hayatımızda etkileri var elbette. Ama onlara asıl anlam yükleyen, farklı algılayan, yorumlayan biz insanlar değil miyiz? Ayların, günlerin ne suçu  var? İyi anları, anıları arttırmak, kötülükleri azaltmak, dünyamızın güzelleşmesine çok az bile olsa katkıda bulunabilmek, asli görevimiz değil midir?

Bugün, bir günlüğüne  (her zamanki alışkanlığımın dışında)  kısa bir yazıyla Mart Ayında, hayatın içinden iki olayı vurgulamak istedim:

3 Mart 1982 - Çok sevdiğim Babam  ( Ankara Hukuk Fakültesi mezunu) Avukat Dehri Gültekin'i kaybettiğimiz gün. "Şafak Söktü Yine Sunam Uyanmaz Türküsünü çok severdi. 
Saygıyla-sevgiyle-rahmetle anıyorum.

22 Mart 2025 - 47 yıllık hayat arkadaşım, Emekli Eğitim Müfettişi Ahmet Abalı'nın (Annesi güdük ayda doğdun dermiş.) 7 kardeş arasında kimliğine yazılan doğum tarihi. Karacaoğlan Türkülerine, Müzeyyen Senar, Zeki Müren şarkılarına hayrandır. Ona da çok sevdiği bir şarkıyı armağan etmek istedim. Sürprizleri sever. 

Makbule Abalı-Eğitimci
23.03.2025 İzmir-Urla