Sayfalar

İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 26, 2026

İZMİR BORNOVA'DA BİR SANAT KÖŞESİ

 


İzmir sanata, sanatçıya çok değer veren bir kent. Her mevsim ama özellikle bahara doğru, baharın içinde, festivaller, fuarlar, sergiler ve etkinlikler kenti oluyor. Her yere, her etkinliğe yetişebilmeniz çok zor Kaçırdıklarınıza üzülüyor, ulaşabildiklerinizle mutlu oluyorsunuz. 

24 Mart çarşamba günü İzmir Bornova'da, kapanışına bir hafta kala bir sergiye gittik. Kızım bana ve eşinin annesine bir jest yaparak, kendisinin de sanatçı olarak katıldığı sergiye  bizi götürdü. Uzun bir yoldan sonra Bornova'ya ulaştık. "Anneleri getirdim." diyen Sezgi'nin arkadaşlarından bazılarıyla da tanıştık. İyi ki gitmişiz. Gidemesek bizim için bir kayıp olurdu. 

Serginin adı: HATIRLAMA DEFTERİ (Notebook of Recall) Kadın sanatçıların oluşturduğu uzun zamanlı ve kapsamlı bir proje. Serginin ilk açılışı Bergama'da olmuş. Bornova'dan sonra Eskişehir ve İstanbul'da  da eserler sergilenecek. Bergama'daki serginin ev sahipliğini BAYETAV Vakfı üstlenmiş.

Serginin düzenlendiği bina; Asırlık ağaçların, değişik çiçeklerin yer aldığı çok büyük bir bahçede, görkemli bir eski zaman köşkü. Yüksek tavanlı, büyük pencereli, iki katlı köşke girerken  farklı duygular kaplıyor ruhunuzu. İçeride adeta mistik bir hava var. Köşkün beyaz badanalı duvarları ferahlık veriyor. Bir zamanlar kim bilir kimler yaşamış içinde diye düşünüyorum. Köşkün hemen yanı başında sanatçıların konuk edildiği  küçük  bir köşk daha var.

BAYETAV'ın değerleri; Diğergâmlık, farklılıklara ve emeğe saygı, dayanışma, tevazu, eşitlik, özgürlük, sorumluluk, dürüstlük, üretkenlik, iyimserlik ve umut olarak açıklanmış. Köşkün bahçesinde küçük bir kafe de oluşturulmuş. Kentin karmaşasından uzakta bir huzur köşesi gibi. 

Çalışmaların ve projenin tanıtımı amacıyla 253 sayfalık bir kitap hazırlanmış. Kitapta ekibin birlik ve beraberlik içinde emek ve çabaları çok belirgin olarak hissediliyor.  Kitabın önsözünde sanatçı Günseli Baki şöyle diyor: "Kadınlar hatırlar, kelimeleri yükselir, yükselir, yükselir... Birlikte hatırladıklarında sesleri çoğalır, yankı odalarından göğe doğru yayılır, şimşekler çakar ve yıldırımlar düşer üzerinize."

Sergiyi gezerken kendinizi başka dünyalarda hissediyorsunuz. Hayalle gerçek arasındaki ince çizgide, şimdi'den sonsuza uzanan dünyada bazen kendinizle baş başa, bazen kalabalık bir grup arasında, toplumun çeşitli katmanlarında... Düşsel yolculuklar gerçekleştiriyorsunuz. Video çekimler, yazılar, yerleştirme (enstelasyon) hepsi emek eseri.

Her eserin yanında bir açıklama yazılmış. "Keşke daha büyük puntolarla yazılsaydı." diye geçiriyorum içimden.  Ve keşke kitabı okuduktan sonra yeniden sergiye gitme fırsatım olsaymış. Her şey çok daha net algılanırdı. Bunlar küçük ayrıntılar. Tek kelimeyle dile getirirsem,  "Muhteşem" bir etkinlik izledim. Sanata ve sanatçılara dair görüş ve düşüncelerim yeni bir boyut kazandı.

Uzun bir çalışma döneminin ardından, büyük emek ve çaba harcayarak oluşturulan bu proje,  kadın kimliği ve kadının toplumdaki yeri ile ilgili olumsuz yargıların yok olmasına bir katkı sağlar umarım. Sadece Bornova'da sergiyi 3000'e yakın kişi izlemiş. Anı defterine yazmak istediğimde, ciltli bir defterde  tüm sayfaların dolduğunu gördüm. Ara sayfalarda bir boşluğa düşüncelerimi aktardım. 

Sanata ve sanatçıya saygının; Barış içinde, hoşgörülü, adil, özgür  ve güvenilir bir ortamda, yerinde övgü ve takdirlerle dile getirilmesini dileyerek, katkıda bulunan tüm sanatçıları yürekten kutluyorum. 

Daha aydınlık, daha güçlü bir gelecek için; sanattan anlayan, sanatçıyı benimseyen, koruyan, gelişmesine yardımcı olan, katkıda bulunan insanların çoğaldığı bir toplumda yaşama umuduyla...

Makbule ABALI-Eğitimci

26 Mart 2026- İzmir-Urla

                                                  Sergide yer alan Eserlerden Bazıları 








                                                   
 Sergide eserleriyle yer alan Sanatçılar 

                                             



                                                        Sezgi Abalı Attal ve Anneler.


Mart 23, 2025

SEVDİKLERİMİZİ ANMAK-Yad etmek

 

Yüzyıllardır insanlar duygu ve düşüncelerini çeşitli şekillerde yansıtmışlar: Bazen çizgilerle, bazen yazıyla-şiirler, mektuplar, öykülerle- bazen resimler ya da heykeller, nameler, şarkılarla... 

Dünyanın her yerinde farklı diller, farklı anlatım biçimleri olsa da , beden diliyle, işaretlerle anlaşma sağlansa da insan içindeki birikimleri dışa aktarmak istiyor.  Bazen sessiz gözyaşları, bazen hüngür hüngür ağlamak, kimi zaman sıkılmış yumruklar ya da kaskatı kesilmiş sessiz bedenler. 

Ayların, günlerin, yılların veya adların, yerlerin, yörelerin, orada yaşayanların hayatımızda etkileri var elbette. Ama onlara asıl anlam yükleyen, farklı algılayan, yorumlayan biz insanlar değil miyiz? Ayların, günlerin ne suçu  var? İyi anları, anıları arttırmak, kötülükleri azaltmak, dünyamızın güzelleşmesine çok az bile olsa katkıda bulunabilmek, asli görevimiz değil midir?

Bugün, bir günlüğüne  (her zamanki alışkanlığımın dışında)  kısa bir yazıyla Mart Ayında, hayatın içinden iki olayı vurgulamak istedim:

3 Mart 1982 - Çok sevdiğim Babam  ( Ankara Hukuk Fakültesi mezunu) Avukat Dehri Gültekin'i kaybettiğimiz gün. "Şafak Söktü Yine Sunam Uyanmaz Türküsünü çok severdi. 
Saygıyla-sevgiyle-rahmetle anıyorum.

22 Mart 2025 - 47 yıllık hayat arkadaşım, Emekli Eğitim Müfettişi Ahmet Abalı'nın (Annesi güdük ayda doğdun dermiş.) 7 kardeş arasında kimliğine yazılan doğum tarihi. Karacaoğlan Türkülerine, Müzeyyen Senar, Zeki Müren şarkılarına hayrandır. Ona da çok sevdiği bir şarkıyı armağan etmek istedim. Sürprizleri sever. 

Makbule Abalı-Eğitimci
23.03.2025 İzmir-Urla 













Aralık 28, 2024

YEME iÇME KÜLTÜRÜNDEN- RETROSPEKTİF'E- UZUN İNCE BİR YOL (2 )

 


Bazı yazılara başlamak güçtür; Aslında zihninizde anlatmak istediğiniz o kadar çok şey vardır ki, yeterince aktaramayacağınızı düşünürsünüz. Değerine inandığınız bir şeyin, yeterince hakkını veremeyeceğiniz endişesi gibi. Oysa ne çok şey vardır dağarcığınızda. Düzenlemek, toparlamak gerekir. Düşünürsünüz, tasarlarsınız-kuluçka dönemi uzun sürer- ve gün gelir iç sesiniz dürter sizi-daha ne bekliyorsun-der adeta.

Bilenler bilir; eskiden okullarımızda Türkçe ve Edebiyat dersleri ile birlikte Kompozisyon dersleri vardı. Yazım kurallarına uyarak, yazılı anlatımlarımızı "Giriş--Gelişme-Sonuç" bölümlerini dikkate alarak yazmamız istenirdi. En zoru başlamaktır. Bir başladınız mı sözcükler kendiliğinden akar gider. Çalışma temponuza göre; bazen parmaklarınızın ya da beyninizin işlerliğine kaleminiz veya klavyeniz isyan edebilir. Ama bilgisayar kullanımında usta olmayıp iki parmağa yüklenenlerde gecikmeleri bağışlayın lütfen. 

Yazımın başında yer alan katalog; "ÜMRAN AYHAN-Retrospektif" adıyla Ankara-Aşıkça Yayınevi tarafından 2023 Temmuz Ayı'nda kuşe kâğıda basılmış 400 sayfalık bir eser. Sanatçı-Öğretmen-Ressam Ümran Ayhan'ın yıllar boyu devam eden çalışmalarını içine alan bu değerli eser;14 Şubat 2023'te (amansız bir hastalık sonucu kaybettiğimiz) değerli sanatçının eşi Hikmet Ayhan tarafından yazılmış. Sanatçının çocukları; kızı Rengin ve oğlu Gencay da hazırlık aşamasında babalarına yardımcı olarak bu kalıcı çalışmaya katkıda bulunmuşlar. Çevrelerindeki dostların da yardımlarıyla bu güzel eser hazırlanmış.


ÜMRAN AYHAN

                                     D:1 Haziran 1954  Ö: 14 Şubat 2021 

Günlerdir hayranlıkla, imrenerek, takdirle okuduğum, izlediğim Retrospektifi tanıtım konusunda Hikmet Ayhan'dan izin aldım. Ancak alıntılarımı seçerken pırıl pırıl sayfaları çizmeye kıyamadım, sadece minicik noktalar koydum. İnce parmaklarım, yeterince güçlü olmayan kollarımla eseri kaldırmakta zorlandığım zamanlar oldu. "İyi ki kitaplığımızda artık böyle bir katalog var." diyorum. Hikmet Ayhan'dan tanıtım amacı ile birkaç görsel rica ettiğimde; bu dev eseri kargo ile evimize kadar gönderen sevgili Rengin Ayhan'a sonsuz teşekkürler. (Kargoyu taşıyan personel mutluluğuma ve mahcubiyetime tanık oluyor.)

Ümran Ayhan; İzmir Buca Eğitim Enstitüsü Grafik ve Resim Bölümü'nden mezun.  Kız kardeşim  Emel (Gültekin) Yanar'ın sınıf arkadaşı. "Rahmetli" demeye dilim varmıyor; Ümran, okula birincilikle girmiş, çok yetenekli, çalışkan, yaratıcı, üretici, dünyaya sevgiyle bakan bir genç kız. Okulda yatılı öğrenciler olarak öğrenim görüyorlar o yıllarda. (1972-75) 

Ümran ve Emel, yatılı okul arkadaşlığının olumlu yanlarını paylaşıyorlar. Bir dönem tatilinde; Ümran  Emel'le birlikte Adana'ya geliyor, ailemizle tanışıyor, nazik, naif kişiliği, sıcak, içten davranışlarıyla gönlümüzü fethediyor.  Bir başka zamanda, Emel ve ben Ümranların Kuşadası'nda yaşadıkları eve konuk oluyoruz. O yıllarda otobüsle yaklaşık 15 saatlik bir yolculuktan sonra, Ümran'ın annesi Melâhat Teyze'nin sıcak sıcak ikram ettiği zeytinyağlı yaparak sarmasını unutamam. 


İzmir-Buca Eğitim Enstitüsü Yılları (1972-1975) 
Üstteki Fotoğraf: Emel Gültekin- Ümran Akten 
Alttaki Fotoğraf: Akşen  Sancak-Ümran Akten 

400 sayfalık Katalog RETROSPEKTİF,  "İÇİNDEKİLER" bölümüyle sayfalarını açıyor: Katalog başlığı altında; Sanatçı Ümran Ayhan'ın yaşamı boyunca severek yaptığı uğraşıları, çalışmalarından örnekler sergileniyor. Böylesine çok yönlü çalışma bir ömre nasıl sığdırılır diye düşünmeden edemiyorsunuz.

SUNUŞ 

"Nasıl geçtiğini anlamadığım kırk yıl sonunda, çok sevdiği mesleğinde öğrenci yetiştirmek için zaman kavramı tanımayan bir öğretmen, vefalı bir evlat, çocuklarına delicesine düşkün bir anne, fedakâr bir eş, duyarlı bir sanatçı, yetenekli bir ressam olan eşim Ümran'ı kaybetmek, bende yeri doldurulamayacak derin bir boşluk yarattı." diye başlıyor... (Hikmet Ayhan)

Vefalı , sadık, alçakgönüllü, düşünceli bir eş Hikmet Ayhan;  eşinin kaybıyla doğan boşluğu, o'nun adına ölümsüz bir eser yaratarak, çok güç ama kalıcı bir uğraşla doldurmaya çalışmış.  "Sunuş" yazısında kabarık bir teşekkür listesi var. Kataloğun hazırlık aşamasında, katkıda bulunan herkese hassas ve ince bir düşünceyle teşekkür edilmiş.

Sunuştan sonraki dört sayfalık "ÖNSÖZ" ;Ümran Ayhan'ın öğrencisi Prof. Dr. Mehmet Eryılmaz tarafından yazılmış. İlk satırlar şiir gibi. 


 Ümran Ayhan'ın kişiliği, olaylara-dünyaya bakış açısı, insan ilişkileri, sanat anlayışı, eğitimci kimliği, üstün nitelikli insan özelliklerini;" İZLENİMLER, DÜŞÜNCELER" Bölümündeki ad ve kimlik belirterek yazılan notlardan öğreniyoruz. 

Dost ve yakınlarının beni bağışlamasını dileyerek; Katalogdaki bu bölümü en sona almak istiyorum. Çok değerli bir Sanatçı-Öğretmenin eserlerinden hiç olmazsa birkaç tanesini görmek ister; sanata gönül veren, değerbilir insanlar... (Yazar Hikmet Ayhan'dan izin alınmıştır.)
Ümran Ayhan her bir eseri tasarlarken ona uygun biçimde adlandırmış. Şiir gibi, şiir diliyle...


Ölü Ağaç, Lavi Tekniği, 1975


Dokuz Doğuranların Zeytin Ellemede Dinlence Anı, Yağlı Boya


Ölmez Ağaç, Yağlı Pastel, 2008


Papatyanın Zeytine Saygısı, Toz Pastel-2013

İçtenlikle söylemeliyim; Çok uzun bir zaman diliminde, karmakarışık duygularla yazdığım, düşündüğüm sürekli notlar tuttuğum, anılarda gezindiğim ancak aldığım izni istismar etmemek adına, hayranlıkla izlediğim pek çok çalışmaya yer veremediğim bir paylaşım bu. 
 
Kararsızlığı biraz da zamanlamada yaşadım: Bir Öğretmenler Gününde, bir Sanat Haftasında, bir 14 Şubat günü ya da  Eğitimle ilgili bir  yazıda paylaşabilirdim bu alçakgönüllü, egosuna yenik düşmemiş, yüreğinin ve yeteneklerinin doğrultusunda yol almış duyarlı ve hassas bir ruhu; Ümran (Akten) Ayhan'ı... Özgün bir yazıyla anmak-yürekten kutlamak istedim. 

Zamanında tanıyamadığımız, değerini bilemediğimiz, pek çok insanımız gibi; insanlık adına üreten, emek harcayan bir sanatçıyı,  bir güzel ve özel insanı; yakınları- tanıyabildikleri kadar- anlatmaya çalışmışlar: 


Katalog Arka Kapak 

                                 İZLENİMLER-DÜŞÜNCELER 





Katalogda Hikmet Ayhan, vefalı eşinin mutfak kültürüyle ilgili çalışmalarını da şöyle özetliyor: 
Evinde ve zeytinlikteki damda ziyaretçileri, öğrencileri, mutfağında birkaç çeşit yemeği, çöreği-böreği, kanepesi, kırma-çizme zeytini, siyah sele zeytini, ot yemek ve salataları (hindiba, bambul, roka, eşek helvası, tarla soğanı, turp otu, radika, arapsaçı, şevketi bostan, kuşkonmaz, sarmaşık, deniz börülcesi, cibez, hardal otu vb.) eksik olmaz. Çocuklar ve ziyaretine gelenler için her zaman evde birkaç çeşit yemeği hazırdır. Bunlar yetmiyormuş gibi, evde yapılanlar, çoğunlukla eşinin işyerine de ulaştırılır.


Katalogda -Eşinden-  kısacık ama çok anlamlı bir SON SÖZ var.

ÜMRAN AYHAN
Kendini hep resim-iş öğretmeniyim diye tanıtan, bir günden bir güne sanatçıyım, ressamım demeyen mütevazı kadın; tüm bu sıfatlar sana feda olsun!... Bıraktıklarınla yaşayacak ve yaşatılacaksın1...
Hikmet Ayhan 



Bu yazının iki bölümde biteceğini düşünürken yanılmışım. Kataloğu bitirdiğimi sanırken her bakışta yeni güzelliklerle karşılaşıyorum. Daha günlerce bakmam gereken ne güzel ayrıntılar var. Dün gece Ümran Öğretmen'in "Eskiz ve İş Planlama Defterleri" ne çok şey düşündürdü bana.

Çocuklarla ilgili çalışmalarına bakarken anıların içinde yolculuklar yaptım. Şimdilerde bile resim, müzik derslerinin yeterince işlenmeden, tüm yoğunluğun sınavlara ayrılışına bir kez daha içim yandı. Yetenekler dışa vurulamadığında ülkemizde giderek mutsuz yetişkinler, suskun insanlar çoğalıyor. Oysa sanat, terapi gibidir.

Sevgili Ümran Öğretmenim; Keşke sizi daha çok- çocuk-genç-yetişkin- İNSAN tanısaydı. Dünyamızda kalıcı izler bırakarak uzaklara gittiniz.  İyi ki varlığınızla, enerjinizle, içtenliğinizle rol-model oldunuz, nice yüreğe dokundunuz. 

Bir zamanlar liselerimizde Sanat Tarihi derslerimiz vardı. Sergilerinizde bulunabilseydim; Hiç abartısız, içimden gelerek, kulağınıza fısıldamak isterdim: "Zaman tünelinde geriye gidiş olabilseydi ve siz keşke Öğretmenimiz olsaydınız... "

Makbule ABALI- Emekli Eğitimci
28 Aralık 2024 İzmir-Urla


Kaynak : Ümran Ayhan Retrospektif- Hikmet Ayhan

Kelime Anlamı:
İng-Retrospective Latince- Retrospectare
Retrospektif Anlamı: Geriye bakmak, meydana gelmiş olayların gerisine, geçmişine bakmak.
Görsel Sanatlarda Retrospektif: Bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş sergilere denir.
Kaynak-Vikipedi

TDK Sözlüğü: Dünden Bugüne. Kökeni Fransızca. Retrospective









Mart 28, 2024

BİREYSEL UNUTKANLIKLARDAN TOPLUMSAL KAZANÇLARA...



  Aslında gecikmiş bir yazı bu. Ama inanıyorum ki bazı konuları vurgulamak ya da tekrar tekrar hatırlatmanın, konu üzerinde düşünmenin toplumun bilgilenmesine de katkısı olacaktır.  Önemli konulara tek gün ayırmak değil, zaman zaman yeniden dönüşler daha kalıcı bilgiler sağlıyor. Hele konu hatırlamalar ve unutmalarla ilgili olunca daha da önem kazanıyor. 

Çok sevdiğim bir yakınımla birlikte 24 Şubat Cumartesi Günü İzmir Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Salonunda İzmir Alzheimer Derneği ile Lions Kulübü'nün  ortaklaşa düzenledikleri bir panele katıldık. İyi ki duyurmuş sevgili Sevil. Konu  "Alzheimer ve Müzik" idi. Konuşmacılar; Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Dr. Aysel Gürsoy, İzmir Alzheimer Derneği Başkanı Sevnaz Şahin ve Müzik alanında uzman Sn. Çiğdem Sabuncuoğlu idi. Çok yararlı bilgiler sunuldu, açıklamalı broşürler verildi. 

Saat 14.00'de başlayan toplantı 16.30'da henüz bitmemişti. Önce Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Sn. Doktor Aysel Gürsoy Demans ve Alzheimer hakkında genel açıklamalar yaptı. Bu arada İzmir Alzheimer Derneği yeni Başkanı , Ege Üniversitesi Geriatri Bölüm Başkanı Sn. Sevnaz Şahin ile birlikte açıklamaları bütünleştirdiler. İlk kez duyduğum bir bilgi bana çok ilginç geldi. Ege Üniversitesi'nde 3. yaş Üniversitesi 2016 yılında faaliyete geçmiş. 60 yaş üstü bireylere haftanın 3 günü ders veriliyor. Derslere  devam  zorunluluğu var. Sağlık Bilgisi,  Dijital okul,  Yazarlık, Vals, Psikodrama derslerden bazıları. Üç yılın sonunda katılımcılara diploma veriliyor. 

O gün tuttuğum notlardan ve broşürden alıntılar yapmak istiyorum:

* "Aktif Yaşlanma, ileri dönemlerdeki vücut ve ruh için yapılan bir yatırım gibi düşünülmelidir. Yaşlanma doğumla başladığına göre, hedefe ulaşmak ve başarılı yaşlanmak için gençlik hatta çocukluk döneminde başlatılmalıdır." 

* Yaş ilerledikçe hastalığın sıklığı artıyor. Risk faktörleri: ailede Alzheimer öyküsü, genetik yatkınlık, kafa travmaları, uzun süreli depresyon, kronik alkol kullanımı, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, uzun süreli strese maruz kalma. 

* Bir ölçüde korunma amaçlı yapılabilecekler: Akdeniz diyetiyle beslenme. sebze, meyve tüketimini arttırma, kafa yaralanmalarından, düşmelerden korunma, alkol ve sigara tüketimine dikkat edilmesi.

* Son yıllarda yapılan araştırmalar hastalığın fark edilmeden 20-30 yıl geride başladığını ve eğer araştırılırsa tanının 40 ve 50'li yaşlarda da konulabileceğini göstermektedir. 

 *Alzheimer hastalığı bilişsel fonksiyonların kaybına neden olan ve zamanla ilerleyen bir beyin rahatsızlığıdır. 

 *Alzheimer hasta yakınları hastalarıyla iletişim kurarken: sakin ve nazik bir şekilde konuşmaya dikkat etmelidirler. Hastanın ruh hali çok sık değişebilir. Alınganlıklar, depresif davranışlar, ağlama nöbetleri görülebilir. 

* Özellikle saldırganlık ve öfke nöbetleri sırasında hasta yakınlarının da öfkelenmesi hastanın saldırgan davranışlarını tetikler. 

* Alzheimer Hastalığını düşündüren uyarıcı bulgular: Hafıza kaybı, alıştığı işleri yapma güçlüğü, lisan problemleri, zaman ve yere oryantasyon bozukluğu, karar verme yetisinde bozulma, soyut düşünme bozukluğu, eşyaları yanlış yere koyma, kaybetme, kişilik değişiklikleri, duygu ya da davranış değişiklikleri, bir işe başlama yeteneklerinde kayıp.

 *Alzheimer Hastalığına karşı önlem olarak: Bilgiye ulaşmak, kitap okumak, planlı yaşamak, Hareketli olmak, yürüyüş yapmak, müzik dinleyip dans etmek, sosyal olmak, yeni kişiler tanımak, yeni bir iş öğrenmek, sakin olmak, sade yaşayıp neşeli, güler yüzlü olabilmek

* Beyin zoru seviyor, konfor beyni yoruyor. Beyin ve beden uykuda dinleniyor. 

 *Programın son aşamasında Alzheimer ve Müzik konusuna uygulamalı olarak yer verildi. Çiğdem Sabuncuoğlu Hocamız belirli makamların  insan ruhundaki yapıcı ve onarıcı etkisinden söz etti. Gözlerimizi kapatıp müzik dinledik, duygular dile geldi. 

Uzun, detaylı, çok yönlü bir programda ekip çalışmalarının gücüne bir kez daha ta yürekten inandım.  

Mersin'de de değerli Aynur Özge Hocamızın önderliğinde sürdürülen harika çalışmaları hatırladım: Hastalar ve hasta yakınları için programlanan Eğitim Kampları, seminerler, konferanslar, spor ve müzik, el işi çalışmaları, edebiyat saatleri, yoga, makrame, fotoğrafçılık kursları, İmece Mutfak etkinlikleri... Soru sorduğunuzda anında cevap aldığınız uzman bir ekip. Uzaklardan özlemle andım, gönül dolusu selam ve sevgilerimi ilettim. 

Ülkemizin her köşesinde insanı, doğayı, sanatsal etkinlikleri, sporu benimseyen, koruyucu, onarıcı insan sağlığına inanan kişilerin varlığı ve gücü elbette bireylerden topluma yansıyacak, yollarını aydınlatacaktır. İYİ Kİ VARSINIZ... 

Ünlü Düşünür Montaigne ne güzel demiş: "İnsan durmadan bir şeyler yapmalı, yaşama çabalarını elinden geldiği kadar sürdürmeli. Dilerim ki ölüm beni lâhanalarımı dikerken bulsun; Ama ne ölüm umurumda olsun, ne de yarım kalmış bahçem." 

Makbule ABALI 

28 Mart 2024 Urla