Sayfalar

Bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 28, 2026

BİTKİLER DİLE GELSE...

 Bitirdiğimiz hafta sağlık sorunlarımızla ilgili olarak çok yoğun günler yaşandı. Hafta bitti, sorunlar henüz çözüme ulaşmadı. Ancak ünlü düşünür Mevlana'nın sözüne kulak vermek gerek. "bugün yeni şeyler söylemek lâzım." Sağlıkla ilgili gözlem ve farkındalıklarımızı da uygun zamanda paylaşmak istiyorum. Yaşananlar, yaşamdan izler olarak kalmalı, anlatılmalı, aktarılmalı...

Evimizin önündeki küçük bahçemizdeki gözlemlerimizi, farkındalıklarımızı aktarmak istedim bugün. İnsanlar gibi, hayvanlar gibi bitkilerin de duyarlı olduklarına inanıyorum. İlgilenilmezse çiçekler açmıyor, küsüyor adeta ya da tam tersine kurumuş bir çiçek coşkuyla yeniden canlanıyor, tomurcuklarıyla hayat buluyor. Kaktüsler yerlerini sevmezse, havadan, ortamdan etkilenirse yılda bir kez bile açmıyor.


İnsanlar basit nedenlerle, kökenine inmeden sorunları büyütüyor, anlamadan, dinlemeden, konuşmadan yıllarca kırgın ve küskün kalabiliyorlar. Bitkilerden, ağaçlardan, çiçeklerden ders alınabilse, savaşlardan barışa, kavgalardan uzlaşılara geçmek mümkün olurdu. Dünyaya kara gözlüklerle bakanlara biraz aydınlık gerek.

Bahçenin köşesindeki zeytin ağacı kendisine uzanan mavi yasemini adeta kucaklamış. Yasemin de zeytinin gölgesine sarılmış, uzayıp gidiyor. Hıdırellezde coşkuyla açan güller bir duraklama dönemine girdiler.  geçen gün tek bir tomurcuk görünce nasıl mutlu oldum. Zamanı gelince açacaklar eminim. Sularını ve sevgiyi eksik etmiyorum.


Maydanoz tohumu ektiğim yerden semizotu çıkınca çok şaşırdım. Toprakta semizotu baskınmış dediler. Arada tek tük cılız maydanozlar da var. Ama öyle az ki. Semizotundan izin alabilirlerse onlar da kendini gösterecek Nanelerin coşkusunu fark edince belki onlar da hayata katılacak. İyi örnekler bereketi arttırıyor. İyi toprak, güneş ve su bitkilerin hayat kaynağı. Tıpkı insanlar gibi...


 Kaktüsler farklıdır. Diş görünümleri ne kadar ürkütücü olsalar da bilinmeyen nice özellikleri vardır. tıpkı dış görünümüyle çekinilen asabi, huysuz bilinen insanlar gibi iyi tanımadan karar vermemek gerekir. Büyük kaktüs köşemizin dışında mini kaktüslerimiz var Çaydanlıklara, fincanlara bulduğum her uygun kaba ekmişimdir. Eldivensiz ektiğim halde hiç canımı acıtmamışlardır.






Bahçenin arka köşesinde krallığını sürdüren büyük zakkum ağacında bu yıl budama uygulandı. Su da verince yeniden bembeyaz çiçekleriyle sanki beni de unutmayın dedi. Görünümü harika. Mersin'de  sokaklarda, cadde kenarlarında boy gösteren zakkum burada biraz farklı. İlaç sanayiinde kullanılan bir bitki o da. Yarar- zarar meselesi. Dilinden anlarsanız o da hizmette kusur etmiyor.



Doğada her şey öyle düzenli bir işleyiş içinde ki Yeter ki biraz araştırıp farkındalığımızı kullanalım, duyarlı davranalım. Bitkiler, ağaçlar, çiçekler de insanlar  gibi duyalım, dillerinden anlayalım diye bekliyorlar. "Sev beni, seveyim seni" diye haykırıyorlar adeta.  Anlamakla, anlamaya çalışmakla dünya daha güzel, daha yaşanabilir olacak... 

Makbule ABALI- Eğitimci 

28 Haziran 2026 Urla- İzmir





Makbule- Ahmet Abalı 



Not: Son fotoğraf- Mersin Aslanköy'den toplanmış kır çiçekleri. Nedret Şen Öğretmenimize teşekkürler.


Nisan 25, 2016

KAKTÜSLER ÇİÇEK AÇTI...(Pazartesi Nostaljisi)




Çok eskiden de düşünür, insanlarla bitkileri, hayvanları özdeşleştirip , onlarla ilgili öyküler kurardım kafamda. Doğada her canlının bir başka yönü, bir başka özelliği, güzelliği var. Her biri bir başka dünya adeta, tıpkı "insanlar" gibi; Nasıl bakar, nasıl yaklaşırsanız, ona göre tepki alıyor, yarar ya da zarar görüyorsunuz...

Bitkiler, hayvanlar da aynı insanlar gibi; Bir "can" sonuçta, durağan değil hareketli, yaşıyor, bir şekilde "nefes" alıyor, etkiye karşılık "tepki" veriyor... İnsan gibi "dilleri", "düşünceleri" yok belki ama; "dilinden anlarsanız" can katıyor, anlamazsanız can yakıyor...

Baharla birlikte kaktüsler çiçek açtı: Mevsimler ardı ardına geçerken; yaz bitiminde bir sonbahar yaşadık önce, ardından uzun bir kış geçti, baharın son günlerini yaşarken kaktüsler çiçek açtı, yaz'ı beklemediler, bir bahar daha yaşayıp kendilerini kanıtlamak istediler...

Baharla birlikte can buldu kaktüsler: Görünürde gene dikenleri olsa da, güzelliklerini paylaştılar. Belki uzun süreli değil, birkaç günlüğüne de olsa sergilediler, paylaştılar... Değmez mi...?


Güzel bir özellikleri vardır kaktüslerin; Göründükleri gibidirler, tehlikeyi görür, bilirsiniz; sinsi ya da içten pazarlıklı değildirler, önlem alabilirsiniz. Dikeni batar, acıtır, kanatır belki, ama sonra "iz" bırakmaz. "Dil yarası" gibi değildir yarası... 

Seviniyorum; kaktüsler çiçek açtı... Öfkeli, sinirli, can yakan, yürek inciten insanlar gibiydiler kış boyu."Yanıma yaklaşma" dediler adeta, eliniz kazara bir dokunsa canınız acırdı, dikenleri çıkarıncaya kadar akla karayı seçer, yorulurdunuz. 

Kış boyu çok keskindi dikenleri; "Bana dokunma, sınırları aşma" deyip hiç yumuşamadılar... Ama aldırmadım, ara sıra su verdim onlara, canımı acıtsa da gocunmadım; daha çok can yakan öyle çok şey var ki yaşamda...

Kaktüsler çiçek açtı; Güneşi, suyu, sevgiyi, özenli bakımı görünce hele bir de baharı yaşayınca, onlar da daha fazla dayanamadılar. Dokunulmazlıkları sürdü gene ama, güzelliklerini paylaştılar, gözümüzü, gönlümüzü doyurup evimize "yaşam enerjisi" taşıdılar...

Tanımak gerek canlıları: Bitkileri, hayvanları, insanları; ön yargılarımızdan uzaklaşıp, tanıdıkça, benimsedikçe-bazen canımız yansa bile- ne güzellikler barındırdıklarını görebiliyoruz... Tıpkı "tanımadan" itici gelen insanlar gibi.

Her şey önce tanımakla başlıyor: zaman, sabır ve emek istiyor, tıpkı kaktüsler gibi... Bekleyince görüyor ve yaşıyorsunuz; Mevsimi gelince, ortamını bulunca kaktüsler de çiçek açıyor; Tıpkı insanlar gibi...

                                                                     Mayıs 2010 

Temmuz 09, 2015

GEÇ KALAN BAHARLAR...



Mevsimler eskisi gibi değil. Belki hiçbir şey eskisi gibi değil. Ama mevsimler büyük değişim yaşıyor. Baharlar daha uzun süreli, bazen aldatıcı. Yazlar daha geç geldi, daha sıcak yaşanıyor. Zaman kavramını yitirdik sanki. Baharda sürekli yağan yağmurlar ve zamansız soğuklar nedeniyle pek çok ağaç geç çiçek açtı, geç meyve verecek.

Özellikle deniz kenarından 5-6 m. yükseklikte bir kentte yaşarken bir gün deniz kenarından 1500-1600 m. yükseklikte bir beldeye gittiğinizde farkı hemen fark ediyorsunuz. Aşağılarda yaz, yukarılarda bahar yaşanıyor adeta. İlk birkaç gün beden alışmakta zorlanıyor. Kulak çınlaması, baş dönmesi, denge zorluğu yaşıyor insan. Ama sonra alışıyor, zamanla her şeye alışıldığı gibi.  Bir süre sonra kente inince sıcak çarpar insanı. Farklı rahatsızlıklar farklı şekillerde yaşanır. 

Torosların eteğindeki ya da yamaçlarındaki yaylalar ayrı bir mevsim , ayrı bir iklimle karşılıyor konuklarını. Konuksever bir ev sahibi gibi. Temmuz başlarında Mersin'de yazı yaşarken 70 km. ilerde Arslanköy'de ilkbahar hüküm sürüyordu sanki. Her öğleden sonra kovadan boşalırcasına sürekli yağmur yağmış, zaman zaman ardından dolu yağmış. Akşamları odun veya kömür sobası yanmış. Sürekli yaylalarda kalanlar bile geç kalan baharlar ve yazlardan yakınıyorlardı. 

Ağaçlarda çiçekler meyveye dönüşmüştü ama dolu meyvelere zarar verir endişesi içindeydiler. Ama hayır, çok da zarar görmedi ağaçlar. Tıpkı acıya, sıkıntıya tahammülü öğrenen insanlar gibi bitkiler de sanırım sonraki vurgunlarda daha da dayanıklı oluyorlar. Adeta bünye sağlamlaşıyor, acı eşiği yükseliyor. Ağaçlar da daha sağlam ve dayanıklı olmayı öğreniyorlar. Görkemli ceviz ağacının altındaki söğüt, cevizden uzaklaşarak dallarını farklı yönlere uzatmış. Verimli toprağı bulan semizotu bahçenin her yöresine yayılmış. Sağlıklı otlar onunla arkadaşlık ediyor. Hindiba, sirken, dereotu...


Bitkiler ve hayvanlar dünyasında küçük gözlemler insanı çok ilginç sonuçlara götürüyor; Hayvanlar da kendilerine zarar vermeyen , güvenli ortamlarda yuva kurmayı tercih ediyorlar. Geçen yıl evin ön tarafında iki kuş yuvası vardı. Serçe ve kırlangıçlar farklı zamanlarda o yuvaları paylaştılar. Bu yıl baktık, evin arkasında da bir yuva kurulmuş. O küçücük yuvalara anne kuş, baba kuş, en az 2-3 yavru kuş hep birlikte nasıl sığabiliyorlar, hep merak ederim...

Bahçede sabah erken saatlerden başlayan kuşlar korosu ve kuş sesleri akşama doğru çoğalıyor. Bu yıl kuşlardan biri evin içine kadar girdi. İncitmeden yuvasına girmesini sağladık. Doğa çeşitli özellikleriyle insanı mutlu ediyor. Normal yaşantımızda zamanı geriye alamıyoruz. Ama burada adeta bir "geriye dönüş" yaşanıyor. Kentte bahar geride kalmışken burada yeniden bir bahar yaşanıyor. 
Her yer yemyeşil otlarla donanmış, gelincikler, papatyalar bir baharı düşündürüyor. 

Toros Yaylaları bugünlerde geç giden bir bahara "elveda" derken ardından geç gelen bir yaza "merhaba" diyor...