Sayfalar

çiçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çiçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 28, 2026

BİTKİLER DİLE GELSE...

 Bitirdiğimiz hafta sağlık sorunlarımızla ilgili olarak çok yoğun günler yaşandı. Hafta bitti, sorunlar henüz çözüme ulaşmadı. Ancak ünlü düşünür Mevlana'nın sözüne kulak vermek gerek. "bugün yeni şeyler söylemek lâzım." Sağlıkla ilgili gözlem ve farkındalıklarımızı da uygun zamanda paylaşmak istiyorum. Yaşananlar, yaşamdan izler olarak kalmalı, anlatılmalı, aktarılmalı...

Evimizin önündeki küçük bahçemizdeki gözlemlerimizi, farkındalıklarımızı aktarmak istedim bugün. İnsanlar gibi, hayvanlar gibi bitkilerin de duyarlı olduklarına inanıyorum. İlgilenilmezse çiçekler açmıyor, küsüyor adeta ya da tam tersine kurumuş bir çiçek coşkuyla yeniden canlanıyor, tomurcuklarıyla hayat buluyor. Kaktüsler yerlerini sevmezse, havadan, ortamdan etkilenirse yılda bir kez bile açmıyor.


İnsanlar basit nedenlerle, kökenine inmeden sorunları büyütüyor, anlamadan, dinlemeden, konuşmadan yıllarca kırgın ve küskün kalabiliyorlar. Bitkilerden, ağaçlardan, çiçeklerden ders alınabilse, savaşlardan barışa, kavgalardan uzlaşılara geçmek mümkün olurdu. Dünyaya kara gözlüklerle bakanlara biraz aydınlık gerek.

Bahçenin köşesindeki zeytin ağacı kendisine uzanan mavi yasemini adeta kucaklamış. Yasemin de zeytinin gölgesine sarılmış, uzayıp gidiyor. Hıdırellezde coşkuyla açan güller bir duraklama dönemine girdiler.  geçen gün tek bir tomurcuk görünce nasıl mutlu oldum. Zamanı gelince açacaklar eminim. Sularını ve sevgiyi eksik etmiyorum.


Maydanoz tohumu ektiğim yerden semizotu çıkınca çok şaşırdım. Toprakta semizotu baskınmış dediler. Arada tek tük cılız maydanozlar da var. Ama öyle az ki. Semizotundan izin alabilirlerse onlar da kendini gösterecek Nanelerin coşkusunu fark edince belki onlar da hayata katılacak. İyi örnekler bereketi arttırıyor. İyi toprak, güneş ve su bitkilerin hayat kaynağı. Tıpkı insanlar gibi...


 Kaktüsler farklıdır. Diş görünümleri ne kadar ürkütücü olsalar da bilinmeyen nice özellikleri vardır. tıpkı dış görünümüyle çekinilen asabi, huysuz bilinen insanlar gibi iyi tanımadan karar vermemek gerekir. Büyük kaktüs köşemizin dışında mini kaktüslerimiz var Çaydanlıklara, fincanlara bulduğum her uygun kaba ekmişimdir. Eldivensiz ektiğim halde hiç canımı acıtmamışlardır.






Bahçenin arka köşesinde krallığını sürdüren büyük zakkum ağacında bu yıl budama uygulandı. Su da verince yeniden bembeyaz çiçekleriyle sanki beni de unutmayın dedi. Görünümü harika. Mersin'de  sokaklarda, cadde kenarlarında boy gösteren zakkum burada biraz farklı. İlaç sanayiinde kullanılan bir bitki o da. Yarar- zarar meselesi. Dilinden anlarsanız o da hizmette kusur etmiyor.



Doğada her şey öyle düzenli bir işleyiş içinde ki Yeter ki biraz araştırıp farkındalığımızı kullanalım, duyarlı davranalım. Bitkiler, ağaçlar, çiçekler de insanlar  gibi duyalım, dillerinden anlayalım diye bekliyorlar. "Sev beni, seveyim seni" diye haykırıyorlar adeta.  Anlamakla, anlamaya çalışmakla dünya daha güzel, daha yaşanabilir olacak... 

Makbule ABALI- Eğitimci 

28 Haziran 2026 Urla- İzmir





Makbule- Ahmet Abalı 



Not: Son fotoğraf- Mersin Aslanköy'den toplanmış kır çiçekleri. Nedret Şen Öğretmenimize teşekkürler.


Haziran 10, 2026

GÜLLERİN SALTANAT DÖNEMİ

 

Bir arkadaşıma, dostuma hediye vermeyi düşündüğümde önce aklıma kitap ve çiçek gelir. Çocukluğumdan beri bu alışkanlığım hiç değişmedi. Bunların dışında 0nun sevdiği objeleri de düşünebilirim. Ancak maddi gücüm elverse bile pahalı bir ürün almaktan hep kaçınmışımdır. Hayatım boyunca "para" hiçbir zaman ön planda olmadı benim için. 

TV reklamlarında ekonomik sıkıntıların ardından, özel günlerde alınabilecek hediyelerin reklamı başladığında tam bir ironi diye düşünüyorum. Çok yüksek fiyatlarla satılan mücevherler, saatler, daireler, seyahat seçenekleri. Sade bir vatandaşın alım gücünü çok aşan fiyatlar ve armağanlar

"Zevkler ve renkler tartışılmaz" dense de hayaller sınırsız elbette.  Ancak hayal gücünü zorlamamak iyi olur herhalde. Sadelik ve uyum seçimlerde neden ön planda olamıyor? Belli yaş gruplarına göre giysiler veya eşyalara istek olmadığı için mi acaba tüm kıyafetler gösterişli ve frapan? Arz ve talep meselesi. Herkes aynı fabrikanın ürünleri gibi; aynı kesim ve boyada saçlar, bazen yakışmadığı halde giyilen giysiler. Annelerle kızları ayırt edemiyorsunuz.

Dostlardan günlük mesajlar gelir çoğu zaman. Bazen hafta başı ya da hafta sonu iyi dilekleri içerir bu mesajlar. Bazen bir günaydındır, bir tablodur, bir manzaradır iletici. Dostluğu tazelemek adına, hal hatır sormak için, varlığımızı kanıtlamak adına çok değerli iletilerdir bunlar. Her zaman uzun uzun yanıt veremeseniz de, dostlar halden anlar, küçük bir simge, bir incelikli cümle yetebilir sevgiyi anlatmaya.

Haziran Ayının ilk günlerinde güller, duruşu ile, goncalarıyla tomurcuklarıyla dikkat çekiyor. Dostlardan, sevgili arkadaşlarımdan gelen gül fotoğraflarını sergilerken Ahmet Haşim'in bir şiirinden dizeler mırıldanıyorum. 

"Yorgun gözümün halkalarında

Güller gibi fecr oldu nümayan

Güller gibi... sonsuz iri güller

Güller ki kamıştan daha nalan ;

Gün doğdu yazık arkalarında! " 

Çiçeklerle sevgi ve bağlılıklarını ileten dost ve arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimle.


Makbule ABALI-Eğitimci

10 Haziran 2026 Urla- İzmir










Mayıs 08, 2026

AĞAÇLARIN FISILTISI


Kentlerde yaşayan çocuklar, ancak parklarda gördükleri baharda çiçek açan ağaçları tanıyorlar. Onların henüz tanışmadıkları öyle çok ağaç ve bitki var ki... Meyveleri yerken erik, şeftali hangi ağaçta yetişir, acaba bilirler mi? Portakalın kabuğunu soyarken nerede, nasıl yetişiyor, düşünebilirler mi? Ya da bu ağaçlar nasıl, ne zaman çiçek açar, çiçek nasıl meyveye dönüşür? O ağaçlar kaç yılda yetişir, nelerden etkilenir? Ağaçlar da ölür mü? Doğayla dost olmadan insanı tanımak, anlamak mümkün mü?

Eskiden okullarda "uygulama bahçeleri", tarım dersleri vardı. Oysa şimdilerde yeşile yabancı kuşaklar yetişiyor. Ağaçlarla dost olmak, onların sesine kulak vermek, dilinden anlamaya çalışmak... Aslında çok da zor değil; sevmek ve benimsemekle başlıyor her şey. Çocuk gözüyle dünyayı tanımak, beraberinde benimsemek ve korumak... Hepsi birbirine bağlı. Doğayla iç içe yaşayan çocuklar paylaşımı da daha kolay öğreniyor. Üretimin değerini bildiği için korumaya da daha yatkın oluyorlar. 


Ağaçsız, çiçeksiz, upuzun uzanan beton bir yol nasıl da ruhsuz gelir insana. Şekillendirilmiş taşlar belki bir fark yaratmıştır yolda. Ama yeter mi? Yeşile hasret yollar yaşanmışlık, canlılık ister. Yurdun dört bir yanında "korumaya alınmış" asırlık ağaçlar, yakın çevredeki okulların öğrencilerine tanıtılabilse keşke. Yüzlerce yıldır o ağaçlar neler görüp, neler yaşadı kim bilir? Çocukların hayal dünyası için paha biçilmez bir kaynak olur. 


Her ağacın ayrı bir dünyası vardır elbette. Sedir ya da diğer adıyla katran dağlarda, yaylalarda yüksek yerlerde olur. Sağlam gövdesiyle göklere uzanır. Yol yapımı veya çeşitli nedenlerle kesim yapıldığında boylu boyunca uzanışına ağıt yakar sanki diğer ağaçlar da....


İnsanlar gibi, her ağacın yerleşmek istediği yer ayrıdır. Daha çok güney sahillerimizde ve Ege'de görülen palmiye nasıl da onurlu bir ağaçtır. Dimdik uzanır gökyüzüne. Kökleriyle ayrılmaz bir biçimde tutunmuştur toprağa. Toprağa derin bir çukur açılarak aynı yörede başka bir yere yeniden dikimi yapılabiliyor. Palmiyenin bir cinsi meyve veren bir ağaçtır. Mevsiminde salkım salkım hurmalar süsler gövdesini. Genç, küçük palmiyeler arasında nasıl da görkemli duruşları vardır. 


Vişne, kiraz, şeftali, elma... Meyve vermeye hazırlanırken açtıkları çiçekler nasıl da güzel, nasıl da narindir. Yağmurdan, doludan, kardan kurtulabilen çiçekler zamanı gelince meyveye dönüşecek, olgunlaşacaktır. Cevizin yararları anlatmakla bitmez. Kabuğu, yaprakları, meyvesi... her derde devadır. Görkemli görünümü, geniş gölgesi, sağlam dallarıyla adeta "ben farklıyım" der, başkalığını hissettirir. Bazen üzümle dost olur, bazen bir başka ağaçla Ama genellikle esas yer cevize aittir.


Saksıda dar yerde, ya da bahçede bol toprakta yetişen çiçek ya da ağaçlar farklı olur elbette. İnsanlar gibi çiçekler, ağaçlar da nefes almak, ferahlamak isterler. Evlerde saksıda özenle büyütülmeye çalışılan kauçuk, verimli toprağı görünce nasıl da coşar, güneşi yakalamaya çalışan bir ağaç olur adeta. 

Zeytin ağacı, yüzyıllardır meyvesiyle, yağıyla köklü gövdesiyle insanlara hizmet vermeye devam ediyor. Kutsal ağaç olarak da tanınan zeytinin dalı, "Barış" sembolü olarak kabul edilmiş. Kesildikçe yeniden dal veriyor. Sağlık sektöründe ve doğal boya elde etmede de kullanılıyor.


Ağaçlar kimi zaman gölgesini, kimi zaman meyvesini, kimi zaman yeşilliğini, tazeliğini sunar insanlara. Bir ağacın altında boş bir kanepe nasıl da çağırır insanı. Kısacık bir öğle arası uykusu, ya da dostça bir söyleşi, biraz düş kurma... Ağaçlar her zaman dostturlar insana. Kendileri sessizdir ama sesli düşünmeyi çabuklaştırırlar. Sessizliğin sesini dinlersiniz kimi ağacın altında...

Ne güzel demişler:
"İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar.
Ne üzerinde barınan kuşların,
Ne gölgesinde yatan insanların,
Ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutarlar.

Doğaya ve doğayı seven, koruyan, yaşatan insanlara saygıyla...

Makbule ABALI-Eğitimci
30. 09. 2013 Mersin 

Güncelleme:8 Mayıs 2026
İzmir-Urla-Türkiye




Nisan 27, 2026

DOĞANIN UYUMU-DOĞA YASALARİ

 


Doğa kendi içinde harika bir uyum sağlamış. Kendine has yasaları var. Bazen bizi şaşırtsa da, hayal kırıklığına uğratsa da genel yasaları her zaman geçerli. Kışın kupkuru olan ağaç dalları baharla birlikte göneniyor. Yağmurlar yağıyor, kar suları eriyor, ağaçlara, bitkilere can suyu gidiyor. Belki biraz geç, ama mutlaka... Sanki verilmiş bir sözü gerçekleştirircesine. 


Doğayı dikkatle izlediğinizde, zamanında gözlemler yaptığınızda  öyle çok şey öğreniyorsunuz ki. Kupkuru ağaçlarda önce tomurcuklar açıyor, çiçekler çoğalıyor. Daha sonra yapraklar dalların üzerinden, çiçeklerin yanından baş veriyor.  Yapraklar ve çiçeklerle görevini tamamlamış ağaçlar meyve vermeye hazırlanıyor. Değişmez bir düzen bu. Soğuklar zarar verirse ağaçlar da kırılıyor, küsüyor adeta. Meyvelerinden mahrum ediyorlar.

İlkbaharın ikinci ayı Nisanın son günlerini yaşıyoruz. Ege ve Akdeniz yörelerimizde hava sıcaklıkları yükseliyor. Ağaçlar budanıyor, aşılar yapılıyor. Havada ne olduğu belirsiz çiçek kokuları var. Mutluluk ölçütlerinden biri de güzel kokular sayılmaz mı? İçinizi açar, ruhunuzu ferahlatır.

Nisan ve Mayıs aylarımızın güzelliği,  bayramların coşkusu, varlığı değil midir? Her şeyden habersiz çocukların görüntüsü, 23 Nisan günü rengârenk  çiçek tarlası gibiydi. Büyüklerin hüznü henüz onlara tam yansımamış gibiydi. Çocukların mutlu ya da mutsuz olduğunu gözlerinden hemen anlayabiliyorsunuz. Yalan makinesine gerek yok.Yaşamın uzun ince çizgisinde her şey değişken. Her konuda veya durumda yanılmak mümkün.


Canlılar söz konusu olunca bitkiler ve insanlarla diğer canlılar arasında ne çok benzerlik var. Her canlı var olduğunu kanıtlamak, yerini belirlemek, gerekirse güç gösterisi yapmak istiyor. Yapay çimin arasından baş gösteren papatyalar görenleri şaşırtıyor. Çiçekçilerde çok yüksek fiyatlarla satılan gala çiçekleri ormanlık bir bölgede hiç bakımsız, sadece yağmur suyuyla onlarca açabiliyor. 


Karıncaların insanlara örnek olabilecek nice davranışları var. Kış mevsiminde minicik karıncalar vardı. Hemen her yerde, mutfakta, odada, bahçede. Karıncaları uzaklaştırmak için bir yol önermişlerdi. Evin kapısına şekerli su konursa içeri girmeyebilirlermiş. Öldürmeden uzaklaştırmak için bir başka öneri küflü limon oldu. Bu aralarda büyük karıncalar görev başında. Harıl harıl çalışarak yuvalarına yem taşıyorlar. İnsanların geçtiği toprak yollarda bile karıncalar var. Paylaşımın, işbirliğinin en güzel örneklerini sergiliyorlar. Gözlemeye değer. 


Narenciye çiçeklerini arılar çok seviyorlar. Fırça çiçeklerini de. Boşuna söylenmemiş, "Arı bal alacak çiçeği bilir." diye. Dokunmazsanız, gürültü çıkarmazsanız insanlara hiç zarar vermiyorlar, sokmuyorlar da. Bahçe kapısının önüne koyduğum su kaplarından arılar da, kedi ve köpekler de  kavga etmeden yararlanıyorlar Kuşlar kendilerine zarar vermeyen her cinsle barışık. Farklı türler her telden çalıyor, ahenkli bir müzikle doğanın uyumunu kalıcı kılıyorlar. 


Doğa dengesini en uygun biçimde kurmuş. Dengesi bozulmadıkça her şey saat düzeniyle işliyor. Adilce paylaşımlar hiçbir şekilde bozulmuyor. Çalışan hakkını alıyor, düzene uyum sağlıyor. İnsan hem yapıcı, hem yıkıcı. Özgürlüğüne düşkün kuşlar bile dost bildikleri yerlere yuva yapıyorlar. Kilometrelerce yoldan uçarak gelip yuvalarını bulabiliyorlar. Ağaçları kesilirken kuş seslerini dinlediniz mi hiç? Doğal  afetlerde tehlikeyi sezen canlıların canhıraş çığlıklarını duydunuz mu? 

Makbule ABALI-Eğitimci

27 Nisan 2026 İzmir-Türkiye



Ocak 28, 2026

KIŞ GÜNEŞİ GİBİ İÇİMİZİ ISITANLAR...

 


Yılın ilk ayının neredeyse sonuna geldik. Varlığıyla mutlu olduğumuz ya da mutsuz olduğumuz şeyler var. Zaman zaman sanki istekler, beklentiler değişiyor, anlık ruh hallerine kendimiz de şaşırıyoruz. 

Aylardır doğanın, ürünlerin ihtiyacı için yağmur beklerken öyle bir yağmur yağıyor ki, yararla zarar dengesi değişiyor. Yağmurun dinmesi bekleniyor. Kar çocuklar için coşku yaratırken, yolda kalanlar ya da barınaksız, korunmasız olanlar için bir eziyet olabiliyor.

Yalnız kendini ve yakın çevresini düşünmeyip, diğer insanların, canlıların da varlığını kabul edebilenler için mutluluk ve mutsuzluk anlık geçişlerle bir denge kurmaya çalışıyor. Çocuklar bu konuda çok başarılı. En doğal yöntemlerle öfkelerini de kızgınlıklarını da pervasızca söylüyor, hemen ardından en içten kahkahalarla durulduklarını da vurguluyorlar. Bayılıyorum o hallerine. 

Doğa da öyle. Kimseye kendini beğendirme ya da hoş görünme kaygısı olmadan yaşamını sürdürüyor. Yağmurun hemen ardından güneş beliriveriyor. Üşürken terliyorsunuz. Meyve veren ağaçlar da zıtlıkların peşinde Çiçeği ve meyvesi aynı dalın üzerinde.

Doğa mucizelerle dost. Kendi kendine yenilikler ve sürprizler peşinde. Zaman zaman da hayal kırıklıkları yaşatıyor. 3 yıl önce İnternet kanalıyla aldığımız yediveren cinsi limon ağacımız ancak bu yıl meyvesini verdi. Üçüncü yılında dalda  3 tane limonu var. İkinci ağaç halâ baharı bekliyor! Sabrımızı test ediyor sanırım.

Makbule Abalı-Eğitimci

28 Ocak 2026 Urla-İzmir






Ocak 11, 2026

YENİDEN DOĞMAK

 


Çiçeklerle insanlar arasında gizli bir bağ var sanki. Onların da insanlar gibi duyguları olduğuna inanıyorum. Çiçeklerle konuşan insanlar vardır. Belki içte kalan bir sohbetin dışa vurumu gibi.

Örneğin annem her çiçeğiyle tek tek ilgilenirdi. Coşkuyla açardı çiçekler. Hava, su, toprak, ısı, ortam, sevgi, ilgi... Hiçbir şeyleri eksik değildi ki. Yasemin, menekşe, güller, ful, zambak, çiçek açan kaktüsler. Balkonda sıraya dizilmiş okul çocukları gibi sakin, rahat, hep birlikte şikâyet etmeden geçinip yaşarlardı.

Sanırım o ortamda büyümenin kalıcı izi olsa gerek, ben de çiçeksiz ev düşünemem. Yapma çiçekler değil, capcanlı, beni de alın yanınıza diyerek adeta ses veren çiçekler. Evin bir bireyi gibi yerini bulmuş çiçekler. Sularını, yumurta kabuğu ya da çay sularını, çiçek besinlerini hiç eksik etmem. Karşılıklı, çıkarsız bir dostluk bu. Açtıkları zaman mutlu olduklarını hissederim. Duygusal bir bağlılık bu.


Yaklaşık 15 gün kadar önceydi. Kızımın çok tatlı, ince, naif bir arkadaşıyla, bir projenin başlangıç çalışması için bizim evde buluştuk. O kadar zarifti ki, elinde kocaman harika bir çiçekle geldi. Saksıda çiçeğin Lâtince adı yazılı bir kart. Sunny Robyn. Kartın arkasında çiçeğin bakım koşulları belirtilmiş.

Asıl önemlisi çiçeğin içinde inci gibi bir yazıyla yazılmış ikinci kart. Çiçeğin anlamı yazılmış: "Temiz niyetlerle duyulan, incelikli ve derin bir sevgi" Altında bir cümle; Ne güzel bir tesadüf oldu bu çiçeğin anlamı, tıpkı karşılaşmamız gibi...


 
Çok sevgili Dilek, inan çiçeğine gözüm gibi baktım. O kadar güzeldi ki. Tek tek bütün goncalar açtı, sırayla- günbegün. Sonra bir gün baktım, bir bölümdeki yapraklar solmaya başlamış. Ardı ardına açan çiçekler kuruyup düşmeye başladılar. Son hali yoğun bakımdaki bir hasta gibi. Üstünde sadece tek çiçek kaldı. Tek başına.


Çiçekler de insanlar gibi. Onların hayatının da bir anlamı var. Her şey zamanını bekliyor. Günü gelince yeni bir hayat var önünde. Ben merakla gözlemeye devam edeceğim. Tekrar ne zaman can bulacak? Baharı mı bekleyecek, kış uykusuna mı yatacak? 

Önce tomurcukların açmasını beklemiştim. Çiçekler güzelliklerini sergilediler ve tükendiler adeta. Tıpkı insanlar gibi. Ama inanıyorum ki hayat devam ediyor. Umudumu yitirmedim. Gün gelecek, Robyn sağlam köklerinden güç alarak yeniden uyanışa geçecek. Öyküsü mutlu son'la bitecek.

Makbule ABALI-Eğitimci

11 Ocak 2026





Aralık 26, 2025

ARALIK Ayının Son Hafta Sonu

 


Karşılaşmalarda, yarışlarda geriye sayışları beklemek biraz tedirgin eder insanı. Hep ileriye gitmeye alışmışızdır. Geri adım atmak insanın dengesini de bozar. Yaşam ileriye kurgulanmıştır. Geç kalmak, geri kalmak yaşamı sekteye uğratmaktır aynı zamanda. Giden anları, anıları güzelliklerle birlikte anmak  yaşamı da yaşanabilir kılmak sayılabilir mi?

"Uzun yazılar artık okunmuyor" dedi erkek kardeşim. Çevresini de iyi gözlemleyen biridir. Acaba "Sen de kısa yazmalısın." demeye mi getirdi. İçinde biriktirdiklerini boşaltmak istiyor insan. İlle okunsun diye değil, ihtiyaç duyuyor. Yüksek sesle düşünemediklerini, haykırarak dile getiremediklerini kapkara harflerle bembeyaz fon kâğıtlara aktarıyor. Nasıl kısa yazsın günlerin , yılların doldurduğunu... 

 İşleyen bir beyin, her tasarımı ya da projeyi en uygun şekilde hayata geçiriyor. Konuşma, okuma, yazma, hatırlama, anlama, algılama fonksiyonlarının yeri ve görevi belirlenmiş. Beyin hastalanıp akıl sağlığı bozulursa alıcıları bozulmuş bir makine gibi hata veriyor. Yaş aldıkça insanların daha çok konuşma ihtiyacı duymasının, hoşgörülü, iyi niyetli, düzgün insan aramasının nedenini yapay zekâ çözebilmiş midir ki?

Bir hafta sonu tatilinde çok ciddi konulara değinmek istemeyebilir insanlar. Daha az yazı, daha az muhakeme, daha az mantık yürütme. daha çok görsel olmalı. Mesajlar bile kısacık. Anlamadan, sezmeden çok,  kısa anlatımlara dayalı duyarlılık gerektirmeyen bildirimler. Belki yakın zamanda sadece evet hayırlarla halledeceğiz iletişimi. Neden sonuç bağlantısı mı, ne gerek var?

Son bir haftada kazandığım deneyim kayda değer. Ben anlatmasam fotoğrafların anlatım gücü olamaz mı? Usta işi olmasa da güzel insanlardan geriye kalan anlık izlenimler bunlar. 

Yılın son hafta sonu yeni umutlar, güzel beklentilerle dolu dolu geçsin. "Umutsuz yaşanmıyor" diyor şair. Gene şiirlerde dizeler "Yaşamak güzel şey be kardeşim" diyerek sesleniyor. Çiçeklerin de anlamı var. Çiçek dilini öğrenmek çok da zor değil. Tüm engelliler bu dili kısa zamanda öğrenmiş. Her yeni dil bir kazanç. 

Makbule Abalı-Emekli Eğitimci

26 Aralık 2025 Urla-İzmir- Türkiye








Mayıs 16, 2025

ÇİÇEKLERİN DİLİNDEN-ÖZÜNDEN...

 


"Bir İlkbahar Sabahı Güneşle Uyandın mı  Hiç?" diyordu bir bahar şarkısı. 

Bu sabah güneşle uyandım. Oysa iki gün önce, dayanılmaz bir karın ağrısı, titreyerek üşüme, şiddetli kalp çarpıntısı, inip çıkan tansiyon değerleri, ağız kuruluğu ve çaresizlik içinde ağlama isteğim vardı. 

Mevsimler gibi insanlar da değişken. Gün güne, an an'a uymuyor.  Çiçekler de canlı değil mi? Onlar da değişen iklimlere, ortama, havaya, suya, bakıma, ilgiye göre değişerek-başkalaşarak uyum sağlıyorlar.

 Dün yazımı tamamlayamadan, hiç yapmadığım biçimde kapatmışım sayfayı. Yorgun, bitkin, umarsız.... 

İçimden gelmeden, zorlanarak, "mış gibi yaparak..." beynime komut vererek, iç sesimi bastırarak, olmuyor. Güzel başlayan bir gün, bir anda, gördükleriniz,  duyduklarınız, yaşadıklarınızla bir anda yön değiştirebiliyor. "Farkındalık" olmasa daha mı mutlu ve rahat olurdu insan...?



Doğanın, çiçeklerin, ağaçların, temiz havanın, suyun, güneşin insanlar üzerinde inanılmaz derecede rahatlatıcı, iyileştirici gücü var. Tedavi sadece ilâçlarla sağlanmıyor. 

En gerçekçi biçimde yapılsa da yapma çiçekleri sevemedim oldum olası. Doğanın kuruttuğu çiçekler bile daha sevilesi sanki. Yıllar önce kalın bir kitabın arasında kuruttuğum limon çiçeği, eski bir dosta yeniden rastlamak kadar mutlu etti beni. Şaşırdım...



Çiçekler sadece insanları değil, diğer canlıları da çok mutlu ediyor galiba. Karıncalar, arılar, kelebekler, salyangozlar... Hele kuşlar! Bu mevsimde en güzel ötüşlerini çiçek açmış ağaçların dallarında gerçekleştiriyorlar. Sabah koro halinde sesleri, koruluk ya da ormanlık alanlarda daha net duyuluyor.

Siz de çiçek seven insanların daha hassas ve duyarlı olduklarını düşünenlerden misiniz? Keskin dikenli kaktüsler bile sivri dilli insanlar kadar zarar vermezler insana. Çok suya da ihtiyaçları yoktur. Ama güneşsiz yapamazlar.



 


Ağzının tadını bilen salyangozlar, bahçedeki Aloa Vera bitkisinin suyunu emerek bazılarını kuruttular. İlâç sanayiinde bile kullanılan bu güçlü bitki o minicik canlılara yenik düşebiliyor. Neyse, Doğa, Aslı ve Derin'den öğrendiğim biçimde,  artık onları yapıştıkları bitkilerden kurtarıp elimle atabiliyorum. 



Bugün bu yörede çok şiddetli  fırtına vardı. Rüzgârın saatteki  hızı ne kadardı bilemem ama, dün usta ellerin diktiği yeni çiçekler epey hasar gördü. Zayıf, naif olanların boynu büküldü. Kış soğuklarında kuruyan, daha sonra sevgiyle-ilgiyle- yeterli suyla canlanan görkemli beyaz gülümüz bile bayağı etkilendi. 



Rahmetli annemin çok sevdiği, Mersin'de yaşarken bulamadığımız güzel kokulu leylağımız bile var artık. Çok sevdiğim lavantalar ve hanımeli çiçeği kokularıyla birleşip ortak güzellikler sergileyecekler.

Yakın çevremizde bir sanatçıdan alığım beton güvercinlerin saksı toprağını, dışardaki  kediler çok seviyorlardı.  Yeni çiçekleri kuşların yanına yerleştirince, kediler de tuvalet ihtiyaçlarını başka yerlerde gideriyorlar artık. 

Reyhan, fesleğen, biberiye, begonvil, sardunya, fırça çiçeği, mor menekşe, sarı papatya... Hepsi küçük bir bahçede adeta kocaman bir dünya yarattılar. Gözlerde bir renk, yorgun yüreklerde bir mutluluk yarattılar.

Yaşam enerjimiz çiçeklerle, tohumlarla güç kazansın, çevreye ışık hızıyla yayılarak; hepimize sağlık, mutluluk ve huzur getirsin. Giderek çölleşen, kuruyan, uyumsuzluk yaşayan doğa da  can kazansın, dünyamız yaşanabilir bir yer olsun.... 

Makbule ABALI-Eğitimci

İzmir-Urla 16.05. 2025