Sayfalar

Mazhar Fuat Özkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mazhar Fuat Özkan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 08, 2026

BİR EVLİLİK YILDÖNÜMÜ...

 


Başlangıçta bugünkü yazımın konusu "Sağlık" olacaktı. Aylardır yazmayı düşündüğüm rahatsızlıklarımızdan söz edecektim. Kimseyi tedirgin etmemek için ertelediğim sağlık sorunlarımızdan. Yazılarımda hayatın içinden genel konulara değiniyorum. Nadiren de olsa değindiğim özel konular da hayatın bir parçası. An'lar günlere, yıllara karışıyor. Zaman nasıl akıp geçiyor, anlamak çok zor. 

Hayat arkadaşlığı sadece iki insanın birlikteliği değil, bir ömrü paylaşmak, neşede-acıda ortak olmak, bir anlamda kader arkadaşlığı yapmak. Bu beraberlikte; içtenlik, saygı, sevgi, dostluk, paylaşım, fedakârlık çok önemli elbette. Zorlamadan, baskı yapmadan, onu bir başkası olmaya zorlamadan, duygu ve davranışlarıyla "Kendisi" olarak kabul ederek anlamaya çalışmak... 

Her evlilik; farklı köklerden oluşan iki kişinin yeniden can bulması, yeniden dal budak oluşturması değil midir? Doğadaki ağaçlar gibi yeterli su ve ışık ihtiyacı gibi sevgi, ilgi, anlayış da bu özel bitkinin can suyu olacaktır. Şairin dediği gibi: "Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine" olabilmek. Özünü yitirmeden bütünü oluşturabilmek... 

8 Nisan 1978'den bu yana 48 yıl geçmiş. 50'ye 2 var. Beraberliklerin "Bakır yılı, gümüş yılı, altın yılı" olarak adlandırıldığını hatırlıyorum. Özenle korunan eşyalar gibi değerlere sahip çıkabilmek. Karşılıklı fedakârlıklarla, kırmadan, kırılmadan, incitmeden el birliği, gönül birliği ile uzun, ince  bir yolu arşınlamak... 

Belki büyük, abartılı, gösterişli kutlamalar değil, düşündüğünü belli eden bir jest, anmaya, hatırlamaya bir vesile, bir sürpriz nasıl da mutlu eder insanı. İnsanız; bir yanımız duygularla donatılmış. Olup bitenlere karşı duyarlıyız, hassasiyetimiz var, inceliklerden yanayız. Mutluluk anlık değil midir zaten?

Bugün eşimle evliliğimizin 48. yıldönümü idi. Güneşli, tam bir bahar havası sürerken öğleden sonra kapımız çalındı. Elinde bir vazo içinde beyaz güllerle bir kişi beni soruyor. Çiçekleri teslim edip gittiler. Mutluluktan yanaklarım kızarır, gözlerim dolar benim. Hafif kalp çarpıntısı da bu duruma eşlik edebilir.

Çok teşekkürler sevgili Sezgi. Baban da, ben de çok çok mutlu olduk. Ailemizin gelenek görenek  ve adetleri , eski kuşaklardan devralınıp yenilerle devam ediyor. "Yüreğim sıcacık oldu." deyimini bilir misin?

Makbule Abalı-Eğitimci

8 Nisan 2026 İzmir-Urla






Mart 17, 2025

17 MART-İYİLER, İYİLİKLER VE GÜZELLİKLER GÜNÜ (1)

 

Çok yoğun, hayatın koşturmacası içinde, saatlere-dakikalara sıkışmış anların yaşandığı, zaman zaman küçük mutsuzluklar olsa da çok güzel bir gündü. Aslında yaşamı basite indirgemek, içtenlikten. sadeliklerden,  doğallıktan hoşnut olmak, karmakarışık ortamlarda bile iyilerin-iyiliklerin varlığını hissetmek; mutlu olabilmenin ön koşullarından sayılabilir.

Bugün başka bir konuda yazmak isterken vazgeçtim. (Konudan değil, bugün yazmaktan.) Düşündükçe, akan zamana yetişme çabasıyla hızlansanız da nefes alma molaları hızınızı engelliyor. Hastalıklar dinlenme durakları istese de rotanızı belirlemişseniz beden pes edinceye kadar berelenmiş kanatlarla uçmaya çalışan kuşlara özenerek denemeleri sürdürüyorsunuz.



17 Mart 1848 Öğretmen Okullarının kuruluş yıldönümü. Eğitimde önemli bir tarih. 17 Nisan Köy Enstitülerinin başlangıç yılı. Sabah  bahçe  kapımızın önünden tomurcuklarına zarar vermeden  papatyalar topladım. Doğal yağmur suyu, özenli bakım ve ilgi onları coşturmuş. Çok sevindim. 

Hava tahmin raporları yarından itibaren Mart soğuklarının geleceğini söyleyince, pazartesilerin tüm yoğunluğuna rağmen eşimle birlikte Urla Devlet Hastanesine gittik önce. Günlerdir evden çıkmak istemeyen eşim, hastaneden son derece mutlu ayrılıyor. Ben de aynı duygularla onun mutluluğuna katılıyorum. Birkaç küçük olay dışında bu kurum hakkında hep olumlu düşündüm. Bir şifahane gibi adeta. 

Sihirli eller yolunuzu-yönünüzü belirliyor. sistem düzenli bir saat gibi işliyor. Birkaç gün önce benim gittiğim Enfeksiyon hastalıkları uzmanı Dr. Münire Hanım, yanında bir yardımcı bile olmadan randevulu hastalara tanınan kısa sürede işini adeta dört kolla yapıyor. Bir Araştırma Hastanesindeki akademisyen kadar titiz ve özenli. Radyoloji Uzmanı Onur  Bey aynı görev anlayışı ve nezaketiyle işini yapmaya devam ediyor. 



Bugün eşime rapor yazan bir başka idealist genç doktor Özge Hanım. Saygılı, ölçülü, hassas. İyi ki doktor olmuş ve bu incelik isteyen branşı seçmiş. Küçücük odasında duvara astığı çocuk resmine ve masasındaki çiçeğe gözümün takıldığını fark edip açıklıyor: Resim kızımın çizimi, çiçek öğretmenimin armağanı. Böyle bir öğrenci yetiştiren Türkçe Öğretmenini de kutluyorum içimden. 

Hastanede öğretmen kökenli Bilgi-İşlem Uzmanı Meva Hanım; sakin davranışları, üstün görev anlayışı, sorumluluk bilinci, iletişimdeki ustalığı ile unutmayacağım insanlardan. Öğretmen olmayışı gençler için bir kayıp olsa da,  hastalar ve hastane için çok büyük kazanç.

Bir de çok sık aradığımız, danıştığımız,  fikirlerinden yararlandığımız, cankurtaran simidi gibi doktorlarımız var. İyi ki varlar. Fahrettin Hocamız, sevgili Zeren, Sinan Bey , Sibel...

Bir günün getirdiklerini bir yazıya sığdıramadım bu kez. "Yorgun gözümün halkalarında /Güller gibi fecr oldu nümayan... " dizeleriyle ünlü şairimizi andım. Bağışlayınız, yazıma yarın devam edeceğim.

 Günler uzarken iyi örnekler, güzellikler de keşke çoğalsa.

Makbule Abalı-Eğitimci.
17.03.2025 İzmir-Urla


                                               Mersin-Arslanköy'de Güller- 2025