Sayfalar

günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 09, 2026

DOYASIYA YAŞAMAK... YORUMLARLA YAŞAM...

 

Hayat ince ayrıntılarla, iniş çıkışlarla devam ediyor. Bu aralar "Günlük" tarzında yazmayı düşünüyorum. Böylesi daha kolay, daha rahatlatıcı olacak. Yazamadığım günler huzursuz oluyorum. Yazmak, içimde, kafamda birikenleri sözcüklerle buluşturmak, sonra onları bir yazıda, bir öyküde, bir deneme ya da bir şiirde dile getirmek... Anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki, içtenlikle söylemek isterim, bitiremeyeceğimden korkuyorum...

Yaşayanlar bilir, bilenler anlar; Yazmak, insanın ta içinden gelen bir dürtü gibi. O dürtü kişiyi uyardığı sürece insanın farkındalığı artıyor, duyarlılığı yükseliyor, çevresini gören gözler, duyan kulaklarla izlemeye başlıyor. Hayatı sindirerek yaşıyor, kendinizi daha enerjik ve zinde hissediyorsunuz.

Her yaş için, her zaman, her koşulda, akıl-beden ve ruh sağlığı değişmez önceliğimiz. Sağlık fire vermeye başladığında hayatın akışı da değişiyor. Uyarılara kulak vermezseniz, gerekli önlemleri almazsanız düzeniniz altüst olabiliyor. Sağlıkla ilgili paylaşımları önemsiyorum. "Damdan düşenin halinden anlamak gibi..." İki gündür doktor kontrollerimiz vardı. Günlük alışkanlıklarımızı biraz ağır çekimde sürdürdük.

Son yazımdaki yorumlara hemen yanıt  veremeyişim bu yüzdendir. Yorum sayfamı buraya aktarmak istedim. Sağlık öykülerimizi daha sonraki yazılarımda paylaşacağım. Yorumların hemen altına WhatsApp'tan  bir öğrencimin yorumunu da haksızlık olmasın diye eklemeyi düşündüm.

"Çok değerli Dostlar; 

Bilgisayarımda yazımın (Yaşama Sevinci) altında 11 tane yorum, iki gündür yazılmak için benden yanıt bekliyor. Duygular sözcüklere dökülerek öyle güzel dile getirilmiş ki, her birini okurken içim titredi. Bazen tebessüm ettim, bazen düşündüm, bazen gözlerim uzaklara dalıp gitti.

Her zaman söylerim, yazarım; Yorumlar bir paylaşımın güçlü tamamlayıcıları, yazıyı bütünleştiren öğeler.. Her yorum değerli benim için. Yeni bir paylaşımın motivasyon kaynakları, yazanı yeniden hayal dünyasında gezdiren, yazmaya iteleyen gizil güçler...
Hepinize sonsuz teşekkürler. Bu kez her zaman yaptığım gibi tek tek yanıtlayamadım. İki gündür doktor kontrollerim vardı. Gün 24 saat, akreple yelkovanın hızına yetişemedim, bağışlayın.
Gözlerimi zaman zaman dinlendirmem gerekiyor.
Yürekten sevgilerimi ileterek esenlikler diliyorum."

Makbule ABALI-Eğitimci

9 Eylül 2026 Urla-İzmir


 "Cümleler doğrudur şayet sen doğru isen, doğruluk hiçbir zaman bulunmaz, sen eğri isen." Yunus Emre



Eylül 07, 2026

YAŞAMA SEVİNCİ

 


Yaşamı sona erecekmiş gibi görünen bir canlının yeniden dünyaya dönüşüne tanıklık etmek... Harika bir duygu. O süreci izlemek insanı düşündürüyor, duygulandırıyor, deneyim kazandırıyor. Tüm canlılar için bu olay düşünülebilir. Biz bir kaplumbağada tanık olduk. Bilirsiniz çocuklar tosbağa da derler.

Evimizin önündeki küçük bahçemizde yetişen her bitki türünü özenle yetiştirmeye, büyütmeye çalışıyoruz. Onlardan birinin sararması, yaprak dökmesi ya da kuruması beni üzüyor. Bu kez de öyle oldu. Güzel kokusuyla mutluluk saçan bir çiçeğimiz hastalandı. Dallarında, yapraklarında beyaz tozlar oluştu. Komşumuz Emin Bey'e danışınca bahçe pompasıyla bir karışım püskürttü. "10dakika bu havayı teneffüs etmeyin." dedi. 

10 dakika sonra bahçeye çıktığımızda bir sürprizle karşılaştık; Taşların üzerinde, koltukların hemen yanında kocaman bir kaplumbağa, başı dışarıda, biraz şaşırmış bir halde duruyordu. Kaplumbağaların çok uzun yıllar yaşadıklarını biliyorum. Çocukken tavşanla kaplumbağanın öyküleri anlatıldığında kaplumbağanın kazanmasına ne çok sevinirdik. Bazı haylaz çocuklar kaplumbağayı ters çevirdiklerinde çok üzüldüğümüzü de hatırlıyorum.

Göçebe insanlar gibi, evi sırtında bir kaplumbağa, başı dışarıda, hareket etmeden etrafı seyrediyordu. Çiçek ilacından biraz sarsılmış gibiydi. Eşi ya da çocukları var mıydı, bahçede neyle besleniyordu? Zihnimde pek çok soru oluşmuştu. Komşum, idealist bir anaokulu Öğretmeni Seniha Hanım'a seslendim.  Sınıfı için günlerdir materyaller hazırladığını biliyordum. Bazı sınıflar Eğitim-Öğretim Yılına uyum için bir hafta önceden başlıyorlar. 

Kaplumbağayı birlikte gözledik, fotoğraflar çektik. Kaplumbağa korkuyla ya da tedirgin olarak başını hiç içeri çekmedi. Belki o da bizi izledi. Bir süre sonra sessizce, yavaş adımlarla yanımızdan ayrıldı. Bahçede sanırım semizotlarıyla besleniyordu. Aloa vera bitkisi de çekici gelmiş olabilir. Öğrenmeye çalışacağım. Bahçenin bazı köşelerine yemesi için küçük sebze parçacıkları bırakmayı düşündüm.

Ancak bir kez daha anladım ki; sevgi tüm canlılar için koruyucu, kollayıcı, yönlendirici bir duygu. Zarar vermediğiniz sürece bir barınak veya yer bulabilen, karnını doyuran her canlı özgürce yaşamına devam edebiliyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara, çevresindeki canlıları koruma davranışı kazandırılabilirse, yarınlarda daha güzel bir dünyada soluk alınabileceğine inanıyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Eylül 2026 Urla-İzmir







Ağustos 26, 2026

MUTLULUK VE ENERJİ KAYNAKLARIMIZ...


İnsanız, bazen yaşantımızda ılımlı, tatlı bir bahar esintisi varken birden  bir kasırga altüst eder yaşamı. Her yer, her şey altüst olur. Sadece zihniniz değil, ruhsal ve bedensel yapınız incinir, bazen çaresiz ve tükenmiş hissedersiniz kendinizi. Ancak hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Bir mucize değildir elbette beklenen, hatta hiçbir beklentinizin olmadığı bir anda bir motivasyon kaynağı beliriverir. Bir tutam mutluluk sunar size, enerji yüklenirsiniz yeniden. Kendinizi daha güçlü, daha yetkin hissedersiniz...

Kişiye ve kişiliklere, sosyal ve çevresel uyaranlara göre değişmekle birlikte peri değneği dokunmuşçasına yaşamı düzenleyen sınırsız enerji kaynağı vardır. Yüzünüzde gülücükler oluşturan, kalbinizi ferahlatan, gözlerinizde ışıltılar yaratan yüzlerce, binlerce mutluluk kaynağı. Bunun ille de para daha çok para olması gerekmez. Elbette insanca bir yaşam için , ihtiyaçlarınızı gidermek için para zorunludur. Ama parayla satın alamayacağınız ne çok şey vardır,

Özgürlük gibi, sağlık gibi, sevgi, vefa, merhamet gibi her zaman özlemini duyduğumuz duyguları, duygulanımları bize yaşatan, varlığımızı kanıtlayan insanlarla karşılaştığımızda büyük mutluluk duymamız olağandır. Küçük şeylerle mutlu olmayı bilen insanların çok büyük beklentileri olmuyor. Onlar sadece bedelini ödedikleri şeylerin değeri bilinsin ve korunsun istiyorlar. Haklı oldukları konularda anlayış ve farkındalık, duyarlılık bekliyorlar. Sadece güzel ülkemizde değil, dünyanın her yerinde, her yöresinde değişmez bir beklenti ve anlayıştır bu.


Gün olur, çok sevdiğiniz bir dost gelir çok uzaklardan; Sanki mutluluk ve enerji taşımıştır dağarcığında. Birlikte bir demet adaçayı, bir makrome nazarlık, doğanın armağanı yusyuvarlak bir taş (pergelle çizilmiş gibi )Hepsi dünyaya bedel...  Adaçayıyla tütsü bile yakılır o gün. Evimize  uğuruyla, bereketiyle gelmiştir o güzel dost.
"İnsan konuşan canlıdır." sözü boşuna değil. Bir akrabamız "Yıllardır suskunum, konuşmaya hasret kaldım, dilim şişti adeta." derdi. 





Aldığım enerjiyle ertesi gün bir kasa domatesi-20 kilo- kurutmalık ve yemeklik sos olarak hazırladım. Ruhsal olarak kendinizi iyi hissettiğiniz günlerde yorgunluğunuzu hissetmiyorsunuz bile.


Paylaşımı seven bir başka dost, ellerine batan dikenlere rağmen topladığı Hint incirleriyle çıkagelir bir başka gün. İncirler dikenli bir yaprak üzerinde sunulmuştur. "Eldeki dikenlerin acısını zeytinyağı alır" der dostumuz. "Acıyı bal eylemek" midir bu güzel davranış?



Anılar canlanır zihninizde; Adana'da buzlar içinde satılır bu incirler. Yapraklarına benzetme yapılarak Tahta inciri de denir. Özellikle sindirim ve boşaltım sistemi için çok yararlı olduğu söylenir.








Çiçekleri çok seven her insan onlara özenle bakar. Kurursa üzülür, canlanırsa sevinir. 
Güller sonbahardan önce açmaz denirken bir bakarsınız hiç umulmadık bir zamanda bir tomurcuk vermiş. Günlerce yumurta kabukları ve çay sularıyla beslemeniz iyi sonuç vermiştir. 
Emek ve çaba karşılığı alınan her güzel sonuç insanı mutlu eder.





Begonvil bir dönem tamamen kuruyup solmuştu. Bazı dallarını budama, sulama hiç yararlı olmadı. İnsanlar gibi diğer canlılar da incinip kırılabiliyor, küsebiliyor diye düşünürken begonvil sürpriz yaptı. Mutsuzluğumuzu mutluluğa çevirdi. 




İnsan hayatında gün güne, an an'a uymuyor. Her şey sonsuz bir hızla değişebiliyor. Mutluluğa doyamadan mutsuzluk, ya da en karamsar anınızda bir müjde gibi hayatınızı aydınlatan bir olayla karşı karşıya kalmak mümkün. Güzellikler, iyilikler, incelikler eksilmesin dünyamızdan...

Makbule ABALI-Eğitimci
26 Ağustos 2026 Urla-İzmir


Ağustos 03, 2026

ÇOCUK GÖZÜYLE-KUŞLAR VE ÇİÇEKLER

 

ÇİÇEKLER DE KÜSER Mİ? 

Günlerce günlerce bekledim

Bir pembe gülün açmasını...

Küsmüş müdür acaba dedim

Hayır, acemi bir el onu incitmişti,

Yanlış yerden kesilmişti...


KUŞ AKLI

Neden küçümserler 

Kuş beyinli derler

Kuşlara hakaret edercesine...

Bilmezler mi ki kuşların 

Dağlar, denizler aşıp 

Gökyüzünde kilometrelerce yol alıp 

Tekrar eski yuvalarına ulaşabildiklerini... 


Makbule Abalı- Eğitimci 

3 Ağustos 2026 Urla-İzmir





Temmuz 30, 2026

KUŞLAR GİBİ...

 Gökyüzünü masmavi bilirdi çocuklar

Ansızın kıpkırmızı oldu her yer

Gökyüzü karardı, kirlendi

Kapkara bulutlara şaşırdı, korktu küçükler

Bir çocuk annesine sordu:

Neden gökyüzü öfkelendi, kızardı anne?

**********

Yangınlar günlerce gecelerce sürdü;

Gökyüzü kıpkırmızı

Her yer dayanılmaz sıcak 

Her şey karmakarışık 

Mevsimler, iklimler, kayıtlar 

Bütün bilgiler, tüm değerler altüst 

Dünya zamansız yakalandı...

**********

Yurtsuz , evsiz insanlar gibi 

Kuşlar da perişan, şaşkın 

Hep birlikte göç ediyorlar 

Soluk alamadıkları diyarlardan 

Sığınacak tek ağaç kalmamış, ormanlar yanıyor 

Her şey tutuşmuş, kavrulmuş, yanmış 

Kanadı kırık, tüyleri dökük kuşlar gibi... 

**********

Gökyüzü bir renk paleti gibiydi 

Ana renkler kayboldu

Kıpkırmızı oldu her yer 

Alevler kavurdu, yok etti ne varsa

İnsanlar çaresiz, insanlar suskun

Kuşlar gibi ürkek, 

Kuşlar gibi kaygılı 

Doğanın tükenişine ağıt yakıyorlar...

Makbule ABALI- Eğitimci 

30 Temmuz 2026 Türkiye 







Temmuz 26, 2026

HAYATI GÜZELLEŞTİRENLER

 


Hayat devam ederken yaşanan onca olumsuzluğun yanında öyle güzel şeyler de var ki. Bunaldığınız bir anda tebessüm ediyorsunuz. Yüzünüz aydınlanıyor. gözleriniz parlıyor. "İyi ki varsınız" dediğiniz insanlar, bazen diğer canlılar, doğadan küçük izler, bir kitap, bir film, bir gazete haberi, bir program, bir tiyatro oyunu, emek ve göz nuruyla oluşturulmuş bir eser... 

Aklınıza gelen tüm güzel şeyler, iyi insanlar, hayata tat katan her şey. Hayat onlarla güzel. Hayat onlarla anlamlı... Puslu bir havada günü aydınlatırlar adeta. Belki bir hastane odasında sesleri, davranışlarıyla ruhsal terapi yapar, kapalı bir mekânda saygılı, yaklaşımlarıyla umut tazelerler. 

Kurudu sandığınız bir çiçeğin tomurcuklanması, kuru bir ağacın dal budak salması, çıkamadığınız bir basamakta uzanan bir yardım eli... Hepsi cankurtaran simidi gibi gelir insana. Çok sevdiğiniz eski bir dosttan gelen kitaplar, yeni bir arkadaşın ilgi ve yardımı, güzel jestleri sizi düşünceler, hayaller dünyasına sürükler. Bir tas çorbayı, bir kâse aşureyi şifa niyetine yer, içer, sindirirsiniz. 

Hele kendinizi yalnız ve çaresiz hissettiğiniz bir zamanda sevdiklerinizin ziyareti, yuvanızı güllük gülistanlık yapar. Minik eller boynunuza sarılır, kulağınıza yumuşacık bir ses fısıldar: "Ben de çok özlemiştim." Yemek, içmek önemsizdir o anda. Ruhsal doygunluk sağlar, rahatlarsınız. 

Hele toplum olarak üstün başarılara hasret kaldığımız bir dönemde uluslararası bir alanda  kazanılan çok büyük başarı, yüreklere su serper, gönüllere ferahlık verir. Umut ve güveniniz yeniden tazelenir, onur duyar, gururlanırsınız.

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci

17 Ocak 2026 Urla-İzmir-Türkiye

Güncelleme:26 Temmuz 2026 



                                                        Rüya ATTAL



ZOR GÜNLERİMİZDE DÜNYA ŞAMPİYONU OLARAK, ÜLKEMİZE ÇOK BÜYÜK BİR MUTLULUK YAŞATTIKLARI İÇİN, BİRLİK VE BERABERLİK RUHUNU TAZELEDİKLERİ İÇİN FİLENİN SULTANLARI VOLEYBOL TAKIMIMIZA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUZ. 

GÜZEL ÜLKEMİZ VE İNSANLARIMIZIN BÖYLE ULUSLARARASI BAŞARILARA NE ÇOK İHTİYACI VAR. EMEĞİ OLANLARA SONSUZ TEŞEKKÜRLER. 


Sezgi Abalı ATTAL Ahmet ABALI


Temmuz 15, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR - 6

 

TORTU BIRAKAN ANILAR 

"Geçmişe Mektuplar" etkinliği Bloglar arası bir etkinlik olarak29 Haziran'da başlayıp 24 Temmuz'sa sona ermek üzere başlamıştı. Yazın bu sıcak günlerinde yine yayla anılarımızdan söz etmek istiyorum. 

Yaylaların temiz havası ve doğal ortamında gün erken başlar, erken biter. Günün yorgunluğuyla akşamları erken yatılır. Kaç saat uyursanız uyuyun. uykunuzu almış olarak dinç bir şekilde uyanırsınız. Tertemiz kokuları solursunuz, sanayileşmenin getirdiği kötü kokular yoktur çevrenizde. Yaylalarda burnunuza gelebilecek en güzel koku, odun ateşinde sacda pişirilen ekmek kokusudur.

Bürücekteki yayla evimizin yan tarafına babam, annem için  bir taş fırın yaptırmıştı. Zaman zaman o fırından mis gibi kokular yükselirdi. Cevizli ekmekler, vanilyalı, tarçınlı kurabiyeler, kıymalı, peynirli börekler. Çocuklar o tür atıştırmalıklara bayılırlar. Bence taş bir binaya "Yuva" denmesi için o evde yaşayan birilerinin varlığının kanıtlanması, kokuların duyulması gerekiyor. Taş fırında pişen o ürünlerin lezzetini hiçbir şeye değişmem. 

Çocuklar her zaman komşulardan gelen yemekleri iştahla yerler. Eskiden "Komşu hakkı" denen bir şey vardı. Az ya da çok komşulara da birer tabak çocuklarla gönderilirdi. Giden tabak boş dönmez, içine mutlaka bir şeyler eklenirdi. Komşulardan gelen bir zeytin salatasını hatırlarım, taze kekik, nane, yeşil soğan, domates, sarımsak, zeytinyağı eklenmesiyle yapılmış , tadı damağınızda kalacak bir zeytin salatası. En basit yemeği bile sevginizi katarak  daha lezzetli hale getirmek mümkün.

Yayla kadınları, kısıtlı imkânlar içinde akıllarını ve becerilerini kullanarak harika sofralar düzenlerlerdi. Kalori değerlerini hesaplamadan, otlarla, tahılları buluşturarak ne lezzetli yemekler çıkarırlar. O sofraları dayanılmaz kılan; tertemiz yayla havasında topluca, iştahla kaşık sallamak mıydı, sohbetlerin güzelliği miydi, bilinmez. Eşimin doğum yeri Arslanköy'de de, Toros Yaylalarında da,konuk olduğumuz Karadeniz Yaylalarında da hep aynı tadı bulmuşumdur. 

Makbule ABALI 

15 Temmuz 2026 Urla- İzmir







Temmuz 01, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR-1

 Yıllar nasıl da ardı ardına geçti. Sadece dönüp arkamıza baktığımızda değil, derin derin düşünmeye başladığımızda daha iyi fark ediyoruz. Yaş aldıkça eskiyen yıllar, anılar daha belirgin olmaya başlıyor. yakın geçmiş unutulurken uzak geçmiş "Beni bir kez daha yaşayın." diyor sanki. Hayal meyal hatırlanan adlar, silik bir biçimde canlanan simalar ve yaşanmış onca olay ve durum.

Beyin nasıl depoluyor yüzlerce belgeyi, görüntüyü, sesleri, kokuları, renkleri, bir ömür yaşanmışlığı...? Bizler; 50'li, yıllarda çocukluğunu, 60'lı 70'li yıllarda gençliğini yaşayan bireyler "Nostalji" sözcüğünü çok severiz. O sözcüğün içinde buram buram sevgi vardır, dostluk, arkadaşlık vardır, merhamet, iyi niyet, empati, adalet duygusu , güven vardır. 

İletişim insan hayatında ne kadar önemlidir. Bizim kuşak dostlukları yoğun yaşadı. Cep telefonları yoktu, mektuplar uzun yazılırdı, bazen sayfalarca, bıkmadan, usanmadan. Meramını anlatmak, anlaşılmak önemliydi. 29 Haziran'da bloglar arasında yeni bir iletişim bağı kuruldu. Projenin yaratıcısı, Mindmills  Blog sahibi Neslihan arkadaşımız. 29 Haziran -24 Temmuz arasında geçmişe mektuplar yazarak yüzleşeceğiz. İsteyen her konuda yazabiliyor.  Mektup yazmayı çok seven, nostaljiye düşkün bir kişi olarak bir günlük gecikmeyle bu etkinliğe katılmak istiyorum. 

Son yazımda hastalıklardan daha sonra söz edeceğimi belirtmiştim. Bu bir ay içinde ele alabilirim. Hastalıklar benim yumuşak yanım. Kendim ya da bir başkası. Çok kapsamlı "Nasılsınız?" sorusuna alacağım yanıttan hep ürkerim, tedirgin olurum. "Ne var ne yok?" sorusu da öyle değil midir? Eskilerin "Bir vur bin ah işit kâseden" dedikleri gibi.

 Bu etkinlikte yazılarımızı istediğimiz sıklıkta yazabileceğiz. Bu esneklik çok hoşuma gitti. Bazen gün 25 saat olsa yetişemeyeceğimi düşünüyorum. Hayatı ağır çekimde bir "Engelli" olarak sürdürmek, pek kolay değil. (Yaşlılık da bir engelli olma hali, biliyorsunuz. 

Hayatı kesin çizgilerle ayırmak mümkün değil. Dünden söz ederken bugünle kıyaslamalar yapabiliyor insan. Ya da bugünden yarınlara, geleceğe sıçramalar yapılabilir.  Geçmişi düşünürken bazı anlar çok net hatırlansa da, bazı  anlar sisli bir perdenin ardından gözleniyor. İnsan kendini korumaya alıyor, çok olumsuz bazı anılar hiç hatırlanmayabiliyor. Bilinçaltı koruyucu bir sığınak gibi. Unutmak istediklerimizi saklayan bir eski zaman barınağı. 

"Hastalık bir çeşit ruhsal mutluluktur" diyor bir düşünür. Sevdiklerimizle aramızdaki bağı güçlendirir, bizi onlara yaklaştırır. Zor bir günde okula gitmek istemeyen çocukların bahanesi, karın ağrıları, bulantılar değil midir? Şair Can Yücel "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" adlı şiirinde çocukluk hastalığını ne güzel dile getirir. "Sevinçten uçardım hasta oldum mu/ 40'ı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a" Psikosomatik hastalıkların ( Ruhsal nedenlere bağlı bedensel hastalıklar) kökeninde endişe ve kaygılarımız. korku ve sıkıntılarımız yatar. 

Geçmişe ilk mektubum bir tanıtım amaçlıydı. Ay içinde yazacağım diğer mektuplar genelden özele inecek. Yıllar öncesinde aileme, sevdiklerime yazdığım mektuplar gibi çok uzun olmamasına dikkat edeceğim. Ancak yorumları dahi kısa yazamayan biri bunu nasıl yapar bilemiyorum. Değerli yazarımız Oktay Akbal'ın sözü kulaklarımda; "Yazmak yaşamak..." 

Makbule ABALI

1 Temmuz 2026





Haziran 10, 2026

GÜLLERİN SALTANAT DÖNEMİ

 

Bir arkadaşıma, dostuma hediye vermeyi düşündüğümde önce aklıma kitap ve çiçek gelir. Çocukluğumdan beri bu alışkanlığım hiç değişmedi. Bunların dışında 0nun sevdiği objeleri de düşünebilirim. Ancak maddi gücüm elverse bile pahalı bir ürün almaktan hep kaçınmışımdır. Hayatım boyunca "para" hiçbir zaman ön planda olmadı benim için. 

TV reklamlarında ekonomik sıkıntıların ardından, özel günlerde alınabilecek hediyelerin reklamı başladığında tam bir ironi diye düşünüyorum. Çok yüksek fiyatlarla satılan mücevherler, saatler, daireler, seyahat seçenekleri. Sade bir vatandaşın alım gücünü çok aşan fiyatlar ve armağanlar

"Zevkler ve renkler tartışılmaz" dense de hayaller sınırsız elbette.  Ancak hayal gücünü zorlamamak iyi olur herhalde. Sadelik ve uyum seçimlerde neden ön planda olamıyor? Belli yaş gruplarına göre giysiler veya eşyalara istek olmadığı için mi acaba tüm kıyafetler gösterişli ve frapan? Arz ve talep meselesi. Herkes aynı fabrikanın ürünleri gibi; aynı kesim ve boyada saçlar, bazen yakışmadığı halde giyilen giysiler. Annelerle kızları ayırt edemiyorsunuz.

Dostlardan günlük mesajlar gelir çoğu zaman. Bazen hafta başı ya da hafta sonu iyi dilekleri içerir bu mesajlar. Bazen bir günaydındır, bir tablodur, bir manzaradır iletici. Dostluğu tazelemek adına, hal hatır sormak için, varlığımızı kanıtlamak adına çok değerli iletilerdir bunlar. Her zaman uzun uzun yanıt veremeseniz de, dostlar halden anlar, küçük bir simge, bir incelikli cümle yetebilir sevgiyi anlatmaya.

Haziran Ayının ilk günlerinde güller, duruşu ile, goncalarıyla tomurcuklarıyla dikkat çekiyor. Dostlardan, sevgili arkadaşlarımdan gelen gül fotoğraflarını sergilerken Ahmet Haşim'in bir şiirinden dizeler mırıldanıyorum. 

"Yorgun gözümün halkalarında

Güller gibi fecr oldu nümayan

Güller gibi... sonsuz iri güller

Güller ki kamıştan daha nalan ;

Gün doğdu yazık arkalarında! " 

Çiçeklerle sevgi ve bağlılıklarını ileten dost ve arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimle.


Makbule ABALI-Eğitimci

10 Haziran 2026 Urla- İzmir










Mayıs 24, 2026

Yeniden Öğrenmek...

 


Yaşamak, sadece nefes almak, günlük ihtiyaçlarımızı gidermek, var olduğumuzu bilmek değil elbette. Çevremize yeniden dikkatle baktığımızda; Kaç yaşında olursak olalım, duyarlılık ve farkındalığınız arttıkça yeniden öğreneceğimiz öyle çok şey var ki...

Kişileri tanımak çok kolay değil. Zaman istiyor, önyargılı olmadan, farklı zamanlarda-değişik konum ve durumlarda, başkalarının etkisi altında kalmadan, kendi yargılarınızla  tanımak-tanıyabilmek. Çok zor gerçekten. İyi niyetinizin sınırları olmalı. Neden -sonuç  ilişkilerini iyi değerlendirip, kişi ya da kişileri maskesiz, yalansız, sahte gülücüklere, abartılmış davranışlara kanmadan tanıyabilmek... 

Çocuklar bu konuda yetişkinlerden daha isabetli kararlar alabiliyorlar. İçleri neyse, davranışları da yalın gerçeği yansıtıyor. Büyükler farklı bir şey kurgulamadılarsa, "Çocuktan al haberi" sözü gerçeğin ta kendisi. Şaşırmak, sürprizlere hazır olmak, mimikleriyle gerçeği vurgulamak onlara özgü. Hayalleri bile öyle güzel ki. Henüz gerçek dünyadan haberdar değiller. 

Diğer canlılardan da öğrendiğim çok şey oldu. "Kedi-köpek gibi geçimsiz " denir. Oysa onlar yaşına, cinsine, cinsiyetine göre birbirlerine davranışta kusur etmiyorlar. Sokaktan geçen yabancı bir köpeğe havlayanlar yaşlı bir çoban köpeğine sessizce bakıyorlar. O da gücünün-yarattığı etkinin farında bir tavırla ilerliyor. Sadece su içmek için duruyor. Köpekler kedilerden daha vefalı. Terk edilmiş kedilerin hali içler acısı. Sevilmek için her yola  baş vuruyorlar.

Arıları ürkütmezseniz, yüksek sesle bağırmazsanız çiçeklerden besini alıp gidiyorlar. Şaşırdığım bir durum: Su içmek için bir tasa dalıp çıkamayan arı, suyu dökünce canlanıp uçuyor. Salyangozlar en yararlı bitkileri bulup kurutmakta ustalaşmışlar. Aloa veraların bazıları kurudu. Minicik karıncaların işbirliği inanılmaz. 

En güzeli, en dayanıklı ve yararlısı zeytin ağaçları. Hayran olmamak elde değil. Kavurucu sıcaklarda bile kuru dallarından sürgün veriyorlar. Onlara imrenen kaktüsler dahi çiçek açtı. Gün aşırı onları da suluyordum. Solup yeniden açan gülün yanında, çiçeklerin arasında coşan semizotlarından adeta ilham alarak dikenli kaktüslerimizin küçük de olsa çiçek açması beni çok mutlu etti. Küçük bahçemizin arka köşesindeki zakkum  dahi coştu. Doğanın dili olmasa da, kendini öyle güzel ifade ediyor ki... Anlamak için zaman içinde tanımak gerek.

Makbule ABALI-Eğitimci

25. 07. 2025 Türkiye-Urla

Güncelleme: 24 Mayıs 2026







Mayıs 16, 2026

DİLEKLERİMİZ

 


Akşam üzeri gün batımına yakın bahçeye çıktığımda dikkatimi çekti. Hıdırellez Günü dileklerimizi yazıp gül dibinde yerlerini bulan minik kâğıtlar, halâ katlanmış bir halde yeni dikilen gül ağaçlarının dibindeydiler. Gülümsedim, 10 gündür oradaydılar, bir dizi işlemden geçmişlerdi. Onlar toprağa karışmadan, çürümeden acaba dilekler gerçekleşir miydi?

Dünyanın çeşitli ülkelerinde, ülkelerin değişik yörelerinde türlü çeşitli adetler, ritüeller, inanışlar var. Gelenekler, görenekler, adetler sürüp giderken kimimiz bazılarını yadırgıyor, garip buluyoruz. Bazıları daha akla yatkın geliyor, uygulamasak da kabulleniyoruz. 

Ağaca bez bağlama, adak adama, suya para atma, ateşin üstünden atlama, kurban kesme, bazı  objeleri kutsal sayma vb. Kişiye ve çevresine zarar vermeden, incitmeden, rahatsızlık ve huzursuzluk  yaratmadan gerçekleştirilen etkinlikler daha kabul edilebilir sayılıyor. Ama yararla zarar arasında ince bir çizgi olduğu söylenebilir.

Ancak bütün bu inanışların temelinde UMUT yatıyor. Umut etmeden, bir beklentisi olmadan yaşamak zor geliyor insanoğluna. Birçok ülkede umut tacirlerinin çoğalması o yüzden. Alıcı varsa satıcı da oluyor. Güven sarsılırsa, umutlar körelirse, yaşam da sekteye uğruyor. Tükenen umutları yeniden oluşturmak öylesine zor ki. 

Çocuklar dilek dilerken de öyle içten, öyle saf ve masumlar ki! Bir test uygulamasında "Masallardaki gibi, bir periden 3 dilek dilesen bunlar neler olurdu?" diye sorulduğunda bütün temizliğiyle kalplerini açarlar. Yetişkinler çoğu zaman "Sır tutar gibi" dilek dilerler. Hatta dilek tuttuklarını dahi söylemekten kaçınanlar vardır. Belki de haklılar. İki kişinin paylaştığı şey, sır olmaktan çıkar. 

Benim dileklerim, her gece yatarken ettiğim dileklerden çok farklı değildi; "Barış içinde bir dünyada sağlık, huzur ve mutluluk içinde bir yaşam, çocuklara çabaları oranında başarı, hak edenlere kazanç ve iyi insanlarla birlikte olabilmek... Kötülüklerin azalması (Keşke tamamen yok olabilse) kötü kişilerin iyileri gördükçe değişime uğraması... "

Gerçekleşmesi çok güç de olsa  imkânsız dilekler denebilir mi?

Makbule ABALI-Eğitimci

16 Mayıs 2026 Urla- Türkiye




Mayıs 04, 2026

4 GÜNLÜK BİR TATİL


Bugün Urla ve çevresinde oldukça soğuk bir hava hüküm sürüyor. Mayıs baharında adeta kışı yaşıyoruz.  Geceden beri aralıklı olarak fırtınayla karışık yağmur yağıyor. Toprak suya doydu. Ağaçlar, çiçekler pırıl pırıl oldu. Kısa ama güzel geçen bir tatilden, birkaç gün önce evimize döndük. Yuvaya dönüş her zaman güzeldir.

Belli bir yaştan sonra ev ortamından çok uzaklaşmak istemiyor insan. Çok uzun bir yolu düşünmek bile yoruyor. Ama uzmanlar; zamanınız, durumunuz, sağlığınız elverdiği  sürece, kısa süreli de olsa yaşadığınız ortamın dışına çıkmayı öneriyorlar. Ekonomik durumun izni ölçüsünde elbette. Biz Nisan sonu indiriminden  yararlandık. Zaman zaman turistik tesislerde bu tür uygulamalar olsa, ihtiyaç duyan insanlarımız yararlanabilse.

Bazen kişi aldırmasa da beden isyan ediyor. Ağrılar, sızılar başlayınca ruhsal açıdan iç sesinize kulak verme ihtiyacı duyuyorsunuz. Uyarıları, iç sesleri dikkate almazsanız psikosomatik rahatsızlıklar (Psikolojik kökenli bedensel hastalıklar) başlayabiliyor. Kalp mide rahatsızlıkları, baş ağrıları, alerjiler, tutulmalar kaçınılmaz oluyor. Sağlığın önemi, sağlık yitirilince çok daha iyi anlaşılıyor.

Çevremizdeki dostların önerisiyle erken dönem indiriminden yararlanarak Çeşme'de termal suyu olan bir otelde 4 günlük bir tatil yaptık. Gerçekçi olarak düşünülürse; günümüzde en üst düzeyde emekli olmuş olsalar da iki emeklinin öyle bir otelde kısa süreli de olsa tatil yapması, insana hayal gibi geliyor. Mayıs öncesi gitmemiz, maddi açıdan çok iyi oldu.

Yıllar öncesinden inşa edilmiş, neredeyse yarım yüzyıldır hizmet veren bir otel. Ancak bina sürekli yenilenmiş, halen yepyeni, pırıl pırıl bir görünümde. İşletme müdür yardımcısı beyefendinin, sohbetimiz sırasında söylediği bir deyiş çok güzeldi. "Eski misafirlerimizin çocuklarına, hatta torunlarına da hizmet vermekteyiz."

Oteldeki işletme anlayışı toplumda pek çok kuruma örnek olacak nitelikte. Çalışanlarda devamlılık ve süreklilik, zamana ve beceriye göre görev değişimi, elemanların özenle seçilmesi, işbirliği ve ekip çalışmasının oluşturulması ile mükemmel bir çalışma düzeni sağlanmış. 25 yıldır aynı otelde çalışan kişiler var. Geçmişten geleceğe uzanan bir çizgide yenileşme sürdürülmüş.

Büyük tatil köylerini, çok büyük otelleri hiç sevemedim. Butik oteller, küçük aile pansiyonları her zaman daha sevimli gelmiştir bize. Ancak burada, büyük bir otelde kendinizi ev ortamında hissediyorsunuz. Güler yüzlü, nazik ve ölçülü davranışlarıyla her an gönüllü olarak yardıma hazır bir ekiple karşılaşıyoruz. Güvenlikten resepsiyona, oda servisinden restorana, spa  bölümüne kadar herkes işini gerektiği gibi yapıyor.

Kısa süreli bir rahatsızlık geçirdiğimizde ilgileri övgüye değerdi. Adları her zaman belleğimizde kalacak insanlar tanıdık. İnsani davranışlar da karşılıklı bir alışveriş gibi. Bir tatlı gülüş, bir güzel söz ne büyük mutluluk kaynağı olabiliyor. Bazı bireyler eleştirinin sadece olumsuz yanını kullanırlar. Oysa eleştirinin bir de güzel yanı var. Hak edene yapılmalı.


Her zaman her yerde olduğu gibi çocuklar neşe kaynağı. Personel çocuk ve yaşlılarla ayrıca ilgileniyor. Eğitimci olarak duyarlılığımız ve farkındalığımız yüksek olduğundan mı; gözlerinin içi gülen, halden anlayan, her an yardıma hazır personel gönlümüzü fethediyor. Yaka kartlarında adları yazılı. Geçmişte öğrencilerimle kurduğum bağ gibi adlarıyla hitap etmek beni de onları da mutlu ediyor. Mutfakta, diğer bölümlerde  tanımadığımız adsız kahramanlar da var.


Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri açık büfe, çok çeşitli ve lezzetli. Yemek salonu girişinde "israf" ile ilgili açıklamalar var. Detaylı açıklamalar eğitici ve bilgilendirici. Artan yemekler hayvan barınağına gidiyormuş. Çalışanlar öyle bilinçli ki, özellikle turizmde ara eleman yetiştiren meslek liselerinin ve meslek yüksekokullarının önemini bir kez daha düşünüyoruz. İyi örnekler; görerek, uygulayarak, deneyim kazanarak, zamanla oluşuyor.

Ne yazık ki otelde, açık ve kapalı termal havuzlardan hiç yararlanamadık. Şifalı su 36-38 derece civarında idi. Günlerin yorgunluğuyla eşimin de benim de tansiyonlarımız yükseldi. İlgililer sağlığımızı riske atmamamız konusunda uyardılar. Otelin hemen önünde ince kumlu bir sahil ve sığ bir deniz uzanıyordu. Bu olanaklardan yararlanamamakla birlikte ruhsal ve bedensel anlamda dinlendik. Dingin bir kafayla eve döndük.

Orada çok güzel, çok özel insanlar tanıdık, zeki çocuklar ve yaşının üstünde olgunluğa sahip gençlerle, gelecek adına umutlandık. Farklılıklar olmakla birlikte yeni kuşaklar, özellikle çocuklar gelecekte  gurur kaynağımız olacak. Öyle uyumlu ve akıllılar ki. Aileler genellikle tek ya da iki çocuklu olunca, değerini bilerek, hassasiyetle, özenle büyütüyorlar çocuklarını. Ancak bir grup anne baba var ki, çocuklarının elinde birer tablet veya cep telefonu, kontrolsüz, denetimsiz biçimde kullanılıyor. 

Bir tesiste tanıdığımız insanlar, gençler ve çocuklarla ilgili olarak zihnimde öyle çok birikim oluştu ki sayfalarca öykü yazılabilir. Küçük, büyük gruplar toplumun bir göstergesi Çok zaman harcamadan sadece gözleyerek, dinleyerek, empati kurarak, vicdani ve etik davranarak  ne güzel işler yapılabilir. İnsanın insana bakış açısı, önyargısız davranışları, içten konuşmaları aradaki buzları eritip sıcak iklimlere yönlendiriyor bireyi. İmkân ve fırsat olursa sonbaharda, ılıca mevsiminde bir kez daha kısa bir mola gönlümüzden geçiyor. 

Makbule ABALI-Eğitimci

3 Mayıs 2026-Urla-İzmir-Türkiye










Nisan 27, 2026

DOĞANIN UYUMU-DOĞA YASALARİ

 


Doğa kendi içinde harika bir uyum sağlamış. Kendine has yasaları var. Bazen bizi şaşırtsa da, hayal kırıklığına uğratsa da genel yasaları her zaman geçerli. Kışın kupkuru olan ağaç dalları baharla birlikte göneniyor. Yağmurlar yağıyor, kar suları eriyor, ağaçlara, bitkilere can suyu gidiyor. Belki biraz geç, ama mutlaka... Sanki verilmiş bir sözü gerçekleştirircesine. 


Doğayı dikkatle izlediğinizde, zamanında gözlemler yaptığınızda  öyle çok şey öğreniyorsunuz ki. Kupkuru ağaçlarda önce tomurcuklar açıyor, çiçekler çoğalıyor. Daha sonra yapraklar dalların üzerinden, çiçeklerin yanından baş veriyor.  Yapraklar ve çiçeklerle görevini tamamlamış ağaçlar meyve vermeye hazırlanıyor. Değişmez bir düzen bu. Soğuklar zarar verirse ağaçlar da kırılıyor, küsüyor adeta. Meyvelerinden mahrum ediyorlar.

İlkbaharın ikinci ayı Nisanın son günlerini yaşıyoruz. Ege ve Akdeniz yörelerimizde hava sıcaklıkları yükseliyor. Ağaçlar budanıyor, aşılar yapılıyor. Havada ne olduğu belirsiz çiçek kokuları var. Mutluluk ölçütlerinden biri de güzel kokular sayılmaz mı? İçinizi açar, ruhunuzu ferahlatır.

Nisan ve Mayıs aylarımızın güzelliği,  bayramların coşkusu, varlığı değil midir? Her şeyden habersiz çocukların görüntüsü, 23 Nisan günü rengârenk  çiçek tarlası gibiydi. Büyüklerin hüznü henüz onlara tam yansımamış gibiydi. Çocukların mutlu ya da mutsuz olduğunu gözlerinden hemen anlayabiliyorsunuz. Yalan makinesine gerek yok.Yaşamın uzun ince çizgisinde her şey değişken. Her konuda veya durumda yanılmak mümkün.


Canlılar söz konusu olunca bitkiler ve insanlarla diğer canlılar arasında ne çok benzerlik var. Her canlı var olduğunu kanıtlamak, yerini belirlemek, gerekirse güç gösterisi yapmak istiyor. Yapay çimin arasından baş gösteren papatyalar görenleri şaşırtıyor. Çiçekçilerde çok yüksek fiyatlarla satılan gala çiçekleri ormanlık bir bölgede hiç bakımsız, sadece yağmur suyuyla onlarca açabiliyor. 


Karıncaların insanlara örnek olabilecek nice davranışları var. Kış mevsiminde minicik karıncalar vardı. Hemen her yerde, mutfakta, odada, bahçede. Karıncaları uzaklaştırmak için bir yol önermişlerdi. Evin kapısına şekerli su konursa içeri girmeyebilirlermiş. Öldürmeden uzaklaştırmak için bir başka öneri küflü limon oldu. Bu aralarda büyük karıncalar görev başında. Harıl harıl çalışarak yuvalarına yem taşıyorlar. İnsanların geçtiği toprak yollarda bile karıncalar var. Paylaşımın, işbirliğinin en güzel örneklerini sergiliyorlar. Gözlemeye değer. 


Narenciye çiçeklerini arılar çok seviyorlar. Fırça çiçeklerini de. Boşuna söylenmemiş, "Arı bal alacak çiçeği bilir." diye. Dokunmazsanız, gürültü çıkarmazsanız insanlara hiç zarar vermiyorlar, sokmuyorlar da. Bahçe kapısının önüne koyduğum su kaplarından arılar da, kedi ve köpekler de  kavga etmeden yararlanıyorlar Kuşlar kendilerine zarar vermeyen her cinsle barışık. Farklı türler her telden çalıyor, ahenkli bir müzikle doğanın uyumunu kalıcı kılıyorlar. 


Doğa dengesini en uygun biçimde kurmuş. Dengesi bozulmadıkça her şey saat düzeniyle işliyor. Adilce paylaşımlar hiçbir şekilde bozulmuyor. Çalışan hakkını alıyor, düzene uyum sağlıyor. İnsan hem yapıcı, hem yıkıcı. Özgürlüğüne düşkün kuşlar bile dost bildikleri yerlere yuva yapıyorlar. Kilometrelerce yoldan uçarak gelip yuvalarını bulabiliyorlar. Ağaçları kesilirken kuş seslerini dinlediniz mi hiç? Doğal  afetlerde tehlikeyi sezen canlıların canhıraş çığlıklarını duydunuz mu? 

Makbule ABALI-Eğitimci

27 Nisan 2026 İzmir-Türkiye



Mart 29, 2026

SÜRPRİZLERLE DOLUDUR HAYAT...

 


Hayat her zaman dümdüz bir çizgide devam etmiyor. Alışılagelmiş günlerin, haftaların arasına küçük sürprizler serpiştiriyor, mutlu oluyor, rahat bir nefes alıyorsunuz. Hayatın rutin akışında birdenbire bir değişim oluyor, yüzünüzde bir mutluluk rüzgârı esiyor. Kalbiniz pır pır ederken, gözleriniz parlıyor.

Bu yıl mevsimler de sürprizlerle dopdolu geçti. Hava tahmin raporları bile yanıldı. Bir haftadır bütün hünerlerini gösterircesine yağan yağmur bugün duraksadı ve  gri bulutlar yerlerini, güneşe bıraktılar. Toprak suya doydu. Ağaçların yaprakları pırıl pırıl. Kuru dalların arasından kendilerini sergileyen tomurcukları kardeş yapraklar da yalnız bırakmadı. Doğadaki paylaşım ve işbirliği kesintisiz sürüyor. 

Pazar günü sürpriz konuklarımız vardı. Henüz bir haftalık yeni evli genç bir çift. Eşim tarafından akraba. Birbirlerine öyle yakışmışlar ki. Evimize adeta enerji, ışık ve renk taşıdılar. Mersin'den yola çıkıp Akdeniz ve Ege sahillerinden dolaşarak bize de uğradılar. Çok mutlu olduk tabii. Biz düğünlerine gidememiştik, onlar bize geldiler.

Sürprizin böylesi dostlar başına. İki gündür hasta olan bilgisayarım bile onların sihirli elleriyle iyileşti. 48 yıldır evli bir çiftten evlilikle ilgili öyküler dinlediler. Sohbet güzeldi. Gönüllerince mutlu bir yaşam diliyoruz sevgili Kıroğlu Ailesine.

Makbule ABALI-Eğitimci

30 Mart 2026 İzmir-Urla