Sayfalar

hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 07, 2026

YAŞAMA SEVİNCİ

 


Yaşamı sona erecekmiş gibi görünen bir canlının yeniden dünyaya dönüşüne tanıklık etmek... Harika bir duygu. O süreci izlemek insanı düşündürüyor, duygulandırıyor, deneyim kazandırıyor. Tüm canlılar için bu olay düşünülebilir. Biz bir kaplumbağada tanık olduk. Bilirsiniz çocuklar tosbağa da derler.

Evimizin önündeki küçük bahçemizde yetişen her bitki türünü özenle yetiştirmeye, büyütmeye çalışıyoruz. Onlardan birinin sararması, yaprak dökmesi ya da kuruması beni üzüyor. Bu kez de öyle oldu. Güzel kokusuyla mutluluk saçan bir çiçeğimiz hastalandı. Dallarında, yapraklarında beyaz tozlar oluştu. Komşumuz Emin Bey'e danışınca bahçe pompasıyla bir karışım püskürttü. "10dakika bu havayı teneffüs etmeyin." dedi. 

10 dakika sonra bahçeye çıktığımızda bir sürprizle karşılaştık; Taşların üzerinde, koltukların hemen yanında kocaman bir kaplumbağa, başı dışarıda, biraz şaşırmış bir halde duruyordu. Kaplumbağaların çok uzun yıllar yaşadıklarını biliyorum. Çocukken tavşanla kaplumbağanın öyküleri anlatıldığında kaplumbağanın kazanmasına ne çok sevinirdik. Bazı haylaz çocuklar kaplumbağayı ters çevirdiklerinde çok üzüldüğümüzü de hatırlıyorum.

Göçebe insanlar gibi, evi sırtında bir kaplumbağa, başı dışarıda, hareket etmeden etrafı seyrediyordu. Çiçek ilacından biraz sarsılmış gibiydi. Eşi ya da çocukları var mıydı, bahçede neyle besleniyordu? Zihnimde pek çok soru oluşmuştu. Komşum, idealist bir anaokulu Öğretmeni Seniha Hanım'a seslendim.  Sınıfı için günlerdir materyaller hazırladığını biliyordum. Bazı sınıflar Eğitim-Öğretim Yılına uyum için bir hafta önceden başlıyorlar. 

Kaplumbağayı birlikte gözledik, fotoğraflar çektik. Kaplumbağa korkuyla ya da tedirgin olarak başını hiç içeri çekmedi. Belki o da bizi izledi. Bir süre sonra sessizce, yavaş adımlarla yanımızdan ayrıldı. Bahçede sanırım semizotlarıyla besleniyordu. Aloa vera bitkisi de çekici gelmiş olabilir. Öğrenmeye çalışacağım. Bahçenin bazı köşelerine yemesi için küçük sebze parçacıkları bırakmayı düşündüm.

Ancak bir kez daha anladım ki; sevgi tüm canlılar için koruyucu, kollayıcı, yönlendirici bir duygu. Zarar vermediğiniz sürece bir barınak veya yer bulabilen, karnını doyuran her canlı özgürce yaşamına devam edebiliyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara, çevresindeki canlıları koruma davranışı kazandırılabilirse, yarınlarda daha güzel bir dünyada soluk alınabileceğine inanıyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Eylül 2026 Urla-İzmir







Haziran 02, 2026

DUYARLILIK İNSANLARA ÖZGÜ MÜDÜR?


Duyarlılık, farkındalık; tüm canlılarda aranan, olması gereken bir özellik. Çevreyi daha dikkatli algılamayı sağlıyor, iletişimi kolaylaştırıyor. İnsandan öte bazı hayvanlarda rastladığımız duyarlılık, insanı şaşırtabiliyor. 

Sevgi ve ilgi ile yaklaşıldığında, zarar verilmeyeceğini anladıklarında hayvanlar da gerçek dost gibi davranabiliyorlar. Onlar da mutluluklarını, sevinçlerini, hüzün ya da acılarını, bağımlılıklarını çok net belirtebiliyorlar. Bu duyarlılık bazı canlılarda çok daha üst düzeyde. "Bir de konuşabilseydi kim bilir neler anlatırdı" dedirtiyor insana. 

Bazı yörelerde sağlıklı hayvan çokluğu,  o yörede hayvan sevgisinin, iyi insanların varlığının   bir kanıtı gibi. Her yerde, sokaklarda, parklarda, caddede dükkanların önünde, hatta hastanelerde kedi veya köpek görebiliyorsunuz.  Hayvanların sevildiği yerlerde insanların da daha tahammüllü ve sevecen oldukları gözleniyor. 

Bugünlerde evin içinde kedi ya da köpek beslemiyoruz. Ancak sevgiye, ilgiye ihtiyacı olan kediler bizi buluyor. Bahçeyi sık sık ziyaret eden 2 kedi 1 köpek var. Bahçe kapısının önünde her zaman temiz  bir su kabı bulunduruyorum. Kediler, köpekler, kuşlar ve arılar o sudan yararlanıyorlar. Hatta belki geceleri bölgeye inen domuzlar da o sudan içerler mi bilmiyorum. Domuzların gelişini gören tüm köpekler koruyucu olarak hep birlikte havlamaya başlıyorlar.


Çocuklar vahşi hayvanlar dışında hemen hemen tüm hayvanlarla çok güzel bir iletişim kuruyorlar. Torunlar, atlarla çok iyi anlaşıyorlar. Sanki aralarında çok derin bir sevgi bağı var. Evde bir köpek, 4 kedi var. Köpek Golden kırma, kedilerin hiçbiri cins değil. Yakın zamana kadar evde 1 tavşan, 2 su kaplumbağası vardı. Yakında bahçeye bir kümes yapılacak. Tavuk ve bıldırcın yetiştirmeyi planlıyorlar. Tüm hayvanlarla yakın dostluk kurabiliyorlar.


Oturduğumuz site ormanlık bir alanın içinde Zeytin ağaçları çoğunlukta olmak üzere her çeşit ağaç ve bitki örtüsü var. Mevsimlere ve aylara göre değişik türde kuşlar, sabahın erken saatlerinde kuşlar korosunu başlatıyorlar. Serenat gibi. Bu ara kumrular ve saksağanlar var. Bahçe demirlerinin üstünde tünemiş bir kuş görürsem çok seviniyorum. Arada bir uğrayan müjdeci böcekleri, mutluluk kaynağı oluyor. Fırça çiçeği açarken sayılamayacak kadar çok arı vardı. Zarar gelmeyeceğini bilirlerse onlar da zarar vermiyorlar. 


Sitemizde akşam yürüyüşü yaparken gördüğümüz güzel bir görüntü var. Bir komşumuz ,evinin hemen önündeki parkta akşam üstü aşağı yukarı 20 kediyi kendi imkânlarıyla doyuruyor. Kediler de, o da çok mutlu görünüyorlardı. Tanık olduğum çok güzel olaylar var. Sebze ve meyve üretiminde çok maharetli bir komşumuz, yaşlanma sonucu öle kedisini bir ağaç altına gömüp, üstüne belirleyici bir mezar göstergesi yerleştirmiş.



Hayvanlara dair çok ilginç hikâyeler dinlemişimdir. Ünlü yazarlarımızın da ne güzel, şaşırtıcı, düşündürücü hayvan öyküleri vardır. Çok yakın zamanda Yaren leylek hepimizi şaşırtmadı mı? Deprem felaketinde insan arayan köpekler ne büyük başarılar kaydettiler. Bir arkadaşımın paylaştığı videoyu, çok duygulanarak,  şaşkınlıkla , hayranlıkla izledim.  Bir matador ile bir boğanın öyküsü

 https://www.facebook.com/share/v/18YKoAfFmu/?mibextid=wwXIfr

"Boğa ile matador sarmaş dolaş" adlı kısa bir video izledim, çok etkilendim.

 "Videodaki matador, kariyerinin zirvesindeyken boğa güreşini protesto eden ve bu andan sonra işi bırakıp büyük bir havyan hakları savunucusu olan Kolombiyalı Álvaro Múnera’dır.

Bir boğa tarafından ağır yaralanıp felç olan ve sonra iyileşen Múnera, iyileştikten sonra çıktığı arenada bu ikonik anla boğa önünde tamamen savunmasız şekilde diz çökmüş, boğayla sarmaş dolaş olup matadorluğu bıraktığını açıklamıştır. Ve saf ve temiz hayvanları zevk için öldürmeye karşı durarak bir hayvan hakları aktivistine dönüşmüştür.
“Pişmanlık ve özür dileme” temalı hikayeler anlatılan bu ünlü videoda; kılıcını bir kenara bırakıp yere çöktüğü ve hayatını bağışladığı boğanın (bazı iddialara göre matadorun acısını hissederek sarmaş dolaş olduğu) anı gösteriyor. " 

Videodan çok etkilendim Fotoğraf adeta belleğime kazındı. Ancak düşünmeden edemedim. Yapay zekâdan yardım alınarak yapılmış kurmaca bir paylaşım mıydı izlediğimiz...? Gerçekle gerçek üstü, hayal dünyamızı aşabilir mi? 

Makbule ABALI-Eğitimci 
2 Haziran 2026 Urla-İzmir

Aralık 07, 2025

HAYVAN ÖYKÜLERİ...

 



Sevgiden nasibinizi aldıysanız sadece insanlara değil, doğadaki tüm canlılara da yakınlık duyar, gerektiğinde onları da korur kollarsınız. Hatta ille de sevmek değil, onlara zarar verenleri engeller, masum canlıları savunursunuz. 

Hayvan hikayeleri deyince ilk aklıma gelenler Aziz Nesin ve Bekir Coşkun. Hayvanlarla ilgili yazılarını okurken gözyaşlarımın akmasına engel olamayıp  ağladığım zamanlar  çok olmuştur. Hayatın içinden ne güzel örnekler vermişlerdir. 



Çocukluğunda muziplik olsun diyerek kedilerin gözlerini boyayan, kuyruklarına teneke bağlayan, acımasızca kuşları ürküten kişilerin gerçek yaşamlarında travmalar yaşadıklarını çok görmüşüzdür. İçteki olumsuz duygular; öfke, kin, nefret, aşağılık ya da üstünlük kompleksi,  sert tepkilerle dışa, daha güçsüz olana acımasızca yönlendirilir kimi zaman. Edebiyat tarihi bu tür kötü örneklerle doludur. 

Kedilerin, köpeklerin dost olduğu yerlerde insanlar da daha ılımlı ve sevecen oluyorlar. Çarşı pazarda hatta alışveriş merkezlerinin içinde, hastanelerde rahatça uyuklayan, sakince yatan kedi ve köpeklere şaşırarak bakıyor insanlar. Hayvan demeye çekiniyorum, onlardan öğrenmemiz gereken pek çok davranış var.

Ben hayvanların da duyguları olduğuna inanıyorum. Sevgiye, ilgiye, dostluğa cevapsız kalmıyorlar. Onlara zarar vermeyeceğinizi anlarlarsa savunmaya geçmiyorlar. Kendi aralarında da bir hiyerarşi var. Yaşlıya, yaralıya tepki göstermiyorlar hatta yiyeceklerini paylaşıyorlar. Sese karşı çok duyarlılar. Ses tonuna göre davranış değiştirebiliyorlar.


Hasta ve yorgun olduğum günlerde komşumuzun köpeği Cevizin vefasını nasıl unuturum. Kapının önünde, gözlerini gözlerime çevirerek adeta yüz mimikleriyle hüznünü anlatır. Sokak kapısından içeriye izinsiz girmez. Disiplinlidir. Karnı toksa kemiğini saklamak için evlerinin bahçesine gider, onu saklar. Bu güzel canlıyı bir gece sopayla dövmüşler. Günlerce hasta yattı. Ben de onun acısını çektim adeta. 

Kediler köpekler kadar vefalı değil. Soğuk havalarda daha çok yeme ihtiyacı duyuyorlar. Bahçede evi sahiplenen iki kedimiz var. Sabah önce her mevsim değişen kuşları besliyoruz. Farklı ötüşlerle her enstrümanın yer aldığı bir orkestra gibiler, Ağustos böcekleri yok artık. Kuşlar daha alışık buralara. Ağaçlara tırmanan avcı kediler olmasa daha rahatlayacaklar. Zor günlerimizde camları tıklatan kuşlar çok içten insanlar gibi. 

Camın önüne oturup çevremizdeki canlıları gözlediğimizde çok şey öğrendiğimizin farkına vardık. Her tür kendi hayatını bir başka biçimde devam ettirmeye çalışıyor. Davranışlarına hükmetmek istediğimizde, düzeni bozulan tüm canlılar gibi farklı davranışlar sergiliyorlar. Farklı sesler çıkararak huzursuzluklarını belli ediyorlar. 

Korunaksız kalan canlılar doğada mücadeleyi de öğreniyorlar. Merak ediyorum, mevsimler ve iklimler değişince göçmen kuşlar şaşırmıyorlar mı? Şiddetli yağmurlarda insanlar gibi onlar da yeni barınaklar arıyorlar mı? Ürünler değişip bozulunca yeni kaynakları nerede nasıl bulacaklar? Doğaya sahip çıkıp korumazsak, yeni önlemler almazsak tüm canlılar için yeni bir yer arayışı mı gerekecek...? Nasıl, ne zaman, nerede...? 

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci

7. Aralık 2025 Urla-İzmir /Türkiye





Kasım 28, 2022

DÜNYAYI HAYVANLARLA PAYLAŞMAK...

 * Günler boyu uğraşarak toprak yığdı karınca. Bir kaba güç ezdi geçti emeğini, yerle bir etti. Kahrından kahroldu karınca.

* Kelebek rengarenk çiçeklere kanatlandı bir bahar günü. Günlerce değil, sadece bir gün yaşayabildi. Şiddetli yağmura yenik düştü. 

*Küçük bir kara balıktı bir masal kahramanı gibi. Bir büyük balığa yem oldu bir gün. Denizlerdeki yolculuğu sona erdi.

* Bir serçe gibi ürkek, bir serçe gibi kırılgan dolaştı kış bahçelerinde. Tam dalına konacağı bir ağaç bulmuştu, sapanla vurdular.

*Leylekler gibi göçebe, bir diyardan bir diyara uçtu, bacadan bacaya kondu. Bir gün sıcak bir ülkeye göç ederken açamadı kanatlarını, çırpınarak can verdi. 

* Bir at gibi vefakar, sadık bir dostu olsun isterdi. Çok sevdiği atı bir gün sakatlandı, vurmadılar ama yılkı atlarının arasında kayboldu gitti...

* Trafik kazasında ölen sahibini kaza yerinde günlerce, aylarca bekledi. Vefalı bir insan gibi sevdalısını bekleyen bir köpekti...

* Bir kedi gibi munis, bir kedi gibi sokulgandı. Ama öfkelendiğinde yabani bir kedi gibi tırnaklarını geçirirdi. Bir gün yavrularının gözü önünde canına kıydılar, kurtarılamadı...

* Ceylan gözlü bir kız, ceylanların su içtiği göle soktu yavaşça ayaklarını. Bir kuğu kadar zarif, bir kuğu kadar asildi. Huzur buldu ormanda, ağaçların arasında...


Makbule Abalı

27 Kasım 2022



Ekim 05, 2020

PRENSES (MİNİ ÖYKÜ )

Araba düz yolda 90 km. hızla yol alıyordu. Anne baba ön koltuklarda, küçük kız arka koltuklarda oturmuşlardı. Küçük kız çalan müziğe eşlik ediyordu:" Bana bir masal anlat baba." Bu hafta 5 yaşını kutlamışlardı. Ne çok masal vardı dağarcığında; Geceleri onu uyutan, düşler ülkesine götüren masallar... Bazen kitaplardan okurdu babası ya da annesi.

Bir ara arka koltukta uyuyakaldı. Ama elindeki süslü köpek tasmasını hala sımsıkı tutuyordu. Annesi yavaşça elinden aldı , küçük kız uyandı. İlk sözü "Geldi mi?" oldu." Hayır dediler, az sonra belki..." Biraz sonra komşu teyze kucağında Golden Retriever cinsi bir köpekle onları karşılıyordu. Gerçekten çok güzeldi. Küçük kızla bakıştılar. İkisinin de gözleri parlıyordu.  İlk görüşte aşk gibi...
"Bir prenses gibi" dedi anne. "Adı Prenses olsun mu?

Prensesle yaz boyu mutlu anlar, günler geçirdiler. Sabah uyanınca yanına geliyor, yürüyüş sonrası oyunlar oynuyorlardı. İki ay bir rüya gibi geçti.  Bir gün babası "Şehre dönme zamanı geldi " dedi. Prenses anlamış gibi küçük kızın kucağına koştu, başını göğsüne dayadı, derin derin solumaya başladı. Babası devam etti; "Apartmanda köpek olmaz biliyorsun. Her gün dolaştırmasan bile." Köpek göğsündeyken ne kadar ağladığını bilmiyordu.  Babası "Prenses güzel bir köpek, biri sahiplenir merak etme" dese de arabanın arkasından koşarak yetişmeye çalışan Prensesi, yaşlı gözlerini hayatı boyunca hiç unutamayacaktı.

Yazlığa tekrar gidişlerinde de Prensesi hiç göremedi.  Bir daha başka köpeği de olmadı. O'nun yerini hiçbir köpek dolduramazdı ki... Çok sonra Prensesin tasması yolun kenarına atılmış bulundu. Kim, ne zaman, nasıl, neden attı hiç bilinemedi...

Makbule ABALI

4 Ekim Dünya Hayvanlar Günü kutlu olsun.
(Resimdeki çocuğun anlatılan öykü ile bir ilgisi yoktur.)

Ağustos 12, 2017

DOĞAYLA DOST ÇOCUKLAR...


Çocuklar küçük yaştan itibaren doğayla dostluk kurarlarsa, doğada olup biteni anlamaya çalışırlarsa sonraki yıllarda da hayata daha rahat uyum sağlıyorlar. Doğayla dost olan çocuklar ağaçlara, insanlara, hayvanlara sevgi ile yaklaşıyorlar. Merak ve koruma duyguları gelişiyor.

Çok uzak bir yerde, daha çok toprak elde etme kaygısıyla ağaçlar kökten kesilirken çocuklardan biri annesine sordu; "Dalları kesilirken ağaçların canı yanıyor mudur anne? Ağaçlar sesli mi, sesiz mi ağlar?" Annesi "Onlar da birer canlıdır." demekle yetindi.

Gün geldi, ülkenin farklı yerlerinde ağaçlar birer ikişer kesildi. Yılların yetişmiş ağaçları... Belki kimisi yüz yıllık, kalın gövdeli ağaçlar. Ağaçlar kesime direnemediler. Ama ağlamak denirse gövdelerinden öz suları aktı ince ince. Yıllardır onlardan ürün alan, yararlanan insanlar dayanamadılar. Yaşlı-genç -çoluk-çocuk karşı çıktılar. "Neden?" dediler... Neden? Kiminin yerine santraller yapılacaktı, kiminin yerinde maden çıkarılacaktı.

4 yaşından itibaren çocuklar da "neden" sorusunu soruyor ,merakla cevap arıyorlar. Oysa onlara bazı gerçekleri anlatmak öyle zor ki...
Bu kıyımları çocuklar da gördüler; Keşke görmeselerdi. Yetişkinler onlara mantıklı bir açıklama yapamadılar. Çocuklar gördüklerini kolay kolay unutmuyorlar.
Yaylada İş bölümü 

Kent çocukları köye geldiklerinde onlar için uçsuz bucaksız bir öğrenme ortamı var. Doğa bir laboratuvar adeta. İnekler, keçiler, tavuklar, horozlar, kaplumbağalar, köstebekler, karıncalar...Şehirde soyut olarak öykülerde dinlediği, gördüğü, okuduğu her şeyi canlı olarak karşısında buluyor. Çizgi filmlerin canlı halini izliyor. Gece gökyüzünde yıldızlar daha bol, daha parlak.

Köyde süt sağmayı öğrenmek 

Yediği-içtiği ,emekle elde edilen ürünlerin kaynağını bilmek değer duygularını geliştiriyor. Sütün, yumurtanın bize nasıl ulaştığı, fidanların nasıl büyüdüğü, sebze ve meyvelerin yetişmesi... Onların düzeylerine inerek anlayacakları dilde, basit ve yalın olarak anlatıldığında çocuklar çok mutlu oluyorlar, yetişkinler geleceğe yatırım yapıyorlar.

Doğayla dost olan çocuklar yarınlarda da çevresini koruyan, geliştiren bir tutum geliştiriyorlar...

Makbule ABALI-Eğitimci
Ağustos 2017

                                   Kızım ve Kızı-torunum