Sayfalar

Canlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Canlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 07, 2026

YAŞAMA SEVİNCİ

 


Yaşamı sona erecekmiş gibi görünen bir canlının yeniden dünyaya dönüşüne tanıklık etmek... Harika bir duygu. O süreci izlemek insanı düşündürüyor, duygulandırıyor, deneyim kazandırıyor. Tüm canlılar için bu olay düşünülebilir. Biz bir kaplumbağada tanık olduk. Bilirsiniz çocuklar tosbağa da derler.

Evimizin önündeki küçük bahçemizde yetişen her bitki türünü özenle yetiştirmeye, büyütmeye çalışıyoruz. Onlardan birinin sararması, yaprak dökmesi ya da kuruması beni üzüyor. Bu kez de öyle oldu. Güzel kokusuyla mutluluk saçan bir çiçeğimiz hastalandı. Dallarında, yapraklarında beyaz tozlar oluştu. Komşumuz Emin Bey'e danışınca bahçe pompasıyla bir karışım püskürttü. "10dakika bu havayı teneffüs etmeyin." dedi. 

10 dakika sonra bahçeye çıktığımızda bir sürprizle karşılaştık; Taşların üzerinde, koltukların hemen yanında kocaman bir kaplumbağa, başı dışarıda, biraz şaşırmış bir halde duruyordu. Kaplumbağaların çok uzun yıllar yaşadıklarını biliyorum. Çocukken tavşanla kaplumbağanın öyküleri anlatıldığında kaplumbağanın kazanmasına ne çok sevinirdik. Bazı haylaz çocuklar kaplumbağayı ters çevirdiklerinde çok üzüldüğümüzü de hatırlıyorum.

Göçebe insanlar gibi, evi sırtında bir kaplumbağa, başı dışarıda, hareket etmeden etrafı seyrediyordu. Çiçek ilacından biraz sarsılmış gibiydi. Eşi ya da çocukları var mıydı, bahçede neyle besleniyordu? Zihnimde pek çok soru oluşmuştu. Komşum, idealist bir anaokulu Öğretmeni Seniha Hanım'a seslendim.  Sınıfı için günlerdir materyaller hazırladığını biliyordum. Bazı sınıflar Eğitim-Öğretim Yılına uyum için bir hafta önceden başlıyorlar. 

Kaplumbağayı birlikte gözledik, fotoğraflar çektik. Kaplumbağa korkuyla ya da tedirgin olarak başını hiç içeri çekmedi. Belki o da bizi izledi. Bir süre sonra sessizce, yavaş adımlarla yanımızdan ayrıldı. Bahçede sanırım semizotlarıyla besleniyordu. Aloa vera bitkisi de çekici gelmiş olabilir. Öğrenmeye çalışacağım. Bahçenin bazı köşelerine yemesi için küçük sebze parçacıkları bırakmayı düşündüm.

Ancak bir kez daha anladım ki; sevgi tüm canlılar için koruyucu, kollayıcı, yönlendirici bir duygu. Zarar vermediğiniz sürece bir barınak veya yer bulabilen, karnını doyuran her canlı özgürce yaşamına devam edebiliyor. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara, çevresindeki canlıları koruma davranışı kazandırılabilirse, yarınlarda daha güzel bir dünyada soluk alınabileceğine inanıyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci

7 Eylül 2026 Urla-İzmir







Temmuz 30, 2026

KUŞLAR GİBİ...

 Gökyüzünü masmavi bilirdi çocuklar

Ansızın kıpkırmızı oldu her yer

Gökyüzü karardı, kirlendi

Kapkara bulutlara şaşırdı, korktu küçükler

Bir çocuk annesine sordu:

Neden gökyüzü öfkelendi, kızardı anne?

**********

Yangınlar günlerce gecelerce sürdü;

Gökyüzü kıpkırmızı

Her yer dayanılmaz sıcak 

Her şey karmakarışık 

Mevsimler, iklimler, kayıtlar 

Bütün bilgiler, tüm değerler altüst 

Dünya zamansız yakalandı...

**********

Yurtsuz , evsiz insanlar gibi 

Kuşlar da perişan, şaşkın 

Hep birlikte göç ediyorlar 

Soluk alamadıkları diyarlardan 

Sığınacak tek ağaç kalmamış, ormanlar yanıyor 

Her şey tutuşmuş, kavrulmuş, yanmış 

Kanadı kırık, tüyleri dökük kuşlar gibi... 

**********

Gökyüzü bir renk paleti gibiydi 

Ana renkler kayboldu

Kıpkırmızı oldu her yer 

Alevler kavurdu, yok etti ne varsa

İnsanlar çaresiz, insanlar suskun

Kuşlar gibi ürkek, 

Kuşlar gibi kaygılı 

Doğanın tükenişine ağıt yakıyorlar...

Makbule ABALI- Eğitimci 

30 Temmuz 2026 Türkiye 







Nisan 27, 2026

DOĞANIN UYUMU-DOĞA YASALARİ

 


Doğa kendi içinde harika bir uyum sağlamış. Kendine has yasaları var. Bazen bizi şaşırtsa da, hayal kırıklığına uğratsa da genel yasaları her zaman geçerli. Kışın kupkuru olan ağaç dalları baharla birlikte göneniyor. Yağmurlar yağıyor, kar suları eriyor, ağaçlara, bitkilere can suyu gidiyor. Belki biraz geç, ama mutlaka... Sanki verilmiş bir sözü gerçekleştirircesine. 


Doğayı dikkatle izlediğinizde, zamanında gözlemler yaptığınızda  öyle çok şey öğreniyorsunuz ki. Kupkuru ağaçlarda önce tomurcuklar açıyor, çiçekler çoğalıyor. Daha sonra yapraklar dalların üzerinden, çiçeklerin yanından baş veriyor.  Yapraklar ve çiçeklerle görevini tamamlamış ağaçlar meyve vermeye hazırlanıyor. Değişmez bir düzen bu. Soğuklar zarar verirse ağaçlar da kırılıyor, küsüyor adeta. Meyvelerinden mahrum ediyorlar.

İlkbaharın ikinci ayı Nisanın son günlerini yaşıyoruz. Ege ve Akdeniz yörelerimizde hava sıcaklıkları yükseliyor. Ağaçlar budanıyor, aşılar yapılıyor. Havada ne olduğu belirsiz çiçek kokuları var. Mutluluk ölçütlerinden biri de güzel kokular sayılmaz mı? İçinizi açar, ruhunuzu ferahlatır.

Nisan ve Mayıs aylarımızın güzelliği,  bayramların coşkusu, varlığı değil midir? Her şeyden habersiz çocukların görüntüsü, 23 Nisan günü rengârenk  çiçek tarlası gibiydi. Büyüklerin hüznü henüz onlara tam yansımamış gibiydi. Çocukların mutlu ya da mutsuz olduğunu gözlerinden hemen anlayabiliyorsunuz. Yalan makinesine gerek yok.Yaşamın uzun ince çizgisinde her şey değişken. Her konuda veya durumda yanılmak mümkün.


Canlılar söz konusu olunca bitkiler ve insanlarla diğer canlılar arasında ne çok benzerlik var. Her canlı var olduğunu kanıtlamak, yerini belirlemek, gerekirse güç gösterisi yapmak istiyor. Yapay çimin arasından baş gösteren papatyalar görenleri şaşırtıyor. Çiçekçilerde çok yüksek fiyatlarla satılan gala çiçekleri ormanlık bir bölgede hiç bakımsız, sadece yağmur suyuyla onlarca açabiliyor. 


Karıncaların insanlara örnek olabilecek nice davranışları var. Kış mevsiminde minicik karıncalar vardı. Hemen her yerde, mutfakta, odada, bahçede. Karıncaları uzaklaştırmak için bir yol önermişlerdi. Evin kapısına şekerli su konursa içeri girmeyebilirlermiş. Öldürmeden uzaklaştırmak için bir başka öneri küflü limon oldu. Bu aralarda büyük karıncalar görev başında. Harıl harıl çalışarak yuvalarına yem taşıyorlar. İnsanların geçtiği toprak yollarda bile karıncalar var. Paylaşımın, işbirliğinin en güzel örneklerini sergiliyorlar. Gözlemeye değer. 


Narenciye çiçeklerini arılar çok seviyorlar. Fırça çiçeklerini de. Boşuna söylenmemiş, "Arı bal alacak çiçeği bilir." diye. Dokunmazsanız, gürültü çıkarmazsanız insanlara hiç zarar vermiyorlar, sokmuyorlar da. Bahçe kapısının önüne koyduğum su kaplarından arılar da, kedi ve köpekler de  kavga etmeden yararlanıyorlar Kuşlar kendilerine zarar vermeyen her cinsle barışık. Farklı türler her telden çalıyor, ahenkli bir müzikle doğanın uyumunu kalıcı kılıyorlar. 


Doğa dengesini en uygun biçimde kurmuş. Dengesi bozulmadıkça her şey saat düzeniyle işliyor. Adilce paylaşımlar hiçbir şekilde bozulmuyor. Çalışan hakkını alıyor, düzene uyum sağlıyor. İnsan hem yapıcı, hem yıkıcı. Özgürlüğüne düşkün kuşlar bile dost bildikleri yerlere yuva yapıyorlar. Kilometrelerce yoldan uçarak gelip yuvalarını bulabiliyorlar. Ağaçları kesilirken kuş seslerini dinlediniz mi hiç? Doğal  afetlerde tehlikeyi sezen canlıların canhıraş çığlıklarını duydunuz mu? 

Makbule ABALI-Eğitimci

27 Nisan 2026 İzmir-Türkiye



Şubat 05, 2026

50 YIL ÖNCESİNİN ŞİİRLERİ...




Yıllar değişim rüzgarlarıyla birlikte geçiyor. Bazen çok sert rüzgarlarla, fırtınalarla bir şeyler kaybolup  giderken , bazı günler, ılıman rüzgarlar ve küçük değişikliklerle hayat kendini kanıtlıyor.
 
Toplumsal veya bireysel olarak değişim, elbette kaçınılmazdır. Doğal olarak her değişimde kayıplar da, kazançlar da vardır. Doğada dengeyi sağlamak zordur. Savunmasız ya da  yalnız kalmak, an meselesidir.

Hayatın karmaşası içinde; yazılanlar, çizilenler yıllar sonra da güncelliğini koruyabiliyor. Bir süre soluklanıp; "Daha henüz dün gibi" diyorsunuz.

İnsan yaşamında 40 -50 yıl önemli bir zaman dilimi. Acaba yakındığınız bir durum halen devam etmekte midir? İnsan olumsuzlukların iyiye gitmesini beklerken, diğer  yandan olumlu özelliklerin sürekliliğini diliyor.

Hayat rüzgarları her zaman istediğimiz yönde esmiyor ya da beklentilerimize uygun değişmiyor. Yıllar zamanı da beraberinde sürükleyerek hızla akıp gidiyor. 

Geçmişte yazdığım şiir denemelerinden küçük bir demet...



                KOŞU
Amansız bir koşuydu bu
Bizden öncekilerin başlattığı
Ve sürüp gidecek bizden sonrakilere
Koştuk yürümeyi öğrendiğimizden öte
Koştuk koştuk hep koştuk...
Başarıya, iyiliğe, güzelliğe
Dostluğa, sevgiye, umuda...
Öyle bir koşuydu ki bu bitiş' siz
İpi göğüsleyemeden göçtü nicemiz...

Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

                  KÜÇÜCÜK
Küçücüktü; 
Ama öylesine küçük ki,
Başı, elleri, ayakları.
Yalnızca gözleriydi kocaman olan.
Yıllar geçti,
büyüdü...
Neler gördü bilseniz,
gözleri de küçüldü...


Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

            DOĞA KANUNU

Taştı, duygusuz-anlamsız.
Kaldı yıllarca yerinde.
Fırlatıverdiler bir gün denize doğru
Düştü, yer değiştirdi.

Bitkiydi,  güneşe-ışığa-suya tutkun.
Uzadı, büyüdü, çiçek açtı.
Baharı özledi hep mevsimlerin ardından
Susuz kaldı bir gün, kurudu...

Güçlü bir çoban köpeğiydi.
Sürüyü korudu onca yıl
Hata yaptı bir gün,
Kurtlara yem oldu.

İnsandı, düşünen- konuşan-gülen-ağlayan.
Doğdu, adım attı dünyaya.
Girdi oyuna, türlü rollere büründü senelerce
Uydu yaşama, büyüdü, gelişti ve öldü...

Mezar taşında sadece iki sözcük kaldı;
Doğdu... Öldü...

Makbule Abalı-Eğitimci 
Mersin
Güncelleme: 5 Şubat 2026
İzmir-Urla







Ocak 06, 2026

Karmaşık Bir Düğümü Çözmeye Çalışmak

 


Bugün güneş uzaklardan tüm cömertliğiyle ışınlarını gönderdi ülkemize. Çocukların deyişiyle aydedeyi kıskandırmış bile olabilir. Beni şaşırtan bir şey var; En mutlu ülkeler  sıralamasında Kuzey Ülkeleri sürekli ilk sıradalar. Oysa onlar güneşi öyle az görüyorlar ki. Kapalı mekanlarda gün ışığı veren lambalar kullanıyorlar. 

Herhalde bizim bitmez tükenmez bir enerji  kaynağımız, içimizden yansıyan bir öz cevherimiz var. Dünya mutluluk sıralamasında yerimiz giderek aşağılara kayarken, bu duruma hiç aldırmayanlar sadece çocuklar değil. En az onlar kadar yetişkin insanımız da var. 

Hepimizin bir eşref saati vardır. Tam tersine çok bunaldığımız. tahammül sınırımızın çok daraldığı, hiç kimseyle yüz yüze ya da telefonda dahi görüşmek, konuşmak istemediğimiz anlar, saatler hatta bazen günler... Geçenlerde bir arkadaşım anlatıyordu; 'Yıllardır sırtımda taşıdığım yükleri boşaltınca rahat nefes alabildim.' Telefonundan silmiş pek çok kişiyi.

Ben çok daraldığım zamanlarda çocuklara başvuruyorum. İnanın onların ilk çocukluk çağları, özellikle 3-10 yaşlar arası yaydıkları katıksız enerjiyle bazen usta psikologlardan daha etkili olabiliyorlar. Merhaba veya günaydın dediğinizde en azından cevabı sessiz bir gülümsemedir. Tokan ne kadar güzel veya saçların son model mi kesilmiş deyin, iletişim ağı kurulmuştur. Hastane asansöründe bile en etkili Günaydın veya Merhaba onlardan gelir.

Onların dünyasında yalan, iftira, dedikodu, iki yüzlülük, sahtekarlık, maskeli yüzler yoktur. Her şey olduğu gibidir. Açık, net, tarafsız, ikinci elden değil, ilk elden, aslının aynısı... O dünyada nefes aldığınızı hissedersiniz. Hatta yüzünüze tebessüm kondurulduğunu, belki şarkılarına, oyunlarına eşlik bile edersiniz. Paylaşımcıdırlar , adildirler, alaycıları, mızıkçıları dışlarlar. Kuralcıdırlar ama yasakçı değil, güven uyandırmazsanız görünmez kapıları yüzünüze kapatır, sınırlarını çizerler. 

Bütün bu nedenlerden ötürü çocukları çok seviyorum. Çıkarsız, katıksız, doğal bir sevgi bu. Yetişkinler yanlış tutum ve davranışlara büründüklerinde çocuklar da güven kaybı yaşıyor, kimlik ve kişilik değiştiriyorlar adeta. 

Kaliteli, çağdaş, uygulamalı bir Okul Öncesi  Eğitim ve yeterli beslenmelerini sağlayarak hiç olmazsa 7 yaşına kadar onların beden ve ruh sağlığını koruyabilsek. 

Dünya Mutluluk sıralamasında daha üst sıralarda yer alabilir miyiz acaba...? 

Makbule ABALI-Eğitimci

21 Kasım 2025-Türkiye 






Ağustos 15, 2025

Tamamlanamamış Bir Günlük Yazısı- CANLILAR...

 


Dün başladığım yazımı bitiremeyince bugün devam edeceğime dair kendime söz vermiştim. Bir kez daha anladım ki; her şeyin azına, kısasına, hemen tüketilenine, en hızlı, en çabuk, en pratik olmasına alışanlar, çağın getirilerine, zorlamasına, yeni akımlara uymak zorundalar. 

Olabildiğince kısa anlatmaya çalışacağım. Oysa dağarcığımda söylenmesi gereken ne çok şey vardı...

Doğada canlılar aleminde her şey o kadar düzenli ve kurallara uygun işliyor ki. Zamanında bildiğimi sandığım oysa tam kavrayamadığım ne çok şey varmış.

Sabah gün ağarırken önce kuşlar uyanıyor. (Burada hiç horoz sesi duymadım. Gezen-eşeleyen doğal tavuklar azaldığındandır belki.

Kuş sesleri geçmişe göre daha kısık, daha hüzünlü sanki. Yangınlardan kurtulabilenler sürüler halinde, çığlık çığlığa geldiler. 

Denize uzak olunca çok sevdiğim martılar dışında hemen her cins kuş var. Genellikle büyük ağaçları tercih ediyorlar.

Birbirlerinden güç alarak koro halinde ötüyorlar. Güvercinler, kumrular, turnalar, kırlangıçlar. Aralarında hiç anlaşmazlık yok. Gelecekleri zamanı, yöreyi, ağaçları seçmede ustalaşmışlar. 

Caddelerde çok yok ama Arnavut Kaldırımlı sokaklarda kediler ve köpekler birbirleriyle dost oldukları gibi, hiç korkusuzca caddenin ortasında korkusuzca uzanıp uyuyorlar. Sürücüler yol değiştiriyor ama onlar yer değiştirmiyorlar. 

Hastanelerde bile içeride pervasızca gezinen, hastaların elinden bir şeyler  yiyen kediler görüyorsunuz. Tablo gibi görüntülerle karşılaşıyorsunuz. Kediler ve köpekler  buralarda çok mutlu. Sevildiklerini biliyorlar. 

Bu yazı bugün bitmeliydi. Yarım kalmış, bitmemiş. tamamlanmamış işler can sıkıcıdır. Sanırım günlerin yorgunluğu insanın ruh ve beden sağlığını altüst ediyor. Ta içimden gelen "Artık dinlenmelisin!" çağrısına kulak tıkamayı beceremedim. 

Bağışlayınız... Yarın çektiğim fotoğrafları ekleyerek yazımı tamamlayacağım inşallah.

Makbule ABALI-Eğitimci

15. 08. 2025 İzmir-Urla  










Nisan 22, 2025

İÇİMİZDEKİ BAHAR


Baharın müjdecisi son cemre de 6 Mart'ta toprağa düştü. Cemreler; havaya, suya, toprağa birer hafta arayla düşerken bizim de içimiz ısınır adeta. Değişimin habercisidir bahar, yeniden doğuşun simgesidir adeta. Tatlı bir telaşla gelir her yıl; içimizde bir coşku, yüreğimiz kıpır kıpır, nasıl da sevinir, umutlanırız. 

Kışın yaprağını döken ağaçlar yeniden yapraklarla gönenirken, gözlerimiz bayram eder adeta. Kuşlar bile bahar şenliğine kilometrelerce yol aşarak katılırlar. Onca ülkeden geçmelerine rağmen, her yıl şaşmaz biçimde zamanı ve geliş yolunu nasıl bellemişlerdir, bilinmez. Göçmen kuşların havadaki kanat çırpışı yüreğimize su serper adeta. Düzenlerine şaşırmamak elde değildir.

Önce badem ağaçları çiçek açar, ardından diğer ağaçlar. Kır çiçekleriyle donanır ovalar. En yararlı otlar toprağın altından güneşi görmek için başını uzatır. Karın altından çıkan çeşitli otlar midelere bayram ettirir. Beslenme uzmanlarına göre o otların yararları saymakla bitmez. 

Baharda gün doğumunu, gün batımını izlemek bir başka güzeldir. Her yeni doğan güneş, bir yeniden aydınlanmadır. Hayvanlar kış uykusundan uyanırken, insanlar bedensel değişikliklerle daha çok uyku ihtiyacı duyabilirler. Bahar yorgunluğu bedenimizde, içimizde hissedilirken kendimizi nasıl yenileyebiliriz? Bir bahar temizliği gibi, alışkanlıklarımızda neleri değiştirebiliriz? 

Dışımızda bahar tüm güzellikleriyle sürerken, acaba içimizde de baharı yaşatabiliyor muyuz? Yoksa çevresindeki güzelliklere kara camlı gözlüklerle bakanlardan mıyız? Çevremize yeterince, dikkatlice bakamıyor, bakıp da göremiyorsak, içimizdeki baharı da hiç canlandıramıyoruz. Bir başka bahara kalıyor her şey. 


Umutlar, özlemler, planlar, sevgiler bir başka bahara kalmasın. İçimizdeki bahar, dışarıdakinden daha güzel, daha görkemli olsun. Kendimizle barışık, çevremizdekilerle kavgasız nice güzel baharlara...,

22 Nisan, dünyamızı güzelleştirip-herkes için yaşanabilir bir hale getirebilmek için- çaba ve emek harcayabileceğimiz bir gün olarak düşünülmüş, "DÜNYA GÜNÜ" olarak belirlenmiştir.
Bu günü,  365 gün olarak düşünsek keşke...

Makbule ABALI-Eğitimci
22.04.2025 İzmir-Urla 


Makam: Hicaz  Beste; Muzaffer İlkar  Güfte: Şemsi Belli


Aralık 13, 2023

URLA'DAN NOTLAR- URLA'DA GÜNLÜK TUTMAK...

 


Yorucu bir günün ardından evde olmayı özlüyor insan. Çevreyi gözlediğinde yorucu demeye biraz da çekiniyor Ancak bir zaman sonra daha az çalışıp daha çok dinlenmek istiyor. Dakikalar içinde bitirdiğiniz işler saatlere yayılınca siz istemeseniz de iç sesiniz "biraz mola" diye haykırıyor. Aldırmamak olmuyor, beden de uymak zorunda kalınca, hatta bazen uyarılarla yeni önlemler zorunlu olunca yenik düşüyorsunuz. Bir zamanlar her gün yazarken günler birbiri ardınca geçiyor. Yazmayı düşündüğüm öyle çok konu var ki. Hayatın içinden küçük seslenişler gibi... 

"Urla'dan Notlar" zaman zaman yazacağım bir seri yazı ya da anılar toplamı gibi olacak sanırım. En doğal haliyle, insanlar ve doğa ile ilgili önyargısız, sade, yalın aktarımlarla bazen bir sevinci, bir mutluluğu, bazen bir başka bakışla belki bir sıkıntıyı, bir iç dökmeyi dile getiren paylaşımlar olsun istiyorum. Önceden de bu konuda birkaç yazı ve şiirim vardı. Belki onları da numaralayarak eklerim. 1-2-3-4 gibi... Düşünüyorum da; yaşadığınız yeri coğrafyasıyla, insanları ve diğer canlıları ile,  doğası ve bitki örtüsüyle, kültürüyle, sanatıyla, hayatı kolaylaştıran yönleriyle seviyor, uyum sağlıyor, kendinizi "oralı" hissediyor, uyum sağlıyorsunuz veya uyumsuzluk çekiyor, huzursuz olabiliyorsunuz.



Az önce eşimle site içinde kısa bir yürüyüşten döndük. Havada yağmur sonrası taze toprak kokusu ve diğer farklı kokuları hissetmemek mümkün değil. Koku alma duyumunu yitirmiş insanlar bile rahatlıkla soluk almaya başladıklarında farkı anlıyorlar. Ormanlık bir alandayız. Bitki örtüsü çok zengin ve çeşitli. Çam ağaçlarından palmiyeye, zeytinden cevize, nar ve incirden narenciye ağaçlarına, bademden eriğe kadar,  belki daha sayamadığım çok çeşitli bir ağaç dayanışması. Mevsimleri, ayları paylaşarak ürünlerini sırayla sergiliyorlar.  Çiçekler bir başka güzel. Kasımpatılar bu ayların gözdesi. Begonvillerin sonbaharda tüm yaprakları  solmuş sararmıştı, yeniden renklendiler. Kaktüsler nazlı, biraz kaprisli çiçekler. Ne zaman açacaklarını kendileri biliyor. Sarmaşık gülleri yükseklere tırmanıp kendilerini göstermeyi seviyorlar. Özgürlüğü seven kır çiçekleri azar azar açıyorlar ama onlar asıl baharı bekliyorlar. 

Kediler ve köpekler doğal taşlarla döşenmiş yollarda gerçek bir arkadaşlık ve dostluk sergiliyorlar. Ancak hemen hemen tüm köpekler elektrik, doğalgaz, su tüketim faturaları için gelen görevlilere öfkeliler. Bir de motorla geçen sürücülere havlıyorlar nedense. Mahallenin kedi ve köpekleri bizi tanıdılar artık. Hele adıyla seslenip sakin bir ses tonuyla konuşunca yerlere yatarak sevgi gösterilerine bile girişiyorlar. Tüm canlılar sevgi dilinden anlıyor. Bugün yürüyüş sırasında bir sokağa girdik. Karşımızdan gelen iki kadın ve onlarla birlikte yürüyen 8-10 kedi. Sanırsınız kediler beslenme kaynaklarıyla birlikte bir sevgi yürüyüşündeler. Eşimin cep telefonu benimkinden daha yeni , fotoğraf çekimi de daha güzel. Sağ olsun  hemen uzattı o güzel tabloyu izin alarak kayda aldım. 




 Yürüyüş sırasında tanıdıklarımızla merhabalaşıyoruz. Az önce  komşumuz Kastamonulu Mevlût Bey'e Merhaba dedik. Geçenlerde eşime evinin karşısındaki palmiye ağaçlarının yapraklarından kurutarak  el emeği ve becerisi ile yaptığı bir çekecek hediye etmişti. Mersin'de her yerde bir sembol gibi büyüyen , benim amatörce tablolar yaptığım, öyküler ve şiirler yazdığım palmiyeler  burada da can bulmuşlar. Bu yıl gördüğüm ilk çiçek açmış kaktüs onların bahçesinde. Mevlût  Bey ve eşini bir gün hep birlikte kahve veya çay içmeye davet edeceğiz. 

Komşularımızın hepsini farklı özellikleriyle tanıyor ve seviyoruz. Burada ülkemizin her yöresinden gelmiş insanlarla beraberiz. Her yaştan, sohbet etikçe hayat heybemize farklı bilgiler katan insanlar. Dostluk; tek taraflı, kısa süreli bir birliktelik değil, karşılıklı bir alışveriş. Hepimizin birbirinden öğreneceği çok şey var. Yürüyüş yolumuzda, evimizden az ilerde Muşlu Mahir Bey ve eşi Karadenizli Gönül Hanım var.  Mahir Bey, kahve kültürü olmayan eşimin tavla arkadaşı. Onun daha rahat görmesi için büyük tavla zarları hediye ederek yenilgiye de razı olan vefalı bir rakip. Perşembe günleri kızımızın yardımcı olamadığı zamanlarda pazar yükümüzü ısrarla arabasında taşımaya yardımcı olan düşünceli bir insan. (Burada özel arabası olmayan az sayıda aileden biriyiz. Sanal Marketten alışverişi burada öğrendik, çok tercih etmiyoruz.)



Arka çaprazımızda Emin Bey ve candan eşi oturuyorlar. Bahçe bitkileri, çiçekler, ev onarımı konularında çok bilgili ve yetenekli. Sorularımız hemen cevap buluyor. Yürüyüş yaparken evlerinin önünden her geçişimizde Emin Bey bahçede ise  "Ne haber gençler? " diye seslenir. Serde gençlik olmasa da böylesi içten seslenişlere yanıt da gönülden oluyor. Evlerinin yan tarafında bir de yeşillik bahçesi var. Rokadan maydanoza,  marula, sarımsaktan soğana her türlü salata malzemesi ekilmiş.  Bir ara salatalık ve domates bile yetiştirdiler. Küçük bir anımız bile oluştu: Bir gün arka bahçede bir yenidünya ağacının üstünde yoğun biçimde toplanmış arı ve böcekler gördüm. Ne yapmak lâzım, nasıl önlem alalım diyerek hemen Emin Bey'e danıştık. 'Bir gelip bakayım ' dedi, gelip bakınca  gülümsedi; "Bunlar arı yahu" dedi.  "Onlar olmazsa biz de olmayız. Benim bahçede de çoktular, doğada her canlının bir görevi var, hatta onların sesi bana musiki gibi geliyor. " diye de ekledi. Farkında olmayarak köy kökenli eşimi de endişelendirmiştim. Utanmadım desem yanlış olur...  

Doğayı sevmek, doğayı korumak, doğayla dost olmak, doğayı anlamak: hepsi farklı anlayış,  beceri  ve algılama gerektiriyor. Dünyanın her yöresi farklılıklarıyla, içinde yaşayan insanlarıyla ayrı anlamlar yükleniyor, bir başka değer kazanıyor. 

Makbule ABALI 

13.12. 2023 Urla 







Kasım 28, 2022

DÜNYAYI HAYVANLARLA PAYLAŞMAK...

 * Günler boyu uğraşarak toprak yığdı karınca. Bir kaba güç ezdi geçti emeğini, yerle bir etti. Kahrından kahroldu karınca.

* Kelebek rengarenk çiçeklere kanatlandı bir bahar günü. Günlerce değil, sadece bir gün yaşayabildi. Şiddetli yağmura yenik düştü. 

*Küçük bir kara balıktı bir masal kahramanı gibi. Bir büyük balığa yem oldu bir gün. Denizlerdeki yolculuğu sona erdi.

* Bir serçe gibi ürkek, bir serçe gibi kırılgan dolaştı kış bahçelerinde. Tam dalına konacağı bir ağaç bulmuştu, sapanla vurdular.

*Leylekler gibi göçebe, bir diyardan bir diyara uçtu, bacadan bacaya kondu. Bir gün sıcak bir ülkeye göç ederken açamadı kanatlarını, çırpınarak can verdi. 

* Bir at gibi vefakar, sadık bir dostu olsun isterdi. Çok sevdiği atı bir gün sakatlandı, vurmadılar ama yılkı atlarının arasında kayboldu gitti...

* Trafik kazasında ölen sahibini kaza yerinde günlerce, aylarca bekledi. Vefalı bir insan gibi sevdalısını bekleyen bir köpekti...

* Bir kedi gibi munis, bir kedi gibi sokulgandı. Ama öfkelendiğinde yabani bir kedi gibi tırnaklarını geçirirdi. Bir gün yavrularının gözü önünde canına kıydılar, kurtarılamadı...

* Ceylan gözlü bir kız, ceylanların su içtiği göle soktu yavaşça ayaklarını. Bir kuğu kadar zarif, bir kuğu kadar asildi. Huzur buldu ormanda, ağaçların arasında...


Makbule Abalı

27 Kasım 2022



Ağustos 09, 2022

BİR DOST GİBİ...


Yaşamda görmeye değer ne çok şey var. Görmeye değer şeyleri görebilmek, fark edebilmek ne güzel.  Bazen bakıyor, görmüyoruz, bazen görüyor, algılayamıyor, değerlendiremiyoruz. O günkü ruh halimize, geçmişte yaşadıklarımıza, alışkanlıklarımıza bağlı her durum.

Bulunduğumuz çevrede, bir Ege Kasabasında insana yoldaş o kadar çok canlı var ki. Kediler, köpekler aralarında nasıl güzel bir iletişim kurmuşlar. Hayranlıkla, şaşkınlıkla izliyoruz. Pek çok evin önünde bir su kabı var. Sıcaklarda cankurtaran gibi.  Bir köpek havlamaya başlarsa çevredekiler de koro halinde eşlik ediyorlar. 

Özellikle ara yollarda arabalar hareket halindeyken sürücüler yoldan geçen kedi ve köpeklere çok saygılılar. Büyük kentlerimizde usulünce karşıdan karşıya geçerken bile can veren insanlarımız geliyor aklıma.

Köpeklerinin tuvalet ihtiyacını gidermek için yürüyüşe çıkan insanların ellerinde birer poşet. Atıklar hemen poşetlere konuluyor, sokaklar kirletilmiyor.

Canlılar hakkında çok farklı öyküler okudum, dinledim. Her biri farklı duygulara yöneltti; Hüzünlendirdi, şaşırttı, ağlattı. Ama günlerdir bir köpeği düşünüyorum: Adını bile bilmiyorum, sorduk, komşularımız da bilmiyorlar. 

Her gün akşam üstü aynı saatte geliyor, sahiplerinin olmadığı karşımızdaki evin kapısı önünde yatıyor, uzun bir süre sessizce bekliyor, sonra geldiği yönde gene sessizce uzaklaşıyor. Nasıl bir vefa borcu, nasıl bir bağlılık, sadakat bu? Nice insanın yenik düştüğü duyguları biz insanlara kanıtlıyor adeta. 

Hemen yanındaki evde, sahibi evden çıkınca adeta ağlayan bir köpek var. Bir çocuk gibi ağlıyor, sahibi gelince sevinç gösterileri yapıyor. Biz karşı evden onun hüznüne ve coşkusuna tanık oluyoruz. 

Hayvanlar insanlar gibi konuşamıyorlar ama duygu ve davranışlarıyla bizlere neler neler anlatıyorlar. Yüksek seslerden onların sessiz çığlıklarını bile bazen duyamıyoruz...

Makbule Abalı-Eğitimci

9 Ağustos 2022- İzmir



Ağustos 12, 2017

DOĞAYLA DOST ÇOCUKLAR...


Çocuklar küçük yaştan itibaren doğayla dostluk kurarlarsa, doğada olup biteni anlamaya çalışırlarsa sonraki yıllarda da hayata daha rahat uyum sağlıyorlar. Doğayla dost olan çocuklar ağaçlara, insanlara, hayvanlara sevgi ile yaklaşıyorlar. Merak ve koruma duyguları gelişiyor.

Çok uzak bir yerde, daha çok toprak elde etme kaygısıyla ağaçlar kökten kesilirken çocuklardan biri annesine sordu; "Dalları kesilirken ağaçların canı yanıyor mudur anne? Ağaçlar sesli mi, sesiz mi ağlar?" Annesi "Onlar da birer canlıdır." demekle yetindi.

Gün geldi, ülkenin farklı yerlerinde ağaçlar birer ikişer kesildi. Yılların yetişmiş ağaçları... Belki kimisi yüz yıllık, kalın gövdeli ağaçlar. Ağaçlar kesime direnemediler. Ama ağlamak denirse gövdelerinden öz suları aktı ince ince. Yıllardır onlardan ürün alan, yararlanan insanlar dayanamadılar. Yaşlı-genç -çoluk-çocuk karşı çıktılar. "Neden?" dediler... Neden? Kiminin yerine santraller yapılacaktı, kiminin yerinde maden çıkarılacaktı.

4 yaşından itibaren çocuklar da "neden" sorusunu soruyor ,merakla cevap arıyorlar. Oysa onlara bazı gerçekleri anlatmak öyle zor ki...
Bu kıyımları çocuklar da gördüler; Keşke görmeselerdi. Yetişkinler onlara mantıklı bir açıklama yapamadılar. Çocuklar gördüklerini kolay kolay unutmuyorlar.
Yaylada İş bölümü 

Kent çocukları köye geldiklerinde onlar için uçsuz bucaksız bir öğrenme ortamı var. Doğa bir laboratuvar adeta. İnekler, keçiler, tavuklar, horozlar, kaplumbağalar, köstebekler, karıncalar...Şehirde soyut olarak öykülerde dinlediği, gördüğü, okuduğu her şeyi canlı olarak karşısında buluyor. Çizgi filmlerin canlı halini izliyor. Gece gökyüzünde yıldızlar daha bol, daha parlak.

Köyde süt sağmayı öğrenmek 

Yediği-içtiği ,emekle elde edilen ürünlerin kaynağını bilmek değer duygularını geliştiriyor. Sütün, yumurtanın bize nasıl ulaştığı, fidanların nasıl büyüdüğü, sebze ve meyvelerin yetişmesi... Onların düzeylerine inerek anlayacakları dilde, basit ve yalın olarak anlatıldığında çocuklar çok mutlu oluyorlar, yetişkinler geleceğe yatırım yapıyorlar.

Doğayla dost olan çocuklar yarınlarda da çevresini koruyan, geliştiren bir tutum geliştiriyorlar...

Makbule ABALI-Eğitimci
Ağustos 2017

                                   Kızım ve Kızı-torunum

Mart 01, 2013

ORKİDENİN ÖYKÜSÜ...


Geçen yıl baharın son günleriydi sanırım. Bir hastalık sonrası, hediye olarak eve geldi orkide. Çiçekçiden yeni alınmıştı. Parlak ambalaj kağıdı, üzerindeki kurdeleler, nazar boncuklarıyla nasıl da güzel, görkemliydi. Takılarını takmış yeni gelinler gibi pırıl pırıldı. 

Salonda baş köşede yerini aldı muhteşem orkide. Diğer çiçekler onun yanında nasıl da sönük kaldılar, belki de kıskandılar. Bir süre orkideye çok iyi bakıldı. Güneş, ısı, hava, su, her şey kararında ve dozundaydı. Sanırım o da hayatından memnundu. 

Günler böylece geçti... Derken yaz geldi. Mersin'de aşırı sıcaklar, yaylaya gidişin habercisidir. Yaylaya götürülemeyen tüm çiçekler bir dosta emanet edildi. Orkide üç ay yalnız kaldı... Susuz değil ama sevgisiz, ilgisiz, özensiz. İlk günkünden çok farklı, tanınmayacak haldeydi artık. Aşırı suyun içinde kökü neredeyse çürümüştü...  Ona uygun değildi bakım tarzı. Tıpkı benzeri insanlar gibi. Takıları dökülmüş, başlık parası tükenmiş mahzun gelinler gibi. 

İlk geldiği gün, hafif bir esintide çiçekleri sanki dans eder gibiydi. Oysa bugün; halaydan, horondan, tangolardan sonra bitkin gelinler gibi... Tükenmişti orkide. Atılabilirdi belki o gün-hayatına son verilen onca kadın gibi- "Orada kimse var mı" diye bağırıp sesini duyuramayan, kendini kanıtlayamayan nice kadın gibi kaderine terk edilebilirdi. 

İnsan, hayvan ya da bitki... Nasıl vazgeçilebilir? Zor günde "can suyu" verecek bir ele ihtiyacı vardı orkidenin de. Özenli bakım istiyordu, toprağının, saksısının değiştirilmesi, budanması gerekiyordu. Orkidenin direnci, yaşam mücadelesi kayda değerdi. Yeniden can bulmak uzun sürdü; günler, aylar geçti. Emeğe değdi. Sadece bir yaprağında zor günlerin izi kaldı.

Sanırım baharı bekliyormuş: Sanki uzun bir kış uykusundan uyanırcasına gelişti; Tomurcuklar yavaş yavaş büyüdü, teker teker açıldı, çiçeğe dönüştü. Dünyaya yeniden gelmiş gibi, çiçekleriyle coştu adeta. Hala yeniden-yeniden açmaya hazırlanıyor. Köküyle, dallarıyla, çiçekleriyle her yönden yaşama tutundu orkide. Tıpkı mücadeleci insanlar gibi... Sesini duyurmak isteyen diğer Orkideler, Nilüferler , Nergisler, Baharlar  gibi.... 

Makbule ABALI