Sayfalar

nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 05, 2026

50 YIL ÖNCESİNİN ŞİİRLERİ...




Yıllar değişim rüzgarlarıyla birlikte geçiyor. Bazen çok sert rüzgarlarla, fırtınalarla bir şeyler kaybolup  giderken , bazı günler, ılıman rüzgarlar ve küçük değişikliklerle hayat kendini kanıtlıyor.
 
Toplumsal veya bireysel olarak değişim, elbette kaçınılmazdır. Doğal olarak her değişimde kayıplar da, kazançlar da vardır. Doğada dengeyi sağlamak zordur. Savunmasız ya da  yalnız kalmak, an meselesidir.

Hayatın karmaşası içinde; yazılanlar, çizilenler yıllar sonra da güncelliğini koruyabiliyor. Bir süre soluklanıp; "Daha henüz dün gibi" diyorsunuz.

İnsan yaşamında 40 -50 yıl önemli bir zaman dilimi. Acaba yakındığınız bir durum halen devam etmekte midir? İnsan olumsuzlukların iyiye gitmesini beklerken, diğer  yandan olumlu özelliklerin sürekliliğini diliyor.

Hayat rüzgarları her zaman istediğimiz yönde esmiyor ya da beklentilerimize uygun değişmiyor. Yıllar zamanı da beraberinde sürükleyerek hızla akıp gidiyor. 

Geçmişte yazdığım şiir denemelerinden küçük bir demet...



                KOŞU
Amansız bir koşuydu bu
Bizden öncekilerin başlattığı
Ve sürüp gidecek bizden sonrakilere
Koştuk yürümeyi öğrendiğimizden öte
Koştuk koştuk hep koştuk...
Başarıya, iyiliğe, güzelliğe
Dostluğa, sevgiye, umuda...
Öyle bir koşuydu ki bu bitiş' siz
İpi göğüsleyemeden göçtü nicemiz...

Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

                  KÜÇÜCÜK
Küçücüktü; 
Ama öylesine küçük ki,
Başı, elleri, ayakları.
Yalnızca gözleriydi kocaman olan.
Yıllar geçti,
büyüdü...
Neler gördü bilseniz,
gözleri de küçüldü...


Makbule (Gültekin) Abalı
Adana

            DOĞA KANUNU

Taştı, duygusuz-anlamsız.
Kaldı yıllarca yerinde.
Fırlatıverdiler bir gün denize doğru
Düştü, yer değiştirdi.

Bitkiydi,  güneşe-ışığa-suya tutkun.
Uzadı, büyüdü, çiçek açtı.
Baharı özledi hep mevsimlerin ardından
Susuz kaldı bir gün, kurudu...

Güçlü bir çoban köpeğiydi.
Sürüyü korudu onca yıl
Hata yaptı bir gün,
Kurtlara yem oldu.

İnsandı, düşünen- konuşan-gülen-ağlayan.
Doğdu, adım attı dünyaya.
Girdi oyuna, türlü rollere büründü senelerce
Uydu yaşama, büyüdü, gelişti ve öldü...

Mezar taşında sadece iki sözcük kaldı;
Doğdu... Öldü...

Makbule Abalı-Eğitimci 
Mersin
Güncelleme: 5 Şubat 2026
İzmir-Urla







Ocak 29, 2020

ESKİMİŞ YILLAR- Pazartesi Nostaljisi -Geçmişten bir yazı

2010 yılı Aralık ayının da sonuna geldik. Bir yıl daha bitmek üzere." 365 gün nasıl olsa bizim"  diyerek başladığımız ve giderek tükettiğimiz, eskittiğimiz koca bir yıl... İnsan ömrü de öyle değil mi? Günler, aylar, yıllar inanılmaz bir hızla birbirini takip ediyor.

Umutla beklenen her yeni yıl, içinde olumlu-olumsuz pek çok şeyi barındırıyor; hayat gibi, hayatın her aşamasındaki diğer günler-yıllar gibi... Küçük şeylerle de mutlu olabilmeye kendini alıştırmışsa  insan, onca olumsuzluğun, karmaşanın arasında da yaşamı dengeleyebiliyor çoğu kez. Bazen yakınlarınızın mutluluğuna tanık olmak, bazen umut veren bir gazete haberi, yolda-sokakta rastladığınız insanca bir davranış, güzel bir sanat eseri, güzel bir yazı-şiir-oyun... Yaşadığımızın, insan olduğumuzun bilincine varmamızı sağlayan her şey... Bazen kısa süreli, bazen uzun süreli mutluluklar: Beklediğimiz, emek harcadığımız bir işin gerçekleşmesi, bir başarı haberi, dünyayı iyileştirmeye-güzelleştirmeye yönelik çabalar... Hepsi mutluluk gerekçesi olabiliyor.

Bedensel, ruhsal, toplumsal her türlü olumsuzluk yaşam kalitesini düşürüyor, kişinin tahammül gücüne göre sağlığını da tehdit ediyor. Dünyanın neresinde olursa olsun; çocuklara, gençlere, kadınlara, insana yönelik acımasızca davranışlar, adaletsizlik, haksızlık, şiddet insanı rahatsız ediyor, içini acıtıyor. Bildiğimiz-bilmediğimiz, duyduğumuz- duymadığımız, bazen duyup kanıksadığımız ne çok şey oluyor yeryüzünde...
  
Yaşanan her saniyede dünyanın farklı yörelerinde ne çok doğum, ne çok ölüm gerçekleşiyor. Aynı kentte düğün evine birkaç yüz metre ilerde bir evde ölüm acısı yaşanabiliyor. .Ama bazen, özellikle büyük şehirlerde aynı mahallede-aynı sokakta, hatta aynı apartmandaki insanların bile  sevincini-tasasını paylaşmaktan çekinir hale gelebiliyor insanoğlu. Kimse kimseye karışmamayı tercih ediyor.

Günler, yıllar hayatımızdan akıp giderken; nedenlerle sonuçlar üzerinde nasıl bağlar kurup, kendimizi nasıl değerlendirebiliyoruz? Sadece bu yıl değil, ömür boyu çevremizde olup bitenlere ne kadar duyarlı olabildik, kendi çapımızda neleri gerçekleştirebildik? Gördüğümüz-duyduğumuz-yaşadığımız her türlü olumsuzluk bizi ne ölçüde, ne kadar etkiledi, insana-insanlara ne kadar yakın, ne kadar uzaktık...? Kimlerden neleri ne kadar öğrenebildik, öğrenirken içtenlikle kendimizi eğitebildik mi, ders alabildik mi? Başkalarına zarar vermeksizin kendi alanımızı ne kadar daraltıp ne kadar genişletebildik?

Kaygılarımız, korkularımız sadece kendimiz ve yakınlarımız için miydi; içimizin yanması, gözümüzün yaşarması kimlerle sınırlı kaldı, kimlerin acısını-sıkıntısını paylaşmasak bile hayal edebildik? Kimler veya neler için özveride bulunabildik, sağlıklı ya da sağlıksızken neleri hayal ettik, nelerden vazgeçtik? 

Çeşitli kurumlar, kuruluşlar her yılın bitiminde genel bir değerlendirme yapıp kâr-zarar hesabı çıkarıyorlar. Oysa insanın değerini yıllar belirliyor, yıllar neler kazandırmış ya da kaybettirmiş, yaşam köprüsü hangi değerler etrafında, nasıl şekillenmiş, nasıl bir yol alınmış... hayatın içinden, ilginç, uzun, ömürlük öyküler belki...
 
Hayatı anlamlandırmak, yol ve yön belirlemek yaşanılan coğrafyaya, topluma, kültüre, kişiye göre değişiyor elbette. Her kuşak bir öncekinden ne kadar farklı, ne kadar eğitimli, kendini ne kadar geliştirip yenileyebilmiş? 

Birey ya da toplum olarak kendimize sormamız gereken öyle çok soru var ki... Eğitim kurumlarımızda bilgi kazandırmaya çalışırken ne ölçüde eğitebiliyoruz, Çocuklarda hırçınlığın, gençlerde öfkenin nedenlerine ne ölçüde inebildik, cezalarımız ya da ödüllerimiz tutarlı mıydı, öfke kontrolünde ne ölçüde başarılıydık? 

Her yıl eski yıl bitip yeni bir yıl başlarken, değişmez bir biçimde, giden ve gelen yıllar sembolik bir şekilde anlatılır; küçük, sağlıklı bir çocuk yeni yılı simgelerken,  bastonundan güç alan yaşlı-yorgun bir insan giden yılı anlatır. Her yeni yıla umutla, beklentilerle girilir, daha güzel bir dünya hayal edilir. Oysa ne yazık, dünyanın pek çok yerinde çocuk ve gençler henüz olgunlaşamadan yıpranıyor, yeterince anlaşılamadan  haksız davranışlarla karşılaşıyorlar. 

Yıllar öncesinden ünlü eğitimci John Dewey ne güzel dile getirmiş: "Çocuk itaat etmek kadar, lider olmak için de eğitilmelidir" Kaybedilmiş kuşaklar kayıp yıllara neden oluyor. Keşke çok küçük yaşlardan başlayarak; tahammül göstererek, her ortamda çocuk ve gençlerin sesine-eleştirilerine kulak vererek, önce kendi iç disiplinlerini oluşturmalarını sağlasak... 

Bir yıl daha süresini doldurdu. Ancak eskiyen yalnızca bitmiş bir yıl değil; giderek nesli tükenen kuşlarıyla, balıklarıyla, azalan yeşili ve mavisiyle, bir türlü bitmeyen şiddet olaylarıyla, doğal afetlerle dünyamız da öylesine değişti ve yaşlandı ki... Ama tüketilmiş onca yıla rağmen umut hiç tükenmiyor, dünya yıllara meydan okuyor.
Ünlü şair Orhan Veli bir şiirinde ne güzel sesleniyordu: "Sizin için insan kardeşlerim, her şey sizin için...."

Makbule ABALI-Eğitimci 
Ocak 2020