Sayfalar

Aralık 30, 2019

SEVGİ YA DA AŞK...



Genç bir kız sordu annesine;
Aşk nedir anne, sevgi nedir?
Cevap verdi annesi:
Aşk coşkudur,
Sevgi huzurdur.
Aşk bir çağlayansa, 
sevgi sakin akan bir nehirdir.
Aşk bir okyanustur,
Derindir, nasıl girdiğini, nasıl çıktığını
bilemezsin.
Sevgi bir denizde sakin bir koydur,
Hırçın dalgalar uğramaz.
Zaman kavramı yoktur aşkta.
Hayatın virajları olabilir,
tehlikeyle burun buruna gelebilirsin.
Sevgi güvendir, huzurdur, içtenliktir,
Ayarlarsan her şey planlı gider hayatında .
Aşkın coşkusu uzun sürmez,
Enerji tükenir, heves bitebilir,
Oysa sevgi dürüst temellere oturursa
Ömür boyu aynı ahenkle sürebilir.
Aşk anlıktır, sevgi ömürlüktür,
Aşk güzel başlar, heyecanla sürer
Ne zaman biteceği belli olmaz.
Oysa sevgi dayanıklıdır, sabırlıdır, vefalıdır,
Ömür boyu sürebilir.
Aşk bir fırtınadır,
Sevgi bir bahar esintisidir...

Makbule ABALI


Aralık 25, 2019

YAĞMUR...


Yağmur önce azar azar yağdı
Belli belirsiz,
Usul usul,
ıslatmadan, incitmeden,
Sonra sağanak başladı;
Bardaktan boşalırcasına
İnsanlar ıslandı, anılar ıslandı,
Geçmiş ıslandı
Her şey sırılsıklam.
Hayaller tersyüz olmuş, bumburuşuk
Gerçekler dümdüz...
Yağmur sonrası ortalık pırıl pırıl
Doğa tertemiz, yapraklar yemyeşil,
Bir toprak kokusu sardı dört bir yanı
Dünya aydınlandı,
Dünya temizlendi...

Makbule ABALI

Aralık 18, 2019

DÖRT MEVSİM...


Çocuklar bazı şeyleri ritmik saymalarla, melodik bir işleyişle daha kolay öğreniyorlar. İlkokullarda mevsim tablosu hala uygulanıyordur. Bir ağacın 4 mevsimlik hali; İlkbahar, yaz, sonbahar, kış. Kışın hemen altında da kış mevsiminin ayları yazardı; Aralık, Ocak, Şubat. Henüz her yörede ağaçlar karla kaplanmadı ama Aralık ayını da yarıladık.

Kişisel zevkler elbette değişebilir ama kış bana hep hüzün vermiştir. Soğuğa, kara, kışa ayak uyduramayanları düşünürüm. Aç kalan canlılar ya da yoksulluk çeken insanları düşünür, acı çekerim. 

Kimileri dağda lüks kayak takımlarıyla keyifle  kayarken  bir tahta parçası veya lastik üstünde kaymaya çalışan çocuklar gelir aklıma. Kışın sağanak yağmur yağarken içeride sıcacık bir odada , dumanı tüten bir bardak çay eşliğinde kitap okumak nasıl da zevklidir. Ama sağanak yağış altında sırılsıklam olup ardından gribe yakalanmak ne büyük sıkıntıdır. Ya sele yakalanmak...? Karlı bir yörede gün doğarken sabahın beşinde okul yolunda kilometrelerce yürümek...

Sınıfta sobada tezek yanarken üşümüş ellerini ısıtmaya çalışmak, yazmaya hazırlanmak. Bir başka okulda kardan adamın başına bere, ellerine eldiven geçirmek. 
Hayat, türlü çeşitli yönleriyle hüzün, coşku, iyilikler, güzellikler ya da olumsuzluklar içeriyor. Olumsuzluklara karşı mücadele etmek ya da pes etmek elimizde...

Makbule ABALI




Aralık 05, 2019

KADIN HAKLARI...



Çocuk Hakları,Kadın Hakları, İnsan Hakları... Haklarımızdan ne kadar haberdarız, haklarımızı ne ölçüde kullanıyoruz? Geçmişten bu yana neleri, ne kadar geliştirebildik, neleri düzeltebildik? 

5Aralık 1934 yılında Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmış.Günümüzden 85 yıl önce. 24 Haziran Genel Seçimlerine göre Meclisteki 600 Milletvekilinden sadece 78'i kadın. bu sayıya son yıllardaki en yüksek sayı olarak bakılıyor.

İstatistiklere göre son yıllarda cinayete kurban giden kadın sayısı şöyle;
2015  414 kadın
2016  367 kadın
2017  387 kadın
2018 391  kadın
Bu kadınlar haklarını mı kullanamadılar, yararlanamadılar mı, korunamadılar mı?

Makbule ABALI

Ulu Onder Atatürk'ü saygı, minnet  ve rahmetle anıyoruz.

İKİ VİDEOYU BİR TEKNİK HATADAN ÖTÜRÜ ÇALIŞTIRAMADIM.




Aralık 02, 2019

İMKANSIZI İSTEMEK...


Mutlu anlarda zaman dursa,
Kesintisiz an'lar olsa
Saatler çalışmasa, saniyeler akmasa,
Gölgesiz sevinçler olsa.
Acılar, tasalar itilse bir kenara,
Kin, öfke, nefret saklansa,
İnsan insana kıymasa.
Yaş'sız dönemler olsa bazen,
Güzel yıllar tekrar yaşanabilse.
Karlı, puslu kışlar ertelense,
Dört mevsim bahar yaşansa.
Düşler uzun, upuzun olsa
Tan yeri ağarırken uyanılsa,
Günü uzatsak gün batımına kadar,
Olmazları olur kılabilsek...

Makbule ABALI


Kasım 29, 2019

İNSANLAR...


İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan...
Kimi hiçbir iz bırakmaz ardından,
Kimi hafifçe okşar ruhumuzu,
Kimi de hüzün bırakır ardından...
İnsanlar vardır;
Usulca sokulurlar içimize,
Sonsuzcasına orada kalsın isteriz...
Bazıları şarap gibidir,
Yokluğunda hayalleridir gerçeğiniz...
İnsanlar vardır;
Su gibi aziz, su gibi duru...
Konuştukça su olur akarlar
Kalbimize,
Kan gibi, can gibi, canan gibi...
İnsanlar vardır;
Işığı sönmüş yıldızlar gibi
Çaresizdirler,
Açtın mı kollarını,
Kalbine doldururlar ışığı...
İnsanlar vardır;
Soğuk duvarlar misali 
Gülümsemenin sıcaklığını 
bilmezler,
Bilseler de sevmezler...
İnsanlar vardır;
Gelip geçerler hayatlarımızdan
Kimi depremlerle gider
Kimi fırtınalarla
Ben kalanlardan yanayım.
Gitmeyenlerin sadakatini ve
sabrını severim,
Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...

Şems-i TEBRİZİ






Kasım 25, 2019

ÖLÜMCÜL ŞİDDET...


Akşam karanlığında eve geldiğinde her şey karmakarışıktı. Salonda koltuk yastıkları yerlerde, mutfakta tabaklar altüst, kırılan bardaklar yerlere saçılmış... Birden ürperdiğini hissetti. Oysa ayrılalı bir ay kadar olmuştu, artık kendini özgür sanıyordu. Sadece önlem olarak güvenlik için başvurmuştu.

Yatak odasına girdi. Tuvalet aynasına yöneldi önce. 6284no.lu "kadına şiddet ve ailenin korunması ile ilgili  kanun" maddelerinin ezberleyerek yazdığı kağıdın yırtılarak yatağın üzerine saçıldığını gördü. 
Yardıma ihtiyaç anında arayabileceği çağrı merkezlerinin telefon numaralarının üstü karalanmış, okunmaz hale getirilmişti. Gözleri doldu. Çaresizlik ilk o zaman canını acıttı. Ellerinin titrediğini farketti. 

"İyi ki çocukları ablama bırakmışım " dedi. Kulakları, gözleri daha güç kazanmıştı sanki. Etrafı bir kez daha kolaçan etti. İşten çıkınca bir an önce kendini eve atmak düşüncesindeydi. Nasıl da acıkmıştı. Bir tost, bir çay diyordu kendi kendine. Ama artık açlık umurunda değildi. Midesi kazınıyor, başı dönüyordu. Soğuktan, açlıktan değil, heyecandan titriyordu. 

Anılar zincirine takıldı o an. "Küfür de, aşağılama da şiddet sayılır " dediğinde kocası nasıl sinirlenmiş, ardı ardına en aşağılık küfürleri sıralamıştı. Kadının konuşmasına izin yoktu onun düşüncesinde. Kadın susmalıydı, eşine itaat etmeliydi. Sofrada sessiz otururken kaşık-çatal sesleri dışında sadece onun hakaret sesleri duyulurdu. Çocukları bazen kaş göz işaretiyle sofradan uzaklaştırırdı. Kızı "Anne ben evlenmiycem" diyordu. Oğlu okulda arkadaşlarına karşı haşin ve saldırgandı. 
Babası , annesini döverken ya yumruklarını sımsıkı sıkar ya da odasında duvarları yumruklardı.

Kadın banyoya yönelirken ansızın durdu. Yaklaşan ayak seslerini duymuştu. Yüzü bembeyaz kesildi. Üst kattan bir çocuk ağlaması geldi. Ve ardından sadece iki el slah sesi duyuldu. Bir hayat daha sona ermişti. İstatistiklere bir kadın cinayeti daha eklenecekti. Ve bu kez , o çağırmadan bir zamanlar telefonlarını ezberlediği tüm görevliler gelmişti.

Makbule ABALI

25 Kasım: Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası 
Mücadele Günü.

Kasım 24, 2019

ANNE ELİ GİBİ...( MİNİ ÖYKÜ )




Kasımın sonlarına doğru havalar hep böyle olur buralarda. Yağmur yağmaz ama bulutludur hava.  Gökyüzü öfkelenmiş gibidir adeta. Güneşe bir türlü yol vermez. Gündüzle gece arasında çok ısı farkı vardır. Akşam üstleri içiniz titrer. Bir hırka veya bir yelekle dost olmazsanız grip kapıdadır. 

Tatil günüydü. Dere kenarında otururken yatılı okul günlerini hatırladı. Aileden uzakta, her gece yatağında gizli gizli gözyaşı döktüğü günler... Ama bilirdi; ağlayamazsa o sıkıntılar içinde volkanik bir dağ gibi büyüyecek, bir gün ansızın patlayarak canını daha çok acıtacaktır. Dere kenarında oturup suya küçük taşlar atarken anılar üşüştü belleğine...

Mevsimin o soğuk günlerinden birinde çok hastalanınca asık yüzlü hemşire onu revire kaldırmıştı. Tüm vücudu, yüzü, kulakları ateşler içinde yanıyordu. Susuzdu. İçinden adeta alev fışkırıyordu. Dudakları kupkuruydu. Hemşirenin yaptığı iğne nasıl da canını yakmıştı. En çok sevdiği , saydığı öğretmenini yanına çağıran sayıklamalarını hatırladı.

Hayal meyal hatırlıyordu;Bir bardak ıhlamuru içememiş, tavuk  suyuna şehriye çorbasını püskürtmüştü.. Midesi bulanıyordu. bir ara kustu. Grip tüm şiddetiyle sürerken kapı gıcırtısını duydu. bir hayal gibi içeriye en sevdiği öğretmen süzüldü. Uyur taklidi yaptı. Alnında dolaşan öğretmenin serin elini duyumsadı. İnsandan insana bir sevgi akımıydı bu...

Sanki bir iyilik meleği başucundaydı; Ateşler içindeyken serin bir pınar gibi. O, öte yandan elini tuttu. Sakinleştirici, rahatlatıcı, iyileştirici bir pınar gibi. Ve o iç rahatlığıyla hiç uyanmasam diyerek uykuya daldi. 
Aradan yıllar geçti... Ama ne zaman hasta olsa adeta alnında şefkatli bir el gezinir.  Anne eli gibi; merhamet, iyilik, hoşgörü timsali...

Şimdi düşünüyordu;
Hayatının sonraki yıllarında hiçbir kadın eli , o geceki elin alnındaki sakinleştirici, iyileştirici etkisini yaşatamamıştı. Bir bahar esintisi gelip geçmişti sanki...

Makbule ABALI

Tüm öğretmenlerimizin maddi-manevi hak ettikleri koşullarda, sağlıklı bir Eğitim- Öğretim Ortamında görev yapabilmeleri en içten dileğimizdir.

Kasım 18, 2019

HOŞGÖRÜ...


15 Kasım Dünya Hoşgörü Günüydü. Günün engin anlayışına sığınarak üzerinde durmayı biraz geciktirdim. Hoşgörü ,çok sevdiğim, sıkça kullandığım sözcüklerden biri. Gerçi toplum olarak giderek hoşgörüsüz davranmakta dibe vurduk. Kuşkulu, güvensiz, endişeli, huzursuz bir toplumun bireyleri hoşgörülü olabilir mi? 
Hele çeşitli konularda önyargılıysanız, karşınızdaki kişi hakkında her türlü senaryo üretilebilir. Özellikle kadınlar veya erkekler hakkında kemikleşmiş yargılarınız varsa tabii hoşgörünüz de baştan yenik düşecektir. 

Bir kişinin hoşgörüsünü sınarken sözcüklere yüklediğiniz anlamlar da çok farklılaşır. Olumsuz sözcüklerle seslendiğiniz bir kişi,  sizin sözcüklerinizden daha ağırını size yöneltebilir. Bu defa sonuç, iki taraf için de dayanılmaz olacaktır. Hoşgörü, her şeyi olumlu görmek, tüm hata ve kusurları görmezden gelmek değildir elbette. Karşılıklı anlayış ve iyi niyet çerçevesinde farklı bakabilmektir, başka görüşlerin de olabileceğini kabul etme olgunluğudur.


Karşılıklı çatışmalarla hoşgörü paramparça olmuşsa,  hoşgörünün bittiği yerde önyargı, kuşku, şüphe, aldatmaca, aşağılamalar başlayacaktır. Hoşgörü parçalanırken; dostluk, arkadaşlık, akrabalık, komşuluk, eş ilişkileri de yara alır.
Yaralanmalar, zedelenmeler zor da olsa onarılır ama parçalanan onur, gurur, kişilik kolay kolay tamir edilemez. Gönül kırığı, organ kırığına benzemez... 

Makbule Abalı-2019