Sayfalar

öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 17, 2025

YILLAR ÖNCESİNDEN ÖRNEK BİR EĞİTİM MODELİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

 


" Bir varmış bir yokmuş " diye başlar çoğu masal. Oysa  kuşaktan kuşağa anlatılan gerçek bir Eğitim Öyküsü keşke hep var olsaydı. Geçmişten günümüze gelişerek ama aslına, ilkelerine sadık kalınarak bugünlere ulaşabilseydi.

Dünyanın neresinde olursa olsun; bir kişi ya da bir kurum zaman aşımına uğramadan yıllar sonra da övgüyle, saygıyla anılıyor, değerini koruyarak  benimseniyorsa bir efsane veya saygınlık abidesi olarak söz edilebilir. 

Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 85. Kuruluş Yıldönümü. Tüm dünyada bir savaş sonrası zor koşullarda başlatılıp aydınlanma yolunda çok büyük bir eğitim seferberliğini gerçekleştiren başka bir örnek yok. Ancak daha sonraları  o modeli örnek alarak eğitimde çok üst düzeyde başarılara imza atan ülkeler var. Biz yok ederken onlar yeniden var etmişler.

Her insanın yaşamında olduğu gibi toplumların da pişmanlıkları, keşke'eri , mutluluk ve mutsuzluk dönemleri, acı deneyimleri olacaktır elbette. Güvenilir kayıtlar, sağduyu ve mantıkla değerlendirilmiş günler yıllar, dönemler yıllar sonra bile tarafsız değerlendirmelerle aydınlanacak,  gerçek yerini bulacaktır herhalde...

Eğitime gönül vermiş bir eğitimci olarak Köy Enstitüleri ile ilgili çok kitap okudum, konferanslara katıldım, anılar dinledim, yazılar yazdım.   Sonuçta her zaman iç sesimin özlemle seslenişini duydum adeta. "Keşke o yıllarda öğretmen ya da öğrenci olarak ülke kalkınmasında görev alabilseydim." Ama doğum yılım ve doğum yerim bu isteğin gerçekleşmesine izin vermedi. 

Eşim Ahmet Abalı Mersin Arslanköy doğumlu. Köy Enstitüleri hakkında bizim için en güvenilir canlı kaynak oldu. O ve arkadaşları 17 Nisan'ı bir bayram gibi düşünürler. Ancak buruk bir bayram. Keşke daha farklı izlerle daha coşkulu kutlanabilse, daha fazla katılım sağlanabilseydi. Bugün de o yıllardan arkadaşları ile konuştu, özlem giderdi, duygulandı. 

Eşimin eğitim öyküsü ilginçtir: 1950 yılında Arslanköy İlkokulu'nu bitirir. Babasının çocuklarına paylaştırdığı küçük bir tarlayı elma bahçesi oluşturmak için hazırlar. Öte yandan küçük baş hayvanları otlatır. Sınıf arkadaşları okumak için köyden kente gidince o da sınavlara girmeye karar verir. 

2 yıl aradan sonra Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanır. Köy Enstitüleri 5 yıldır. 1954 de okul Aksu İlköğretmen Okulu adını alır, eğitim-öğretim 6 yıla çıkarılır. Mezuniyetten iki ay sonra Diyarbakır Silvan İlçesi'ne atanır. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirip İlköğretim Müfettişi olarak atanacaktır. Mezuniyetten bir gün sonra atama yapılıp o ay maaşlarını alırlar. 

Yoksul  köy çocukları için Köy Enstitüleri bir başka dünyadır. Hatta köyden dünyaya açılmış bir penceredir. Çok değerli eğitmenler -öğretmenlerle birlikte hayata hazırlanırlar. Üretime dönük eğitim esastır. Sabahları derse girmeden öce 500 kişinin katıldığı sabah sporu vardır. Yöresel oyunlar oynanır, halaylar çekilir. Kültür dersleri ve uygulamalı iş dersleri vardır. Gerektiğinde yapı yaparlar, bataklık kuruturlar, sebze meyve yetiştirirler, arıcılık, hayvan bakımı, dikiş, el sanatları gibi türlü alanlarda eğitilir, yetişirler. 

Dünya klasiklerinden çevrilmiş kitaplar okurlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı öğrenirler, spor müsabakalarına birçok branşta katılırlar. Ezberciliği değil, üretmeyi, kendi kendilerine yetmeyi öğrenirler. Öğrencilerden seçilen okul başkanları, öğrenci temsilcileri vardır. Hak aramayı, uygun biçimde eleştirmeyi bilirler. Köylüyü bilinçlendirmek, kalkındırmak amaçlarındandır. Sınıflar arasında abla- abi  saygı ve koruyuculuğu esastır. 

Ülkemizde 1940 yılından itibaren kuzeyden güneye, batıdan doğuya 21 Köy Enstitüsü açılmıştır. Tüm öğrenciler köy kökenli yoksul çocuklardır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ise 1942 yılında, enstitülerde başarılı öğrencilerden adil bir seçimle seçilen öğrencileri Köy Enstitülerine öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Yüksek Köy Enstitülerinde 8 bölüm bulunurdu: Tarım, ziraat, madencilik, güzel sanatlar,  müzik, resim, heykel, zootekni, kümes hayvanları, el sanatları. 

Eşimin ilkokul ve sonrasında gittiği Aksu Köy Enstitüsü'nden birçok arkadaşını tanıma fırsatım oldu. Hepsi çok saygın, vatansever, idealist , hümanist insanlardı.  Halâ sık sık arayıp dakikalarca konuştuğu dostlara sahip. Bugün birlikte YouTube'da Köy Enstitüleri ile ilgili olarak hazırlanmış çok güzel videoları birlikte izledik, duygulandık. Benim o yılların idealist eğitimcilerine saygım, hayranlığım, özlemim bir kat daha arttı.

Merak ettiğim bir konuyu dile getirmek isterim; Acaba bugün ülkemizde 18-40 yaş arası bireylerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi sahibi olan kaç birey var? Bu konuda bir istatistik ya da araştırma var mıdır? Eğitim Fakültelerimizde, Sosyal Bilimlerle ilgili programlarda ders konuları arasında ne kadar yer verilebiliyor, kaç öğrenci bitirme tezine konu  olarak seçiyor? Eski okul binaları, işlikleri, tarım bahçeleri, uygulama alanları bugün ne durumda? Bir Eğitim Müzemiz var mıdır?

Vefamız, değerbilirliğimiz, insana saygımız, duyarlılığımız, farkındalığımız ölçülebilse sonuçlar yüzümüzü güldürüp içimizi ferahlatabilir mi...?  Köy Enstitüleri modeli temel alınarak günümüz koşullarına uygun eğitim projeleri geliştirilip uygulamaya konabilir mi ?

17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere EĞİTİM alanında emek ve çaba harcamış tüm insanlarımızı minnet ve teşekkürle anıyoruz. 

Makbule ABALI -Eğitimci

İzmir-Urla 17.04.2024









                                         








Temmuz 17, 2021

GERİYE DÖNÜŞLER...







Geçmiş yıllardan sevdiğim bir dostu, bir arkadaşı, bir öğrencimi yıllar sonra yeniden görmek hep heyecanlandırır, mutlu eder beni. Sanırım bunun özünde insan sevgisi yatıyor. İçimizdeki iyilik tohumunu hep yeşerttiysek sevgi de körelmiyor, aksine güçlenerek sürüyor.

Çağrı bende iz bırakan eski öğrencilerimden biri. Emeklilik sonrası çalıştığım dershanede tanımıştım onu. Psikolojiye çok meraklı, çocukları çok seven, İngilizce öğretmeni olmak isteyen bir genç kız. Çekingen, küçücük bir yanlışta yüzü kızaran, saygılı, vefalı bir üniversite adayı. Odaya girerken kapıyı hafifçe tıklatır, utangaç bir gülümsemeyle günaydın derdi. 

Kitap okumayı, günlük yazmayı çok sever, ama hata yapmaktan hep çekinirdi. Sonraları kendine güvendikçe nasıl güzel yazılar yazdı. Günler, aylar geçtikçe daha da yakınlaştık. Şimdilerde o, öğrencilerinin çok sevdiği bir İngilizce Öğretmeni. 

Bir yaz yaylada üç gün konuğumuz oldu. O zaman bana hediye ettiği, deniz kabuklarıyla yaptığı peçetelik ve çerçeveyi hala sakladığımı ve çok severek kullandığımı bilir. Yıllar sonra Instagramda yeniden karşılaştık. Sık sık arıyor, bazen eşimle birlikte dinlememiz için kaliteli müzik parçaları gönderiyor. Mutlu oluyorum. 

Hayatın yüksek tempolu iniş çıkışları arasında bu güzel anılar ve geriye dönüşler değil midir yaşamı anlamlı kılan...? 

Makbule ABALI



 


Ocak 11, 2021

BİR ZAMANLAR EĞİTİM...


 AĞAÇ EV SOHBETLERİ  73

Bundan yüzlerce yıl önce ünlü Çin ozanı Kuan Tzu şöyle diyor: 

Bir yıl sonrası ise düşündüğün tohum ek, ağaç dik 10 yıl sonrası ise tasarladığın, ama düşünüyorsan yüz yıl ötesini , halkı eğit o zaman.

Bir kez tohum ekersen bir kez ürün alırsın, bir kez ağaç dikersen on kez ürün alırsın. Yüz kez olur bu ürün eğitirsen milleti. 

Birleşmiş Milletler Mutluluk Endeksine göre Finlandiya dünyanın en mutlu ülkesi. Okuma yazma oranı çok yüksek. Bizde her 100 erkek öğrenciden 35'i liseyi yarıda bırakıyor. Her 100 kız öğrenciden  40'ı liseye gitmiyor. 

Bugünkü ağaç ev sohbetlerinin konusu Eğitim. Sorularla yola çıkmak , hatırlamayı da kolaylaştırıyor. Sizin okullu olduğunuz zamanlarla günümüzdeki eğitim öğretimi kıyasladığınızda neler düşünüyorsunuz? Nelerin değişmesini ya da yeniden gelmesini isterdiniz? İlkokul öğretmeninizi hatırlıyor musunuz? Unutulmayan yönleri nelerdi? Okul yaşamınızda  sizi olumlu etkileyen kaç öğretmeniniz oldu, neler yaptılar?

Ben kendi okul yıllarımdan söz etmek istiyorum. Biz eski siyah- beyaz fotoğraflardaki gibi, siyah önlüklü, beyaz kolalı yakalı öğrencilerdik biz. Saçlarımız ya iki örgü olur ya da kulak memesi hizasında kesilirdi. Her hafta başı tırnak kontrollerimiz yapılırdı. Milli bayramlarda temiz okul giysilerimizle resmi geçide katılırdık. Artık yerli malı ürünler pek  kullanılmasa da o yıllarda Yerli Malı Haftası tüm ilkokullarda kutlanırdı. Paylaşmayı, yerli malı kullanmanın önemini, işbölümünü o yıllarda öğrendik. Şimdi pek çok ürün ithal olunca içimiz yanıyor. 

Türkçe derslerinin bir saati yazıya ayrılırdı. Güzel yazı yazmak, yazım kuralları, kompozisyon her aşamada önemliydi. Küme çalışmaları, münazaralar, eğitsel çalışmalar nasıl unutulur? İllerde her 2 yılda bir toplanan Milli Eğitim Şuraları vardı. Seçilmiş yönetici, öğretmen, öğrenci, ve velilerin katıldığı, eğitimle ilgili kararların alındığı, sorunların merkeze iletildiği şuralar.

 Ortaokul sonunda tüm derslerden bitirme sınavlarına girerdik. Öğretim yılı başından itibaren 19 Mayıs Bayramını kutlama çalışmalarına başlanırdı. Bazen çemberlerle, bazen toplarla, bazen kurdelelerle ama hep büyük bir özenle yürütülen çalışmalar. Beyaz şortlarla Adana Stadyumunda gösterilere çıkardık. Her yıl bir öncekinden daha görkemli olurdu. Yasaklandığını hatırlamıyorum. Yıl içinde bir piyes sahneye konurdu. 

Ülkemizde her 2 yılda bir Milli Eğitim Bakanı değişti. Bir dönem Kredili Sistem uygulandı. Seçmeli dersler zorunlu olarak öğrencilere seçtirildi. Çünkü yeterli sayıda öğretmen yoktu. Milli Eğitim tarihinin akışı içinde ÖSYM zamanla değişime uğrayan bir kara sayfadır. Oysa nasıl da tertemiz, nasıl da saygındı. Belki denetimsizlik, belki değişimler  oranın da itibarını sarstı. Kopya çalkantıları, bazı soruların iptali, sınavların tekrarı, farklı yaklaşımlar , dershanelerin işe karışması kurumu adeta içinden kemirdi, güvenirliğini bitirdi.

Dünya standartlarında eğitimde notumuz giderek düştü, üniversitelerimiz bilimsel yayın sıralamasında geriledi, ders ortalamalarında puanlarımız düştü. Geçmiş yıllarda üniversitelerdeki çatışmalar, bilimsel başarılara da gölge düşürdü, diplomaların geçerliliğine sahtelik karıştı. Bir zamanlar üniversitede de hocalık yaptım. Gençlerin kişiliğine saygı gösterdiğimiz sürece kendilerini daha uygun biçimde kanıtlıyorlar. kimlik çatışmalarına yol açmamak, onları dinlemeye, anlamaya çalışmak gerekiyor. Bu yıl ayrıca bir virüs içimizde, beynimizde. Sağlıkta, eğitimde. ekonomide zorlu mücadelemiz sürüyor...

Makbule ABALI



Haziran 04, 2020

BİR ZAMANLAR...




Anıların sergilendiği, aktarıldığı günleri, yazıları seviyorum. İnsan hem geçmişi tazeliyor, hem de yeniden düşünüyor, geçmişle şimdiyi kıyaslıyor. Adana ve Mersin sonrası görev yaptığım Burdur'da o yıllarda iki lise vardı. Burdur Lisesi, Cumhuriyet Lisesi. Burdur Cumhuriyet Lisesi 100 öğretmenli değerli kadrosuyla büyük, güzel bir okuldu. Orada geçen yıllarım çok güzel anılarla doludur.

Burdur'da 9 yıl kaldık. Cumhuriyet Lisesi Rehber Öğretmenliğinden sonra Burdur Eğitim Yüksekokulu ve daha sonra  4 yıl olan Burdur Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım. O yıllarımı, öğretim görevlisi arkadaşlarımı, öğrencilerimi özlemle anarım. 

Akdeniz ikliminden farklı soğuk bir yöreye gitmiştik. Balkona çamaşır astığımda kazak kolları korkuluk gibi olurdu. Pazar yeri, sebzeleri çok bol ve güzeldi. Tarım ve hayvancılık gelişmişti. Okuma oranı yüksekti. Burdur 'da bedelli askerlik gündemdeydi. İlk gittiğimizde ne çok fotoğrafçı var diye düşünmüştük. Asker fotoğrafları meşhurdu.

Tüm meslek yaşamımda çok severek çalıştım. Bugün halâ arkamdan "Makbule Öğretmenim" diyen bir ses duysam çok mutlu olurum. İçim titrer, yeniden çalışmam gerekse gene çalışırım. Bu sevgi hep karşılıklı sürdü, hiç azalmadı. Kaç yaşında olursa olsun, kişiye, kişiliğe saygı duyduğunuzda, karşılığında cömertçe sevgi alıyorsunuz. Sevgi, saygı, güven, anlayış ve hoşgörü, her kapıya uyan anahtarlar gibi başarı ve mutluluğa giden yolları daha belirgin kılıyor, hayata anlam katıyorlar...

Makbule ABALI
04.06. 2020