Sayfalar

öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğretmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 21, 2026

ÇOCUKLARI TANIMAK -ANLAMAK



 Zaman tünelinde zamanın akışını duyarak, hissederek yol almak insana iyi geliyor. Belleğinizi test ediyor, kıyaslamalar yapıyorsunuz. Dünden bugüne anılar  yeniden derleniyor  zihninizde  yeni  dosyalar  açılıyor.

1982-1991 yılları arasında eşimin rotasyonla atandığı Burdur İlimizde Eğitim-Öğretim görevimizi sürdürdük. Burdur'la ilgili çok güzel anılarımız vardır. 2 yıl Burdur Cumhuriyet Lisesi Rehber Öğretmeni,  daha sonra Akdeniz Üniversitesi Burdur Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi olarak çalıştım. 

Türkiye'nin her yöresinden öğrencilerim oldu. Burdur'a, çevresine,  insanlarına uyum sağlayarak çok güzel günler yaşadık.  Özlemle anıyorum. Öğretmen yetiştiren bir kurumda çalışmanın çok farklı, güzel yönleri var. Her yönüyle insan tanıyorsunuz, gelecek kuşakların daha nitelikli yetişmeleri için çaba harcıyorsunuz.

Aşağıdaki satırlar her yerde, her zaman çocuk yetiştirmenin önemini vurgulayan ne güzel önerilerdir.

ÇOCUK YAŞADIĞINI ÖĞRENİR 

*Eğer bir çocuk sürekli eleştirilmişse

Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

*Eğer bir çocuk kin ortamında büyümüşse

Kavga etmeyi öğrenir.

*Eğer bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa

Sıkılıp utanmayı öğrenir.

*Eğer bir çocuk devamlı utanç duygularıyla eğitilmişse

Kendini suçlamayı öğrenir.

*Eğer bir çocuk desteklenip yüreklendirilmişse

Kendine güven duymayı öğrenir.

*Eğer bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse

Takdir etmeyi öğrenir.

*Eğer bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse

İnançlı olmayı öğrenir.

*Eğer bir çocuk kabul ve onay görmüşse

Kendini sevmeyi öğrenir.

*Eğer bir çocuk ailede dostluk ve arkadaşlık görmüşse

Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

Dorothy Law Nolte


Tüm çocukların  çağdaş bir Eğitim Öğretim ortamında sağlıklı, mutlu, başarılı bireyler olarak yetişmeleri dileği ile. 

Makbule ABALI-Eğitimci

21 Şubat 2026 Urla-İzmir



Fotoğraf çeken çocuklar- İnternetten.


Nisan 17, 2025

YILLAR ÖNCESİNDEN ÖRNEK BİR EĞİTİM MODELİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

 


" Bir varmış bir yokmuş " diye başlar çoğu masal. Oysa  kuşaktan kuşağa anlatılan gerçek bir Eğitim Öyküsü keşke hep var olsaydı. Geçmişten günümüze gelişerek ama aslına, ilkelerine sadık kalınarak bugünlere ulaşabilseydi.

Dünyanın neresinde olursa olsun; bir kişi ya da bir kurum zaman aşımına uğramadan yıllar sonra da övgüyle, saygıyla anılıyor, değerini koruyarak  benimseniyorsa bir efsane veya saygınlık abidesi olarak söz edilebilir. 

Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 85. Kuruluş Yıldönümü. Tüm dünyada bir savaş sonrası zor koşullarda başlatılıp aydınlanma yolunda çok büyük bir eğitim seferberliğini gerçekleştiren başka bir örnek yok. Ancak daha sonraları  o modeli örnek alarak eğitimde çok üst düzeyde başarılara imza atan ülkeler var. Biz yok ederken onlar yeniden var etmişler.

Her insanın yaşamında olduğu gibi toplumların da pişmanlıkları, keşke'eri , mutluluk ve mutsuzluk dönemleri, acı deneyimleri olacaktır elbette. Güvenilir kayıtlar, sağduyu ve mantıkla değerlendirilmiş günler yıllar, dönemler yıllar sonra bile tarafsız değerlendirmelerle aydınlanacak,  gerçek yerini bulacaktır herhalde...

Eğitime gönül vermiş bir eğitimci olarak Köy Enstitüleri ile ilgili çok kitap okudum, konferanslara katıldım, anılar dinledim, yazılar yazdım.   Sonuçta her zaman iç sesimin özlemle seslenişini duydum adeta. "Keşke o yıllarda öğretmen ya da öğrenci olarak ülke kalkınmasında görev alabilseydim." Ama doğum yılım ve doğum yerim bu isteğin gerçekleşmesine izin vermedi. 

Eşim Ahmet Abalı Mersin Arslanköy doğumlu. Köy Enstitüleri hakkında bizim için en güvenilir canlı kaynak oldu. O ve arkadaşları 17 Nisan'ı bir bayram gibi düşünürler. Ancak buruk bir bayram. Keşke daha farklı izlerle daha coşkulu kutlanabilse, daha fazla katılım sağlanabilseydi. Bugün de o yıllardan arkadaşları ile konuştu, özlem giderdi, duygulandı. 

Eşimin eğitim öyküsü ilginçtir: 1950 yılında Arslanköy İlkokulu'nu bitirir. Babasının çocuklarına paylaştırdığı küçük bir tarlayı elma bahçesi oluşturmak için hazırlar. Öte yandan küçük baş hayvanları otlatır. Sınıf arkadaşları okumak için köyden kente gidince o da sınavlara girmeye karar verir. 

2 yıl aradan sonra Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanır. Köy Enstitüleri 5 yıldır. 1954 de okul Aksu İlköğretmen Okulu adını alır, eğitim-öğretim 6 yıla çıkarılır. Mezuniyetten iki ay sonra Diyarbakır Silvan İlçesi'ne atanır. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirip İlköğretim Müfettişi olarak atanacaktır. Mezuniyetten bir gün sonra atama yapılıp o ay maaşlarını alırlar. 

Yoksul  köy çocukları için Köy Enstitüleri bir başka dünyadır. Hatta köyden dünyaya açılmış bir penceredir. Çok değerli eğitmenler -öğretmenlerle birlikte hayata hazırlanırlar. Üretime dönük eğitim esastır. Sabahları derse girmeden öce 500 kişinin katıldığı sabah sporu vardır. Yöresel oyunlar oynanır, halaylar çekilir. Kültür dersleri ve uygulamalı iş dersleri vardır. Gerektiğinde yapı yaparlar, bataklık kuruturlar, sebze meyve yetiştirirler, arıcılık, hayvan bakımı, dikiş, el sanatları gibi türlü alanlarda eğitilir, yetişirler. 

Dünya klasiklerinden çevrilmiş kitaplar okurlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı öğrenirler, spor müsabakalarına birçok branşta katılırlar. Ezberciliği değil, üretmeyi, kendi kendilerine yetmeyi öğrenirler. Öğrencilerden seçilen okul başkanları, öğrenci temsilcileri vardır. Hak aramayı, uygun biçimde eleştirmeyi bilirler. Köylüyü bilinçlendirmek, kalkındırmak amaçlarındandır. Sınıflar arasında abla- abi  saygı ve koruyuculuğu esastır. 

Ülkemizde 1940 yılından itibaren kuzeyden güneye, batıdan doğuya 21 Köy Enstitüsü açılmıştır. Tüm öğrenciler köy kökenli yoksul çocuklardır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ise 1942 yılında, enstitülerde başarılı öğrencilerden adil bir seçimle seçilen öğrencileri Köy Enstitülerine öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Yüksek Köy Enstitülerinde 8 bölüm bulunurdu: Tarım, ziraat, madencilik, güzel sanatlar,  müzik, resim, heykel, zootekni, kümes hayvanları, el sanatları. 

Eşimin ilkokul ve sonrasında gittiği Aksu Köy Enstitüsü'nden birçok arkadaşını tanıma fırsatım oldu. Hepsi çok saygın, vatansever, idealist , hümanist insanlardı.  Halâ sık sık arayıp dakikalarca konuştuğu dostlara sahip. Bugün birlikte YouTube'da Köy Enstitüleri ile ilgili olarak hazırlanmış çok güzel videoları birlikte izledik, duygulandık. Benim o yılların idealist eğitimcilerine saygım, hayranlığım, özlemim bir kat daha arttı.

Merak ettiğim bir konuyu dile getirmek isterim; Acaba bugün ülkemizde 18-40 yaş arası bireylerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi sahibi olan kaç birey var? Bu konuda bir istatistik ya da araştırma var mıdır? Eğitim Fakültelerimizde, Sosyal Bilimlerle ilgili programlarda ders konuları arasında ne kadar yer verilebiliyor, kaç öğrenci bitirme tezine konu  olarak seçiyor? Eski okul binaları, işlikleri, tarım bahçeleri, uygulama alanları bugün ne durumda? Bir Eğitim Müzemiz var mıdır?

Vefamız, değerbilirliğimiz, insana saygımız, duyarlılığımız, farkındalığımız ölçülebilse sonuçlar yüzümüzü güldürüp içimizi ferahlatabilir mi...?  Köy Enstitüleri modeli temel alınarak günümüz koşullarına uygun eğitim projeleri geliştirilip uygulamaya konabilir mi ?

17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere EĞİTİM alanında emek ve çaba harcamış tüm insanlarımızı minnet ve teşekkürle anıyoruz. 

Makbule ABALI -Eğitimci

İzmir-Urla 17.04.2024









                                         








Ocak 30, 2025

MAVİYE İZ SÜREN - Bir Kitap Tanıtımı -Bahar Uysal Karakuş

 


 Günler inanılmaz bir hızla akıp geçiyor. Koşmak- yürümek, adımlamak-emeklemek... Ne yaparsak yapalım, bizim yaşlarımızda dünya ve ülke gündemine yetişebilmek pek kolay olmuyor. Ancak her şeye rağmen alışkanlıklarımızı, akıl ve beden sağlığımıza iyi gelecek şeyleri olabildiğince sürdürebilmek rahatlatıyor insanı.

 "Okumak ve Yazmak, paylaşmak-görüş alışverişi yapmak" bana terapi gibi gelen etkinlikler. Emekli olsanız bile- hayat sizi tümden emekli etmediği sürece- ağır çekimde de olsa, tüm çabanızla yaşam bağlarınızı korumaya alıp, alışkanlıklarınızı-küçük değişimlerle- sürdürüyorsunuz

Yerli ya da yabancı her kitap; okunan zamana, döneme, konusuna, okuyucunun kişilik özelliklerine, beklentilerine, bulunduğu sosyal çevreye  ve o andaki ruhsal durumuna göre  farklı etkiler  yaratabilir. Bazı kitaplar her zaman okunabilir, kalıcı değildir, oyalayıcıdır. Bazı kitaplar ağır gelebilir, bir kenarda tekrar ele alınmayı bekler. Bazen aylarca, yıllarca sürebilir bu bekleyiş. Bazı kitaplar da hazzına varılmışsa yeniden, birkaç kez okunmayı hak edebilir.

"Maviye İz Süren" farklı bir kitap.  Günlerce başucumda sabırla bekledi. Okunması ertelendiğinden değil, daha iyi anlamak, hatta  sindirebilmek için defalarca okunduğundan. İçtenlikle yazıyorum; kitapla adeta dost olduk, bitsin istemedim. Okurken yazarla aynı duyguları hissettim, notlar aldım, altını çizdiğim pek çok cümle oldu. Bazı kitaplar insanın kendini daha iyi tanımasına- daha çok yönlü düşünmesine zemin hazırlar. Yazarı, yaşamını, kimliğini öğrenmek istersiniz... Onun dilinden, onun özünden, onun duygu ve duyuşlarıyla; "Maviliklerde iz süren" çok değerli bir öğretmen yazarla birlikte yolculuğunuz başlar.

Kitap 2020 Yılında mecaz Yayınevi tarafından yayına hazırlanmış, 135 sayfa. "Maviye,-İz- Süren" başlıklı 3 ayrı  bölümde; hayatın içinden 10 'ar öykü ile toplam 30 öykü yer almış. "En çok hangi öyküyü beğendin? " derseniz, bu zor soruyu yanıtlayamam doğrusu. Okurken her birinde derinlemesine duygular, günlük hayattan insan yaşamından izler, felsefi düşünceler  buldum.  Çok severek-beğenerek, düşünerek okudum. Sanırım bu değerli öykü kitabında; herkes kendinden bir şeyler bulabilir. Bahar Uysal Karakuş; Okumayı-yazmayı seven idealist bir öğretmen. Kitabıyla aynı adı taşıyan bir blogda da yazıyor. (Yıllardır çok severek izlediğim bir blog.)  

Kitabın başındaki "SUNUŞ" ta  Bahar Karakuş şöyle diyor: 

"Bozkırda büyüyen her çiçeğin maviye özlemi vardır. Benim mavi yolculuğum, içinde denizlerin, gökyüzünün sonsuz rengiyle boyanmış iyimser bir gelecek gayesini barındırır.  Mavi, kimsenin varmadığı bir yerdir; gelecektir. Yürüdükçe uzaklaşan ufuk çizgisi gibidir. O tükenmez ulaşma gayesi insanın ruhunu canlı tutar, onu yaşama bağlı kılar." 

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Yazmak, zihnimi işgal eden her şeyden, uzaklaşma oyunu. Kelimeler uzak bir yelkenli olmak istercesine."

"Kanadından eksilen bir tüy için üzülür mü kuşlar? Bir işaret olmalı, bu apansız beliriveren kuş tüyü."

"Rüstem Usta, sanayiye yıllarını vermişti. Nice farklı yüz, farklı ses, farklı kişiler görmüştü. Bir türlü sanayileşen, makineleşen bir çağın yarattığı duygusuz insanlardan olamamıştı. Ama karşılaştığı müşterileri, çoktan devleşen sanayiye ayak uydurmuş zor bir zamanın kalpsiz aktörleri olmuştu."

"Dün geçti, bir rüya... Gelecek muğlak bir umut...Bugün avuçlarımın içinde bir gerçek...Berrak, dingin bir deniz maviliğiyle kucakla onu..." 

"Zamanın hangi kıyısında olduğumu bilmiyorum. Geçmişin zehrini akıttım kabuk tutan yıllara. Bir Shakespeare tiradını mırıldanıyor ay. Kırık kalbimi, tütsülenmiş bir şiir açıyor. Onun mısralarında kayboluyorum."

"Rüzgârın tanıdım mısralarından, göçmüşüz başka yerlere. "

"Suskunluklarımın hepsi, söyleyemediğim sözcüklerin ağırlığını taşıyor.

"Doktorun gerçeklerden kaçmak yerine onlarla yüzleş demedi mi?" 

"Her şey hızlıca tüketilmiş, anlamını yitirmiş, sıradanlığın sığ denizinde kalmış." 

"Geçiş mevsimleri de kalıcı izler bırakıyor insanın ruh hallerinde."

"Asıl mesele, yandıklarından ötede, kendi içinde yaktığın ateşle yolunu her an aydınlatabilmekti..."

"Gittikçe kuraklaşan hislerini filizlendirmek için kuvvetli yağmurlar lâzımdı." 

"Hazırlandı yeni günlere titizlikle. Karşıladı her günü son günüymüşçesine..."

"Uyanmak dedi, uyanmak... Düşlerin gerçeği sınaması, uyanmaktan geçer." 

" Gözyaşlarıyla sürekli ıslanan acıları da yıkandıkça çeken çamaşırlar gibi olsaydı keşke..."

"Her şeye çok çabuk üzülürsen, hasta olursun, çabuk yaşlanırsın. İnsanlar, susmazlar, sen duymamayı öğreneceksin."

Kitapta o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki; içtenlikle söylemeliyim, alıntılara alamadıklarıma haksızlık ettiğimi düşündüğüm bile oldu. 


Yüreğine-emeğine sağlık çok sevgili Bahar. Lütfen yazmaya devam et. Yazdıklarını okumak, insana iyi geliyor. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2025 İzmir-Urla















 



 


Kasım 09, 2023

ATATÜRK GÜLÜMSEDİ ÖĞRETMENİM

 




Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK 

Ölümünün 85. yılında rahmetle, minnetle, özlemle anarken; Açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğimize ant içeriz.





ATATÜRK GÜLÜMSEDİ ÖĞRETMENİM 

Atatürk gülümsedi Öğretmenim
Siz sınıfa girince
Dağıldı kara bulutlar
Açıldı gonca

Baktı ki okul yenidir,
Siz yenisiniz, düşünceler yeni
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Saklayamadı sevincini

Baktı ki gençsiniz, bilgili
Eğitiyorsunuz yolunca, yöntemince
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Sevindi onca 

Baktı ki karışmış aramıza,
Çiziyorsunuz yolu,
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Gözleri dolu dolu. 

Anlaşılan bütün yaz
Atatürk gözünü kırpmamış,
Çünkü boşmuş sıralar,
Çünkü harf okunmamış,

Kapkara bulutlar inmiş 
Işıklı gözlerine 
Bora gibi, fırtına gibi Atatürk'üm
Sanırım yönelmiş bilgisizliğe.

Ama baktı ki gün doğmuş,
Bir koşu varmışız okula
Özlemle açılmış kitaplar,
Bir iştah kızda oğlanda.

Baktı ki zil çalmış,
Sınıfa girmişsiniz. 
Bütün bakışlar sizde
Günaydın demiş.

Derse başlıyorsunuz 
Sımsıcak bir sevgi gözlerinizde.
Baktı ki Türkiye'si, Türkiye'miz
Aydınlık ufuklara  yürüyor hızla 

Atatürk gülümsedi öğretmenim
Övünüyor bizle 
Dağıldı kara bulutlar
Biz sınıfa girince. 

Atatürk gülümsedi öğretmenim
Kürsüde kendini görünce.

Talat TEKİN
D. 19 Temmuz1927
Ö .28 Kasım 2015






Kasım 24, 2022

BİR ÖĞRETMENİN ANI DEFTERİNDEN...

Bir meslekten emekli olduğunuzda kendinizi düşünmeye, sorgulamaya da çok zamanınız oluyor. Kendinizle baş başa kaldığınızda geçmişteki siz, bazen şefkatle sesleniyor, bazen hesap soruyor, sorguluyor. Neden, nasıl, nerede, keşke, iyi ki... Hepsi birbirine karışıyor. 

Sanırım geri bildirimlerin en kolay gerçekleştirildiği alan öğretmenlik. Çünkü malzemeniz; ruhsal, bedensel, sosyal yapısıyla insan. Çok yönlü değerlendirme imkanınız var. Sonuçlar tanıklarıyla çoğu kez yanınızda, yakınınızda. Gözleme imkanımız var. 

Unutulmuş ya da hatırlanmak istenmeyen öğretmenlerden misiniz? Yoksa telefon açan, mektup yazan, görünce mutlu olan, yıllar geçse de duygularını dile getiren öğrencileriniz hala var mı çevrenizde? Neden, niçin, nasıl soruları belleklerde karmakarışık kalabilir. Bilinç altındaki hataları  çocuklar kolay unutmuyor, affetmiyor. Bazen bir korku, bir öfke, nefret ya da tam tersi hayranlık, empati, saygı, sevgi, ne ararsanız... 

Kişiye göre, zamana, ortama  göre, kişiliğin şekillenmesinde rol oynuyor öğretmen. Gelecekte ; bazen sakin bir limanda güvencede bir insan, bazen halâ içindeki fırtınalarla mücadele eden bir insan... Bireylerin yaşantısında eğiticilerin, öğretmenlerin rolü öyle büyük ki.

Meslek yaşantımda öğretmen yetiştiren bir kurumdaki yedi yıllık görev süremin bende çok güzel anıları vardır. Belki her meslekte güven, işini benimseme önemli ama öğretmenlikte içinizde sevgi tohumları yeşermediyse hem kendiniz mutsuz olursunuz hem de öğrencileriniz mutsuz ve karamsar oluyorlar. 

Zafer Eryılmaz, Burdur  Eğitim Fakültesi'nden eski bir  öğrencim. Yıllar sonra telefonda bir mesajla bildik bir yüzle, adla karşılaşmak ne büyük bir mutluluk. Ve bir gün bir sürpriz: "Hocam öğrencilerimi sizinle tanıştırmak istiyorum, görüntülü bir görüşme yapabilir miyiz?" Gripten bir haftadır hastayım, sesim kısılmış ama hayır denebilir mi? Saat kararlaştırıyoruz, görüntüsüz bir görüşme gerçekleştiriyoruz.

Bir zamanların iyi bir öğrencisi çok iyi bir öğretmen olmuş; Öğrencilerinin  konuşmalarından belli. "Geriye Kalan" adlı kitabımı okumuşlar, incelemişler, öğrencilerden  kimi kitaptan bir paragraf okudu, kimi bir şiir ya da bir söz. Gözleri ışıl ışıl parlayan güzel çocuklar. Öğretmenlerinin öğretmenini nasıl mutlu ettiler. Ta yüreğime dokundular sanki. Gözyaşları da eşlik etti bu güzel buluşmaya. Isparta Doğa Koleji 4- B Sınıfından  telefonla evimize, yuvamıza umut, mutluluk, sevgi, coşku yolladılar kucaklar dolusu.

Sadece bir gün değil, güzel rastlantılarla her gün Öğretmenler Günü olabiliyor. 
Sevgili Çocuklar; O gün hassasiyetle yaşaran gözlerimi  belki görmediniz, sessiz alkışlarımı belki duymadınız ama sizleri nasıl içtenlikle kucaklamak istediğimi bilin istiyorum. Gönül dolusu sevgilerimi iletirken gelecek yaşamlarınızda başarılar diliyorum.

Makbule Abalı
24 Kasım 2022




Temmuz 17, 2021

GERİYE DÖNÜŞLER...







Geçmiş yıllardan sevdiğim bir dostu, bir arkadaşı, bir öğrencimi yıllar sonra yeniden görmek hep heyecanlandırır, mutlu eder beni. Sanırım bunun özünde insan sevgisi yatıyor. İçimizdeki iyilik tohumunu hep yeşerttiysek sevgi de körelmiyor, aksine güçlenerek sürüyor.

Çağrı bende iz bırakan eski öğrencilerimden biri. Emeklilik sonrası çalıştığım dershanede tanımıştım onu. Psikolojiye çok meraklı, çocukları çok seven, İngilizce öğretmeni olmak isteyen bir genç kız. Çekingen, küçücük bir yanlışta yüzü kızaran, saygılı, vefalı bir üniversite adayı. Odaya girerken kapıyı hafifçe tıklatır, utangaç bir gülümsemeyle günaydın derdi. 

Kitap okumayı, günlük yazmayı çok sever, ama hata yapmaktan hep çekinirdi. Sonraları kendine güvendikçe nasıl güzel yazılar yazdı. Günler, aylar geçtikçe daha da yakınlaştık. Şimdilerde o, öğrencilerinin çok sevdiği bir İngilizce Öğretmeni. 

Bir yaz yaylada üç gün konuğumuz oldu. O zaman bana hediye ettiği, deniz kabuklarıyla yaptığı peçetelik ve çerçeveyi hala sakladığımı ve çok severek kullandığımı bilir. Yıllar sonra Instagramda yeniden karşılaştık. Sık sık arıyor, bazen eşimle birlikte dinlememiz için kaliteli müzik parçaları gönderiyor. Mutlu oluyorum. 

Hayatın yüksek tempolu iniş çıkışları arasında bu güzel anılar ve geriye dönüşler değil midir yaşamı anlamlı kılan...? 

Makbule ABALI



 


Ekim 07, 2020

HAYAT DERSİ


Birkaç yıl önceydi. okullarda henüz yüz  yüze
  eğitim sürdürülüyordu, Okulların açıldığı ikinci haftaydı. Evler okula uzaktı. O yüzden taşımalı eğitim de uygulanıyordu. Öğretmen okula geldiği ilk gün ilk derste çocuklarla tanışmak istedi. 1 km. lik yoldan yaya gelen 10 çocuk birlikte sınıfa geldiler. 

Birinin elinde farklı, güzel bir çiçek vardı. O yörede yetişen hatmi çiçeği. Çocuk mahcup bir tavırla çiçeği öğretmene verdi. Öğretmen çok mutlu olarak "Nasıl düşündün? "Adını da öğrenebilir miyim" dedi. "Sevineceğinizi düşündüm" dedi çocuk. Adım Umut. "Başka kimler bu çiçeği gördü " dedi öğretmen. 3 kişi daha parmak kaldırdı. 6 sı yanından geçmiş ama görmemişlerdi bile...

Öğretmen "İlk Hayat Bilgisi dersimiz" dedi. Çevrenizi iyi gözlemelisiniz. Çevrenizdeki varlıkları fark etmelisiniz. Duyarlı olmak, insan olmanın en önemli özelliklerinden biridir. Ertesi gün sınıfa çiçek getiren çocuk sayısı 6 olmuştu. Kimi evdeki eski bir tencereyi saksı yapmış, bir başkası rengi gitmiş emaye bir çaydanlığı kullanmıştı. Öğretmen sıraların arasında gezinirken gülümsedi, kendi kendine mırıldandı: "Hayat Dersi, hayatın içinde öğrenilir. "

Makbule ABALI
5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü






































daha parmak kaldırdı. 

Haziran 04, 2020

BİR ZAMANLAR...




Anıların sergilendiği, aktarıldığı günleri, yazıları seviyorum. İnsan hem geçmişi tazeliyor, hem de yeniden düşünüyor, geçmişle şimdiyi kıyaslıyor. Adana ve Mersin sonrası görev yaptığım Burdur'da o yıllarda iki lise vardı. Burdur Lisesi, Cumhuriyet Lisesi. Burdur Cumhuriyet Lisesi 100 öğretmenli değerli kadrosuyla büyük, güzel bir okuldu. Orada geçen yıllarım çok güzel anılarla doludur.

Burdur'da 9 yıl kaldık. Cumhuriyet Lisesi Rehber Öğretmenliğinden sonra Burdur Eğitim Yüksekokulu ve daha sonra  4 yıl olan Burdur Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım. O yıllarımı, öğretim görevlisi arkadaşlarımı, öğrencilerimi özlemle anarım. 

Akdeniz ikliminden farklı soğuk bir yöreye gitmiştik. Balkona çamaşır astığımda kazak kolları korkuluk gibi olurdu. Pazar yeri, sebzeleri çok bol ve güzeldi. Tarım ve hayvancılık gelişmişti. Okuma oranı yüksekti. Burdur 'da bedelli askerlik gündemdeydi. İlk gittiğimizde ne çok fotoğrafçı var diye düşünmüştük. Asker fotoğrafları meşhurdu.

Tüm meslek yaşamımda çok severek çalıştım. Bugün halâ arkamdan "Makbule Öğretmenim" diyen bir ses duysam çok mutlu olurum. İçim titrer, yeniden çalışmam gerekse gene çalışırım. Bu sevgi hep karşılıklı sürdü, hiç azalmadı. Kaç yaşında olursa olsun, kişiye, kişiliğe saygı duyduğunuzda, karşılığında cömertçe sevgi alıyorsunuz. Sevgi, saygı, güven, anlayış ve hoşgörü, her kapıya uyan anahtarlar gibi başarı ve mutluluğa giden yolları daha belirgin kılıyor, hayata anlam katıyorlar...

Makbule ABALI
04.06. 2020



Mart 25, 2015

BİR KİTAP TANITIMI- CEHENNEM DERESİ (Gülsen Varol)



Bir kitabı seçerken türlü nedenlerle seçersiniz: Yazarını tanırsınız, hakkında iyi şeyler duymuşsunuzdur, adı cazip gelmiştir veya başka nedenlerle okumaya başlarsınız. Bazı kitaplar zor okunur, elinizde günlerce sürünür. Bazıları çok kolay okunur, akar gider, kısa sürede biter. Bazı kitapları kitaplığınızın herhangi bir yerine kaldırırsınız, bazısı da yakınlarınız da okusun diye ön sıralarda yer bulur. 

Gülsen Varol Öğretmenimizi "Yapraklar" ve "Kuytular" adlı bloglarıyla tanıdım önce. Yazılarını okurken duygulanmamak imkansızdı. Yorumlara yazdığı cevaplar bile öylesine anlamlıydı ki. İlk kitaplarıyla henüz tanışmadım. Ben sondan başladım; "Cehennem Deresi".  Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın adı önce düşündürdü beni. Ancak sonra düşündüm ki kafamdaki sorular kitabı okurken açıklığa kavuşacak. Gerçekten de öyle oldu. Cehennem Deresi kesinlikle şiddete dayalı bir roman değil. 

Kitabı okumadan Cehennem Deresi'nin nerede olduğunu merak ettim. İnternette haritalara baktım; Şırnak'ta, Rize'de hatta Mersin'de bir Cehennem Deresi var. Romandaki ana karakterler 5 kişi. Çok güzel kurgulanmış. Bölümler arasında sanki kayar gibi ilerliyorsunuz. Adeta bir sinema filmi izler gibi düş kuruyor ve okuyorsunuz. 

Karakterler çok ustaca seçilmiş, kişilikler açıklayıcı betimlemelerle belirtilmiş. Hiçbir rol abartılı değil. Gülsen Varol hayatın içinden çarpıcı bir olaydan yola çıkarak sürükleyici, etkileyici bir roman yaratmış. Romanda ana kahramanın öyküsü çok çarpıcı. Gün gelir kimliğinizi, kişiliğinizi hatta görüntünüzü kaybedebilirsiniz... Bazı bölümleri ürpererek okuyorsunuz. Kitapta orta yaşlarda yaşanan tutkulu bir aşk da var. Öyle çarpıcı anlatılmış ki o iki kahramanla mutlu oluyor ya da üzülüyorsunuz. 

Bazı tıbbi deyimler öylesine uygun kullanılmış ki sanki bir sağlık personelinden dinler gibi okuyorsunuz. Psikolojik çözümlemeler de çok yerinde. Anlatım dili sade ve yalın. 282 sayfa 2-3 günde bitebiliyor. Ben zamanı paylaşarak eşimle okudum. Cehennem Deresini rahatlıkla dostlarıma önerebilirim.  Kitabı okurken bazı sürprizlere hazırlıklı olmak lazım. O sürprizler hiç beklenmedik bir anda devreye girebiliyor. Zaten hayat da her an sürprizlerle dolu değil mi...?

Kitaptan bazı bölümlerle tamamlamak isterim yazımı: 

"Damarlarımızda deli kan akar bizim bilirsin, ama soğuk ülkelerin insanlarının kanı donuk oluyor, adına temkinli olmak deniyor."
---------------------------------
"Erkekler ağlamaz diye niye denmiş bir türlü bulamamıştı bu sorusunun cevabını o güne kadar. O gün de yine izinsiz akmaya başlamıştı gözünün yaşı. İçindeki yıllanmış acılara merhem olan torununu kendisine doğru çekip, çenesinin altına yasladığı başını öpe öpe ağlamış ama bir türlü konuşamamıştı."
-----------------------------------

Gülsen Varol yaşamın içindeki acı-tatlı birçok olayı kalemiyle dans ettirmiş, onlara ritim ve anlam kazandırmış. Farklı bir "hayat dansı" bu; Bazen yavaşlayan, bazen hızlanan...Dikkatlice okunup izlendiğinde içinde ders alınacak çok şey var.
Siz hep yazın, yazdıklarınızı biz hep okuyalım çok sevgili Gülsen Öğretmenim...

Makbule Abalı-Eğitimci 
25.03.2015 Mersin