Sayfalar

Köy Enstitüleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Köy Enstitüleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 17, 2026

BİR ANMA


BUGÜN KÖY ENSTİTÜLERİNİN 86, KURULUŞ YILDÖNÜMÜ. 

YILLAR ÖNCE ÇOK ZOR ŞARTLARDA; İNANARAK, EMEK HARCAYARAK EĞİTİMDE GÜZEL İŞLER BAŞARANLARI SAYGI VE RAHMETLE, MİNNETLE ANIYORUZ. 

Makbule Abalı-Eğitimci

17 Nisan 2026



Nisan 17, 2025

YILLAR ÖNCESİNDEN ÖRNEK BİR EĞİTİM MODELİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

 


" Bir varmış bir yokmuş " diye başlar çoğu masal. Oysa  kuşaktan kuşağa anlatılan gerçek bir Eğitim Öyküsü keşke hep var olsaydı. Geçmişten günümüze gelişerek ama aslına, ilkelerine sadık kalınarak bugünlere ulaşabilseydi.

Dünyanın neresinde olursa olsun; bir kişi ya da bir kurum zaman aşımına uğramadan yıllar sonra da övgüyle, saygıyla anılıyor, değerini koruyarak  benimseniyorsa bir efsane veya saygınlık abidesi olarak söz edilebilir. 

Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 85. Kuruluş Yıldönümü. Tüm dünyada bir savaş sonrası zor koşullarda başlatılıp aydınlanma yolunda çok büyük bir eğitim seferberliğini gerçekleştiren başka bir örnek yok. Ancak daha sonraları  o modeli örnek alarak eğitimde çok üst düzeyde başarılara imza atan ülkeler var. Biz yok ederken onlar yeniden var etmişler.

Her insanın yaşamında olduğu gibi toplumların da pişmanlıkları, keşke'eri , mutluluk ve mutsuzluk dönemleri, acı deneyimleri olacaktır elbette. Güvenilir kayıtlar, sağduyu ve mantıkla değerlendirilmiş günler yıllar, dönemler yıllar sonra bile tarafsız değerlendirmelerle aydınlanacak,  gerçek yerini bulacaktır herhalde...

Eğitime gönül vermiş bir eğitimci olarak Köy Enstitüleri ile ilgili çok kitap okudum, konferanslara katıldım, anılar dinledim, yazılar yazdım.   Sonuçta her zaman iç sesimin özlemle seslenişini duydum adeta. "Keşke o yıllarda öğretmen ya da öğrenci olarak ülke kalkınmasında görev alabilseydim." Ama doğum yılım ve doğum yerim bu isteğin gerçekleşmesine izin vermedi. 

Eşim Ahmet Abalı Mersin Arslanköy doğumlu. Köy Enstitüleri hakkında bizim için en güvenilir canlı kaynak oldu. O ve arkadaşları 17 Nisan'ı bir bayram gibi düşünürler. Ancak buruk bir bayram. Keşke daha farklı izlerle daha coşkulu kutlanabilse, daha fazla katılım sağlanabilseydi. Bugün de o yıllardan arkadaşları ile konuştu, özlem giderdi, duygulandı. 

Eşimin eğitim öyküsü ilginçtir: 1950 yılında Arslanköy İlkokulu'nu bitirir. Babasının çocuklarına paylaştırdığı küçük bir tarlayı elma bahçesi oluşturmak için hazırlar. Öte yandan küçük baş hayvanları otlatır. Sınıf arkadaşları okumak için köyden kente gidince o da sınavlara girmeye karar verir. 

2 yıl aradan sonra Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanır. Köy Enstitüleri 5 yıldır. 1954 de okul Aksu İlköğretmen Okulu adını alır, eğitim-öğretim 6 yıla çıkarılır. Mezuniyetten iki ay sonra Diyarbakır Silvan İlçesi'ne atanır. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirip İlköğretim Müfettişi olarak atanacaktır. Mezuniyetten bir gün sonra atama yapılıp o ay maaşlarını alırlar. 

Yoksul  köy çocukları için Köy Enstitüleri bir başka dünyadır. Hatta köyden dünyaya açılmış bir penceredir. Çok değerli eğitmenler -öğretmenlerle birlikte hayata hazırlanırlar. Üretime dönük eğitim esastır. Sabahları derse girmeden öce 500 kişinin katıldığı sabah sporu vardır. Yöresel oyunlar oynanır, halaylar çekilir. Kültür dersleri ve uygulamalı iş dersleri vardır. Gerektiğinde yapı yaparlar, bataklık kuruturlar, sebze meyve yetiştirirler, arıcılık, hayvan bakımı, dikiş, el sanatları gibi türlü alanlarda eğitilir, yetişirler. 

Dünya klasiklerinden çevrilmiş kitaplar okurlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı öğrenirler, spor müsabakalarına birçok branşta katılırlar. Ezberciliği değil, üretmeyi, kendi kendilerine yetmeyi öğrenirler. Öğrencilerden seçilen okul başkanları, öğrenci temsilcileri vardır. Hak aramayı, uygun biçimde eleştirmeyi bilirler. Köylüyü bilinçlendirmek, kalkındırmak amaçlarındandır. Sınıflar arasında abla- abi  saygı ve koruyuculuğu esastır. 

Ülkemizde 1940 yılından itibaren kuzeyden güneye, batıdan doğuya 21 Köy Enstitüsü açılmıştır. Tüm öğrenciler köy kökenli yoksul çocuklardır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ise 1942 yılında, enstitülerde başarılı öğrencilerden adil bir seçimle seçilen öğrencileri Köy Enstitülerine öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Yüksek Köy Enstitülerinde 8 bölüm bulunurdu: Tarım, ziraat, madencilik, güzel sanatlar,  müzik, resim, heykel, zootekni, kümes hayvanları, el sanatları. 

Eşimin ilkokul ve sonrasında gittiği Aksu Köy Enstitüsü'nden birçok arkadaşını tanıma fırsatım oldu. Hepsi çok saygın, vatansever, idealist , hümanist insanlardı.  Halâ sık sık arayıp dakikalarca konuştuğu dostlara sahip. Bugün birlikte YouTube'da Köy Enstitüleri ile ilgili olarak hazırlanmış çok güzel videoları birlikte izledik, duygulandık. Benim o yılların idealist eğitimcilerine saygım, hayranlığım, özlemim bir kat daha arttı.

Merak ettiğim bir konuyu dile getirmek isterim; Acaba bugün ülkemizde 18-40 yaş arası bireylerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi sahibi olan kaç birey var? Bu konuda bir istatistik ya da araştırma var mıdır? Eğitim Fakültelerimizde, Sosyal Bilimlerle ilgili programlarda ders konuları arasında ne kadar yer verilebiliyor, kaç öğrenci bitirme tezine konu  olarak seçiyor? Eski okul binaları, işlikleri, tarım bahçeleri, uygulama alanları bugün ne durumda? Bir Eğitim Müzemiz var mıdır?

Vefamız, değerbilirliğimiz, insana saygımız, duyarlılığımız, farkındalığımız ölçülebilse sonuçlar yüzümüzü güldürüp içimizi ferahlatabilir mi...?  Köy Enstitüleri modeli temel alınarak günümüz koşullarına uygun eğitim projeleri geliştirilip uygulamaya konabilir mi ?

17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere EĞİTİM alanında emek ve çaba harcamış tüm insanlarımızı minnet ve teşekkürle anıyoruz. 

Makbule ABALI -Eğitimci

İzmir-Urla 17.04.2024









                                         








Temmuz 13, 2024

BİR OKUMA ÖYKÜSÜ - (KÖYDEN KENTE OKUMAK )



Bazen düşünürüm; Hepimizin yaşamında belli kesişme noktaları var. Bazen bir yer, bir tarih, bir haber, bir insan, yaşantımızda büyük değişimler yaratıyor. Farklı adlarla değerlendiriyoruz bu durumu;
Rastlantı diyoruz, kader ya da şans diyoruz. Bu değişimler sonrası yollar ya yön değiştiriyor ya da kesişiyor. Asıl yaşam, o yollardan birinde duraksaması değil midir insanoğlunun?

Bu bir kısa öykü. Bir varoluş öyküsü. Yaşamdan bir kesit. Yapı taşları yıllar önce yerleştirilmiş, iyi bir temel oluşturmuş. Tamamı anlatılsa bir kitap olur belki. 
Bir dağ köyünde 14 yaşlarında bir erkek çocuk. İlkokulu aynı köyde bitireli 2 yıl olmuş. 5 erkek, 2 kız 7 kardeşler. 
Babasına iş gücü lazım. O da dağlarda hayvan otlatıyor, tarlada ekin biçiyor, harman kaldırıyor. Ürettikleri ürünlerle geçimlerini sağlıyorlar. 

Ancak anılarında unutamadığı bir gün var; tarlada toza toprağa bulanmışken babası yüzü asık bir şekilde gelir. Yazıyı göstererek "Sınavı kazanmışsın, okula çağırıyorlar" der. Birbirini çok seven iki kişide o an mutluluk-mutsuzluk çatışması yaşanmaktadır." Gitmek mi zor, kalmak mı " çelişkisidir bu. 

O yıllarda Mersin-Arslanköy arasında toplu taşıma araçları yoktur. Yol yürüyerek 24 saattir. Yolun yarısında mola verilir, ağaçların altında yatılır. Gecenin ayazı iliklerine işler. O yıllardaki çocukların en büyük hayali okumak, bir meslek sahibi olmak. Özellikle dağ köylerinde yaşayanlar için okumak, bir başka dünyaya adım atmaktır. 

Günümüzde Finlandiya'nın , bazı kuzey ülkelerinin hala örnek aldığı, fakültelerde tez konusu olan bir eğitim modelidir Köy Enstitüleri. İlkokuldan sonra 5 yıl. Okul öncesi ve okula girişte iki ayrı sınavdan geçiyorlar. O yıllarda kurulan 21 tane Köy Enstitüsü tarıma elverişli topraklar üzerinde inşa edilmiş. Okul inşaatlarında öğrenciler de çalışmış. Okulda tarıma dayalı uygulamalı iş eğitimi ve kültür dersleri verilmesi amaçlanmış.

Haziran döneminde okulu bitirenler ilkokul öğretmeni olarak Temmuz-Ağustos aylarında göreve başlıyorlar. 
Köy Enstitülerinde genellikle büyük bir kütüphane, çeşitli enstrümanların bulunduğu bir müzik odası, çeşitli atölyeler bulunuyor. Öğrenciler yemeklerde okul bahçesinde yetiştirdikleri sebze ve meyveleri yiyorlar.

Her gün önce topluca sabah jimnastiği yapılıp ardından 45 dakika etüt saati uygulanır ve kahvaltıdan sonra derse girilirdi. Okula gelinceye kadar hiç kitap okumamış, eline müzik aleti almamış çocuklar için okul, bir gelişim ve değişim merkeziydi adeta. Yılda en az 25 kitap okuyorlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı, klasik müzik dinlemeyi öğreniyorlar.

Enstitülerde kazandırılan çok önemli bir başka özellik;
Sormayı, sorgulamayı, eleştirmeyi, hak aramayı davranış olarak kazanıyorlar. Her cumartesi sabahı sorunları dile getirmek için toplantılar düzenleniyor. Bu toplantılara yöneticiler, ilgili öğretmenler, öğrenciler hatta bazen Bakanlık yetkilileri katılıyorlar. Öğrenciler rahatlıkla yöneticileri eleştirebiliyorlar. Anlattıkları dikkate alınıyor. Haklı oldukları konularda gerekli düzenlemeler yapılıyor.

İlk bölümde okuma öyküsünü anlattığım eşim Ahmet Abalı, ilk iki yılına  Antalya Aksu Köy Enstitüsü'nde başlamış. Enstitüler kapanınca okul, "Aksu  İlk Öğretmen Okulu" adını almış. 5 yıllık eğitim 6 yıl olmuş. Kültür dersleri arttırılmış, tarım ve iş dersleri azaltılmış. Okulda gene yatılı öğrenci olarak devam etmişler. Okul bitince Diyarbakır Silvan İlçesine ilkokul öğretmeni olarak  atanmış, 4 yıl orada görev yapmış. O yılların Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, mezun olan her öğrenciye kutlama mektubu gönderirmiş.

Köy Enstitülerinden çok donanımlı öğrenciler yetişmiş. Sonradan  fakültelere girerek ortaokul ve lise öğretmeni, doktor, eczacı, mühendis, avukat, hakim olanlar var. Çok sayıda ünlü şair, yazar, sanatçı, Adalet Bakanlığında Yüksek Hakimler Kurulu üyesi olan var. 

Eşim 8 yıl başarılı İlkokul Öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü (Gazi Eğitim Fakültesi) sınavlarını kazanarak  Pedagoji bölümünü bitiriyor, Eğitim Müfettişi oluyor. (27 yıl  da müfettiş olarak çalışıyor.) 

Yıllar sonra bir gün Ankara'da , geçmişte ilkokuldan mezun ettiği öğrencileriyle karşılaşıyor. Çoğu üniversite mezunu, bir meslek sahibi  olmuştur. Yıllar öncesinden üstün görev anlayışıyla çalışan eğitimcilerin bir başarı belgesidir bu. İdealist öğretmenlerin ülkenin her yöresinde güzel işler yaptıklarının bir kanıtıdır.

Köy enstitülerine ön yargıyla bakmamak lazım. Savaş sonrasının yoksul Türkiye'sinde adeta mucizeler gerçekleştirmişler. Türkiye koşullarına uygun bu eğitim-öğretim modeli keşke sürdürülebilseydi. Kayıplar değil, kazançlar gündeme gelirdi bugün. 
Bugün Köy Enstitülerinin 78. kuruluş yıl dönümü.

Yitirdiğimiz, keşke yaşatılabilseydi dediğimiz değerlerimizden biri. Uzun, taşlı yollardan, köylerden kentlere uzanan yollar. Bu yollardan geçerek bir meslek sahibi olmak, ülkesinin kalkınmasına katkıda bulunmak isteyen çocuk ve gençlere yardımcı olmak gerek...

Makbule ABALI
17. 04. 2018

Not:Blogda Köy Enstitüleriyle ilgili başka yazılar da var. Okumak isterseniz:

17 Nisan 2015 Bir zamanlar Köy Enstitüleri.
17 Nisan 2016 Orada Bir Köy var uzakta. 


13 Temmuz 2024 notu: Yıllar öncesinden yıllar sonrasına... 
Yarın 14 Temmuz. Kamuda görev yapma isteğindeki tüm adaylar yeni bir sınava katılacaklar. KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı)
 
Tüm adaylara kendilerini, yeteneklerini kanıtlayabilecekleri başarılı bir sınav ve ardından adil bir Ölçme- Değerlendirme Sistemiyle yerleşecekleri görevler diliyoruz. Hak eden kazansın... 






Nisan 16, 2023

GÜZEL BİR GÜN... KÖY ENSTİTÜLERİNİ ANMAK-

 


Fırtınalı ya da yağmurlu bir günün ardından  çıkan güneşi çok seviyorum. Parlak, ısıtıcı, iç açıcı, umut verici. Bir dost gibi yaşama sevincinizi tazeliyor, güven veriyor. Bazı günler de bazı insanlar gibi yer eder zihninizde. Güzel şeyler düşündürür, mutlu eder sizi. Ortak duygulardır bu hissi veren. Önceden tanıdığınız bir dost gibi karşılaştığınızda, ortak konularınız da vardır mutlaka. Bu tür rastlantılar yaşama sevinciyle pekişir, iz bırakır. 

O gün de öyle oldu;  Urla'da tarihi bir çarşıdayız. Öyle yerler nasıl da hoşuma gider.  Eskinin kokusunu alırsınız adeta. Eski insanlar da severler öyle mekanları. Belki kendilerini bulurlar orada ve kendileri gibi insanları... Her köşede, her yüzde bir başka hikâye ilham verir size. Davranışlarda farklı bir özen, saygı vardır sanki. Bir eski zaman masalı gibi. Eski tatlar,  antika eşyalar, eski zanaat ustaları. 

Yerler Arnavut kaldırımı tarzında döşenmiş. Adımlarımızı dikkatle atarak yürüyoruz. Ben eşimin kolunda, kızım da yanımızda,  çantalarımızı o taşıyor. Az ilerde küçücük bir yer var, bize bir şeyler  ikram etmek istiyor.  Boş bir masaya doğru yöneliyoruz. Uzaktan fark ediyoruz,  bir kadınla bir erkek iki kişi de bir başka masada oturuyor. Gülümseyerek bizi izliyorlar. Tebessüm bulaşıcı gerçekten. Biz de gülümseyerek selâmlaşıyoruz. Masa komşumuz bey hiç tereddütsüz soruyor: "35 mi, 40 mı? " Algıda seçicilik, eşim de hemen yanıtlıyor: "Yarın 45 yıl doluyor. " "Tahmin etmiştim " diyor adını bile bilmediğimiz bey. "Artık böyle bağlılıklar kalmadı."  Ve içtenlikle gülümsüyor. Gülünce yüzü, gözleri de aydınlanıyor sanki.

Yanında oturan hanımefendiyi  "Ablam" diyerek tanıtıyor. ve soruyor eşime: Mesleğiniz? Eşim: "Emekli İlköğretim Müfettişi diyerek devam ediyor :" Köy Enstitülerinde öğrenim görme şansını yakalayanlardanım. Kapanmadan önceki son yıllardı. Beş yıl İlkokul Öğretmenliğinden sonra Ankara Gazi Eğitim  Pedagoji Bölümünden mezun oldum. " Ah babam da Hasanoğlan  Köy Enstitüsü mezunuydu." diyor genç adam. Heyecanla ayak üstü bir sohbet başlıyor... Ben ziraat mühendisiyim, ama pek çok şeyi babamdan öğrendim. O, okuldan aldığı bilgilerle usta bir tarımcı, tecrübeli bir ziraatçı idi. Bir atın yavrusunu doğurmasına yardımcı oluşunu unutamam. "

Yıllar öncesinden ortak anıları olan eski dostlar gibiyiz. Sadece dinliyoruz. Geçmiş yılların Türkiye'sinde 21 tane okulun yarattığı mucize, günümüzde de halâ takdirle, saygıyla anılıyor. Adlarını bile soramadığımız bu güzel insanlarla geçmişe anılardan bir köprü kuruyoruz. Köy Enstitüleri gibi köklü eğitim kurumlarının izleri kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Dile kolay, kuruluşlarından bu yana 83 yıl geçmiş. Yoksul köy çocuklarını eğiterek ülke kalkınmasına hazırlayan bu kurumları ve tüm emeği geçenleri saygıyla,   özlemle anıyoruz. 

Makbule ABALI 

Nisan 2023 Urla 





Not: Blogda Köy Enstitüleri ile ilgili okuyabileceğiniz diğer paylaşımlarım:

*Aydınlanma -                                          2014

*Bir Zamanlar Köy Enstitüleri-  17 Nisan 2015

* Orada Bir Köy Var Uzakta-      17 Nisan 2016

* Köy Enstitüleri -                         17 Nisan 2017

* Köy Enstitüleri-                          17 Nisan 2017

* Bir Okuma Öyküsü                     17 Nisan 2018

* Köy Enstitülerini Anmak-           17 Nisan 2020

Hüsnü Çelik 

Başöğretmen Hüsnü Çelik               25 Kasım 2021

*Köy Enstitüleri-                              17 Nisan 2022  

Arayacağınız yayınları bloğun sol üst köşesindeki Arama kutucuğuna yazıp  büyüteci tıklayarak bulabilirsiniz. Ya da Sağ taraftaki Arşivden tarihe bakarak bulmanız mümkün.                                 



                                                 Ahmet Abalı

                                                Makbule & Ahmet Abalı

Nisan 17, 2021

ORADA BİR KÖY VARDI UZAKTA...


"Bir zamanlar..." diye başlayan bir masal gibi... Ama yaşanmış çok farklı gerçek hikayelerden oluşan bir hayat tablosu barındırıyor içinde. İç burkan, düşündüren, şaşırtan, hayretlere düşüren hikayelerle bütünleşen bir insan mozaiği . Güzel başlamış, güzel devam etmiş ama ne yazık ki mutlu son'la bitmemiş bir masal bu. Bir yerden sonra çeşitli nedenlerle  kesintiye uğramış, kapatılmış. Ama etkisi yıllarca sürmüş, "Aydınlanma Hareketi" karanlıkların üstüne gitmiş, oradan mezun bir avuç insan, toplumu eğitme- yönlendirme görevini sürdürmüş...



Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 81. kuruluş yıl dönümü.
Köy Enstitüleri 1940 tarihinde açılmış, 1954' de kapanmış. Ülkemizin tarıma elverişli arazileri üzerinde 21 Enstitü açılmış.Bu okullardan 17 bin kişi mezun olmuş. Kuruluşunda emeği geçenler; 
Mustafa Kemal Atatürk, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, İsmet İnönü.  Köy Enstitülerinin felsefesi; sorma bilincine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip çağdaş insanlar yetiştirme projesiydi. 
O dönemde okuma-yazma yüzdesi % 10-15 civarında idi. % 87 köy okulsuz idi. 

Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanlığı döneminde dünya klasiklerini Türkçe'ye tercüme ettirmişti. Öğrenciler her sene 25 tane klasik roman okumakla yükümlüydü. Sabahın erken saatlerinde uyanan öğrenciler (yaklaşık 500 kişi kadar ) zeybek ve halk oyunları oynayarak sabah sporlarını da yapmış oluyorlardı. Sonra kahvaltı ve ardından zorunlu okuma saati vardı. Değişimli olarak daha erken kalkan bir grup öğrenci, fırında ekmek pişirerek kahvaltıyı hazırlıyordu. Her okulda kültür dersleri ve bulundukları yöreye göre uygulamalı dersler vardı. Sebze- meyve okul bahçesinde yetiştiriliyordu .Formalarını, iş önlüklerini atölyelerde 
öğrenciler kendileri dikiyorlardı.





Köy Enstitülerini anlatan bir kitapta okuduğum bir anı beni çok etkilemişti; Enstitülerde her Cumartesi sabah toplantıları yapılmakta. dilek ve şikayetler dile getirilmektedir. O hafta İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel ve üst düzey yöneticiler okula gelmişlerdir. Onlar gittikten sonra toplantıda bir öğrenci kalkar, neden İnönü'ye kendilerininkinden farklı bir yemek verildiğini sorar. Bütün salonda bir sessizlik olur. O yıllarda İnönü Milli Şef'tir. Salondakilerden bazıları "Bu ne cesaret" diye düşünür. Ama hayır, okul yöneticileri hiç de kızmaz ve sinirlenmezler. Son derece sakin bir sesle "Çünkü İnönü diyabet hastasıydı" der biri. Öğrenci "Yanlış anlamışım" der, açıklamaya teşekkür eder. Demokratik Eğitim sindirerek verilmekte, düşündüğünü rahatlıkla söyleyebilen söz sahibi bireyler yetiştirilmektedir.  

Köy Enstitülerinin kapatılması ülkemiz için büyük kayıptır.  76 yıl sonra bile güzel, yararlı yönleriyle hatırlanan kurumlardır bunlar. Eşim Ahmet Abalı, bu okulların son yılında sınavla girmiş bir eğitimci. Mersin'in bir dağ köyünden gidip hayatı değişiyor. Önce ilkokul bittikten sonra iki yıl babasıyla köyde buğday ekimi, elma dikimi yapıyor. 1952'de sınava girerek Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanıyor. 6 yıl okul süresi 1958'de bitiyor. Çok iyi bir öğretmen kadrosu, çok iyi bir eğitim sonucunda 40 kişilik sınıfın büyük çoğunluğu yüksek öğretime gidiyor.
 Eşim evdeki her tür tamir işlerini, mutfakta yardımlaşmayı, meyve-sebze dikimini, çiçek bakımını çok ustalıkla yapar. Okulunun kazandırdığı becerilerdir bunlar. 
Elbette ailesinden de kazandığı pek çok şey vardır ama öğretmenlik idealini, ülke sevgisini, insan sevgisini okul pekiştirmiştir. Aksu Köy Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra Silvan'a atanmış. 2 yıl çalıştıktan sonra tayini çıktığı halde öğrencilerini bırakamadığı için tekrar 2 yıl daha çalışma isteğiyle yeniden eski okuluna dönmüş. 



Yıllar sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümünde öğrenciyken Silvan'daki öğrencilerinden 6 tanesiyle  Ankara'da üniversite sınavını kazanmış olarak karşılaşıyor. İki taraf için de çok uzun, çok güzel  bir mutluluk öyküsüdür bu. Her şey eğitimin mucizeleriyle, sevgiyle, öz güven aşılanmasıyla gerçekleşiyor.
İlköğretim Müfettişi olarak mezun olduktan sonra yıllarca işini severek, benimseyerek  çalışıyor.
Günümüzde bazı ülkeler bizim terk ettiğimiz Köy Enstitüleri modelini inceleyip kendi ülkelerine uyarlamaya çalışıyorlar.
Kaybettiğimiz değerleri yeniden inceleyip toparlanma zamanı gelmedi mi acaba?

Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, çeşitli illerde bu enstitüleri unutturmamak amacıyla etkinlikler sürdürüyor; Konferanslar, seminerler, söyleşiler... Mersin'de emekli öğretmenlerden oluşan bir koro, mandolinleri ve çeşitli enstrümanlarıyla, eski şarkılar ve marşlarla  eski günleri yad ederek öyle güzel anılar yaşatıyorlar ki... 







NOSTALJİ. Bu yazıyı ilk kez 17 Nisan 2016 tarihinde yazdım, yayınladım

Köy Enstitüleri ile ilgili blogda diğer yazılarım:

Köy Enstitülerini Anmak 17 NİSAN 2020
Bir Zamanlar Köy Enstitüleri 17 nisan 2015
Orada bir köy var uzakta 17 NİSAN 2016
Köy Enstitüleri 17 nisan 2o17
Bir okuma öyküsü

Nisan 17, 2017

KÖY ENSTİTÜLERİ...

Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 77. yıldönümü.( 17 Nisan 2017 )


Onlar,
Köy çocuklarıydı.
Kurumuş çalılar gibiydiler bozkırda
Kavrulmuş ekinler gibiydiler
Geldiler,
Yalın ayakları
Ve 
Yırtık mintanlarıyla geldiler,
Gönen'e, Aksu'ya, Kepirtepe'ye.
Ezilmiş, sömürülmüş, horlanmış
Ve 
Unutulmuştular bin yıldır.
Ferhat oldular, 
Yardılar İdris Dağını.
Gürül gürül akıttılar suyunu, 
Hasanoğlan'a.
Köroğlu oldular,
Kafa tuttular Bolu Beylerine.
Yıktılar saltanatını ağaların.
Tolstoy'u, Bazac'ı okudular koyun güderken
Mozart'ı, Beethoven'i çaldılar dağ başlarında.
Moliere'i, Sophokles'i oynadılar. 
Horon teptiler Beşikdüzü'nde kol kola.
Halay çektiler Yıldızeli'nde türkülerle.
Diz vurdular Ortaklar'da efece...

Siz,
Her gece,
Mehtaba çıkarken Heybeli'de,
Onlar,
Duvar ördüler,
Çatı çattılar.
Yıldızlara bakarak yaz geceleri,
Harman yerlerinde yattılar.
Kazma salladılar yorulmadan.
Kerpiç döktüler
Kerpiç.
Sızlanmadılar hiç.
Yakıştı nasırlı ellerine,
Kitap ve çekiç.
Başladı yurt harmanında imece...
Bir gece,
Karanlık inlerinden sinsice,
Brütüsler çıktı ansızın.
Çektiler zehirli hançerlerini,
Vurdular sırtlarından haince...
Çıktı mağaralarından yarasalar,
Çıktı halk düşmanları,
Üşüştü sülükler gibi üstümüze.
Emdiler kanımızı,
Doymadılar.
Yıktılar umudunu Türkiye'nin.
Aydınlık bir Türkiye gelir aklıma,
Kalkınmış bir Türkiye gelir,
Köy Enstitüleri denince.

Özbek İNCEBAYRAKTAR




Mersin Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Korosu anıları canlandırıyor.

1. Fotoğraf  Internetten.

Nisan 17, 2015

Bir Zamanlar Köy Enstitüleri... Bir Öğretmen: Nezihe Hamarat Çilingiroğlu



Köy Enstitüleri 20. yüzyılın gerçek bir eğitim öyküsü. Bu yıl 75. kuruluş yıl dönümü. Biz sürdürememişiz, vazgeçmişiz  ama dış ülkelerde hala inceleyen üniversite bölümleri, uygulamaya çalışan eğitim birimleri var. Yoksulluk yıllarında, zor günlerde çok büyük işler başarılmış. 

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda okuma yazma oranı %5 bile değilken  21 tane Köy Enstitüsü öğrencilerle birlikte inşa edilmiş. Modern ve ilmi tarım teknikleri uygulanmış. Kendisi üreten, kendisi tüketen, tasarrufa önem veren bir kuşak yetiştirilmiş. O yılların Milli Eğitim Bakanı, adı hala unutulmayan Hasan Ali Yücel. Bir efsane gibi sevilip sayılırmış...
1940-46 yılları arasında Köy Enstitülerinde  750.000 fidan dikilmiş. 

Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü mezunu bir emekli öğretmeni ziyaret ettim birkaç gün önce. Konuşurken saygı ve hayranlık karışımı bir duygu duyuyorsunuz. "Keşke hep konuşsa, hep anlatsa" diyorsunuz. Öte yandan "Ah Köy Enstitüleri neden kapatılmış" diye hayıflanıyorsunuz. Zamanı geriye almak, yapılan güzellikleri herkese göstermek arzusunu duyuyorsunuz.
 
Nezihe Öğretmen'in, bir Çalıkuşunun gerçek öyküsünü o yüzden anlatmak istedim. Bu idealist öğretmenlerimizin sayısını çoğaltabilseydik şu anda ülkemizin eğitim-öğretim tablosu daha farklı olmaz mıydı diye düşündüm. İçim cız etti...

O'nu birkaç yıl önce tanıdım. O zamandan beri çekiminden kurtulamadım. Üstünde her zaman sade bir giysi vardı. Bir etek-bluz, dikkat çekmeyen bir kolye, çok kısa topuklu ayakkabılar. Gümüş rengi saçlar arkaya özenle taranmış. Sadelik içinde şıklık ancak böyle yakalanabilirdi. Yüzünde hep sıcak bir gülümseme. Sanki her an kucaklamaya hazır bir anne kucağı gibi.... Yüzündeki derin çizgiler yılların birikimi belki de. İzleri yıllar öncesine uzanan bir deneyimler kümesi adeta.




Nezihe Hamarat Çilingiroğlu eski bir Köy Enstitüsü Mezunu.  Adeta o yıllardaki  eğitim çalışmalarının canlı bir abidesi. Bugün 84 yaşında. Günde 2 gazete okuyor, televizyonda haberleri  izliyor, ülke sorunlarıyla ilgileniyor. Eğitim- öğretimdeki aksaklıklara çok üzülüyor. Nezihe Teyze (Biz ona öyle hitap ediyoruz.) yakın bir dostumuzun annesi. Saatlerce otursanız sıkılmayacağınız bir insan. Yaşını hiç göstermiyor: Hafızası çok güçlü, geçmiş yılları çok güzel aktarıyor. Yaşadığı günler, anılar belki de onu böylesine dinç tutan...

Onu yormadan sorular sormaya çalışıyorum; Bıkmadan, usanmadan cevaplar veriyor. Anlattıklarını hayalimde canlandırarak yazmaya çalışıyorum. Karşımda bir canlı tarih var. 
"Hiç unutmam, yıl 1943, günlerden 1 Nisan." Şaka gibi diyorum, gülüyor, "Güzel bir şaka" diyor.  Ve anlatmaya devam ediyor:
"İlkokul son sınıfta çok başarılı bir öğrenciydim. Babamı kaybetmiştim. Öğretmenlerim tarafından seçilince bir öğretmen eşliğinde yola çıktım. Henüz 11 yaşındaydım.

Tosya'dan bir kamyonla pirinç çuvalları üzerinde bir yolculuk. Kastamonu Gölköy'e uzanan zorlu bir yol. O yıllar yokluk yılları. 
Çok rahat bir yolculuk olmasa da, öğretmenliğe uzanan umut yoludur bu. Yolun sonunda aydınlanma- ışık vardır. Yeni bir Çalıkuşu, yüreği pır pır ailesinden ayrılmış, öğretmen olmak üzere yeni okuluna gitmektedir. Aynı arabada okulun kıdemli öğretmenlerinden Osman Bozok vardır. 

Nezihe Öğretmen o anı hala o günkü heyecanla anlatıyor: "Osman Öğretmen yol boyunca bana soru sordu. Annemi, babamı, neden öğretmen olmak istediğimi, en çok hangi dersleri sevdiğimi... Benden önce okula gidip anne hasretine dayanamayınca tekrar köyüne dönen bir kız arkadaşım vardı. Ben öyle olmayacaktım."

"Okulumuzda 100'ü kız, 1000 öğrenci vardı. Her gün sabah sporu yapardık. Her şeyi kendimiz üretirdik. Buğdayı eker, ekmeğimizi fırınlarda pişirirdik. Sabah sporundan sonra kahvaltıda kendi pişirdiğimiz ekmeği yerdik. Trikotaj atölyesinde giysilerimizi örer, dikiş atölyesinde dikerdik. Meyvemizi, sebzemizi okul bahçesinde yetiştirirdik. Okul inşaatında çalıştık, tezek kullanmayı öğrendik."

O yıllara yeniden dönmek, o günleri tekrar hayal etmek...Sesi hafif titreyerek anlatıyor Nezihe Öğretmen: " Teorik derslerimiz vardı, sınıflarda olurduk. Uygulamalı derslerimizi atölyelerde veya bahçede yapardık. Tarım dersleri, arıcılık, sağlıkçı, terzilik, balıkçılık bilgileri verilirdi. Öğretmen olduğumuzda gittiğimiz köylerde bu bilgileri kullandık.
Yılda en az 25 kitap okurduk. Dünya klasiklerinden oyunlar sergilenirdi. Farklı şubelerde İngilizce, Fransızca, Almanca Dilleri görülürdü. Fransızca çok revaçtaydı, İngilizce çok istenmezdi. Hepimiz okuldan bir müzik aleti çalmayı öğrenerek mezun olduk. Ben mandolin çalardım. Daha önceleri hiç elime almamıştım.
Okul 5 yıldı. Yılda sadece 40 gün tatil yapardık. Ulaşım şimdiki kadar rahat değildi. Okula haftada bir gelen bir posta arabası vardı. Bir de faytonlar ve at arabaları..."

Biraz çekinerek başkaları adına soruyorum:" O yıllarda kızlarla erkeklerin birlikte okuması yanlış anlamalara neden olur muydu?" Nezihe Öğretmen içtenlikle sorumu cevaplıyor: "Okul Müdürümüz kesinlikle olumsuz davranışlara izin vermezdi. Zaten erkekler kızlara çok saygılıydı. Bir sınıfta 60-70 erkek öğrenci, 5-6 kız öğrenci olurdu. Yemekhane ve yatakhaneler ayrıydı. Müdürümüz, "okul bitip diplomalarınızı aldığınızda hayat arkadaşınızı seçebilirsiniz" derdi. Okul bitince son sınıftakilerden ailelerinin onayıyla okulda nişanı yapılanlar oldu. "

Nezihe Öğretmen kışın 3 ay İstanbul'da yaşıyor. İşlerini  kendi  kendine halledebiliyor. Yazın Ege Yöresindeki yazlığında bahçe ve ağaç bakımını yapıyor. Mandalina, portakal, nar, ayva yetiştiriyor. Okuldaki tarım derslerinin ona kazandırdığı bir beceri bu. Genellikle baharda kızı ve damadıyla birlikte Mersin'de oluyor. Çok iyi bir insan, çok içten bir dost. Evde gününü en iyi şekilde değerlendiriyor.

İnanıyorum ki eski Köy Enstitüsü mezunları bugünün çok değerli, saygın insanları. Çok güzel işler başarmış, ülkesini seven, idealist, güzel insanlar. Ne yazık, onların değerini bilemedik. İnsan gücümüzü, eğitim sermayemizi hoyratça kullandık. Yapmak zor, yıkmak kolaydı. Onu başardık...



Not: İlk resim İnternetten.