Sayfalar

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ağustos 10, 2026

BİR İNSAN TANIDIM: JULİE



Hepimizin hayatında "İyi ki tanımışım" dediğimiz güzel insanlar vardır. Julie benim için öyle bir insandı. Onu 4 yıl önce. kızımın kayınvalidesinin evinde büyük bir aile yemeğinde tanıdım.  Orta boylu, sarışın, ışıl ışıl parlayan mavi gözleriyle sade, sakin tavırlı bir kadın. O zaman Julie'nin ilk gençliğinde bir hippie-çiçek kız olduğunu söyleselerdi inanamazdım. 68'li yıllar, tüm dünyada gençlerin barış ve özgürlük yılları. Rock konserleri, Beatles'lar gençliğin gözdesi. Julie o yılları dolu dolu yaşamış.

Julie herkesin can dostu olabilecek, sabırlı, hoşgörülü, alçakgönüllü bir insandı. Onun sinirlendiğini hiç görmedim. Mantıklıydı, pratik çözümler üretirdi. Sohbetinden çok zevk alırdım. Çok güzel Türkçe konuşurdu. Sorar, sorgulardı, her an yeni bir şey öğrenmeye açıktı. Çocuklarla çok iyi iletişim kurduğu gibi yetişkinlerle de hemen bağ kurardı. 

İngiliz asıllı Julie İngiltere'de Birmingham'da üniversitede okurken, sonradan eşi olacak Rıfat Dedeoğlu ile tanışıyor. Evlendikten sonra Türkiye'ye geliyor. 2014 yılına kadar İstanbul'da British İnternational School'da öğretmenlik yapıyor. Çiftin Batu ve Hakan adlı iki oğulları oluyor. 

Hayat akışını sürdürürken  Batu İzmirli Cansu ile, Hakan Anamur'lu Aylin ile evleniyor. 2019 yılında Cansu ile Batu'nun oğulları Ali de aileye dahil oluyor. Ali babaannesinin hayat kaynağı. Ali çok şanslı bir torun. 7yaşına kadar temel eğitimini Julie'den alıyor. Tanık olduğum pek çok durumda Julie ile Ali arasında çok güçlü bağlar vardı. Korku ve şiddete dayanmayan ama bir bakışla, bir ses tonu değişimiyle sağlanan disiplin!

Ali çok zeki, Türkçeyi de İngilizceyi de çok doğru ve düzgün konuşan bir çocuk. Kızımın iki kızı, Lina ve Rüya ile çok iyi arkadaşlar. Ali'nin bir doğum günü kutlamasında şimdi gülümseyerek hatırladığım bir anım var: Hediye paketleri açıldıktan bir süre sonra Ali yanıma geldi, sağ avucunu açarak bekledi. Anlamadım, Yanımda oturan Julie kısık sesle açıkladı: "Hediye paketinin bağını istiyor." Ali bütün bağcıkları topladı, paket kâğıtlarını düzelterek katladı. Küçük yaşta kazanılan olumlu bir davranış, israfı önleme, tutumlu olma... Küçük şeyler her zaman büyük parçaları tamamlıyor.

Julie'nin hayat öyküsünü daha sonra, oğullarının yazılı anlatımlarından öğrendim. Geçmiş yıllardaki güzel fotoğraflarını öylece gördüm. Anılar fotoğraflarla can buluyor adeta. Fotoğraflar her döneme tanıklık  ediyor. Günlükler de öyle değil midir? Günün kalıcı izlerini onlar aktarır bize. Daha sonra öğrendiğimize göre Julie de yaşamının her döneminde günlük tutmuş. Sadece olanları yazmış; kimseden yakınmadan, kimseyi suçlamadan. Sadece olanı, yaşadıklarını anlatmış. Bunu duyunca bir kez daha takdir ettim Julie'yi. 

Çok ılımlı, hoşgörülü bir insandı Julie, her dine saygılıydı. Bir Dünya Vatandaşı gibi dil, din, ırk, cinsiyet ayrımı yapmaksızın davranışlarını ayarlayabilen bir insandı. Aşure ya da lokma yediğinde "Allah kabul etsin." demeyi ihmal etmezdi. Dini bayramlarda saygı ile büyükleri, yakınları ziyaret ederdi.25 Aralık Noel gecesini hep birlikte kutlamayı da ihmal etmezdi. Çocuklar için çam ağacı süsleyerek , hediyelerini alarak,  büyük aileyi harika yemeklerle donatılmış bir sofrada bir araya getirirdi. Hümanistti, herkese yetecek sevgisi vardı.

Julie'yi çok yakın zamanda, Ağustos ayı başında kaybettik. Sağlıklı görünüyordu, ya da kimseyi üzmemek için hastalığını hiç belli etmedi. Her yıl planladığı gibi, Anamur'a küçük oğlu Hakan ve gelini Aylin'in yanına gitmişti. Dönemedi, zatürre tanısı konmuş. Hepimiz için bir ebedi son var elbette. Ani duyumlar insanda şok etkisi yapıyor. Ancak yatağa bağımlı olmadan, kimseye yük olmadan bir başka dünyaya göçtü. O da böyle isterdi sanırım.

Oğulları Batu ve Hakan'ın, annelerinin ölümünden sonra yayınladıkları duyuru mesajlarını okurken çok duygulandım. Birkaç cümle aktarmak istiyorum:

" Vefatından beri arkadaşlarından gelen mesajlarında neredeyse hepsi aynı şeyi söylüyor... 'A beatiuful soul.'  Daha güzel bir tanım olamazdı. Güzel bir ruhtu annem. 

"Ali'nin sadece babaannesi değil en yakın arkadaşı ve öğretmeni oldu. Annem en çok onu sevdi. Jellybeaaaan. Ali anneme resmen hayat verdi. Annem onun gelişiyle biraz da emekliliğin verdiği yılgınlığı üstünden attı."

"Eski velilerden biri mail atmış: 'Annen çocuğumla konuşurken karşısındakinin gözlerinin içine bakmasını öğretti. Bugün belki de sayesinde, muhteşem iletişim yeteneklerine sahip."

"Belki kendinden çok şey anlatmadın ama bize hep en doğru soruları sordun anne."

"Annem bize hayal kurmanın, hayal etmenin keyfini, gücünü öğretti."

"Aşırı berrak bir zihni vardı. Her şeyi merak eder, her şeyi sorar, her şeyi araştırırdı."

"Hal hatır sormak nedir en iyi o bilirdi. Kimsenin adını unutmaz, hiçbir önemli tarihi atlamazdı." 

***********

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ali'nin dedesi ve ninesi Hakan- Emel Attal'ların evinde çok sevgili Julie'yi anmak amacıyla bir akşam yemeğinde buluştuk. Büyük masada onu sevenlerin yaptığı, sevdiği yemek ve tatlılar vardı. Eminim o da her zamanki sakin tavrı, yüzünden eksik etmediği ince tebessümü ve gözlemci bakışlarıyla bizleri izledi. O gece Ali'nin doğum günü de kutlandı. Julie Anamur'dan Ali'nin doğum günü için dönecekti. Büyükler ve çocuklar hep birlikte hüznün ve coşkunun oluşturduğu bir filmin oyuncuları gibiydik o akşam... 

O'na "Merhaba" dediğim günden bu yana 4 yıl geçmiş. Hayatın hızına yetişmekte zorlanıyoruz. Bu yazımla "Güle güle Julie " diyeceğim. Senden öğreneceğimiz daha ne çok şey vardı sevgili Julie. Toprağın bol olsun. Işıklar içinde uyu. Seni çok ama çok özleyeceğiz.

Makbule ABALI- Eğitimci 

10 Ağustos 2026 Urla- İzmir 
































Temmuz 22, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR-8

 

BİR ATAMA ÖYKÜSÜ-BAŞKA BİR KENTE GÖÇ-1

Beklemediğiniz bir anda başka bir ilde görevlendirildiğinizi duyduğunuz anda önce şaşırır, sonra neyi nasıl, ne zaman yapacağınızı düşünmeye başlarsınız. Bir plan dahilinde yolunuzu belirlemek önemlidir elbette. 1982 yılının Mart ayında babamı kaybettik. Mersinden hafta sonları Adana'ya annemi ziyarete gidiyorduk. Aynı yılın Ağustos ayında eşimin Mersin'den rotasyonla Burdur İline atama yazısını aldık. İlköğretim müfettişlerine 4 yıldan sonra yer değiştirme uygulanıyordu. Burdur'un deprem bölgesinde küçük bir il olduğunu, Antalya'ya yakınlığını biliyorduk sadece.

Burdur'da kiralık ev aramaya başladığımızda birkaç şeyi dikkate almak zorundaydık. Evimiz Milli Eğitim Müdürlüğüne yakın olmalıydı. 3.5 yaşındaki kızım, ilin tek anaokuluna Kız Meslek Lisesinde devam edecekti. Burdur kışları soğuk geçerdi, kaloriferli bir ev, tercihimiz olurdu. Benim atanacağım okul eve ve kızımın okuluna çok uzak olmamalıydı. Eşim ilköğretim müfettişi olarak haftanın belirli günleri evde olmayabilirdi. sonuçta tüm isteklerimiz karşılanmasa da Meydanda parkın kenarında 2+1 sobalı bir ev kiralandı. Bazı eşyalar Mersin'de bir depoya kondu, kafamızda büyük bir sorular yumağı ile Ağustos ayının ortasında Burdur'a taşındık..

Burdur tipik bir Anadolu kentiydi. İki ana caddesi, bir Yüksekokulu, iki genel  lisesi, iki meslek lisesi olan küçük bir il. Dört katın üstünde ev yoktu. Bedelli Askerlik uygulaması olan Tugayı meşhurdu. Tugayda 1 aylık bedelli askerlik görevini yaparken, hafta sonları izinli çıkıp evimizde kalan, yakınlarımızın çocukları, torunları çok konuğumuz olmuştur. Burdur'da bizi şaşırtan sayıda fotoğrafçı vardı. Lokantası boldu. Okur yazar oranı yüksekti. Sınavlara hazırlık dershaneleri yoktu, ancak özel ders veren öğretmenler vardı.

Burdur'da çok güzel yıllarımız oldu, çok güzel insanlar tanıdık, çok güzel anılar biriktirdik, Hayatın içinde hüzün olmaz mı? Orada kaldığımız 9 yıl içinde elbette kaygılarımız, sıkıntı ve üzüntülerimiz de oldu. Cumhuriyet Lisesi'ne Rehber Öğretmen olarak atanmam geç oldu. Yeni mezun bir öğretmen gibi heyecanla, umutla yeni görev yerime gittiğimde ilk hayal kırıklığımı da yaşadım. Bilinmeyen bir yabancıydım. Benden önceki erkek Rehber Öğretmen çok kötü bir izlenim bırakmıştı. Bana verilecek bir oda bile yoktu. Öğretmenler odasında oturabilirdim. Günlerce öğretmenler odasında oturdum. İlk ayın sonunda gözlerimden yaşlar akarak eşime aynen şöyle dediğimi hatırlıyorum; "Ben bu ayın maaşın hak etmedim, almak istemiyorum." 

Zamanla her şey değişebiliyor. Yeter ki insan pes etmesin, inandığı değerler doğrultusunda çaba harcayarak çalışsın. İki yıl sonra Eğitim Yüksekokulu öğretim görevlisi sınavını kazanarak okulumdan ayrılırken buruk ayrılıyordum. Ama geride, telefonlu, koltuk ve kanepesiyle döşenmiş bir Rehberlik odası bırakıyordum. Rehberlik Servisi çalışmalarıyla Bakanlık Müfettişlerinden teşekkür, İl Milli Eğitim Müdürlüğünden takdir almıştım. Okul Müdürümüz Mehmet Çelik'i ve değerli öğretmen arkadaşlarımı saygıyla anıyorum.

Küçük evimizde geçirdiğimiz iki yıl çok kolay geçmedi elbette. Çevremize uyum sağlamıştık. Ancak eşim Teftiş Kurulu Başkanı olarak yoğun çalışıyor, toplantılar yapıyor, grup arkadaşlarıyla birlikte köy okullarını ziyaret ediyordu. Haftanın 3 günü evde olmadığı zamanlar çoktu. Pazara gitme, çocuğu okula bırakma, tam gün çalışma ve ev düzeni, günlük işler... O yıl tüm yurtta bir soğuk dalgası yaşanmıştı. Balkonu yıkadığımda buz tuttuğunu, kurutmaya çalıştığım kazakların kollarının korkuluk gibi kaldığını hatırlarım. Soba yakmayı öğreninceye kadar epey kibrit ve çıra harcamışımdır. Yanan sobanın üzerinde ekmek ısıtmak, çay yapmak, sonuçta  işin ödülü olurdu. 

Burdur Pazarı ve becerikli satıcı kadınlar unutamadıklarımızdandır. Erkekler çok az olurdu. Kadınlar genellikle ziynet eşyalarını takmış olarak pazarda satış yaparlardı. Altının ucuz olduğu yıllardı. Sebze ya da meyveyi tarttıktan sonra "Bu da benim ikramım" diyerek ayrıca torbaya ekleme yaparlardı. Terazinin düzenini yanıltmaya çalışan esnafı görünce hep Burdurlu kadınlar gelir aklıma, sevgiyle anarım. Dünyanın neresinde-hangi ülkesinde olursa olsun, dürüstlük, güler yüz. saygı ve nezaket kişiye ve yaptığı işe değer kazandırıyor. Güven duyduğunuz insanla yaptığınız ilk alışverişin mutlaka devamı da geliyor. 

Yazmaya başlayınca kolay kolay sonlandıramıyorsunuz. Oysa anlatmak istediğim başka anılara haksızlık olacak. Bugün 1. bölüm deyip, devamını yarın sürdürsem, hoşgörünüze ve sabrınıza, anlayışınıza güveniyorum. Geçmişe Mektuplar yazarken kısacık yazamıyorsunuz. İçinizden bir ses kısaltmaların dozunda ve kararında olmasını istiyor.  "Yarınlar hayatımızdan neler getirip neler götürecek acaba...?" diye düşünmeye başlıyor insan. Her yarın, bugünlerden geleceğe yeni bir adım, yeni bir yol alış.

Makbule ABALI-Eğitimci

22 Temmuz 2026 İzmir-Urla





Temmuz 13, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR-5

DERS SEÇİMLERİMİZ

Her seçim kişiye özgüdür. Karar vermekte zorlanırsınız bazen. Seçenekler arasında kalmış ve sonucu bulamamış gibi bir duygu kaplar içinizi. Doğru ya da yanlışı bulmak gibi iki seçenekli değildir konu. Bazen geleceğinizi düşünür, yeniden karar değiştirirsiniz. Yol gösteren, öneriler sunan bir yakınınız veya işin uzmanı bir kişi yoksa yanınızda, karar vermek daha da zorlaşır.

"Eğitimde Ders Seçimi" , "Seçmeli Dersler" konusundan söz etmek istiyorum. Okullu olduğumuz dönemlerde ortaokulda yabancı dil seçme vardı. İngilizce, Almanca, Fransızca  dillerinden birini velinizle birlikte seçerdiniz. Ya da okul yönetimi kadrolu öğretmen sayısına göre  öğrencileri yönlendirirdi. Hiç istemediği halde Fransızca ya da Almancaya yönlendirilmiş , başarısızlığa uğramış ne çok öğrenci olmuştur. Seçmeli ders, "zorunlu seçmeli" ders haline dönüşmemelidir.

Okul seçimlerinin bazen hayal kırıklığı yarattığı da gözlenmiştir. 5 yaşında okula başlama, el yazısıyla okuma yazma öğrenimine başlama uygulamaları neyse ki çok uzun zamanlı olmadı. Ancak o çocuklar çok zorluklar yaşadılar, bocaladılar. "Kredili Sistem" uygulaması başladığında gençlerin yetenek ve ilgilerine göre seçimler yapılacağını öğrenip mutlu olmuştuk. Ancak kredili sistem tam anlaşılamadan, verimli uygulamalar yapılamadan sona erdi. 

Ders seçimi, okul seçimi, meslek seçimi hepsi birbiriyle bağlantılı. Seçimlerin bireylerin hayatında neler  kazandırıp neler kaybettirdiğini ancak yaşayan bilir. Seçimler denince bir iç acısı hissetmem, ders seçimlerinde yaşadığım sıkıntılar nedeniyledir. Öğretmenlerin öğrencilerini çok yönlü tanıyıp değerlendirmesi ve yönlendirmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. 

Bizim kuşak o yıllarda orta 3. sınıfta yıl sonunda bütün derslerden bir yeterlilik sınavına girer, diplomayı sınav sonuçlarına göre alırdı. Tüm derslerden yeniden hazırlanmak gerçekten zordu. Ama diplomaya hak kazanmak gerekiyordu.  Lise girişlerinde seçmeli derslerde karar verirken çok zorlandım. 

Lisede resim, müzik. beden eğitimi derslerinden hangisini seçecektim? Qrtaokulda Beden Eğitimi dersinde çok başarılı değildim. Hatta takla atamadığım için bütünlemeye kalmıştım. Hayatım boyunca takla atamadım. O yıllarda bütünlemeye kalmak vardı. Onurluydum, kimsenin de rica ederek not yükseltmesini istemedim. Günlerce evde takla atma egzersizleri yaptığımı hatırlıyorum. 

Sanata, desen çalışmalarına çok yatkınlığım vardı. Ancak resim öğretmenimiz Mine Hanımın resmi seçenlerin Güzel Sanatlar Akademisine gitmeyi düşünmeleri gibi bir beklentisi vardı.  Adana Kız Lisesinde müzik derslerine Reisicumhur Senfoni Orkestrası'nda ayrılıp gelen bir müzisyen girecekti. Çok zor bir seçimdi. İlk yıl resmi sonra karar değiştirerek beden eğitimini seçmeli ders olarak seçtim.

Şimdi düşünüyorum da; ailece sanat olaylarını izlerdik. Babam esas mesleğinin dışında büyük yağlıboya tablolar yapardı. Çam kütüklerinin üzerine desenler çizerdi. Annemin diktiği gelinlikler, giysiler sanat eseri olarak adlandırılırdı. Ağabeyim İdil Biret, Leyla Gencer hayranıydı. İtalyan aryalarından ezberler, bizlere müzik ziyafeti çekerdi. Sıdıka Ablamız Türk Sanat Müziğinden parçalar seslendirirdi. Kız kardeşim Emel yıllar sonra Resim Öğretmeni olacaktı. 

Öğretmenlerin öğrencilerindeki gizil güçleri fark ederek yönlendirmeleri eğitimin özü. Çekingen ve utangaç bir çocuktum. Heyecanlıydım, ön planda olmayı sevmezdim. Beden Eğitimi derslerinde yıl boyu 19 Mayıs gösterilerine hazırlanırdık. Stadyumda tüm liselerin katıldığı gösteriler çok görkemli olurdu. Kurdelelerle, toplarla, çemberlerle yaptığımız etkinliklerden hep tam puan almışımdır. 

Ancak ters , düz takla atmayı, kasadan atlamayı hayatım boyunca beceremedim. O hareketler ayrı bir maharet ve beceri istiyor. Ata binebilmeyi çok isterdim. Ritmik jimnastik gösterilerini hayranlıkla izliyorum. Sanatın her dalıyla ilgileniyorum. Yeteneklerin keşfedilip belirlenmesi, gençleri motive etmek, cesaretlendirmek, başarmanın hazzını tattırmak... Bazı TV. programlarında öyle güzel başarı öyküleri dinliyorum ki, gençler adına seviniyorum, umutlanıyorum. 

Makbule ABALI-Eğitimci

13 Temmuz 2026 Türkiye





Temmuz 03, 2026

GEÇMİŞE MEKTUPLAR-2

 


Dünyanın neresinde olursak olalım, bir insan ömrü keşke'ler, iyi ki'ler, nedenler, nasıllarla dopdolu. Geçmişin izleri en berrak şekliyle geceleri uykuya geçmeden, zihnin dingin halinde ortaya çıkıyor. Düşünceler birbirini çağrıştırıyor. Bazı anılar kişiyi uykusuz bırakabiliyor. Anılar silsilesinin içinde dalıp giderseniz, ertesi güne yorgun ve güçsüz , bazen mutlu, bazen mutsuz uyanırsınız. 

Geçen hafta okullar tatile girdiğinden beri yollarda, parklarda, hatta hastanelerde daha çok çocuk görür olduk. Çocukları görünce gözlerim aydınlanıyor. Onlar da sevgi halesini hissediyorlar galiba. Önce bakışıyor sonra en kısa biçimde, birkaç sözcükle konuşmaya başlıyoruz. Bilinmeyen bir yabancıya karşı anneler önce biraz tedirgin, sonra onlar da katılıyorlar mini sohbete.

Bir dinlenme anında, iç sesime yöneldiğim zaman, okula ilk başlangıç günüm geliyor aklıma. Heyecanlı, yüreği kıpır kıpır iki örgü saçları, kocaman kurdeleleri, beyaz yakasıyla küçük bir kız var anılarda. Annem ya da babamın elinden tutarak okulumun ilk gününe katılmak istiyorum ben. Ama hayır, karar alınmış. Ankara'dan gelen eski bir dost, Başöğretmen Arif Mutlu beni götürecek ilk gün. Öğretmenimle tanıştıracak. Annem babam ondan hayranlık ve saygıyla söz ediyorlar.

Adana'da evimize çok yakın 29 Ekim İlkokulu var. Ona gitmeyeceğim Tepebağ Mahallesinde Namık Kemal İlkokuluna kaydım yapılmış. Arif Öğretmen elimden tutuyor, küçücük elim onun ellerinin içinde adeta kaybolmuş. Titrediğimin farkında mı acaba diye düşünüyorum. Okulumda yeni sınıfımın olduğu sıraya giriyorum. Yeni bir heyecan dalgası sarıyor bedenimi. Öğretmenim erkek!

O ana kadar erkek öğretmen olduğunu hiç düşünmemişim. Bütün öğretmenler kadındır diye biliyorum ben. Zamanla her şeyi kabulleniyor insan. Çocuk ruhuna sevgi egemen. Öğretmenim çok çok iyi. Günler geçtikçe onu çok seviyor ve benimsiyorum.

 Yıllar sonra nikâh davetiyeme Başöğretmen Arif Mutlu'nun, titrek bir el yazısıyla gönderdiği kısacık kutlama mektubunu gözümden yaşlar akarak okuyorum. Yılların ardından biz büyümüşüz, onlar yaşlanmış. Sisli bir anılar silsilesinden bakıyoruz yılların ötesine. Eğitime gönül verenleri, emek harcayanları saygı ve rahmetle anıyorum.

Makbule ABALI-Eğitimci

3 Temmuz 2026 İzmir-Urla





 


Nisan 16, 2026

AKSAYAN EĞİTİM-SONA EREN HAYATLAR

 


Yazımın başlığı konusunda çok düşündüm. Bu kez içimden geçenleri yazmadım, yazamadım. Bir hastalıkta panzehir vermek yerine zehir akıtmaya hangi merhametli yürek katlanabilir? Ancak durum içler acısı. Gerçekleri görmezden gelmek ya da sorunları örtbas etmek, kanayan yarayı daha kötü duruma düşürmekten başka ne işe yarayabilir? Eğitimde ulaştığımız nokta bu olmamalıydı.

Yıllardır eğitimin içinde olan, emeklilik sonrası da gündemi yakından izleyen biri olarak; her güzel haberde mutluluk duyarım, tersine her kötü haber içimi acıtır, yetişmekte olan kuşaklar adına büyük endişe ve üzüntü duyarım. Düşünme yetinizi kaybetmediyseniz, düşünüyor, çare arıyor, neden - sonuç ilişkileri içinde olayları değerlendirmeye çalışıyorsunuz. 

Tüm kurumlarda olduğu gibi, Eğitim-Öğretimde ekip çalışması, uzun zamanlı kararlar alma, alınacak kararla ilgili olarak konuyu ilgilendiren kişilerle seminer ve toplantılar düzenlemek hayati önem taşıyor. Sonuçlardan nedenlere ulaşıp yeterli önlemler alınamazsa, kararlar uygulamaya geçirilmeyip kâğıt üzerinde kalırsa tüm çalışmalar boşa gidebiliyor. 

Bir araştırma yapıldığında; Milli Eğitim Bakanlarımızın çalışma sürelerinin büyük çoğunlukla 2 yıl olduğu görülür. Oysa Eğitim, bir uzmanlık alanıdır. Okullarımızda eğitim sistemi ne yazık ki yamalı bohça gibidir. Sınıf geçme, sınıfta kalma, kredili sistem, el yazısı ya da küçük harfle yazmaya başlama, taşımalı eğitim, okul binalarının değişimi, din görevlilerinin Rehber Öğretmen olarak atanması gibi kararlar, kalıcı olmayan, değişken kararlardan sadece birkaçıdır. Yanlıştan dönme çok kolay olmamakta, bedelini,  yeni yetişmekte olan çocuk ve gençler ödemektedir.

Her çocuk ayrı bir dünyadır. Özellikle ön ergenlik ve ergenlik dönemlerinin yaşandığı yıllar, bedensel, zihinsel, ruhsal ve sosyal  değişimlerin yaşandığı yıllar olarak ayrı bir özen ve ilgi ister. Bu yıllarda genç, aileden çok arkadaş çevresinin etkisi altındadır. Şiddete baş vurmadan davranışlarının, sosyal çevresinin, ilgi ve beklentilerinin denetlenmesi, kontrol edilmesi çok önemlidir. 

Çocuk-aile-okul üçgeni sağlıklı olarak oluşturulmamışsa başarısızlıklar ve kural dışı davranışlar kaçınılmazdır. Okulunu, çevresini sevmeyen ya da sevilmediğine inanan genç ya içine kapanacak ya da tepkileriyle güç gösterisine girişecektir. Gücünü farklı yollardan kanıtlama yoluna gidebilir: Çete kurabilir, zararlı alışkanlıklara yönelebilir, isyankâr, kurallara uymayan bir tip olabilir. 

Kız çocuklarında; yaşına uymayan giysilerle dolaşma, aşırı makyaj yapma, yanlış arkadaşlar seçme, macera tutkusu, kural dışı davranışlar, evden kaçma gibi uç davranışlar gözlenebilir. Anlayışlı bir anne-baba, hoşgörülü bir öğretmen, güvenilir, sırdaş bir rehber öğretmen, iyi yönlendirici bir arkadaş bulabilen çocuk ya da genç şanslı sayılırken tersi durumlarda istenmeyen olaylar yaşanabilir.

Gençlik çağında; Günlükler, anı defterleri, çeşitli boş zaman ilgileri, sosyal medya alışkanlıkları görülebilir. Zaman zaman onunla sohbet ederek hangi konularda nasıl seçim yaptığı belirlenebilir. Bu yaşlarda özenti, taklit, aşırı hayranlıkla belli kişilere bağlanabilir. Her toplumun kendine özgü kalıpları olduğu unutulmamalıdır. Dizi filmler, dijital ortamda oyunlar, filmler dikkatli bir anlayışla belirlenemezse, kontrol edilmezse her tür olumsuzluk yaşanabilir. 

Okullarımızda sosyal etkinlikler yok denecek kadar azaldı. Özel okullardaki çocukları için bile veliler okul dışında sosyal kulüplere çok yüksek fiyatlar ödüyorlar. Oysa çocuk ve gençler enerjilerini olumlu biçimde boşaltacakları, yeteneklerini değerlendirecekleri alanlarda daha ılımlı ve hoşgörülü yetişiyorlar. Kontrol edilemeyen sosyal etkinlikler fayda yerine zarar veriyor.

Sınıflarımız çok kalabalık. Öğretmen öğrencisini, ailesini tanımıyor. Aslında okul, aile ve toplumda çoğu kez aynı davranışlar sergileniyor. Çocukların evcilik oyunlarında, gençlerin tipik davranışlarında bunu görmek mümkün. Kaba, isyankâr, pervasız ya da sakin, nazik, saygılı. 

Okullarımızda Rehberlik Servisleri çeşitli nedenlerle olması gerektiği gibi çalışmıyor, çalışamıyor. Rehber öğretmenler sayıca yeterli değiller, gerekli donanımları yok. İdealist çalışan öğretmenler fark edilmiyor, denetimler sağlıklı değil. 

Gelişmiş ülkelerde sosyal bütçeden eğitime ayrılan pay, geleceğe yatırım yapıldığı dikkate alınarak, her zaman özenle, dikkatle belirleniyor. Uluslararası yarışmalarda başarı sıralamaları üst düzeyde. Değer kaybetmiyor, değer kazanıyorlar. 

Sade bir vatandaş, eski bir Eğitimci olarak gönül arzu ediyor ki; Güzel ülkemizi, herkesin sorumluluğunun ve görev anlayışının bilincinde olarak hak ettiği seviyeye çıkaralım.

Makbule Abalı-Eğitimci

16 Nisan 2026 Türkiye

 






Ocak 06, 2026

Karmaşık Bir Düğümü Çözmeye Çalışmak

 


Bugün güneş uzaklardan tüm cömertliğiyle ışınlarını gönderdi ülkemize. Çocukların deyişiyle aydedeyi kıskandırmış bile olabilir. Beni şaşırtan bir şey var; En mutlu ülkeler  sıralamasında Kuzey Ülkeleri sürekli ilk sıradalar. Oysa onlar güneşi öyle az görüyorlar ki. Kapalı mekanlarda gün ışığı veren lambalar kullanıyorlar. 

Herhalde bizim bitmez tükenmez bir enerji  kaynağımız, içimizden yansıyan bir öz cevherimiz var. Dünya mutluluk sıralamasında yerimiz giderek aşağılara kayarken, bu duruma hiç aldırmayanlar sadece çocuklar değil. En az onlar kadar yetişkin insanımız da var. 

Hepimizin bir eşref saati vardır. Tam tersine çok bunaldığımız. tahammül sınırımızın çok daraldığı, hiç kimseyle yüz yüze ya da telefonda dahi görüşmek, konuşmak istemediğimiz anlar, saatler hatta bazen günler... Geçenlerde bir arkadaşım anlatıyordu; 'Yıllardır sırtımda taşıdığım yükleri boşaltınca rahat nefes alabildim.' Telefonundan silmiş pek çok kişiyi.

Ben çok daraldığım zamanlarda çocuklara başvuruyorum. İnanın onların ilk çocukluk çağları, özellikle 3-10 yaşlar arası yaydıkları katıksız enerjiyle bazen usta psikologlardan daha etkili olabiliyorlar. Merhaba veya günaydın dediğinizde en azından cevabı sessiz bir gülümsemedir. Tokan ne kadar güzel veya saçların son model mi kesilmiş deyin, iletişim ağı kurulmuştur. Hastane asansöründe bile en etkili Günaydın veya Merhaba onlardan gelir.

Onların dünyasında yalan, iftira, dedikodu, iki yüzlülük, sahtekarlık, maskeli yüzler yoktur. Her şey olduğu gibidir. Açık, net, tarafsız, ikinci elden değil, ilk elden, aslının aynısı... O dünyada nefes aldığınızı hissedersiniz. Hatta yüzünüze tebessüm kondurulduğunu, belki şarkılarına, oyunlarına eşlik bile edersiniz. Paylaşımcıdırlar , adildirler, alaycıları, mızıkçıları dışlarlar. Kuralcıdırlar ama yasakçı değil, güven uyandırmazsanız görünmez kapıları yüzünüze kapatır, sınırlarını çizerler. 

Bütün bu nedenlerden ötürü çocukları çok seviyorum. Çıkarsız, katıksız, doğal bir sevgi bu. Yetişkinler yanlış tutum ve davranışlara büründüklerinde çocuklar da güven kaybı yaşıyor, kimlik ve kişilik değiştiriyorlar adeta. 

Kaliteli, çağdaş, uygulamalı bir Okul Öncesi  Eğitim ve yeterli beslenmelerini sağlayarak hiç olmazsa 7 yaşına kadar onların beden ve ruh sağlığını koruyabilsek. 

Dünya Mutluluk sıralamasında daha üst sıralarda yer alabilir miyiz acaba...? 

Makbule ABALI-Eğitimci

21 Kasım 2025-Türkiye 






Kasım 29, 2025

ARMAĞAN ALMAK YA DA VERMEK...

 


Armağan vermek bir sanattır diye düşünenlerdenim. Armağan, alanı da, vereni de mutlu etmeli. Bir ihtiyacı karşılamalı. Bütçeyi zorlamamalı. Hemen tükenmemeli. Yıllar sonra da değeri düşmemeli, anıldığı zaman yüzde bir tebessüm oluşturmalı. Paha biçilmez oluşu, maddi değerinden değil, manevi değeriyle orantılı olmalı. Verilenin zekine hitap etmiyorsa armağanı veren, onu yeterince tanımamış demektir. Ambalaj çok önemli değilse de, armağana iliştirilmiş kısacık bir not öyle değerlidir ki...

Özel günler yaklaşırken, reklamlar, afişler, kocaman tahtalarda yazılan yazılar, parıltılı seslenişler toplumun yüzde kaçına ilginç ve anlamlı geliyordur acaba? Jet hızıyla giden arabalar, gerdanlarda, el ve kollarda ışık saçan takılar, lüks konutlar... Bu reklamlarla büyüyen çocukların ve gençlerin de beklentileri farklı olacaktır elbette. Sınırsız istekler, sınırlı bütçelerle ne oranda karşılanabilir? 

Bu yıl hayatımda ilk kez bir değişim yaptım; 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesi sosyal medyada gördüğüm bir duyuru, mıknatıs gibi çekti beni. Kendime armağanı oradan seçtim. İyi bir iş yaptığım için çok mutluyum. Ülkemizde 1863 yılından beri çok yararlı etkinliklerini sürdüren Darüşşafaka Cemiyeti'nin duyurusu şöyleydi: 

 "1863'ten bu yana sürdürdüğümüz "Eğitimde Fırsat Eşitliği" misyonumuzla öğrencilerimizin hayallerini gerçekleştirmeye ve ülkemizin yarınlarını aydınlatmaya devam ediyoruz. 

Yepyeni başlangıçlar ve taptaze umutlarla karşıladığımız 2026 yılında da kendiniz ve çalışanlarınız için öğrencilerimizin çizimleriyle tasarlanan yeni yıl ürünlerimizi tercih edebilir, onların hayallerini gerçekleştirmemize destek olabilirsiniz. Bu sene de birbirinden renkli yeni yıl ürünlerimizi tercih edin, Türkiye'mizin yarınları nitelikli eğitimle aydınlansın! "



Darüşşafaka, yıllardır güvenilir sınavlarla ilkokul 4. sınıftan itibaren seçtiği babası veya anne babası olmayan kız ve erkek çocuklarını nitelikli bir eğitimle topluma kazandıran çok değerli bir eğitim kurumumuz. Kendime hediye seçmek, bu yılın değişimi benim için. Umuyorum ki bu güzel gelişim beraberinde nice güzelliklere de vesile olur. 

Armağanlar farklı seçeneklerle, çok güzel ve yararlı içeriklerle alıcılara sunulmuş. Bağış yaparken, aynı zamanda harika birkaç armağan sahibi oluyorsunuz. Lüks değil, güzelliği sadeliğinde, ihtiyacınız olabilecek şeyler.

Eserlerin oluşturulmasında yaratıcılıkları ve üstün çabaları ile büyük emek harcayan Darüşşafaka Ekibine yürekten teşekkürler. Başarılarınız daim olsun. 


Makbule ABALI-Emekli Eğitimci 

25 Kasım 2025 Urla-İzmir 

                                                                                  
















Kasım 10, 2025

YILLARDAN SONRA...

 

1938-2025  YILLARI ARASINDA DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE NE BÜYÜK DEĞİŞİMLER YAŞANDI. OLAYLAR OLDU. TAHTLAR. TAÇLAR EL DEĞİŞTİRDİ.


ÇOCUKLARDA MERAK VE ÖĞRENME ARZUSU HİÇ TÜKENMEDİ. HAYALLERİNE TUTKUYLA BAĞLI OLANLAR KAZANÇLI ÇIKTILAR. 


AKIL VE ZEKÂ İLE BÜTÜNLEŞMİŞ TÜM YETENEKLER SERGİLENDİ. DEĞERLENDİRMELER YAPILDI PLANLI, SİSTEMLİ VE DÜZENLİ ÇALIŞANLAR KAZANDI.



HER 10 KASIM BİR YENİDEN DOĞUŞ GİBİ ALGILANDI. VATANINI , YAŞADIĞI DÜNYAYI DAHA İYİYE GÖTÜRME ÇABASINDA OLAN HERKESE KOLAY GELSİN.



BAŞÖĞRETMEN ATATÜRK'Ü, SİLAH ARKADAŞLARINI, BU GÜZEL VATANI ÇOCUK VE GENÇLERE ARMAĞAN EDEN TÜM İYİ VE GÜZEL YÜREKLİ İNSANLARI RAHMETLE, SAYGIYLA, MİNNET VE TEŞEKKÜRLERİMİZLE ANIYORUZ. 

Makbule ABALI-Eğitimci
10 Kasım 2025 Türkiye




Ağustos 31, 2025

RUTİN DIŞI-1 ÇOCUKLAR VE HAYALLERİ...






ÇOCUKLAR VE HAYALLERİ

Çok uzaklarda bir okulda son ders zili çaldı;

Resim dersiydi o ders, resim çizilirdi tabii.

Önce düşündü öğretmen ve konuyu verdi  çocuklara;

Bugünkü konumuz "Babanız ve siz " dedi

"Hayalinizdeki babanızı çizin" 


Her renkte, her boyda kalem dağıttı çocuklara

Siyah, beyaz, sarı, turuncu, kırmızı, yeşil, kahverengi, mor.

Çocuklar önce düşündüler bir süre,

Sonra sarıldılar  kalemlere.

Türlü çeşitli baba canlandı resimlerde...


Bir küçük bakkal levhası market oldu önce,

Sonra  bir Alışveriş Merkezi, bir çocuğun resminde.

Bir başka resimde 

Bir çocuğun elindeki minicik top

Kocaman bir futbol topuyla yer değiştirdi,

Kaleyi baba koruyordu tabii.

 

Bir Eskici dükkanı vardı bir resimde

Eskimiş ayakkabılar, küçülmüş giysiler, solmuş paltolar

Yeni giysilere dönüştü birden,

Adı "Son model giysiler dükkanı " oldu. 


Çocuk bu ya! Bir çocuk babasını özenle çizdi,

Baba evdeki en büyük koltukta otururken

Anne de vardı aynı resimde, bir köşede;

Yorgun, saçları dağılmış, 

Yüzünde buruk bir tebessüm...


Bir başka resimde sadece baba vardı

Kapıda, elinde boş cüzdanı

"Ben iş bulmaya gidiyorum"  diyordu.


Sınıfın en çalışkanı, doktor babasını  çizmişti,

Yüzünde maskesi, elinde diploması, ilaçları

Odanın kapısında "Nöbetçi Hekim" yazısı.


Bir kız çocuğunun resminde;

Elinde kitabıyla sınıfta bir öğretmen,

Kitabın üstünde minicik bir yazı,

"Çalıkuşu  gibi bir öğretmen olmak"


Arabasıyla kâğıt toplayan bir baba vardı bir resimde;

Arabası son model, gıcır gıcır 

İçinde pırıl pırıl kitaplar, kaplı defterler

Göz alıcı renkli kalemler, dosyalar...


Evde çok hırpalanan, aşağılanan,

Sürekli dayak yiyen bir çocuğun resminde

Kendi küçücük, anne-baba kocamandı.

Elleri-ayakları, yüzü çizilmemişti çocuğun...


Bir madencinin oğlu vardı sınıfta 

Resmi kapkaraydı ; 

Gökyüzü karaydı, evler kara, yüzler kara

Sadece parlayan bir güneş vardı resimde, altın sarısı

Ama tepede değil, yerin yedi kat altında.


Bir anne-kız çizilmişti bir çocuğun resminde,

Sadece anne ve çocuk, ikisi de ayakta

Yalnız ama el ele, yürek yüreğe 

El emeğine-sanata gönül vermiş,

Etraf apaydınlık, uzun ince bir yol, çiçekler içinde...


Her yaştan, her renkten çocuklar vardı resimlerde ;

Güneşe ipler bağlayıp

 Onu gökyüzüne çekmeye çalışan...

Aydedeye, yıldızlara  salıncaklar kurup sallanan,

Rengârenk, gerçek ya da gerçeküstü hayaller kuran...


Zil çaldı, ders bitti okulda,

Hayat devam ediyordu tüm dünyada.

Çocuklar hayalleriyle baş başa,

Umutlar, beklentiler düşler, kağıtlarda,

Çıplak gerçekler dışarıda, yaşamda kaldı...


Makbule ABALI-Eğitimci 

18.10. 2022 İzmir-Urla 

Dünyada çocuklara ulusal bir bayram armağan edilen ilk ve tek ülkeyiz.

23-29 Nisan tarihleri arasında kalan hafta "Çocuk Haftası " olarak anılır.

İnşaat Mühendisi iken sınıf öğretmeni olmayı tercih eden bir akrabamızın gönderdiği alıntı video, beni mutlu etmişti.

O güzel videoyu, 2022'de yazdığım bir şiirle birleştirmek    istedim. 

Gönülden, isteyerek yapılan çalışmaların, her türlü imkân ve koşulda harika sonuçlar verebileceğinin kanıtı gibi... 

Eğitime emek harcayanlara sonsuz teşekkürler. 


2025-2026 Eğitim-Öğretim yılının ilk haftası yarın başlıyor. Bugün 31 Ağustos gecesi. Yaz mevsimiyle vedalaşıyoruz.

1 Eylül aynı zamanda "Dünya Barış Günü" 

Tüm öğrencilere-öğretmenlere-öğretmen adaylarına yeni ders yılında başarılar dileriz. 

Makbule Abalı-Eğitimci
31 Ağustos 2025 Türkiye






Ağustos 27, 2025

-Nostaljik Bir Yazı: Çocukluk... (Ağaç Ev Sohbetleri-158)



Bloglarda "Ağaç Ev Sohbetleri " adıyla anılan uygulamayı seviyorum. Her hafta Pazartesi günü bir konu belirleniyor , o konuda fikir alışverişi yapılıyor. Bu haftaki konuyu Taha Akkurt arkadaşımız belirlemiş. İlginç bir konuydu. Hafta bitmeden ben de yazmak istedim:

"Çocukluğunuza dair neler hatırlıyorsunuz ? "

"Nasıl bir çocuktunuz? "

Çocukluktan söz etmeyi seviyorum. Geçmişe bir vefa borcu gibi. Güzel şeyleri hatırlamak iyi geliyor insana. Amaç; bugünü unutmak değil,  geçmişin izlerini aktarmak, deneyimleri tazelemek. Yeni kuşakları daha gerçekçi olarak anlayabilmek hatta  tanıyabilmek için de bu gerekli. 

Atalar genel anlamda  söylemişler: "İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. " Görüşler, yargılar, fikirler , davranışlar yılların ardından her ne kadar değişime uğrasa da uzmanların da benimsediği bir gerçek var: "Genlerle, doğal, sosyal ve kültürel çevrenin etkisiyle 7 yaşına kadar çocukların  kazandığı kişilik yapıları pek değişmiyor." 

"Şanslı çocuklardık" diye düşünürüm zaman zaman. "Orta direk" ailelerin çoğunlukta olduğu, zenginlerle yoksullar arasında henüz uçurumların olmadığı, insanların birbirine çıkarsız dost olduğu, güvendiği, idealist öğretmenlerin yeterli sayıda olduğu bir ortamda mutsuzluktan söz edilebilir mi? Dünya güzeldi. 

Sevgiyi, saygıyı çok yoğun yaşadık. Karma Devlet Okullarında farklı sosyal çevrelerden arkadaşlar edindik. Bazı yoksul arkadaşlarımın  arasında giysilerim farklı olduğunda çok üzüldüğümü, onları giymekten kaçındığımı  hatırlıyorum.  

İlk çocukluğumu üç kelime ile özetlerdi annem :"Sakin, uslu, güzel bir bebektin."   Onun ilk çocuğu, ilk göz ağrısı  idim. Ama "abla" olmak çok da kolay değildi. Hep özverili, hep paylaşımcı, hep düşünceli olmak zorundaydı ablalar. Bazen düşünürüm; " Ailemiz içimize sanki iyilik tohumu ekmiş" derim. İyilikler kötülüklerle çatışınca çok büyük hayal kırıklıkları yaşanıyor. Aslında o kuşak belki de bu yüzden duygusal anlamda çok acı çekti. 

Merhamet duygumuz yoğundu. Bir çöreği  bazen sekiz ya da  on parçaya  böldüğümüz, bir portakalı  dilim dilim paylaştığımız zamanlar olurdu. Pahalı oyuncaklarımız değil, bez bebeklerimiz vardı. En yaramaz arkadaşlarımız sınıfta kağıt tan yaptıkları uçurtmaları uçuranlar olurdu. 

Milli Bayramlarda sınıflarımızı renkli kağıtlarla süslerdik. Renkli ince krapon kağıtlardan bayram elbiseleri hazırlanırdı. Bir gün tören günü ansızın yağan yağmur kâğıttan yapılmış elbiselerimizi ıslatmış, emeklerimizi nasıl da harcamıştı. O komik görüntülere  bile çocuksu duygularla gülmüştük. 

Tutumlu çocuklardık. Okulda iş derslerimiz vardı. Kartondan kumbaralar yapar, harçlıklarımızdan biriktirirdik. Bebek elbiseleri dikmeyi, yama yapmayı, sökük onarmayı hep okulda öğrendik. Hayat Bilgisi derslerinde ıslak pamuklar arasında nohut, fasulye çimlendirerek, üretmeyi öğrendik. 

Temizlik aranılan bir değerdi. Her pazartesi okulda beyaz mendiller ellerimizde, tırnak temizliği kontrolünden geçerdik. Kitaplar defterler önce kaplanır, etiketlenir, sonra kullanılırdı. Defterlere özenle kenar süsleri yapılırdı. Kutlama kartlarını bile kendimiz hazırlardık. Yaratıcılık kabul görürdü.

Renkli boyalı kalemler çok çeşitli olmasa da dayanıklı kurşun kalemlerimiz vardı. Sanata, çizime yatkın eller öyle çoğaldı. Karikatürler, gülmece dergileri olumsuz zamanlarda bile dik durup gülebilmeyi sağlamıştır.

Cep telefonları yoktu tabii. Ama oyunlarımızda kibrit kutularından telefonlar oluştururduk. Duvar yazılarının belki en güzelleri, en anlamlıları o dönemlerde yazıldı: "Oku oku yaz / Okul açıldı/ Ali Ayşe'yi seviyor..." Günlüklerin en duygusalı, en sadesi o dönemlerde tutuldu. "Bana kalbin kadar temiz bu sayfada bir yer ayırdığın için... Sepet sepet yumurta sakın beni unutma.

Anlamsız kısacık mesajlar yerine uzun mektuplar  vardı tabii. Çocukluk bu ya; meraklıydık da. Babamın anneme yazdığı buram buram sevgi, özlem kokan mektupları nasıl unuturum... İnci gibi bir el yazısıyla, bazen de ilkokul döneminde öğrendikleri eski Türkçe ile yazılmış mektuplar... Okuyamadıklarımız oldu tabii.

Küçük bir kutuda, pembe bir kurdeleyle bağlanmış, kurutulmuş çiçeklerle süslenmiş upuzun mektuplar. Sanırım hayatımdaki en büyük suç, o mektupları annemden gizli okumak olmuştur. Ama gene de kardeşlerimle vicdanımız elvermedi, bir gün itiraf ettik. Bir suçlu gibi ezik, yüzümüz kızarmış... 

O zamanlar beden ruha uyardı; yüzlerimizin kızarması, gözlerimizin sulanması, utanma özelliğimiz  vardı. Gerçek duygularımızı gözlerimiz anlatırdı, yalan söylemek, aldatmak ayıptı. Belki de ondandır bu çağa kolay kolay uyum sağlayamayışımız... 

Özür dilemeyi, gerekirse bağışlamayı bilirdik. Bir demet kır çiçeği affedilmek için yeterdi çoğu zaman. Kitaplar en güzel hediyeydi. Ve okumak, yazmak bir tutku. Çocukluk düşleri yılların ardında kaldı. Sadece çocukluk değil, zamanla pek çok değer de, insanlar da  yitirildi. Belki de "Toplumsal bellek zayıflığımız" da unutmaları, vefasızlıkları hızlandırdı. 

Geriye kalan; anılar... anılar... anılar...

Makbule Abalı-Eğitimci 

31. 08.2024 İzmir-Urla

 Güncelleme:27 Ağustos 2025





Kardeşler: Makbule, Rasime 
"23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı" Günü anısı...







Nisan 17, 2025

YILLAR ÖNCESİNDEN ÖRNEK BİR EĞİTİM MODELİ: KÖY ENSTİTÜLERİ

 


" Bir varmış bir yokmuş " diye başlar çoğu masal. Oysa  kuşaktan kuşağa anlatılan gerçek bir Eğitim Öyküsü keşke hep var olsaydı. Geçmişten günümüze gelişerek ama aslına, ilkelerine sadık kalınarak bugünlere ulaşabilseydi.

Dünyanın neresinde olursa olsun; bir kişi ya da bir kurum zaman aşımına uğramadan yıllar sonra da övgüyle, saygıyla anılıyor, değerini koruyarak  benimseniyorsa bir efsane veya saygınlık abidesi olarak söz edilebilir. 

Bugün 17 Nisan. Köy Enstitülerinin 85. Kuruluş Yıldönümü. Tüm dünyada bir savaş sonrası zor koşullarda başlatılıp aydınlanma yolunda çok büyük bir eğitim seferberliğini gerçekleştiren başka bir örnek yok. Ancak daha sonraları  o modeli örnek alarak eğitimde çok üst düzeyde başarılara imza atan ülkeler var. Biz yok ederken onlar yeniden var etmişler.

Her insanın yaşamında olduğu gibi toplumların da pişmanlıkları, keşke'eri , mutluluk ve mutsuzluk dönemleri, acı deneyimleri olacaktır elbette. Güvenilir kayıtlar, sağduyu ve mantıkla değerlendirilmiş günler yıllar, dönemler yıllar sonra bile tarafsız değerlendirmelerle aydınlanacak,  gerçek yerini bulacaktır herhalde...

Eğitime gönül vermiş bir eğitimci olarak Köy Enstitüleri ile ilgili çok kitap okudum, konferanslara katıldım, anılar dinledim, yazılar yazdım.   Sonuçta her zaman iç sesimin özlemle seslenişini duydum adeta. "Keşke o yıllarda öğretmen ya da öğrenci olarak ülke kalkınmasında görev alabilseydim." Ama doğum yılım ve doğum yerim bu isteğin gerçekleşmesine izin vermedi. 

Eşim Ahmet Abalı Mersin Arslanköy doğumlu. Köy Enstitüleri hakkında bizim için en güvenilir canlı kaynak oldu. O ve arkadaşları 17 Nisan'ı bir bayram gibi düşünürler. Ancak buruk bir bayram. Keşke daha farklı izlerle daha coşkulu kutlanabilse, daha fazla katılım sağlanabilseydi. Bugün de o yıllardan arkadaşları ile konuştu, özlem giderdi, duygulandı. 

Eşimin eğitim öyküsü ilginçtir: 1950 yılında Arslanköy İlkokulu'nu bitirir. Babasının çocuklarına paylaştırdığı küçük bir tarlayı elma bahçesi oluşturmak için hazırlar. Öte yandan küçük baş hayvanları otlatır. Sınıf arkadaşları okumak için köyden kente gidince o da sınavlara girmeye karar verir. 

2 yıl aradan sonra Aksu Köy Enstitüsü'nü kazanır. Köy Enstitüleri 5 yıldır. 1954 de okul Aksu İlköğretmen Okulu adını alır, eğitim-öğretim 6 yıla çıkarılır. Mezuniyetten iki ay sonra Diyarbakır Silvan İlçesi'ne atanır. Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü'nü bitirip İlköğretim Müfettişi olarak atanacaktır. Mezuniyetten bir gün sonra atama yapılıp o ay maaşlarını alırlar. 

Yoksul  köy çocukları için Köy Enstitüleri bir başka dünyadır. Hatta köyden dünyaya açılmış bir penceredir. Çok değerli eğitmenler -öğretmenlerle birlikte hayata hazırlanırlar. Üretime dönük eğitim esastır. Sabahları derse girmeden öce 500 kişinin katıldığı sabah sporu vardır. Yöresel oyunlar oynanır, halaylar çekilir. Kültür dersleri ve uygulamalı iş dersleri vardır. Gerektiğinde yapı yaparlar, bataklık kuruturlar, sebze meyve yetiştirirler, arıcılık, hayvan bakımı, dikiş, el sanatları gibi türlü alanlarda eğitilir, yetişirler. 

Dünya klasiklerinden çevrilmiş kitaplar okurlar, mutlaka bir enstrüman çalmayı öğrenirler, spor müsabakalarına birçok branşta katılırlar. Ezberciliği değil, üretmeyi, kendi kendilerine yetmeyi öğrenirler. Öğrencilerden seçilen okul başkanları, öğrenci temsilcileri vardır. Hak aramayı, uygun biçimde eleştirmeyi bilirler. Köylüyü bilinçlendirmek, kalkındırmak amaçlarındandır. Sınıflar arasında abla- abi  saygı ve koruyuculuğu esastır. 

Ülkemizde 1940 yılından itibaren kuzeyden güneye, batıdan doğuya 21 Köy Enstitüsü açılmıştır. Tüm öğrenciler köy kökenli yoksul çocuklardır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ise 1942 yılında, enstitülerde başarılı öğrencilerden adil bir seçimle seçilen öğrencileri Köy Enstitülerine öğretmen olarak yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Yüksek Köy Enstitülerinde 8 bölüm bulunurdu: Tarım, ziraat, madencilik, güzel sanatlar,  müzik, resim, heykel, zootekni, kümes hayvanları, el sanatları. 

Eşimin ilkokul ve sonrasında gittiği Aksu Köy Enstitüsü'nden birçok arkadaşını tanıma fırsatım oldu. Hepsi çok saygın, vatansever, idealist , hümanist insanlardı.  Halâ sık sık arayıp dakikalarca konuştuğu dostlara sahip. Bugün birlikte YouTube'da Köy Enstitüleri ile ilgili olarak hazırlanmış çok güzel videoları birlikte izledik, duygulandık. Benim o yılların idealist eğitimcilerine saygım, hayranlığım, özlemim bir kat daha arttı.

Merak ettiğim bir konuyu dile getirmek isterim; Acaba bugün ülkemizde 18-40 yaş arası bireylerden Köy Enstitüleri hakkında bilgi sahibi olan kaç birey var? Bu konuda bir istatistik ya da araştırma var mıdır? Eğitim Fakültelerimizde, Sosyal Bilimlerle ilgili programlarda ders konuları arasında ne kadar yer verilebiliyor, kaç öğrenci bitirme tezine konu  olarak seçiyor? Eski okul binaları, işlikleri, tarım bahçeleri, uygulama alanları bugün ne durumda? Bir Eğitim Müzemiz var mıdır?

Vefamız, değerbilirliğimiz, insana saygımız, duyarlılığımız, farkındalığımız ölçülebilse sonuçlar yüzümüzü güldürüp içimizi ferahlatabilir mi...?  Köy Enstitüleri modeli temel alınarak günümüz koşullarına uygun eğitim projeleri geliştirilip uygulamaya konabilir mi ?

17 Nisan Köy Enstitüleri Kuruluş Yıldönümünü kutluyor, başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere EĞİTİM alanında emek ve çaba harcamış tüm insanlarımızı minnet ve teşekkürle anıyoruz. 

Makbule ABALI -Eğitimci

İzmir-Urla 17.04.2024









                                         








Nisan 08, 2025

SAĞLIKLI BAŞLANGIÇLAR, UMUTLU GELECEKLER

 


Özel gün ve haftaların mutlaka kutlanması veya anılması gerektiği düşüncesinde değilim. O kadar çok gün belirlemişiz ki, yıllardır kutladığımız- andığımız çok önemli günlerin dışında bazıları hiç bilinmiyor, duyulmamış bile.

Oysa günler, haftalar; topluma belirli konularda duyarlılık ve farkındalık kazandırmak amacıyla belirlenir. Bazen tek gün yetmez. Konuyu daha belirgin ve anlamlı kılmak-hatırlatmak amacı ile tekrarlar gerekebilir. 

"7 Nisan 2025 Dünya Sağlık Günü" olarak belirlenmiş. İçtenlikle merak ettim; Dünya genelinde hastalıkların arttığı, salgın hastalıkların çoğaldığı, beslenme bozukluklarının kaygı yarattığı bir dönemde keşke tüm dünyada daha farklı önlemler alınabilseydi. Toplum sağlığı ile ilgili eğitsel etkinlikler ve konferanslar çoğalsaydı. 

İklimsel ve mevsimsel değişikliklerin yaşandığı Nisan Ayı, sağlık açısından da önemli bir ay olarak kabul ediliyor. Sağlık Bakanlığınca belirlenen "Sağlık Takvimi" şöyle düzenlenmiş:

1-7 Nisan- Ulusal Kanser Haftası, 2 Nisan-Dünya Otizm Farkındalık Haftası, 7 Nisan- Dünya Sağlık Günü, 11 Nisan-Dünya Parkinson Hastalığı Günü, 14-20 Nisan-Kalp Sağlığı Haftası, 21-27Nisan-Dünya Aşı Haftası. 

Evlerimizde ana-babalar, anneanne-babaanne-dedeler ve yakın akrabalar, anaokulları-yuvalar-ilk ve ortaokullarımızda öğretmenler, Sağlık Meslek Liselerimizde, yüksekokullarımızda, fakültelerimizde Öğretim Elemanları için; çocuk ve gençleri-toplumu eğitmek adına, bu gün ve haftalar ne güzel bir fırsattır.

Ödüllü öykü ve şiir yarışmaları,  münazaralar, oyunlar, drama çalışmaları, resim-heykel-karikatür-müzik ve spor etkinliklerine yer verilebilir. Her yaş için yararlı çalışmalarla konular zenginleştirilebilir. Bu konularda gündemi, çeşitli yönlerden izlemeye çalıştımsa da (Belki ben yeterince araştıramadım-göremedim-duyamadım.) merakımı yeterince gideremedim doğrusu. 

Öncelikle bebekler ve çocuklar için, ergenler, yetişkinler, orta yaşlı, yaşlı, her cinsten, ırktan, ülkeden, barış içinde güvenle , insanca yaşamayı hak eden herkese iyilikler- güzellikler dileyerek...

Tüm dünyada görev bilinci  ve sorumluluk anlayışı içinde, insanı sağlıklı yaşatabilmek için fedakârca çalışan sağlık görevlilerine yürekten teşekkürlerimizle. 

Makbule Abalı- Eğitimci 

8. 04. 2025 - Urla 


NOT: Rastlantı, 8 Nisan evlilik yıldönümümüzdü. Çocukların getirdiği çiçek buketini tüm dünyada SAĞLIK için emek harcayanlara sunmak istedim. M.A 



Biliniyordur herhalde ama eklemek istedim: Çiçeğin adı Hüsnüyusuf. İnternette araştırdığımda anlamı şöyle açıklanmış; "Beyaz çiçeklere sahip Hüsnüyusuf aynı zamanda saflığı, masumiyeti ve temizliği simgeler. Harika tonlarda olabilen mor renkli hali, mutluluğu ve samimiyeti temsil ederken, pembe rengi sevgiyi ve merhameti simgeler. "