Sayfalar

Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ocak 03, 2026

BERTOLT BRECHT-ALMAN EDEBİYATI ( BCP )

 


20. Yüzyılın  ünlü  Alman Şairi Bertolt Brecht'i yıllar önce kısacık bir şiiriyle tanımıştım. Az sözle ne çok şey anlatıyordu;

"Duvara tebeşirle yazıldı: Savaş istiyoruz.

En önce vuruldu bunu yazan ."  B. Brecht


Bertolt Brecht 10 Şubat 1898'de  Almanya'da doğdu. 14 Ağustos 1956'da öldü. Çekingen ve içine kapanık bir çocukluk dönemi geçirdiği söylenir.

Şair, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve kuramcısı olan Brecht  Epik Tiyatronun da kurucusu sayılır. (Epik Tiyatroda olaylar geleneksel tiyatronun aksine dramatik bir biçimde canlandırılmak yerine izleyiciye anlatılır. Amaç düşündürmek, izleyicinin bir karara  varmasını sağlamaktır. 


Bertolt Brecht tiyatrosuyla dünyayı yalnızca yorumlamak değil, onu değiştirmek istemiştir. 48 oyun yazdı. Üç Kuruşluk Opera, Cesaret Ana ve Çocukları en tanınmış eserlerindendir. Şiirleri olağanüstü kapsamlıydı. Şiirlerinde barışı, aydınlığı ve umudu işaret eden dizeler vardır. 

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER:

BİZDEN SONRA DOĞANLARA 

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın

Vurdumduymazlığa işaret. Gülen

Kötü haberi almamış henüz


Nasıl bir çağdır bu,

Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı

Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.

Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen

Ulaşılmazdır artık herhalde 

Zorda kalan arkadaşları için.


Doğrudur: Geçimimi sağlamaktayım halâ

Fakat inanın bu sadece bir tesadüftür

Yaptıklarım

Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya. 

Tesadüfen ayaktayım (Şansım ters giderse mahvoldum.)


Diyorlar ki ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!

Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim

Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir

Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?

Ve yine de yiyip içiyorum ben!


Ben de bir bilge olmak isterdim.

Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:

Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı

Korkusuz geçirmek.

Şiddete başvurmadan hem

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek

Düşlerle gerçekleştirmek değil, unutmak

Bilgelik olarak kabul ediliyor

Tüm bunları yapamıyorum:

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım! 


ÇAĞRI

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı

yağmurun,

Bulutların rüzgârla sökün ettiği.

Ama savaş öyle değil, savaş rüzgârla

gelmez,

Onu bulup getiren insanlardır.

Duman tüten topraktan bahar boyunca,

Dökülüp yükselir birden gökyüzü.

Ama barış ağaç değil, ot değil ki

yeşersin:

Sen istersen olur barış, istersen

çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.

Bilin kuvvetinizi.

Bir tabiat kanunu değildir savaş,

Barışsa bir armağan gibi verilmez

insana:

Savaşa karşı

Barış için

Katillerin önüne dikilmek gerek 

"Hayır yaşayacağız" demek. 

SÖZLERİ: 

 * "Her insan kendi adasında yaşar"

*"Hiçbir  ilerleme mantığa dönüş kadar zor değildir." 

* "Sen kazandın ama ben haklıydım."

* "Özgürlük neye yarar, yaşarsa bir arada özgürlerle tutsaklar. "

 * "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber; ya da ya da hiç biriniz...!"

* "Mücadele eden yenilgiye uğrayabilir, mücadele etmeyen zaten yenilmiştir. "

* "Barış, insandan yana olan tüm çabaların, tüm üretimin, yaşama sanatını da içermek üzere tüm sanatların temelidir."

Bertolt BRECHT 

Derleyen: Makbule Abalı-Eğitimci





Şubat 14, 2025

GERÇEK ÖYKÜLER...




14 Şubat dünyanın pek çok yerinde aynı zamanda "Dünya Öykü Günü" olarak kutlanıyor. Tanınmış-tanınmamış nice yazarın dile getirdiği duygular, düşünceler, anlar. anılar... Yaşanmış ya da kurgulanmış, gerçek veya düşsel anlatımlar... 

Okuyucu için öykü, romandan daha kolay diye düşünmüşümdür hep. Yıllar önce de Varlık Yayınları'nın küçük kitaplarıyla öyküler okumak nasıl da iyi gelirdi insana. Sait Faik, Oktay Akbal, Sabahattin Ali ve Çehov'un insanın içini ısıtan öyküleri...  Füruzan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, İnci Aral, Osman Şahin'den insan öyküleri... 

Özellikle gençlik yıllarında hayatı anlamlandırmak, insanı tanımak adına keşke gençler daha çok öykü kitapları okuyabilse, hatta öykü yazma denemelerine girişebilse. Öykü kahramanları, insanı hayatı sorgulamaya, ilişkileri yeniden düşünmeye, değerlendirmelere yönlendiriyor. Dünyanın her yerinde öyküler, hayatın içinden dramları, sevdaları, yöresel acıları, mutluluk ya da mutsuzlukları dile getiriyor...

İnsan yaşamından kesitler yıllardır öykü yazarlarına ilham veriyor. Ancak 21. yüzyılda dünyanın her yerinde gerçek şiddet ve düşmanlık öyküleri de halen sürüyor, insanın insana eziyeti hiç bitmiyor.
Her öykü elbet mutlu sonla bitmez, ama öylesine acılar ve utançlar yaşanıyor ki, insan adına, insanlık adına içiniz burkuluyor, tüyleriniz diken diken oluyor. 

Özellikle kadınlar ve çocuklar daha çok acı çekiyorlar, haksızlığa uğruyorlar. Sevgi öykülerinin de dramların da ana kahramanları onlar. Çok sevildikleri için, kıskanıldıkları için, utanıldıkları için, ya da çeşitli  kişisel nedenlerle beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde öyküleri yazılıyor yakınlarınca...

Öykülerin başlangıcını hiç bilmeden sonuçlarla ilgileniyoruz hep. İnsan yaşamında parantezler açıp, sorular oluşturmak zor geliyor belki de. Virgül, noktalı virgül bile koymuyoruz, nokta ile ilgileniyoruz hep. "Yaşadı... öldü..." diyoruz sadece. Noktalar uzayıp gidiyor hayatın içinde... 

Düşünmüyoruz çoğu kez. Sorgulamıyoruz kendimizi, çevremizi kötülükleri, eziyeti, şiddeti. O yüzden yeniden-yeniden yaşanıyor dünyamızda  acı öyküler. Kırsal kesimde belki hiç tanımadığımız, bilemeyeceğimiz öykü kahramanı ne çok kadın... Sığınma evine ne kadar uzak, ne kadar yakın. hiç bilmiyor...

Yöremizde, kentimizde, ülkemizde, sokakta, caddede, toplu taşıma araçlarında, vapurda, otobüste, dolmuşta kim bilir ne çok öykü kahramanı dolaşıyor aramızda. Konuşmasak, tanımasak da her yüze yansıyan ne çok şey var; acı, hüzün, kaygı, mutluluk, mutsuzluk, iyimserlik, güvensizlik, aldırmazlık... 

Onca farklı insan, onca farklı duygu... Belki bazılarını zamanında gördük, farkında bile olmadık, bazılarını sonradan tanıdık, gazete haberleriyle. Çoğu kez hüzünlü, acıklı, yürek burkucu öykülerle...

Belki şu anda bile dünyanın herhangi bir yerinde  pek çok insan, hiç tanımadığı insanlarla aynı kaderi paylaşıyordur. Ve öyküler yazılmaya devam edecektir yüzyıllar boyu. Dileriz, mutlu sonla bitenler çoğalsın.

Makbule ABALI-Eğitimci
Şubat 2011. Mersin


SEVGİ, UMUT, HUZUR, GÜVEN, DOSTLUK, BARIŞ; 
YUVAMIZDAN, YÖREMİZDEN, YURDUMUZDAN, DÜNYAMIZDAN HİÇ EKSİLMESİN...

Şubat 2025 Urla





Eylül 01, 2024

ZEYTİN AĞACI- BARIŞIN SİMGESİ...

 


Urla'da yeni evimize ilk gidişimizde karşılaşmıştım onunla. Evimizin küçük bahçesinde bir zeytin ağacı. Yılların katkısıyla büyümüş görkemli zeytin ağaçlarından değildi. Hatta bahçedeki çam ağacının altında çelimsiz dalları, ince küçük yapraklarıyla korunmaya muhtaç bir çocuk gibiydi. Yeşil iri gözleriyle göz göze geldiğimde nasıl da mutlu olmuştum.
  

Belki de Nazım Hikmet'in  "Yaşamaya Dair" adlı o güzel şiirini anımsatmıştı bana; 

"Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yani ağır bastığından."

Komşu zeytin ağacını sonra fark etmiştim. Bahçenin hemen dışında, sokakta kendiliğinden bitmiş bir başka zeytin ağacı. Zeytin ağacı hep şairlere ilham kaynağı olmuş. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun "Sitem" şiirindeki içten dizeleri de adeta onun için yazılmış; "Önde zeytin ağaçları, arkasında yar... "  

Bu kış küçük bahçemizdeki zeytinlerimizin meyvelerini yeme şansımız oldu. Mersin'de salamura zeytin yaparken kesme değil, ezme yöntemini kullanırdık. Ezerken bile adeta içim acırdı. Bazı yörelerimizde, yılların yetişmiş zeytin ağaçlarını kesmeye nasıl kıyıyorlar, düşündürüyor, şaşırtıyor insanı...

Bahçedeki badem ağacı da yeni açmış çiçekleriyle süslü bir gelin gibi göz alıcıydı. Küçük bahçemizde bir de narenciye ağacı vardı. Güney illerimizde yaşayanların gözdesi. Çiçeklerinin içe sinen kokusunu kolay kolay unutamazsınız. Eskiden en çok çınar ağaçlarını severdim, halâ severim. Bilge insanları hatırlatır çınarlar bana.  Ağırbaşlı, saygın, onurlu, güçlü bilge insanları. 

Neden bilmem, ağaçlara öylesine tutkun ben, bu küçük bahçede en çok zeytin ağacının varlığına sevinmiş, mutlu olmuştum. Belleğimde ne çok şey birikmiş zeytinle ilgili.  Çevresine adeta enerji yayıyor, barışı-dostluğu çağrıştırıyor.

Kırgınlıklarda "zeytin dalı uzatmak " bir deyim olarak benimsenmiş. Zeytin ağacı; barışı, güveni, huzuru, dayanıklılığı, bağlılığı düşündürüyor.  Gün görmüş insanlar gibidir, kökleri sağlamdır, çevresine yayılmıştır. 2000 yıllık zeytin ağaçları olduğu söylenir. Yeni kuşaklara zeytin ağacını tanıtmak, yaşatmak amacıyla Urla'da bir saygı anıtı gibi işlik ve müzeler de  var.

Ah keşke fiyatları bu kadar yükselmeseydi, en yoksul insanlarımızın bile kahvaltılarının temel gıdasıydı zeytin. Yeşil ya da siyah hiç fark etmez. Küçük bir kâsede üzerine birer tutam kekik, nane, isteğe göre tatlı kırmızı toz biber dökerek ekmeği banarak yemenin lezzetine doyum olmaz.  Hele bir bardak çayla bir zeytin ağacının altında bir piknikte... En güzel sofrada bulamazsınız o tadı.

 Ne çok şeye adını vermiştir zeytin; Zeytinli ekmek, zeytinli poğaça, zeytin ezmesi, zeytinli salata., zeytinli peynir... Her biri ayrı bir lezzet. Fiyatı ne kadar artsa da Anadolu Kadını mutfakta becerilerini sergilemesini bilir. Her şeye rağmen aş hazırlamada ustadır. Yoktan var eder. Sadece midelerde değil,  gözlerde, gönüllerde de iz bırakır.

Son günlerde zeytinler insan eliyle yağmalanırken gene kadınlarımız sahip çıkıyor bu kadim ağaçlara. Zeytinden yağ çıkarırcasına ezilseler de, hırpalansalar da, aşağılansalar da dimdik ayakta koruyorlar ağaçlarını. Bin ağaç dalına yetişemese de kolları; bir ana, bir kadın, bir insan , bir vatansever olarak  tüm güçleriyle çırpınıyorlar. 

Her zaman her yerde; İnsana, doğaya, tüm canlılara, barışa ve dostluğa değer vermek, korumak, yaşatmak... Daha güzel bir dünyanın oluşumuna katkıda bulunmak değil midir ?

Makbule ABALI

05.08. 2023 Urla





Not: 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bir yıl önce yazdığım yazımı -İnsana, doğaya , barışa saygı adına-yeniden güncelledim. M.A.


Şubat 29, 2020

ASKERLER...




2 Mart 2018 tarihinde yazdığım ASKER adlı şiirim blogda ve İnstagramda okunabilir. Blogda konu belirterek ya da arşivden bulunabilir. 

Daha güzel bir dünya için barışı özlüyoruz.
Tüm şehitlerimize rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı  diliyoruz. Işıklar içinde uyusunlar.

Makbule Abalı 
2020



Ocak 30, 2015

ÇOCUKÇA BİR DÜŞ...








Barışı özledi tüm çocuklar günlerce, yıllarca...
Sonra bir küçük çocuk, barışı gördü düşünde;
Uzun saçlı, çok güzel bir küçük kız,
Rüzgar hızıyla koşuyor, güzel gözlü bir ceylanla,
Yemyeşil, kocaman bir ormanda,
Kuş sesleri arasında
Koşuyor rüzgar hızıyla,
Güzel gözlü bir ceylanla...
Şelaleler, çağıldayan dereler geçiyorlar,
Kucaklıyorlar dünyanın bütün çocuklarını
Papatyalar, kır çiçekleri dağıtıyorlar kucak kucak,
Barış çağrısı yapıyorlar büyüklere,
Saçlarında papatyalardan taçlarla...
Ve günün ilk ışıklarıyla rüya bitiyor;
Güzel gözlü ceylan yok olup gitmiş.
Papatyalar kupkuru, şelaleler tükenmiş...
Küçük çocuk tekrar gözünü kapatıyor,
Ama hayır, o güzel rüyanın tekrarı yok.
Rüya bitmiş, etraf virane, her yer perişan,
Havada dondurucu bir soğuk,
Bahara, barışa henüz bir asır var. 
Umutlar Kaf Dağının öte yanında.
Ve çocuk tekrar gözünü kapatıyor sımsıkı...