Sayfalar

ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ŞİİR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Nisan 12, 2026

YAŞ ALMAK YA DA YAŞLANMAK...

 


Bir yıl daha azaldı ömrümüzden

Yaşlılık Haftası da geldi geçti

Yaşlılık bir dönem, herkes için beklenen

Detaylar ince ayrıntılarda gizli;

Saçlar ağarır, yüz buruşur

Kaslar, eklemler güçsüzleşir

Duyu organlarının işleyişi aksar

Boy kısalır, beden küçülür

Daha alıngan, daha kırılgan, 

Daha bencil olur insan.

Unutmalar, hafıza kayıpları başlar

Geçmişe çokça özlem duyulur 

Eski dostlar, dost bilinenler aranır 

Anılar sarar insanı, dört bir yandan.

Hastalıklarla savaş uzayıp gider...

Aylar yıllar geçerken, günler kısalır, uzar

Her gün güneş yeniden doğar 

İlk dördün, yarım ay, dolunay izlenir günbegün

Mevsimler dönüşür birbiri ardınca

Geride sadece izler,  anılar

Yaşanmış deneyimler kalır

Kökler kalır, tıpkı ağaçlar gibi 

Kökler nereye çekerse, ruh oraya akar 

Rüyalar, hayaller haberler taşınır, uçan kuş kanatlarında 

Bir diyardan, uzaklarda bir başka aleme... 

Makbule ABALI-Eğitimci

12 Nisan 2026 İzmir-Urla




Nisan 02, 2026

ŞİİRİN RAHATLATICI GÜCÜ: C. S. Tarancı 'dan Şiirler.

 


DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır

Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini

Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm

Sende tattım yemişlerin cümlesini

Desem ki sen benim için, 

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek, 

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin.

Desem ki... 

İnan bana sevgilim inan

Sen bende hüküm sürmektesin. 

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 

Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen

Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme müsterih ol

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum

Cahit Sıtkı TARANCI



BİR UMUT

Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin;

Yitirmişsin neyin varsa birer birer.

Bir sağlık bir sevinç bir umut...

Onlar da neredeyse  gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri

Aynalar gibi kapkara.

Suyu mu çekilmiş bulutların?

Dönmüşsün kuruyan ırmaklara 

Taşlara düşen saat gibi 

Ne artı, ne eksi. 

Bir sağlık, bir sevinç, bir umut

Hikaye hepsi


Cahit Sıtkı TARANCI 



MEMLEKET  İSTERİM 

Memleket isterim

Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;

Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.


Memleket isterim

Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun,

Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. 


Memleket isterim

Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;

Kış günü herkesin evi barkı olsun.


Memleket isterim 

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikayet ölümden olsun. 


Cahit Sıtkı TARANCI



Her mevsimde, her iklimde  şiir dilinin canlılar üzerinde rahatlatıcı, sakinleştirici etkisi var. Ünlü şair Cahit Sıtkı Tarancı şiirleri bu  günlerde umarım hepimize iyi gelecektir. 

M. Abalı 

13 Haziran 2024 Urla

Güncelleme:2 Nisan 2026




Ocak 22, 2026

ŞİİRİN DUYGUSALLIĞI

 


*UZUN YAĞMURDAN SONRA

Sen yağmurlu günlere yakışırsın

Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler

Islanan yapraklar gibi yüzün ışır, ışırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün

Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün

Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün. her şeye rağmen

Ellerin üşür, üşürse beni unutma

Gülten AKIN 

D:1933 Ö:2015




*YOL BİTTİ UÇURUM BAŞLADI

Yeni bitmiş çimenlerden kalktı

durgun sular boyunca yürüdü

Canı tazelendi


Ölüm vadisini unuttu

Yüreğinin darlıkları azaldı

Çıktı sıkıntılarından.


Ezilmişlerin, kırık kalplerin sesini duydu 

yanlarına gitti

örtüldü bütün hataları.


İyilikle ve suskunlukla korundu.

Güzel bir şey görmek için uzun günleri bekledi.

Kapandı açık yaraları.

Gizlerinin yeri belli değil

belki hile bilmez ruhundadır.

Anmak bile istemiyor bazı yılları.

Bitti diyoruz birbirimize 

yol bitti, uçurum başladı.

Süreyya BERFE

D:1943 Ö:2024


Sanata emek verenleri, yaşamı eserleriyle  aydınlatıp izler, güzellikler bırakanları saygı ve rahmetle anıyoruz.

Makbule Abalı-Eğitimci

22 Ocak 2026

Aralık 28, 2025

3 Şairden Dizeler Okuyarak Düşünmek...



Güzel bir günü

Güneşli bir günü

Hiçbir şeye değişmem

Onun için savaşı sevmem

Onun için zulmü sevmem

Onun için yalanı sevmem

Bilirim yaşamaz güneşle

Bilirim yaşamaz yan yana aşkla

Ne haksızlık

Ne  korku

Ne açlık... 

Necati Cumalı 

1921-2001




Düşünmeden konuşmadan yaşayanlar 

Düşünmeden konuşmadan yaşayanlarımızın

Geleceğini bekliyor 

Aykırı bir sese yeniliyor kocaman sessizlik

Gelecek gelmiyor

Gülten Akın 

1933-2015



Çocukların öldürüldüğü korkunç bir dünya bu 

Sevinci, insanca bir yaşamı savunmanın suç olduğu

Böyle bir dünyada nedir görevi şiirin 

İşte şairin öncelikle yanıtlaması gereken soru 

Ataol Behramoğlu

1943



Kasım 25, 2025

DÜNYAYI KADINLAR YÖNETSEYDİ...

 


Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Dünya daha temiz olurdu, anne eli değmişçesine

Düzenli, huzurlu  bir yuva gibi...

Kim haklı, kim haksız kanıtlanır,

Şiddet ortadan kalkar,

Dünya daha adil olurdu,

Tüm çocuklar mutlu, karınları tok 

Yüzleri aydınlık olurdu.

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Yoksullar, suskunlar kaba güce yenilmez,

Ödenmeyen vefa borcu kalmazdı...

Duygular ağır basar, insanlar daha duyarlı

Daha güvenilir, daha merhametli olurdu.

Gürültü, karmaşa biter,

Güzel Sanatlar ve spor değer kazanırdı. 

Dünyayı kadınlar yönetseydi;

Kadınlar kimliklerini, kişiliklerini kanıtlar,

Kavgalar, savaşlar sona erer, 

Belki de barış sağlanırdı...


Makbule Abalı - Aralık 2022

Güncelleme: 25 Kasım 2025




Ekim 31, 2025

ÇOCUKLAR CUMHURİYETİ - ŞİİRSEL


Çocukların el ele verdiği bir dünyada

Büyükler neden sırt sırta döner?

Çocuklar anlık küs- barış oynarken,

Büyükler neden yıllarca dargın kalır,

Düşman olur birbirine ?

Çocukların şarkı-türkü sesleri 

Dört bir yana yayılırken 

Neden büyüklerin silah sesleri 

Ovalarda, dağlarda yankılanır?

Bir çocuklar cumhuriyeti kurulsa; 

Büyüklerin saltanatı 

Sarsılır mı acaba?

Dünya barış içinde, sakin-huzurlu

Güllük gülistanlık olur mu acaba...?

Makbule Abalı -Eğitimci 

Güncelleme; 31Ekim  2025

                                                                       






Şubat 29, 2024

EN KISA AYDAN , EN UZUN BAHARLARA...

 


İlkbahar- Yaz- Sonbahar- Kış yazardı mevsim şeritlerinde;

Ezbere sayardı tüm çocuklar 

Ardından ayları da öğrendiler birer ikişer 

Onlar büyürken hayat da yol aldı molasız... 

Hayallerle, umutlarla, emekle aktı geçti yıllar...

Ah çocukluk 

Bir beşikte başlamıştı hayat;

Kaydıraklarla sürdü uçarcasına 

Tahteravalli  inişli- çıkışlı

Atlıkarıncadan salıncağa 

 Uçurtmalardan dönme dolaplara 

Ha düştü ha düşecek, indi-bindi.

Sihirli aynalardan piyango çekilişlerine

Bir lunaparkta gibiydi insan; 

Koşturup  durdu günlerin, ayların, mevsimlerin ardından.

En kısa gün, en uzun gece hep yaşandı,

İyi gün de kötü gün de,  var olmanın gereği.

Zıtlıklar- benzerlikler,  her biri bir başka;

Soğuklar dondurdu, sıcaklar yaktı,

Mevsimler iklimler birbirine karıştı

Akla kara ayırt edilemedi kimi zaman.

İnsan insana ne kadar yakın, ne kadar uzak 

Tam  anlaşılamadı en hassas ölçülerle bile...  


Makbule ABALI 

29 Şubat 2024 Urla 







Kasım 13, 2022

KIŞ GÜNEŞİ


 Kış güneşi gibiydi

Bazen ansızın görünen,  sımsıcak ısıtan

Bazen kaçan, üşüten 

Bir yüzü aydınlık, bir yüzü bulanık .

Gökyüzü masmavi olurdu 

O görününce 

O gidince alaca karanlık...

Elleri buz keserdi güneş olmasa,

Ayakları donardı soğuklarda 

Sonra güneş çıkar içi ısınır 

Yüreği aydınlanır, 

Yaşama sevinci kaplardı dört bir yanı.

Gökyüzü masmavi olurdu o gelince,

Kuşlar donatırdı ağaçların kuru dallarını,

Çiçekler açardı bahçesinde

Kış günü baharı yaşardı

İçinde yaşama sevinciyle.

Kimseler bilmezdi ama, 

Güneşli günleri iple çekerdi  

İçinde dayanılmaz bir özlemle...


Makbule Abalı

Ekim-2022




Nisan 29, 2020

KÖY ÇOCUKLARI


Onlar aydınlık yüzlü köy çocukları
Bakışları ne çok şey anlatır;
Gözlerine bakınca ayıramazsınız gözlerinizi,
Derinden girilen bir vaha gibi,
Ya da dalınca ürperten engin bir deniz
Gene de doğrudan ulaşamazsınız gözlerine...
Bazen utangaç, bazen çekingen,
Hemen kaynaşamaz,
Sonra öyle kaynaşır ki kopamazsınız.
Kiminin adı Songül,
Kiminin Yeter ya da Soner
5-6 kardeş vardır önlerinde.
Okul bir şanstır, iyi bir öğretmen rastlantı
Kitaplar kardeşten kardeşe geçer,
Ah, kitaplar değişmese sistemler değiştikçe.
Kalemler açıla açıla tükenmiştir,
Defterler siline siline kararmış.
Gene de okul kurtarıcıdır,
İyi bir öğretmen unutulmaz bir kaynak,
Bir efsane, bir mucize gibidir o güzel insanlar. 
Etkileri kalır her çocukta faklı biçimde
Unutulmaz adları yıllar geçse de..

Makbule ABALI- Eğitimci



Haziran 08, 2016

PARAMPARÇA...



Her şey bir anda oldu
Her şey birdenbire...
Önce korkunç bir patlama duyuldu,
Ardından çığlıklar
Ve tekrar bir patlama...
Camlar paramparça,
Arabalar darmadağın,
İnsanlar yerlerde,
Kan revan içinde...
Oysa bir gün şehit haberi gelmemişti,
Terör bir günlük mola vermişti.
Fizikçi, tarihçi, matematikçi
Yaşam uğruna polisliği seçen gencecik insanlar...
Kimi evli, kimi nişanlı, kimi baba,
Kimi babalığa aday.
Kimi izinden dönmüş, kimi izine çıkacak,
Bir otobüs dolusu gencecik insan
Kimi gitti, kimi kaldı perişan.
Aslında onlar bizi koruyacaktı,
Zaman yetmedi,
Kendilerini de koruyamadılar.
Her şey paramparçaydı,
Umutlar, hayaller, beklentiler,
Her şey paramparça...



Mayıs 28, 2015

HENÜZ 8 YAŞINDA...



Canım yanıyor anne...
Rüyalar bu kadar kötü müdür?
Gündüz bile rüya görüyorum artık.
Gözlerimi kapatıyorum zifiri karanlık.
Önce canavarlar görüyorum 10 kollu,
Sonra timsahlar, yılanlar, aslanlar,
Ağzından ateşler saçan, salyalar akan.
Her yanım ağrıyor anne,
Her yanım yara-bere-ezik
Ağzımın içi zehir dolu sanki...
Kocaman eller görüyorum düşümde,
Benim elimin belki 10 katı.
Bağırıyorum... bağırıyorum...
Kimseler duymuyor sesimi,
Sen bile duymuyorsun
Sesim çıkmıyor anne...
Gül diyorlar gülemiyorum,
Onlarsa hep gülüyor anne,
Midem bulanıyor, başım dönüyor.
'Koruyacağız seni' dediler
Kim, nasıl, nerede koruyacak...?
Anlatmadılar...
Hakim amca halimden anlar mı anne?
İçimde kuşlar vardı, umut gibi,ışık gibi
Hepsi uçtular uzak diyarlara.
Ben tek başıma, onlar sürüyle,
Ben yapayalnız, onlar hep birlikte.
Elimi uzatıyorum, boyum yetmiyor,
Ben nasıl büyürüm anne...?


Mayıs 13, 2015

BİR YIL SONRA SOMA...



Bir katliam yaşandı Soma'da
Saymakla bitmedi cenazeler... 301 can
Üstünden sanki yüzyıl geçti...
Evlerin erkekleri yok artık, çok çok uzaklarda,
Çocuklar ve kadınlar kaldı geride.
Her evden ağıtlar yükseldi önce,
Sonra ürkütücü bir sessizlik başladı. 
Kahkaha hiç duyulmadı.
Çocuk sesleri sessizlikte kayboldu,
Oyun hep vardı çocukların dünyasında
Ama oyunlar bile farklılaştı;
"Madencilik" oyununda baretler takıldı kafalara,
Yüzler, eller kömür karasına boyandı.
Siyah-beyaz resimler çizildi kara kalemle,
Giysiler toz-toprak içinde,
Ellerinde bir somun-ekmek, eve gidecek
Yanı başlarında gülen yüzlerle çocukları...
Oysa "gerçek" bu değil, hepsi rüya, hepsi hayal
Hepsi resimlerde, hepsi düş gibi...
Soma çok yakın, hayaller çok uzak.
Çocuklar büyümeden olgunlaştılar,
Gördükleri, duydukları, yaşadıklarıyla...
Maden yanı başlarında, mezarlık az ilerde,
Eve dönüş kolay değil, ağıtlar bitmedi.
Bir yıl önce bir facia yaşandı,
Bir yıl sonra acılarıyla baş başa
Sanki üstünden yüzyıl geçmiş gibi değişti insanlar...





Mayıs 06, 2015

İMKANSIZI İSTEMEK...



Mutlu anlarda zaman dursa,
Kesintisiz an'lar olsa
Saatler çalışmasa, saniyeler akmasa,
Gölgesiz sevinçler olsa.
Acılar, tasalar itilse bir kenara,
Kin, öfke, nefret saklansa,
İnsan insana kıymasa.
Yaş'sız dönemler olsa bazen,
Güzel yıllar tekrar yaşanabilse.
Karlı, puslu kışlar ertelense,
Dört mevsim bahar yaşansa.
Düşler uzun, upuzun olsa
Tan yeri ağarırken uyanılsa,
Günü uzatsak gün batımına kadar,
Olmazları olur kılabilsek...


Nisan 23, 2015

BİR ÇOCUK GİBİ...



Bir Bayram Günüydü;
Çocukluklarını özlediler,
Huzur evinde kalan yaşlılar.
Bir günlüğüne çocuk olmaya karar verdiler
80 yaştan 70 yaştan 9-10 yaşına kadar geriye...
Bastonları hayali at oldu,
Yürüteçler kay kay,
Tekerlekli sandalyeleri, 
Üç tekerlekli bisiklet.
Yaşlı çocuklar kahkahalar attılar,
Güldüler, eğlendiler, gezdiler.
Bir çocuk gibi...
Balonlar uçurdular, şarkılar söylediler. 
Çocuklar arkadaşları, konukları oldu,
Yaşlılar geçmişi andılar, bir çocuk gibi...
Çocuklar ise geleceğe koştular,
Anneanne, dede oldular. 
Koştular uzun koşuda en hızlı yarışçı gibi.
Toplar, balonlar, küçük bayraklar ellerde.
Çocuklar coştu, yaşlılar duygulandı,
Geçmişle gelecek birbiriyle buluştu,
Bayram gibi bir gün yaşandı...






(Tüm çocukların ve kendini "çocuk" coşkusunda hissedenlerin
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. )

Ocak 30, 2015

ÇOCUKÇA BİR DÜŞ...








Barışı özledi tüm çocuklar günlerce, yıllarca...
Sonra bir küçük çocuk, barışı gördü düşünde;
Uzun saçlı, çok güzel bir küçük kız,
Rüzgar hızıyla koşuyor, güzel gözlü bir ceylanla,
Yemyeşil, kocaman bir ormanda,
Kuş sesleri arasında
Koşuyor rüzgar hızıyla,
Güzel gözlü bir ceylanla...
Şelaleler, çağıldayan dereler geçiyorlar,
Kucaklıyorlar dünyanın bütün çocuklarını
Papatyalar, kır çiçekleri dağıtıyorlar kucak kucak,
Barış çağrısı yapıyorlar büyüklere,
Saçlarında papatyalardan taçlarla...
Ve günün ilk ışıklarıyla rüya bitiyor;
Güzel gözlü ceylan yok olup gitmiş.
Papatyalar kupkuru, şelaleler tükenmiş...
Küçük çocuk tekrar gözünü kapatıyor,
Ama hayır, o güzel rüyanın tekrarı yok.
Rüya bitmiş, etraf virane, her yer perişan,
Havada dondurucu bir soğuk,
Bahara, barışa henüz bir asır var. 
Umutlar Kaf Dağının öte yanında.
Ve çocuk tekrar gözünü kapatıyor sımsıkı...



Haziran 01, 2013

AĞAÇLAR AĞLAR MI ANNE...?


ÖYKÜ
Önce sadece ağlama sesini duydum; Derin iç çekmelerle, hıçkırarak bir ağlama sesi idi bu. Bir çocuk sesi ağlama sesine karışıyordu arada bir: "Ama neden... ama neden..." Sonra onları gördüm; bir anne ile 5-6 yaşlarında tatlı bir kız çocuğu. Beni görünce önce irkildiler, sonra şaşırdıklarını fark ettim. Beklenmedik bir zamanda karşılarına çıkmıştım. Bir yabancı olarak özel konuşmalarının arasına girmiştim. Rahatları kaçmış gibiydi. 

Biraz sonra varlığımı kabullendiler sanırım, konuşmaya devam ettiler. Küçük kız burnunu silip, iç çekerken sorularını sıralamaya devam etti: "Anne, ağaçların da canı yanar mı? Ağaçlar ağlar mı anne" Yavaşça, ürkütmeden konuya karıştım:" Ağaçlar da insanlar, hayvanlar gibi canlıdır elbette. Ama onların dilinden canlılar anlar. Ne kadar iyi korur ve seversek, onlar da bizimle o kadar iyi anlaşırlar." "Peki ağaçlar ağlar mı diye sorusunu yineledi:" Gözyaşlarını biz göremeyiz ama canı yanarsa akar gider sessizce." dedim 

Küçük kızla aramızda köprü kurulmuştu. Yanıma oturdu yavaşça, anlatmaya başladı: Anaokulundan öğretmeni ve arkadaşlarıyla beraber fidan dikmeye gitmişler. Artık herkesin adını verdiği bir fidanı varmış. Kendilerinden büyük sınıfların yıllar önce diktikleri yetişmiş ağaçları da görmüşler. Bu işin çok kolay olmadığını, yıllar aldığını görmüşler. "Çok çok zaman önce küçücükmüş, şimdi kocaman olmuş, senin boyundan büyük" diye anlatıyordu... 

Bugün geldikleri parkta  bıçakla yaralanmış, dalları kesilmiş bazı ağaçları görünce çok çok üzülmüş. Güzel, iri yeşil gözlerini gözlerime dikerek bir kez de bana sordu: "Canı yanınca ağaçlar ağlar mı teyze?" Elini tuttum: "Çok haklısın, hiçbir canlının canını acıtmamak lazım. Büyüklerimiz çok eskiden söylemişler; "Yaş ağaca balta vuran el onmaz" demişler. Anlamadı sanırım, ama akıllı çocuk, yanlış bir iş yapıldığını tahmin etti. 
"Bu ağaçlar şarkı söylerlerdi eskiden, ama bak artık söylemiyorlar" dedi. Annesi yavaşça fısıldayarak açıklama yaptı: "Rüzgarda yaprakların hışırdaması olurdu, onu anlatmak istiyor." Anladım dedim ve çocuğa yöneldim." Peki siz okulda hangi şarkıları öğrendiniz?" 

Bir şarkıyı mırıldanmaya başladı. Şiirler, şarkılar, türküler, ninniler, acılara iyi geliyor gerçekten. Ağlaması durmuştu artık. "Ağacın yaralarını saralım ister misin" dedim." Ama sen doktor değilsin ki" dedi ".Hadi deneyelim" dedim. Yerden biraz toprak alıp su katarak çamur oluşturduk, ağaçların yaralı yerlerine sürdük, kapattık. Yetişemediği üst dallara annesinin kucağında ulaştı. Minicik elleriyle ağacın yaralarını onardı. Yetip yetmeyeceğini düşünmeden küçük pet şişeyle ağacın dibine su döktü. Artık rahatlamıştı. 

Annesiyle el ele tutuştu. "Evde babam bekliyordur" dedi. Belli ki "ağaçların öyküsü" az sonra babaya da anlatılacaktı. Anne kızla vedalaştık. Parktan çıktılar, hızlı hızlı yürüyerek uzaklaştılar... 

Küçük kız düşüncelere yöneltti beni... Küçüklüğümüzde ağaçlara salıncak ya da hamak kurarken ağacın canı yanmasın, zarar görmesin diye ipin bağlantı yerine birkaç kat bez sarıp bağlardık. Dalları kırılmasın diye biriken kar özenle temizlenirdi. Ağaçlar yıllarca can verdi, hayat verdi insanlara, parklara, kentlere, doğaya...
Küçük kızın duyarlılığı haklıydı. Ağaçların da canı vardır. Ve yaşatılma çabası olmazsa ağaçlar ayakta ölür...

Makbule ABALI-Eğitimci 
1Haziran 2013 Mersin


BİR ŞİİR                          CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut,
İçim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında,
Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında
Yapraklarım suda balık gibi kımıl kımıl,
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a
Yapraklarım gözlerimdir. Şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım,

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Nazım HİKMET