Sayfalar

sevgililer günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgililer günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şubat 14, 2021

SEVMEK BİR ÖMÜR BOYU...


Doğal olmayan şeyleri hayatım boyunca bir türlü benimseyemedim; Yapay çiçekleri, yapay davranışları, yapay gülücükleri, yapay insanları, yapay günleri... Zorla yaptırılmaya çalışılan göstermelik davranışlar da nasıl da rahatsız edicidir. Belki o yüzdendir, yaklaşan 14 Şubat'ı da bir türlü benimseyemedim. Tutucu olduğumdan ya da sevgiye, aşka inanmadığımdan değil, abartılmasına, adeta değerinin düşürülmesine karşıyım.

Herkes için tabii ki öyle olmayabilir, ama bana günlük,
göstermelik, alelacele programlanmış, pahalı tüketim ürünlerinin sergilendiği bir gün gibi geliyor; Büyük kentlerde bütün alışveriş merkezleri ışıklarla donatılmış, lokantalar, kafeler, oteller günler öncesinden indirimlerini duyuruyorlar. Çiçeklerin en güzelleri  demet demet satışa sunuluyor. Yemeklerin, tatlıların adı bile aşk kokuyor. 

Belediyelerde evlendirme memurluklarında pek çok kişi gün almak için sıraya girmiş; Nikah ya da düğün 14 Şubat'ta yapılmalı düşüncesindeler. Birkaç yıl öncesine kadar önemsenmeyen bir tarih şimdi baş tacı yapılmış. Mutluluk mu dalga dalga yayılan, yoksa göstermelik olarak bir "topluma uyma süreci" mi ?

Ekonomiyi canlandırmak güzel elbette. Günler mutlaka anmak, söylemek istediklerimize vesile oluyor. Ama SEVGİ bu. İçeriği yoğun duygular barındırıyor. Yüzyıllardır kimlere tercüman olmuş...

Bir günde sevginizi gösterip içtenliğinizi kanıtlayabilir misiniz ? Mutlu olmak ama aynı zamanda mutlu etmek. Tek taraflı mutluluk bencillik sayılmaz mı? Karşınızdaki insanı yeterince tanıyor musunuz ?

Mutluluğun ölçüsü nedir? Çok pahalı bir hediye mi ? (Televizyon reklamlarındaki çok pahalı mücevher ya da araba reklamları kaç kişinin ilgisini çekiyor acaba?)
Sürpriz bir hediye mi, bir demet kır çiçeği mi, içten bir sarılma mı, bir günlüğüne farklı bir yemek hazırlamak veya ev işlerinde eşine yardımcı olmak...

Peki ya sonraki günler... Bir günlük şişirilmiş mutluluk koca bir balon gibi sönmeyecek mi ? Sevgi çok yıpratılmadan, abartmadan,  harcanmadan, sıradanlaştırılmadan dile getirilmeli. Değerbilir olmak nasıl da önemli. Sevgi hırçınlıktan hoşlanmaz, sakinlik ister, şefkate çok yakındır. Bazen düşünürüm; Sevgililer günü neden sevgi günü değil. Sevme alanımız öylesine geniş ki...
Pek çok şeyi sevmeye, kabullenmeye, benimsemeye hazırız. 


Benzerlikleri olmasına rağmen sevgi aşktan farklıdır. Aşk zamanla şiddetini kaybedip sevgiye dönüşebilir. Bir süre sonra coşku yerini dinginliğe bırakır. Oysa sevginin kalıcı olması ne kadar önemlidir. Sevgi daha sakindir, daha ılımlı, daha insancıldır sanki. Aşk; yoğun,  karmaşık duygularla yüklüdür, kırılgandır, çabuk öfkelenebilir, temelinde kıskançlık vardır. Henüz duygular tam oturmamıştır.

Sevgi içinde çok şey barındırır. Dayanıklıdır, tahammüllüdür. Merhametlidir, şefkatlidir, naiftir, sağlam duygularla örülmüştür. "Seni seviyorum" demenin hiçbir bedeli yok. Tabii söyleyeceğiniz kişi önemli, seçici olmanız gerekir; gerçekten sevdiğiniz, güvendiğiniz bir insan, eşiniz, çocuğunuz, yaşlı bir insan, bir dost, arkadaş, sevgiye ihtiyacı olan bir çocuk...

Sadece iki kelime... Bedeli yok. Belki yalnızca bir tebessüm eklenerek... Neden ille 14 Şubat'ı beklemek?  14 Şubat, 24 saat. Oysa sevgi bir ömür boyu...

Makbule Abalı 
14 Şubat 2021




ÜÇ YIL ÖNCE YAZDIĞIM BİR YAZI. AYNI FİKİRLERİ TAŞIYORUM. HAYATIMIZDAN SEVGİ HİÇ EKSİK OLMASIN. AMA GÜNLERE BÖLÜNMESİN... M.A



Şubat 18, 2020

BOZKIRDAKİ ÇİÇEKLER...




Bugün 18 Şubat. 14 Şubat Sevgililer Günü'nün üstünden sadece: 4 gün geçti. O görkemli, pırıltılı vitrinler, gerçek fiyatının iki katına satılan elbiseler, kucak dolusu çiçekler, o yapay sevgi sözcükleri neredeler şimdi? Günlük sevgi pankartları, günlük ezgiler hepsi bir yerlere saklandı. Sevgi tükendi, sevgi yok oldu. Belki de bir yıllığına donduruldu. Seneye tekrar kullanılacak.

Oysa farkında olursak çevremizde sevgiyi anımsatan ne çok şey var : Bozkırda ya da dağ yamaçlarında kuru taşların arasında tomurcuk verebilen çiçekleri bilir misiniz? Doğa koşullarına direnebilen mücadeleci şey düşündürürler insana ; Cefayı, özveriyi, sabretmeyi, dayanıklılığı, vefayı ama en çok da sevgiyi. Görünce içiniz ısınır sevgiyle , ışıldayan gözlerle bakarsınız çevrenize.

Bazen bir yaşlı karı koca görürsünüz.Ağır adımlarla ayaklarını sürüyerek yolda ilerlerler. Düz bir yolda bedenleri eğik iki güzel insan. El ele, gönül gönüle, omuz omuza. Ellerin kenetlenmesi güven tazelemek midir, bir güvence midir, güç almak mıdır, kim bilir...

Kış güneşinin ısıtmaya çalıştığı bir ahşap bankta sırt sırta vermiş oturan orta yaşlı iki insan. Sırt sırta, omuz omuza olmanın yarattığı bir yaşam tablosu. Belki çok renkli değil ama kompozisyon, yerleştirme, ara renkler öyle güzel ki. Yaşayan bilir. Bu görüntülere duyarlı olmak , farkında olabilmek ne güzeldir.Sevgiye, vefaya, şefkate, merhamete kulak kabartmak gibi...
Makbule ABALI






Şubat 14, 2019

SEVMEK ÖMÜR BOYU...



Kutlanması, anılması gereken ne çok özel gün var yaşantımızda. Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü. Hayat da uzun, karmaşık bir öykü değil midir?

Bazı özel günlerin tek bir gün olarak kutlanmasını benimseyemedim ben;  
Sevgililer Günü bunlardan biri... 

Anmak, anılar yolculuğunda geçmişe kısa yolculuklar yapmak, elbette mutluluk verici. Ama bir tüketim toplumu yaratarak göz kamaştıran, el yakan harcamalarla,  günü farklı kılmak uğruna sonradan sıkıntı çekmek; Kime, neyi kanıtlamak  için?  

Manevi değerler parayla, gösterişle satın alınabilir mi? Görkemli kutlamalar, seçilmiş pahalı hediyeler, büyük aşkları sağlam kılmak için mi?

Sevgi neden sadece bir güne indirgensin? Bir gün sevgi gösterisinden sonra duraksama, şölen bitti havası. Sevgisizlik, bir hayatı ne kadar sürdürebilir?

Hayatın her aşamasında sevgi ile can buluyor yaşamlar. Ama bir günlük yoğun bakımla değil, çok günlük cana can  katmakla... 


SEVMEK ÖMÜR BOYU...

Sevmek;
Bazen bir insanı, bir yeri, doğayı.
Sevmek;
Ağaçları, çiçekleri,
Kuşları, çocukları...
Sevmek;
Bir insanı ince duygularla,
Katıksız, çıkarsız
Aklıyla, yüreğiyle,
Meziyetleri ve kusurlarıyla.
İyi günde-kötü günde
Coşkusuyla, hüznüyle
Sevmek;
Sevmeye değer olanları  
Bir ömür boyu, 
Tüm insanlığıyla
Sevebilmek...

Makbule ABALI-Eğitimci
2019-Mersin


Mart 12, 2015

ESKİ BİR SEVDA HİKAYESİ...



                                     



Yıllar önce biri Antalya'dan, biri Kıbrıs'tan gelmiş , birbirlerini hiç tanımayan bir kadın ve bir erkek, güneyde bir kente yerleşmişler. Sanki "sarı sıcak" çekmiş onları. Güneyin uzun yağmurları , içten insanları, meyve-sebze bolluğu cazip gelmiş belki de. Farklı semtlere farklı düşünceler, farklı umutlarla yerleşmişler.Biri hukukçu, biri öğretmenmiş. Erkek kadından 10 yaş büyükmüş. 

Biri annesini çok küçük yaşta kaybetmiş. Diğeri annesini hiç tanımamış, ablası annelik etmiş. Belki de o yüzden sevgiyi kutsal bilmişler.Belki de kader o yıllarda ağlarını örmeye başlamış. Aslında biri mantıksaldı, diğeri duygusal. Biri sayılarla uğraşmaktan hoşlanırdı, diğeri sözcüklerle. Ama bu farklılık hiçbir zaman zıtlık yaratmadı. Aksine tamamlayıcı oldu, bütünleşmeyi sağladı...

Fizik olarak da, ruhsal olarak da çok benzemezlerdi birbirlerine. Biri uzun boylu, mavi gözlü, kumral, diğeri kahverengi gözlü, kahverengi saçlı, orta boyluydu. Biri sakin, çekingen tavırlı, az konuşan biri, diğeri sosyal, neşeli, güler yüzlü, arkadaş canlısıydı. Ama ikisi de çevrelerinde aranan, sevilen iki insandı.

Biz çocukları onların birbirlerine olan sevgisini kıskanırdık. Paylaşılınca sevgileri bize yetmez diye mi düşünürdük acaba? Ah çocukluk... 
İkisi de rahmetli olan annemle babamın sevgisinden söz ediyorum. Birbirlerine bağırdıklarını, kırıcı söz söylediklerini hiç duymadık. Babama göre annem, her şeyin en iyisini bilir, en güzelini yapardı. Örneğin; "iç pilavı onun kadar mükemmel kimse yapamaz" der, ne kadar güzel yapsak da ona hiçbir zaman 
beğendiremezdik.Yöntem aynıydı ama belki de içine katılan sevginin dozu farklıydı.

Bugün de fırında pişmiş taze ekmek kokusu bana yıllar öncesinin Adana-Bürücek Yaylasını hatırlatır. Kokular, görüntüler,tatlar ve renkler, hayata nasıl da izler bırakıyor. Annemi mutlu etmeye bayılırdı babam.
Yaylada bir ustadan yardım alarak tuğladan çok güzel bir taş fırın yapmıştı. Minyatür fırının uzun tahta kürekleri bile vardı.Fırında her iş ortaklaşa yapılır, pişen ürünler güzel kır sofralarında ortaklaşa yenirdi. Bugün bile o tadı arıyorum. 

"Aşkla, sevgiyle midenin ilgisi var" diyenler haklı belki de. Sevginin yoğunluğuna göre, ulaşımı bazen kısa, bazen uzun bir yol bu... Hayatımızda özel günler de önemli ve anlamlıydı. Ama hiçbir özel günde pahalı hediyeler alınmazdı. Güzel sofralar kurulur, küçük, anlamlı hediyeler verilir, kutlanırdı. Ama bu özel günlerden en önemlisi, 11 Mart evlilik yıl dönümleri idi. Yıllar sonra bile 11 Martları hep hatırlarım.


Evliliklerinin ilginç bir öyküsü var; Evliliklerinden 3 gün sonra babam muvazzaf subay olarak yeniden askere çağrılmış. O yıllarda haberleşme imkanları çok kısıtlı, telefonlaşma olamıyor, cep telefonları zaten yok. Askerlik süresince onların birbirlerine yazdıkları uzun mektuplar hala bir pakette saklanmış olarak durur.Çocukluğumuzda merak dürtüsüyle hep anneme okutmaya çalışırdık. 

Her 11 Mart'ta babamın anneme hediyesi genellikle çiçek kokulu bir parfüm olurdu. Aslında parfüm kültürü olmayan bir insanın sevdiği kişinin hoşlandığı bir şeyi alma çabası ilginçtir. O yıllarda her şey bu kadar pahalı değildi tabii.

Son yıllarda adeta sevgi yoksunu bir toplum olduk. İnsanlar birbirinden sevgiyi esirgiyor veya sevgisini farklı ifade ediyor.Hep dikkatimi çeker; Evlilik törenlerinde evlendirme memurunun "iyi günde-kötü günde" diye başlayan konuşması layıkıyla  yapılırsa ne güzeldir. Bazıları da konuşma yapmadan rutin bir töreni robot gibi uygular. Düşünürüm, bu tipler evlilikte aradığını bulamayanlar mıdır acaba?

Evliliği, sevgiyi, aşkı sağlamlaştıran, temeli güçlendiren, birbirinden destek alarak, güç alarak hayatı sürdürmek değil midir? Ben bunun en yakın tanığıyım. 
Babam hayatının son 10 yılını yatağa bağımlı-felçli olarak geçirdi. Adeta gözleriyle konuşan bir insandı. Bu durumuna nasıl üzüldüğünü, gözlerinin buğulanmasından, sesinin titremesinden bilirdik. 

Bir trafik kazası sonrası, önce koltuk değnekleriyle yürüme, tekerlekli sandalye dönemi ve yatağa bağımlı geçen yıllar... Zor yıllardı, sevgiyle, içtenlikle zorlukların üstesinden geldi annem. Tuvalet kontrolünün sağlanamadığı yıllarda bile tertemiz bakıldı. Bir bebek gibi yemekleri ezerek, mama gibi hazırlayarak, elini, yüzünü, ayaklarını silerek ... Ve hiç şikayetçi olmadan, yakınmadan, üşenmeden bunları yaptı.

Yüz sinirlerinin felci (Trigeminus Nevraljisi) hastalığı dünyanın en şiddetli ağrılarından biri olarak anlatıldı bize. Babam hastalığından önce uzun yıllar avukatlık yapmıştı. Dosya numaralarını,müvekkillerinin adlarını hatırlar, yakınlarımızın telefon numaralarını unuttuğumuzda bize hatırlatırdı. Ölümüne kadar hafızada en küçük bir kayıp olmadı. O'nun ölümünden yıllar sonra anneme Alzheimer teşhisi kondu. Bugün düşünüyorum da adeta gene birbirlerini tamamlamışlar.

O sürede annem dikiş dikti, öğrenci yetiştirdi.(Zaten Olgunlaşma mezunu çok iyi bir dikiş öğretmeniydi.) Hiç unutmam, O yan odada çalışırken, babam çağırdığında duyabilmesi için yatağının başucuna küçük bir zil koymuştu. Sık sık kontrol etmesine rağmen bazen zil sesi duyulurdu. Annem koşarak gittiğinde babam gülümseyerek  "Sadece seni görmek,  sesini duymak için çağırdım" derdi. Bir ses, bir nefes, bir tebessüm bazen nelere bedeldir.

Aralarındaki sevgi, dostluk ölünceye kadar hiç tükenmedi. İki sevgili değil, hayat arkadaşı oldukları yıllardı o zor yıllar. Şimdi de var bazı ailelerde ama o zamanlar karyolalarda  baş yastıkları iki kişilikti.Bu yastıklar bana hep paylaşmayı hatırlatır. Günümüzde bazı eşler ikili yastığa bile sığamaz oldular. Zaman mı değişti, yürekler mi küçüldü, yoksa dünyamız mı daraldı?

Kutladığımız ne çok gün var yıl boyu. Ama bu günlerin anlamını yeterince biliyor muyuz? Ya da anlamlarına uygun yüklemeler yapabiliyor muyuz? Bazen sevgisizliğin öylesine yoğun olduğu olaylar yaşıyoruz ki neden sevgiyi aşılayamadık insanlarımıza diye üzülüyoruz. Günümüzde insanın insana kıyımı, eziyet etmesi, hırpalaması ne kadar çoğaldı. İnsanın canı yanıyor, içi acıyor.


Sevgililer Günü bu yıl da özel olarak kutlandı ve bitti. Sevgililer günü neden tek güne indirgenmiş olsun? Her gün sevginin anlatılabileceği bir gün olamaz mı? Tek güne sıkıştırılan sevgi de kendini preslenmiş gibi hissetmez mi? Şimdi düşünüyorum da o yıllarda sevgi, saygı, vefa, sabır, ve fedakarlık hayatın merkezindeydi. Nitelikli "gerçek sevgi" çok değerliydi.

Dünyanın neresinde olursa olsun; iyi günde, kötü günde, el ele, göz göze eşiyle hayatı paylaşabilen, yüreği sevgi dolu güzel insanları saygıyla anarak...