İki şeyin değerini elden gitmeden takdir etmek zordur; Sağlık ve gençlik. Hz. Ali- Gençken bilgi ağacını dikelim ki yaşlandığımız zaman gölgesinde barınacak bir yerimiz olsun. Lord Chesterfield
- Gençliğin hakkını sadece hatalar verir. J Bernard
- Böcek olmayı kabullenenler ezilince şikayet etmemelidirler. F.Schiller
- Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır. Goethe
- Bir şeyler değiştirmek isteyen insan önce kendinden başlamalıdır. Sokrates
- Söylediğiniz sözlerin hiçbirini kabul etmiyorum. Fakat sizin bunları serbestçe söyleyebilmeniz için canımı veririm. Voltaire
- Umudunu yitirmiş olanın başka kaybedecek şeyi yoktur. Bolse
- Kuş bakışı bakmak güzeldir. Fakat kuş gibi bakmamak şartıyla. Şeyh Sadi
- Bildiğini bilenin arkasından gidiniz,
- Bildiğini bilmeyeni uyandırınız,
- Bilmediğini bilene öğretiniz,
- Bilmediğini bilmeyenden kaçınız. Konfüçyüs
ALZHEİMER FARKINDALIK GEREKTİRİR.
Eylül 24, 2021
ÖZLÜ SÖZLER...ALZHEİMER FARKINDALIK AYI- EYLÜL 2021
Eylül 21, 2021
DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ ( 21 EYLÜL)
Hayat bir gidiş gelişler toplamı değil midir? Gelişler güzeldir genellikle; Uzaklıkları yakınlaştırır, umut yüklüdür, özlem gidericidir.
Ama ya gidişler... Ne zaman, nasıl, nerede olacağı hiç belli değildir. Bazen bir hastalık, bir kaza ya da ani bir ölüm sevdiklerimizi, dost ve yakınlarımızı elimizden alır.
Bugün DÜNYA ALZHEİMER GÜNÜ.
Tüm ikinci çocukluğunu yaşayanlara saygıyla...
Edip Akbayram'ın "Sen Benden Gittin Gideli " adlı şarkısıydı. Maalesef yüklenemedi.
Eylül 18, 2021
ALZHEİMER... Birer birer unutmak her şeyi...
Eylül 13, 2021
DÜŞLERDE SEVGİ...
Yıllar öncesinden annemin bir sözünü hatırlıyorum; "Hayatta bir şeye çok imrendim" derdi. "Çocuklarına yakın evlerde, yerlerde yaşayan anne -babalara... Babamı erken yaşta kaybettik. Sonraki yıllar; tesadüfler, öğrenim durumları, çalışma hayatı, eş durumlarından ötürü tüm kardeşler farklı yerlerde olduk. Biçki- dikiş öğretmeni olan annem uzun yıllar fedakarca terzilik yaptı, öğrenci yetiştirdi.
Ben de torunlarının elinden tutarak onları çocuk parkına götüren dedelere imrendim hep. Geliş gidişlerle, kalışlarla annemi hiç yalnız bırakmadık. Sevilene duyulan özlem, bir vefa bağı, insanın bazen o ihtiyacı nasıl da yoğunlaşıyor. Bazen hava raporlarını dinlerken sevdiklerinizin olduğu yörelerde havanın soğuduğunu duyarsınız. İçiniz titrer, adeta siz de üşürsünüz. Ya da hava çok sıcaktır, sizin de içiniz yanar.
Uzaklarda bir doğum günü kutlanır, romantik bir akşam hayali girer devreye. Fotoğraflardaki mumların yarı aydınlığı bile nasıl da güzeldir. Kalabalık ailede olmanın en güzel yanı bu kısa süreli buluşmalardır.
Katıksız gerçek sevgi kaynakları o kadar çok ki; Sevdiklerimiz, dostlarımız, doğa, çiçekler, hayvanlar, sanat, spor, kitaplar... Tükenmez bir hazine gibi. Düş kurmak sınırsız. Bazen türlü iyilikler, güzellikler düş gücüyle bir merkezde toplanıyor. Uzakları yakın kılabiliyorsunuz. Düşlerin kumanda merkezi beynimiz. Çocuklarla birlikte dünyayı rengarenk boyamak mümkün. Uçurtmalar uçurmak, şarkı söylemek de...
İyi ki telefonlar var. Bazen yumuşacık, tatlı bir ses : "Dede ben sizleri çok özledim, Anneanne ben artık okullu oldum, Doğum günümü kutladım, ben artık beş yaşındayım."
Ve aralıksız sorular, sorular,,, "Peki siz ne zaman geleceksiniz? Bu doğum günümde de kargo gönderecek misiniz?
Bu duygularla kuş olup uzak diyarlara, sevdiklerinin yanına uçmak geliyor insanın içinden..
Makbule ABALI
Ağustos 30, 2021
ANMA...
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZI KUTLUYORUZ.
İyi çocuklara, kahramanlara
---------------
Yokluğun cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum kapama gözlerini..."
Ahmed ARİF
Ağustos 27, 2021
AĞAÇ EV SOHBETLERİ 105
Neden Kitap Okuyoruz?
Bir süredir bloglar arasında devam eden Ağaç Ev Sohbetlerinin bu haftaki konusunu Derin Arkadaşımız (Deep Tone) belirledi. İsteyen arkadaşlar bu konuda sohbete katılabiliyorlar.
Neden Kitap Okuyoruz?
Okula başlamadan önce kitapları elime alır, uzun uzun resimlerine bakardım. O resimlerde az mı hayali yolculuklar yaptım, öykülerde dağlar aştım, yeni arkadaşlar edindim. Bizim zamanımızda Bütünden Parçaya öğrenirdik. Önce cümle, kelime ve harf. Renkli fişler hazırlardı öğretmenimiz. Şubat ayı gelmeden okurduk. Daha kolay, daha zevkli ve pratik. Eğitsel kollarda Kitaplık kolumuz vardı, her sınıfta bir kitap dolabı bulunurdu. Kitapları okudukça paylaşırdık. Kol başkanı olarak o dolabın anahtarını taşımak ne büyük sorumluluktu.
Daha sonraki yıllarda okuma yarışlarımız, kitap özetlerimiz, münazara ve kompozisyonlarımız bizleri okumayla dost kıldı. Okumak için okuduk, bilgilenmek, öğrenmek, sevdiğimiz, saydığımız büyüklerin gözüne girmek için okuduk.
Bugün bile takvim yapraklarını, birbirimize yazdığımız pusulaları okurum. Küçüklüğümüzde kardeşimle babamın anneme geçmişte yazdığı mektupları nasıl da heyecanla okurduk. Önceleri kitaplar konusunda seçici değildik. Her kitap öğrenmeye açık yeni bir kaynaktı. Polisiye romanlar, duygusal çocuk romanları, haftalık dergiler, macera kitapları... Belki büyüdüğümüzü hissetmek istiyorduk.
Yıllar önce yazdığım günlükleri bugün okumak şimdilerde öyle farklı bir duygu ki. Kendimi tanıyorum, sorguluyorum, belki yargılıyorum. Zamanla seçici olmayı öğreniyor insan. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza, budala. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Sait Faik, Nazım Hikmet, Orhan Veli ,Cahit Sıtkı Tarancı, Steinbeck ,Gazap Üzümleri; dost olduklarım. Çalıkuşu, Küçük Kadınlar, can dostlarım, unutamadıklarım...
Çekingen bir çocuktum. İnsan kişiliği çok büyük bir değişime uğramıyor. Kitaplar size kocaman bir dünyanın kapılarını aralıyor, ufkunuzu genişletiyor, güveninizi tazeliyor. Candan bir dost gibi yanınızda, yakınınızda olsun istiyorsunuz. Yemek, içmek gibi olağan bir ihtiyaç, açlık, susuzluk gibi bir duygu. Evliliğimizde yeni eve ilk siparişimiz, bir duvarı boydan boya kaplayan bir kitaplık olmuştu. Ve taşınan eşyalar arasında kutular dolusu kitap; vefalı dostlar gibi kitaplar...
Kitaplara notlar almışım, işaretler koymuşum. Her karıştırışta yeni şeyler buluyorum. Bir arkadaşıma, dostuma doğum günlerinde hep kitap armağan ederim. benim de her zaman aldığım en değerli hediye kitaptır. Bir küçük pusulayla verilen hediye iki kat değer kazanır benim için. Zamanla okuma hızınız düşüyor tabii. Gözlerinizde bozukluklar çıkıyor. beden temponuz yavaşlıyor. Sadece okumak değil, yazmak da bir başka anlam kazanıyor. Hayatı yeniden filme çekiyorsunuz adeta. Ama okumanın kazandırdıklarını kayda alıyorsunuz bu kez. Ve hayat devam ediyor...
Makbule Abalı
Ağustos 24, 2021
SULAR GİBİ...
Suyun hayatımızda inkar edilmez bir önemi var:
Saflığı, temizliği vurgularız:
Su gibi temiz, su gibi berrak deriz.
Güzelliği anlatmak isteriz:
Bir içim su gibi deriz,
Olumsuzluğu anlatmak istediğimizde:
Elinden bir yudum su içilmez deriz.
Ucuzluğu, sudan ucuz diyerek anlatırız.
Kolay öğrenmekten söz ederken:
Sular seller gibi öğrendim deriz
Beddua eden insan:
Bir yudum suya muhtaç ol diyebilir.
Çok öfkelenirse:
Bir kaşık suda boğmak ister adeta.
Çok susadığımızda su veren kişiye:
Su gibi aziz ol deriz.
Bir özlemi dile getirmek için :
Suya susamış toprak gibi denir.
Değişik konulardan söz açarken:
Havadan sudan deriz.
Bazen sudan meseleler için
Birbirimizi kırar, ama sonra
Sular seller gibi kaynaşıp barışır,
Geçinip gideriz...
Makbule Abalı
Ağustos 17, 2021
PAYLAŞMA- YARDIMLAŞMA...
Paylaşma- yardımlaşma en güzel alışkanlıklarımızdan biri. Zamanla onlar da değişime uğradı, başkalaştı, kılık değiştirdi. Ben hala yemek servisi yaparken "kardeş payı" diyerek dağıtırım. Kalan bir küçük parçayı bile ikiye bölerim. Ülkemizde ve dünyada o kadar aç insan varken çöpe atılan yemeklere içim gider. Yemek reklamlarının görüntülerini aç insanlara haksızlık olarak nitelendiririm. Bir ülkede yoksullarla varlıklılar arasında uçurum varsa o ülkede adaletten söz edilebilir mi..?
Son yangın ve sel felaketlerinde paylaşma ve yardımlaşmanın ne çok örneklerini gördük; Canla başla var gücüyle koşturanlar, kovalarla su taşıyanlar, yanan hayvanları ağlayarak kurtaranlar ya da bir tarafta seyirci kalanlar. Hatta bazı yardım kolilerinin ihtiyaç sahiplerinin eline ulaşmasına engel olunduğundan bile söz edildi.
Tehlikenin boyutunu anlamayanlar; Onları hiç unutmayacağız. Ama öte yandan yangınlarda yanan bir kaplumbağaya su içiren insanı da, yaşlı insanları sırtına alıp taşıyanları da unutmadık, belleklerimize kazıdık.
Gökyüzü renk değiştirirken, maviden kızıla dönerken kendilerinin yüzleri bile kızarmadan uzaklardan izleyenler de hep utanç köşelerinde kalacaklar. Bizler yardımlaşma ve paylaşmayı bilen insanlardık. Yaşadığımız acı deneyimler bize güvensizliği öğretti. Kim kime nasıl yardım etti, toplanan paralar nereye gitti? Huy değiştirdik, davranış değiştirdik. Sorgulamadan elimiz yardıma varmıyor.
Ne zaman eski halimizi bulacağız, ne zaman yeniden "eski biz" olacağız?
Doğal afetlerde zarar gören, yakınlarını, malını, hayvanlarını kaybeden tüm yurttaşlarımıza geçmiş olsun diyor, acılarını yürekten paylaşıyoruz.
Makbule Abalı
Ağustos 10, 2021
ÇOCUK OLABİLMEK...
Son orman yangınlarında bir kez daha tanık olduk; Çocuklar gelecekte yetişkinlerden çok daha planlı, düzenli çalışacaklar, benzer felaketlerin
İnsanlık adına öyle merhametli ve vefalılar ki davranışlarıyla şaşırtıyorlar bizi; Karıncalarla, kelebeklerle konuşuyorlar, yanan buzağıların ardından hüngür hüngür ağlıyorlar. Yangında kalan kaplumbağalara su veren yetişkinlere yardım ediyorlar. Yaptıkları resimlerde acıyı, hüznü kapkara boyalarla dile getiriyorlar. Mutlu oldukları anlar canlı renklere bürünüyor.
Çocuklar içten, saf, temiz ve masumlar. Günümüzde pek çok yetişkinde rastladığımız yalan, riya, aldatmaca, acımasızlık , haksızlık onlarda yok. İçleri, dışları bir. Hoşlanmadıkları bir davranışı rahatlıkla eleştiriyorlar. İçimizi acıtan soruları da var. "Kuşların yanan kanatlarının yerine yeni kanat takılabilir mi?" sorusu gibi.
Çocukların dünyasında " çocuklar gibi" oluyor insan...
Makbule ABALI-Eğitimci
10. 08. 2021 Mersin
Ağustos 03, 2021
AĞAÇLAR DİLE GELSE...
Ağaçlar dile gelse: Ne uzun, ne renkli, ne güzel, belki de ne acıklı öyküleri olurdu kim bilir... Neler anlatır, neler fısıldarlardı geçmiş yaşamlarından; sabırlı bir dinleyici bulsalar, paylaşırlar mıydı acaba sırlarını... Yoksa kırgın, kızgın, öfkeli midir ağaçlar insanlara ? Yıllarca yararlanıp sonra da değerini bilmediğimiz için, ihanetle mi suçlarlardı biz insanları, kim bilir...


















