Sayfalar

okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aralık 13, 2025

BİR KİTAP-DALMIŞSAM UYANDIRMA

 




Bazı etkinliklerin zamanı vardır. Günlük hayatın koşturmacasında değil, sakin bir zamanda yapmak istersiniz. Kendinizi hazır hissettiğiniz bir anda, sakin bir köşede,  daha dingin bir kafayla, önyargılardan uzak, kendinizle baş başa. Uzun zamandır başucumda okunmayı bekleyen kitaplardan biriydi Dalmışsam Uyandırma. Benimle birlikte 10 gün hastane günlerime de katıldı. 

Kitabın arka kapağında çok güzel bir tanıtım yazısında şöyle yazıyordu: 

"Dalmışsam Uyandırma" sadece bir öykü kitabı değil, aynı zamanda insanın kırılganlığını, dayanıklılığını ve umut etme gücünü sorgulayan edebi bir yolculuk. Bu yolculuğa hazır mısınız? 

Öyle yerinde bir soru ki bu, gizemli bir yolculuğa hazır olmadan kitabı okumaya başlamamalısınız.

Bahar Uysal Karakuş ile yıllardır süregelen bir blog arkadaşlığımız var. Yüzünü görmeden, sesini duymadan, anlatılarıyla, eğitimci kimlik ve kişiliğiyle çok sevdiğim benimsediğim, bir öğretmen yazar. "Maviye İz Süren" ilk öykü kitabı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın projelerinde yazar öğretmen olarak yer alıyor. Halen Ankara'da Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor.

Kitapta 14 öykü var. Kitaba başladıktan sonra bırakamadım. Yenilenen yakın gözlüğümle okuduğum ilk kitap oldu. Altını çizerek okuduğum, notlar aldığım pek çok bölüm var. Okurken an'ı yaşatan, geçmişe dönüşler yaparken düşündüren, her şeye rağmen umut aşılayan, okuyana güç veren öykülerle adeta bütünleşiyorsunuz.

Sayfaları çevirirken öyle ilginç tiplerle, olay ve durumlarla karşılaşıyorsunuz ki, kahramanlarla birlikte gerçek mi, fantastik mi hemen algılayamadığınız yolculuklarda dalıp gidiyorsunuz. Öyküler şaşırtıyor, duygulandırıyor, aynı zamanda bilgilendirip eğitiyor okuyucuyu. İki kez okuduğum, dalıp gittiğim satırlar oldu. Betimlemeler çok isabetli ve doyurucu idi. Masal dünyasında gezinirken yaşananlar bazen hüzünlendirse de umut hiç tükenmiyor. 

Kitabın adı çok bilinçli seçilmiş. Bu güzel yolculuk bitmesin istiyor insan. Sonunda mutluluk olan gerçeklere ulaşmayı, eleştirerek kendini bulmayı kim istemez? Kitaptan alıntılar almak, bütünün gizemini bozmak gibi geliyor bana. Okurken düşünmek çok daha etkileyici. O yüzden az'la yetineceğim...

"...farklı bir görüşle var olanı görme oyunu oynuyordu." 

"Hayal kırıklıklarını mumyalarız, gömeriz toprağa, onların yerine yeni hayal fideleri alır dikeriz." 

"Bak evlat, insan neyi kaybederse dünyayı oradan görüyor. Doğru bir dikkat şekli değil bu. Dünyaya geniş dikkatten bakmak lazım." 

"Az, çoktur; bir bakarsın yoktur."

"Sadece kendi topraklarında yetişen endemik bir bitki değilim. Her yerde yetişebilme, çiçek açabilme özelliğim var."

"Başa dönemezsin. Devam etmek var."

"İnsan yaşama sevincini sevdiği varlıklarda bulabilmeli. Alacalı ağacım benim.

"Sadece bakıyorsun, görmüyorsun. Gör. Zamanımız çok kısa." 

"İnsanın önce kendini olduğu gibi sevmesini sonra sevgiyi paylaşmasını" 

"Büyük bir yokluğu en yakınlarında görenler, dünyadaki diğer acılara karşı duyarsızlaşıyordu."


Teşekkürler BAHAR. Her şeye rağmen emek harcayarak iyilik ve güzelliklere ulaşmaya çabaladığın için, güvenini ve inancını kaybetmeden umutları tazelediğin için. Azla yetinip yeniden var ettiğin için... 

Makbule ABALI-Emekli Eğitimci

13 Aralık 2025 Urla-İzmir




Kasım 13, 2025

ÇOCUKLAR VE KİTAPLAR





Burnunu vitrin camına dayamış, hayran hayran camın arkasını seyreden 8-10 yaşlarında bir çocuk. Annesi içeride, o dışarıda Bir süre birlikte baktık aynı yöne. Doğrusu ben daha çok onu izledim. 

Bir kitapçı vitriniydi seyrettiği. Caddenin gürültüsü, insanların koşuşturması onu hiç ama hiç ilgilendirmiyordu. Öyle sevimliydi ki. Onu tedirgin etmemek için fotoğrafını çekemedim önce. İzin alarak çeksem doğallık bozulacaktı. Ama onun o duruşu, kitapları ilgiyle, dikkatle izleyişi beynimde yer etmiş durumda. 

Bir zamanlar doğum günlerinde verilecek en güzel hediye kitaptı. Parlak renklerle 1. hamur kağıda basılmış, en güzel resimlerle donatılmış kitaplar da değildi bunlar. Ama seyredilmez, okunurdu. Kitaplar can dostuydu çocukların. İlkokullarda bir kitap köşesi ya da kitaplık kolu mutlaka bulunurdu. 

Günümüzde kitaplar gene var. Ama görsel anlamda bilgisayarlar, tabletler, çizgi filmler, oyunlar daha ön planda. Uykuya geçmeden önce okunacak bir öykü çocuklara nasıl da iyi gelir. 

Kitaba dokunmak, kokusunu duymak, sayfalarını karıştırmak bilgisayar veya tabletin verdiği hazza eşdeğer midir? Bilgisayarlar geceleri uykuya dalmadan çocuklara kitap okuyamaz ki. Onlara canlı canlı, sesli soru da sorulamaz ki. Tekrar tekrar anlatma sabrı da yoktur bilgisayarların. Bu işi mükemmel bir şekilde başaran anneler, babalar, anneanneler, babaanneler, can dostu bir akraba, teyze, hala, dayı, amca vardır nasılsa. İyi ki varlar. 

Çocuklar kitapların sayfalarını araladıkça yeni dünyalar keşfederler. Heyecanlı, macera dolu bir yolculuktur bu. Bazen hayal alemlerinde yeni arkadaşlar edinir, yeni ülkelere doğru yol alırlar. Şimdi var mıdır acaba? Eskiden çocuk dergisi Doğan Kardeş vardı. Dopdolu bir dergi. Nasıl da merakla beklenirdi. İçinde masallar, şiir köşeleri, karikatürler, çizgi romanlar... 

Erken yaşlarda iyi yönlendirilen çocuklar sonraki çağlarda da kitaplardan kolay kolay vazgeçmiyorlar. Neyi okuyacaklarını doğru biçimde seçerek kitaplar dünyasında yol alıyorlar.

Bazı büyük kitapçılarda artık çocuklar için küçük tabureler, küçük masaların da konması ne güzel. Çocuklar için adeta küçük bir dünya, bir kitap cenneti yaratılması güzel bir düşünce. Televizyon ekranlarında büyük kentlerin kitap fuarlarında çocukları da görünce nasıl da mutlu oluyor, doğru yerdeler diye düşünüyorum. 

Günümüzde teknolojinin sağladığı yeniliklerle eskilerden çok daha kaliteli, cazip çocuk kitapları basılıyor. Ama okuma tutkusu azaldı sanki. Bazen günlük tutan, şiir yazan, hobileri olan bir çocukla karşılaşıyorsunuz. Fark yaratan her çocuk, yarınlar adına insanı mutlu ediyor. Okuyan, araştıran, düşünen, öğrendiğini paylaşan çocuklar, önyargısız, kavgasız, huzurlu bir dünyayı da daha kolay oluşturacaklar. Çocuklardan yana çok umutluyum ben.

Makbule ABALI-Eğitimci
Türkiye


DÜNYA ÇOCUK KİTAPLARI HAFTASI KUTLU OLSUN.

Ocak 30, 2025

MAVİYE İZ SÜREN - Bir Kitap Tanıtımı -Bahar Uysal Karakuş

 


 Günler inanılmaz bir hızla akıp geçiyor. Koşmak- yürümek, adımlamak-emeklemek... Ne yaparsak yapalım, bizim yaşlarımızda dünya ve ülke gündemine yetişebilmek pek kolay olmuyor. Ancak her şeye rağmen alışkanlıklarımızı, akıl ve beden sağlığımıza iyi gelecek şeyleri olabildiğince sürdürebilmek rahatlatıyor insanı.

 "Okumak ve Yazmak, paylaşmak-görüş alışverişi yapmak" bana terapi gibi gelen etkinlikler. Emekli olsanız bile- hayat sizi tümden emekli etmediği sürece- ağır çekimde de olsa, tüm çabanızla yaşam bağlarınızı korumaya alıp, alışkanlıklarınızı-küçük değişimlerle- sürdürüyorsunuz

Yerli ya da yabancı her kitap; okunan zamana, döneme, konusuna, okuyucunun kişilik özelliklerine, beklentilerine, bulunduğu sosyal çevreye  ve o andaki ruhsal durumuna göre  farklı etkiler  yaratabilir. Bazı kitaplar her zaman okunabilir, kalıcı değildir, oyalayıcıdır. Bazı kitaplar ağır gelebilir, bir kenarda tekrar ele alınmayı bekler. Bazen aylarca, yıllarca sürebilir bu bekleyiş. Bazı kitaplar da hazzına varılmışsa yeniden, birkaç kez okunmayı hak edebilir.

"Maviye İz Süren" farklı bir kitap.  Günlerce başucumda sabırla bekledi. Okunması ertelendiğinden değil, daha iyi anlamak, hatta  sindirebilmek için defalarca okunduğundan. İçtenlikle yazıyorum; kitapla adeta dost olduk, bitsin istemedim. Okurken yazarla aynı duyguları hissettim, notlar aldım, altını çizdiğim pek çok cümle oldu. Bazı kitaplar insanın kendini daha iyi tanımasına- daha çok yönlü düşünmesine zemin hazırlar. Yazarı, yaşamını, kimliğini öğrenmek istersiniz... Onun dilinden, onun özünden, onun duygu ve duyuşlarıyla; "Maviliklerde iz süren" çok değerli bir öğretmen yazarla birlikte yolculuğunuz başlar.

Kitap 2020 Yılında mecaz Yayınevi tarafından yayına hazırlanmış, 135 sayfa. "Maviye,-İz- Süren" başlıklı 3 ayrı  bölümde; hayatın içinden 10 'ar öykü ile toplam 30 öykü yer almış. "En çok hangi öyküyü beğendin? " derseniz, bu zor soruyu yanıtlayamam doğrusu. Okurken her birinde derinlemesine duygular, günlük hayattan insan yaşamından izler, felsefi düşünceler  buldum.  Çok severek-beğenerek, düşünerek okudum. Sanırım bu değerli öykü kitabında; herkes kendinden bir şeyler bulabilir. Bahar Uysal Karakuş; Okumayı-yazmayı seven idealist bir öğretmen. Kitabıyla aynı adı taşıyan bir blogda da yazıyor. (Yıllardır çok severek izlediğim bir blog.)  

Kitabın başındaki "SUNUŞ" ta  Bahar Karakuş şöyle diyor: 

"Bozkırda büyüyen her çiçeğin maviye özlemi vardır. Benim mavi yolculuğum, içinde denizlerin, gökyüzünün sonsuz rengiyle boyanmış iyimser bir gelecek gayesini barındırır.  Mavi, kimsenin varmadığı bir yerdir; gelecektir. Yürüdükçe uzaklaşan ufuk çizgisi gibidir. O tükenmez ulaşma gayesi insanın ruhunu canlı tutar, onu yaşama bağlı kılar." 

KİTAPTAN ALINTILAR:

"Yazmak, zihnimi işgal eden her şeyden, uzaklaşma oyunu. Kelimeler uzak bir yelkenli olmak istercesine."

"Kanadından eksilen bir tüy için üzülür mü kuşlar? Bir işaret olmalı, bu apansız beliriveren kuş tüyü."

"Rüstem Usta, sanayiye yıllarını vermişti. Nice farklı yüz, farklı ses, farklı kişiler görmüştü. Bir türlü sanayileşen, makineleşen bir çağın yarattığı duygusuz insanlardan olamamıştı. Ama karşılaştığı müşterileri, çoktan devleşen sanayiye ayak uydurmuş zor bir zamanın kalpsiz aktörleri olmuştu."

"Dün geçti, bir rüya... Gelecek muğlak bir umut...Bugün avuçlarımın içinde bir gerçek...Berrak, dingin bir deniz maviliğiyle kucakla onu..." 

"Zamanın hangi kıyısında olduğumu bilmiyorum. Geçmişin zehrini akıttım kabuk tutan yıllara. Bir Shakespeare tiradını mırıldanıyor ay. Kırık kalbimi, tütsülenmiş bir şiir açıyor. Onun mısralarında kayboluyorum."

"Rüzgârın tanıdım mısralarından, göçmüşüz başka yerlere. "

"Suskunluklarımın hepsi, söyleyemediğim sözcüklerin ağırlığını taşıyor.

"Doktorun gerçeklerden kaçmak yerine onlarla yüzleş demedi mi?" 

"Her şey hızlıca tüketilmiş, anlamını yitirmiş, sıradanlığın sığ denizinde kalmış." 

"Geçiş mevsimleri de kalıcı izler bırakıyor insanın ruh hallerinde."

"Asıl mesele, yandıklarından ötede, kendi içinde yaktığın ateşle yolunu her an aydınlatabilmekti..."

"Gittikçe kuraklaşan hislerini filizlendirmek için kuvvetli yağmurlar lâzımdı." 

"Hazırlandı yeni günlere titizlikle. Karşıladı her günü son günüymüşçesine..."

"Uyanmak dedi, uyanmak... Düşlerin gerçeği sınaması, uyanmaktan geçer." 

" Gözyaşlarıyla sürekli ıslanan acıları da yıkandıkça çeken çamaşırlar gibi olsaydı keşke..."

"Her şeye çok çabuk üzülürsen, hasta olursun, çabuk yaşlanırsın. İnsanlar, susmazlar, sen duymamayı öğreneceksin."

Kitapta o kadar çok altını çizdiğim cümle oldu ki; içtenlikle söylemeliyim, alıntılara alamadıklarıma haksızlık ettiğimi düşündüğüm bile oldu. 


Yüreğine-emeğine sağlık çok sevgili Bahar. Lütfen yazmaya devam et. Yazdıklarını okumak, insana iyi geliyor. 

Makbule Abalı-Eğitimci 

30 Ocak 2025 İzmir-Urla















 



 


Mart 28, 2024

BİREYSEL UNUTKANLIKLARDAN TOPLUMSAL KAZANÇLARA...



  Aslında gecikmiş bir yazı bu. Ama inanıyorum ki bazı konuları vurgulamak ya da tekrar tekrar hatırlatmanın, konu üzerinde düşünmenin toplumun bilgilenmesine de katkısı olacaktır.  Önemli konulara tek gün ayırmak değil, zaman zaman yeniden dönüşler daha kalıcı bilgiler sağlıyor. Hele konu hatırlamalar ve unutmalarla ilgili olunca daha da önem kazanıyor. 

Çok sevdiğim bir yakınımla birlikte 24 Şubat Cumartesi Günü İzmir Güzelyalı Kültür Merkezi Nazım Hikmet Salonunda İzmir Alzheimer Derneği ile Lions Kulübü'nün  ortaklaşa düzenledikleri bir panele katıldık. İyi ki duyurmuş sevgili Sevil. Konu  "Alzheimer ve Müzik" idi. Konuşmacılar; Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Dr. Aysel Gürsoy, İzmir Alzheimer Derneği Başkanı Sevnaz Şahin ve Müzik alanında uzman Sn. Çiğdem Sabuncuoğlu idi. Çok yararlı bilgiler sunuldu, açıklamalı broşürler verildi. 

Saat 14.00'de başlayan toplantı 16.30'da henüz bitmemişti. Önce Türkiye Alzheimer Derneği İzmir Şubesi Onursal Başkanı Sn. Doktor Aysel Gürsoy Demans ve Alzheimer hakkında genel açıklamalar yaptı. Bu arada İzmir Alzheimer Derneği yeni Başkanı , Ege Üniversitesi Geriatri Bölüm Başkanı Sn. Sevnaz Şahin ile birlikte açıklamaları bütünleştirdiler. İlk kez duyduğum bir bilgi bana çok ilginç geldi. Ege Üniversitesi'nde 3. yaş Üniversitesi 2016 yılında faaliyete geçmiş. 60 yaş üstü bireylere haftanın 3 günü ders veriliyor. Derslere  devam  zorunluluğu var. Sağlık Bilgisi,  Dijital okul,  Yazarlık, Vals, Psikodrama derslerden bazıları. Üç yılın sonunda katılımcılara diploma veriliyor. 

O gün tuttuğum notlardan ve broşürden alıntılar yapmak istiyorum:

* "Aktif Yaşlanma, ileri dönemlerdeki vücut ve ruh için yapılan bir yatırım gibi düşünülmelidir. Yaşlanma doğumla başladığına göre, hedefe ulaşmak ve başarılı yaşlanmak için gençlik hatta çocukluk döneminde başlatılmalıdır." 

* Yaş ilerledikçe hastalığın sıklığı artıyor. Risk faktörleri: ailede Alzheimer öyküsü, genetik yatkınlık, kafa travmaları, uzun süreli depresyon, kronik alkol kullanımı, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, uzun süreli strese maruz kalma. 

* Bir ölçüde korunma amaçlı yapılabilecekler: Akdeniz diyetiyle beslenme. sebze, meyve tüketimini arttırma, kafa yaralanmalarından, düşmelerden korunma, alkol ve sigara tüketimine dikkat edilmesi.

* Son yıllarda yapılan araştırmalar hastalığın fark edilmeden 20-30 yıl geride başladığını ve eğer araştırılırsa tanının 40 ve 50'li yaşlarda da konulabileceğini göstermektedir. 

 *Alzheimer hastalığı bilişsel fonksiyonların kaybına neden olan ve zamanla ilerleyen bir beyin rahatsızlığıdır. 

 *Alzheimer hasta yakınları hastalarıyla iletişim kurarken: sakin ve nazik bir şekilde konuşmaya dikkat etmelidirler. Hastanın ruh hali çok sık değişebilir. Alınganlıklar, depresif davranışlar, ağlama nöbetleri görülebilir. 

* Özellikle saldırganlık ve öfke nöbetleri sırasında hasta yakınlarının da öfkelenmesi hastanın saldırgan davranışlarını tetikler. 

* Alzheimer Hastalığını düşündüren uyarıcı bulgular: Hafıza kaybı, alıştığı işleri yapma güçlüğü, lisan problemleri, zaman ve yere oryantasyon bozukluğu, karar verme yetisinde bozulma, soyut düşünme bozukluğu, eşyaları yanlış yere koyma, kaybetme, kişilik değişiklikleri, duygu ya da davranış değişiklikleri, bir işe başlama yeteneklerinde kayıp.

 *Alzheimer Hastalığına karşı önlem olarak: Bilgiye ulaşmak, kitap okumak, planlı yaşamak, Hareketli olmak, yürüyüş yapmak, müzik dinleyip dans etmek, sosyal olmak, yeni kişiler tanımak, yeni bir iş öğrenmek, sakin olmak, sade yaşayıp neşeli, güler yüzlü olabilmek

* Beyin zoru seviyor, konfor beyni yoruyor. Beyin ve beden uykuda dinleniyor. 

 *Programın son aşamasında Alzheimer ve Müzik konusuna uygulamalı olarak yer verildi. Çiğdem Sabuncuoğlu Hocamız belirli makamların  insan ruhundaki yapıcı ve onarıcı etkisinden söz etti. Gözlerimizi kapatıp müzik dinledik, duygular dile geldi. 

Uzun, detaylı, çok yönlü bir programda ekip çalışmalarının gücüne bir kez daha ta yürekten inandım.  

Mersin'de de değerli Aynur Özge Hocamızın önderliğinde sürdürülen harika çalışmaları hatırladım: Hastalar ve hasta yakınları için programlanan Eğitim Kampları, seminerler, konferanslar, spor ve müzik, el işi çalışmaları, edebiyat saatleri, yoga, makrame, fotoğrafçılık kursları, İmece Mutfak etkinlikleri... Soru sorduğunuzda anında cevap aldığınız uzman bir ekip. Uzaklardan özlemle andım, gönül dolusu selam ve sevgilerimi ilettim. 

Ülkemizin her köşesinde insanı, doğayı, sanatsal etkinlikleri, sporu benimseyen, koruyucu, onarıcı insan sağlığına inanan kişilerin varlığı ve gücü elbette bireylerden topluma yansıyacak, yollarını aydınlatacaktır. İYİ Kİ VARSINIZ... 

Ünlü Düşünür Montaigne ne güzel demiş: "İnsan durmadan bir şeyler yapmalı, yaşama çabalarını elinden geldiği kadar sürdürmeli. Dilerim ki ölüm beni lâhanalarımı dikerken bulsun; Ama ne ölüm umurumda olsun, ne de yarım kalmış bahçem." 

Makbule ABALI 

28 Mart 2024 Urla












Ekim 11, 2021

BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ...Bir mim: Küçükken Etkilendiğimiz Masal Ve Öyküler.



Bazen düşünürüm, neden "Bir varmış bir yokmuş" diye başlar masallar? Anlatılanların gerçek olmadığını vurgulamak için mi? Oysa çocukluk çağında tüm masallarda bir gerçek payı bulur çocuklar. Öyle olmasa anlatılanlarla dinlediklerinden öylesine keyif alırlar mıydı.

Hangi çocuk masalı sevmez ki? Gerçekle hayal dünyası arasındaki o ince çizgiyi aşıp düşler alemine adım atmak... Sihirli bir dünya güçlü kılar insanı, gücüne güç katar, imkansızı mümkün kılar. 

Düşündükçe çocukluktaki mutluluk kaynaklarımız, masal ve öyküleri nasıl da ince ayrıntılarıyla hatırlıyor insan... 4-12 yaşlar arasında çocuklar masallara daha düşkün oluyorlar. 

Sevdiğim, etkilendiğim ne çok masal vardı. Şimdi düşünüyorum da hepsi bir iz bırakmış: Pinokyo, Kibritçi kız, iki inatçı keçi, Kül kedisi, Diyet, Şimdiki çocuklar harika, Bir şeftali bin şeftali 

Pinokyonun yalan söyleyince uzayan burnu, adeta benim de burnumu kaşındırır, hiç yalan söylememeye özen gösterirdim. Kibritçi kızın soğuktan morarmış ellerini hatırladıkça ellerimin uyuştuğunu çok iyi bilirim.

La Fontaine Hikayelerini hem evde dinledim, hem ilkokulda kitaplardan okuduk. Tavşanla kaplumbağanın öyküsünde ben her zaman kaplumbağadan yana oldum.  İki inatçı keçinin neden o kadar inatçı olduklarını bir türlü anlayamadım. 

İnsanlara uyarlandığında ne çok ders çıkarılabilir. Kül kedisi gibi öykülerin çocuklara anlatılmasından yana değilim. İnsanlar öylesine kötü olabilir mi, birbirlerine eziyet edebilir mi diye ne çok düşünmüşümdür. Herhalde o zamanki ben gibi bugün de o hikayeye ağlayan çocuklar vardır.

Çocuklar gerçek kahramanlık öykülerinden de çok hoşlanıyorlar. Ben de bir zamanlar Çakırcalı Efe'yi çok severek okumuştum. Sonraki yıllarda çocuklarımızı da gözleme şansım oldu. Eşimin anlattığı gerçek öyküleri çok büyük merak ve heyecanla dinlerlerdi. Eşim eğitim Müfettişi olarak okullara giderken o yıllarda köy yollarında daracık köprülerden at sırtında geçmiş, ıssız vadilerde yılanlarla karşılaşmış. " Baba ne olur o yılan hikayesini bir daha anlat" deyişlerini unutamam.

Doğan Kardeş Dergisine bayılırdım. İçeriğiyle öyle zengindi ki çocuklarda tatlı bir tiryakilik  yapardı. Dört gözle çıkacağı günü beklerdik. Çocukluğumun en sevdiğim kahramanlarından biri de bir gazetede çizgi roman halinde yayınlanan Hoş Memo idi. Dünyada da çok tutulan bir çizgi roman olduğu söylenirdi.
 
Annesi Boncuk anne, eşi Gül pembe, çocukları Merdefe'nin yaşam öyküleri. Hoş Memo'nun maceralarını önce dinledim, sonra okudum. Büyüdükçe , çok yararlı bilgiler de sunduğunun farkına vardım. Hoş Memo yararlı bir bitki olan pancarı çok severdi. Eşini, çocuğunu korur, komşularıyla çok iyi geçinirdi. Daha sonraları babam gazeteden kestiği dizi  hikayeleri cilt yaptırmıştı. Bugünlere kadar  dayandı o. ciltler. Sevgili Hoş Memo kuşaktan kuşağa el değiştirdi, okundu...

Son çocukluk dönemimde Ömer Seyfettin, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin öykülerini çok severek okudum. "Şimdiki çocuklar harika", " Hayvan deyip geçme" defalarca okuduğum kitaplardı. Ergenliğe geçmeden okuduğum Küçük Kadınların  hayatımda kalıcı izleri oldu. Hepsi farkı karakterde ama çok iyi anlaşan kız kardeşlerin öyküsü. Okumaktan çok büyük keyif aldığım, defalarca okuduğum bir kitaptı.

En büyük kardeş Meg'in yerine koyardım kendimi. Küçük ayrılıklar, büyük benzerliklerle kardeşler olarak hepimiz o kitaptaki bir karakterdik bence...

İlkokulda sınıf kitaplıkları ne güzeldi. Eğitsel kollar iyi çalışırdı. Hep kitaplık koluna seçilmek isterdim. İsteyen herkes sınıf kitaplığına bir kitap armağan ederdi. Her kitabı aynı renk kaplama kâğıdıyla kaplar, numaralardık. İsteyen ödünç alır, sonra iade ederdi. Okumak için özellikle kalın kitapları seçerdim, çabuk bitmesin isterdim.
 
Çocuklar var olduğu sürece masallar ve öyküler de gelişerek devam edecek. Kuşaktan kuşağa aktarılarak dersler çıkarılacak. "Masal bu ya" deriz çoğu zaman. Oysa masallarda ne çok dünya gerçeği gizlidir.

Masallar, öyküler daha yıllar boyu yetişkinlere çocuklarının eğitiminde yardımcı olurken ,çocukların hayal dünyalarına da uzun, gizemli yolculuklar sağlayacak.

Makbule Abalı-Eğitimci
Temmuz 2016

Not: Mim'lere çok alışık değilim. "Ayna Hikayesi" bloğundan sevgili Aytül Örcün' ün teklifiyle yıllar öncesine bir yolculuk yaptım.  Çocukluğumda etkilendiğim masal ve öyküleri düşündüm, yazdım. "İçimdeki çocuk" da böylece çok mutlu oldu. 
Teşekkürler çok sevgili Aytül Örcün.  ( Didemika )

Not:2 Çocuklar, sevgi ve ilgi ile, özenle, güzel masallar dinleyerek büyüsün, hayal dünyasından gerçeklere; akıl, mantık ve sağduyularıyla ulaşsınlar. İçten dileğimdir... 
Makbule Abalı-Temmuz 2025


Eylül 06, 2019

OKUL YOLUNDA İLK ADIMLAR...



Anaokullarına gidecek çocuklar için okullar normal okullardan bir hafta önce başladı. Uyum haftası. Okul yolunda minik adımlar ağır ağır ilerleyecek önce, anne ya da babasının elinden tutacak ve sonra bağımsızlığa adım atacaklar.

Güvendikleri, alıştıkları elleri bırakmak önce zor gelecek, belki biraz ağlayacaklar. Gözyaşları yanaklarından süzülürken okullu olmayı da öğrenecekler. İlk hafta uyum haftası. Hayatın ilk programlı dönemine uyumu öğrenecekler. Karşılarına sakin, sevecen, güler yüzlü öğretmenler çıkması ne büyük şans olacak. 

Önceden hiç tanımadıkları bir kişiye bağlanmak, onu da sevdiklerinin arasında düşünmek, yakını bilmek. benimsemek... Arada seslenmek; "Öğretmenim! Bazen eklemek: "Seni seviyorum". Bazen anne babasına itiraz etmek; "Siz bilmezsiniz, öğretmenim bilir."

Öğrenim hayatı ince bir yolda minik adımlarla başlıyor, büyük hayallerle yolların, sınırların ötesine uzanıyor. İlkler hep zordur. Yıllar sonra bugünler de anılarda yer alacak ve sonra başka ilkler yaşanacak. Ama ilk "ilk" hiç unutulmayacak.

Makbule ABALI- Eğitimci
Eylül 2019 Mersin 



Kasım 24, 2017

BİR ZAMANLAR BİZ DE ÖĞRENCİYDİK...



Belirlediğimiz günler, gereği gibi kutlanıyor ya da anılıyor mu? Yoksa...? Kullan-at mantığıyla günlerin tüketilmesine karşıyım. Bir gün övgüler yağdırmak, törenler düzenlemek, ertesi gün tüm sorunlarla baş başa yalnızlığa terk etmek.

Fotoğraflarıma bakarken yıllar öncesinin ilkokul fotoğrafıma rastladım. Müdür yerine baş öğretmenli yıllardı o yıllar. Özel okullar henüz yoktu. Varsa da biz bilmezdik. Sınıfımızda yaşı epey büyük arkadaşlarımız da vardı. Okula gecikmeli başlamışlardı. Okulumuz bulunduğum kentin en iyi okullarından biriydi. Namık Kemal İlkokulu. Eve yakındı. Sınıflar arasında daha iyi-daha kötü ayrımı yoktu. 

Önlüklerimiz tek tipti. Zengin-fakir ayrımı hissedilmezdi. Yardım yapılacaksa, maddi durumu uygun olmayan arkadaşlarımıza, kimse bilmeden yapılırdı. Gazeteciler çağrılıp da bu öğrenciler teşhir edilmezdi, kimsenin haberi olmazdı. Yerli Malı Haftası kutlar, ülkemizde üretilmiş şeyleri tüketirdik, güvenirdik. 

Kitaplara açlık duyardık adeta. Okumak bir tutkuydu. Öğretmenimiz yaşça büyüktü belki ama, çok iyi bir öğretmendi. İlk görüşte yaşlı ve erkek olduğu için evde gizli gizli ağlamıştım. Sanki bütün öğretmenler kadın olurdu. Çocukluk işte...

Çok güzel şiir okurdu, şairdi. Celal Sahir Muter. Adını İnternet sayfalarında bulamadım. Sunulan onca seçenek arasında adı yer almıyor. Ama ben unutmadım, unutamadım. Şimdi düşünüyorum; İnsana saygılıydı, hümanistti, adildi, demokrattı, öğrenci kayırmazdı. Bunlar bir öğretmen için ne kadar önemli özellikler.

İnkar edemeyiz, okul bize ailelerimizin dışında çok şey verdi; Tasarrufu öğrendik. Kumbaralarımız vardı. Sınıfta Ev-İş dersinde kartondan kumbara yaptığımızı hatırlarım. Her hafta temiz tırnak kontrolü yapılırdı. Saçlarımızı ya iki örgü örer, ya da kulak memesi hizasında kestirirdik. Eğitim sistemi şekilciydi belki ama, güzel ve kalıcı davranışlar kazandık. Hep iyi insan-iyi yurttaş olmak için çabaladık.

Kalemlerimiz çıt çıt kırılan kalemlerden değil, gerçek kalemlerdi. Çok açmamızı önermezdi öğretmenimiz. Hatta kalem açacağı pek çok kişide yoktu. Kalem küçülürse uzatmak için kalem başlıkları vardı. Ayrıca yazı derslerimiz vardı. Anlatmak istediklerimizi sembolize edecek, kısaltacak emojiler yoktu. Kenar süslerini biz yapardık.
 
Bilgisayarlar yoktu ki kısa mesajlar olsun. Şimdilerde zamandan kazanalım derken, insanı kaybediyoruz Biz; konuşurduk, yazardık, birbirimizi anlamaya çalışırdık. En kısa yoldan anlatmak değil, yeterince anlamak  önemliydi.

İşleyen eğitsel kollarımız vardı. Seçimlerimizi biz yapardık. Kitaplık kolundaydım. Sınıf kitaplığımız vardı. Kitaplar, insanlar konusunda seçici olmayı; ilk gençlikte, çocuklukta aileden ve okuldan öğrendik. Herkesin özel yaşamına saygı duyardık. Hangi arkadaşımızın kökeni nereden, babası kim, ne iş yapar, bilmezdik. Sormak ayıp sayılırdı. Ama öğretmenimizin tuttuğu, gelişimlerimizin, psikolojik ve sosyal yapımızın kaydedildiği ruhsal dosyalarımız vardı. Sınıfta herkesin merak ettiği kilitli bir çekmecede dururdu.

23 Nisanlarda renkli grapon kağıdından elbiseler hazırlanırdı. Kağıt olunca yağmurlu bayramlarda çok kötü olurduk. Ama çocuklukta, o  dahi güzeldi Eriyen kağıtlar bile coşkumuzu bozamazdı.
İyi ahlaklı olmak önemli idi. Din dersinde (Adı öyleydi o zaman) iyi insan olmak,  özellikleriyle vurgulanırdı.

Merhametliydik, paylaşımcı, vefalıydık,  onurluyduk, kişiliğimizden ödün vermezdik. Anılarımda yer etmiş çok örnek hatırlıyorum.

Öğrencileri arasında ayrım yapmayan, sevgi dolu, çağdaş,  görev bilinci içinde, sorumluluğunu bilerek çalışan tüm öğretmenlerimize selam olsun. Tüm günleri aydınlık, huzurlu olsun.

(Yukarıdaki fotoğrafta en önde oturan iki öğrenciden soldaki benim.)

Makbule ABALI-Eğitimci 
24 Kasım 2017 







Ekim 19, 2016

KİTAPLARLA DÜŞÜNMEK...MİM- EN SEVDİĞİM KİTAPLAR.




Mimlerle yeni yeni tanışıyorum denebilir. Sevgili Buzlu Kalem tarafından mimlenmişim. Onunla da tanışıklığım yeni sayılır. Ama eski bir dost gibi seviyorum; yazılarındaki içtenlik, sadelik, yalınlık, güzel ifade beni onun bloğuna bağladı. 

Mim yazısında adımı görünce şaşırdım doğrusu. Hayır demek mümkün değil. Beni yeniden geçmişe yönlendirdiği için sevgili Buzlu Kalem'e çok teşekkür ederim. 

Kitaplar hayatımın her döneminde vardı. Bir dönem "Hızlı Okuma Kurslarına" uygulamacı öğretmen olarak katıldım. Ancak yıllar geçtikçe insanın okuma hızı yavaşlıyor. İnanıyorum ki ilk okuma  çağlarında, kitaplarda yazılan her şeyin doğru olduğunu düşünüyorsunuz. 

Sonra eleştirel okuma başlıyor, kitaplar konusunda daha seçici davranıyorsunuz. Bir yazarı benimsiyor, onun kitaplarını arıyorsunuz. Bazen konularına göre kitap ayırt ediyorsunuz. Zamanla yazarın anlatım biçimi, edebi dili, kahramanların karakter özellikleri de önem kazanıyor. Giderek seçimleriniz netleşiyor.

Ben insanın psikolojik  ve sosyal yapısına ağırlık veren kitapları çok seviyorum. Yazım dilini önemsiyorum. Sade ve yalın bir dili tercih ediyorum. Öyküleri romanlardan daha çok seviyorum.

Hep düşünmüşümdür; çok eskiden sevdiğim, etkilendiğim kitaplar hakkında yargım değişmiş midir? Sanırım çok büyük değişim olmadı. Eski kitaplarım itibarlarını kaybetmediler. Belki beğeninin derecesi düştü ya da yükseldi, sıralamada yer değiştirenler oldu.

İçindeki cümlelerin altı çizilerek, notlar alınarak okunan başucu kitaplarını da çok severim, onları gözüm gibi korur, saklarım. Kitaplar iyi ki hayatımızda varlar. Dünya kitaplarla güzel...

Yaşam boyu çok değerli kitaplarla tanıştım. "En çok sevdiğim kitaplar" başlığı altında onları 15'le sınırlı tutmak bazılarına haksızlık sayılmaz mı? "Etkilendiğim kitaplar" desem kural bozucu olmam değil mi? (Sıralamayı derecelendirme esasına göre yapmadan)

1- Küçük Kadınlar-Louisa m. Alcott
Çocukluktan ergenliğe, gençlik çağlarına geçerken çok severek defalarca okuduğum, kahramanlarıyla kendimi özdeşleştirdiğim harika bir kitap.


2-Küçük Prens- Antoine de Saint Exupery
Eminim pek çok kişinin başucu kitabı olmuştur. Altı çizilerek okunmuş kitaplar arasındadır.

3-Yenişehir'de bir öğle vakti-Sevgi Soysal
Öyle naif, ince düşünceli bir yazardı ki okumaya doyamazdınız Sevgi Soysal'ı. İyiler, duyarlı insanlar çok uzun yaşamıyor.

4- Yabancı- Albert Camus
İlk Varlık Yayınları arasında okumuştum. İncecik ama dopdolu bir eser. Okudukça bilgilenir, eğitiliriz adeta.

5-Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck
İnsan karakterleri üzerine bir başyapıt. Çok duygulanarak okuduğumu hatırlıyorum.

6- Yaşama Uğraşı- Cesare Pavese
 Cevat Çapan'ın çevirisiyle yazarın günlüğü ve son kitabı. Bir başucu kitabı. Çoğu cümlenin altını çizmişim. Onlardan biri: "Yaşlanmak belki kötüdür ama çocuk kalmak en kötüsü."

Bir başkası: "Oysa herkes öldürür sevdiği şeyi,
Bu herkesçe biline,
Kimi sert bir bakışla yapar bunu,
Kimi övücü sözlerle."


7- Suç ve Ceza- Dostoyevski
Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra Dostoyevski'nin bütün eserlerini okumuştum. İnsanın iç dünyasını ne güzel anlatır, insan psikolojisini nasıl anlayışla ele alır.

8- Gazap Üzümleri-John Steinbeck 
Bir yazarın sevdiğiniz bir eseri diğer bir eserini  çağrıştırıyor. Okuyor, çoğu kez yanılmıyorsunuz. Güçlü bir aşk işleniyordu Gazap Üzümlerinde.

9- Dinle Küçük Adam- Wilhelm Reich
Yıllardır okumaktan vazgeçmediğim bir kitap. Kitap eskidi, yıprandı ama içindeki deyişler güncelliğini hiç yitirmedi.

10- Açlık- Knut Hamsun
Tiyatroda da izlemiştim. Çok çarpıcıydı. Psikolojik romanlardan sayılıyor.

11- Kıyılara Kaçan Kadınlar- Seda Arun tarafından derlenen, 25 kadının gerçek yaşam öyküleri.
Türkiye'de kadınların durumunu sergileyen, mücadelelerini anlatan etkileyici bir kitaptı
.

12- Bir dinozorun anıları- Mina Urgan
İçtenlikle yazılmış, ülkemiz sorunlarından söz eden bir kitap. Mina Urgan'ın yaşama bağlılığına ve beyin gücüne hayran kalmıştım.

13- Geniş zamanlar- Ayşe Kulin
Ayşe Kulin'in "Adı Aylin" ve "Kardelenler" adlı eserlerini de okumuştum. Ama Geniş Zamanlar bence farklıydı. Düşündüren, duygulandıran, inceden inceye insanı işleyen bir kitap.


14-Kadından Kentler- Murathan Mungan
Farklı kentlerde yaşayan kadınların hikayeleri ayrı ayrı işlenip bütünleştirilerek kitap tamamlanıyor. Şiirsel bir anlatımı vardı.


15- Aslında kitapları 15'le sınırlamak çok zor. Son maddeye birkaç kitap  daha sığdırsam mim kurallara uymamış mı olurum? Ama konu kitaplar olunca...
Bütün hikayeleri- Sait Faik
Bütün şiirleri- Orhan Veli
Paulo Coelho- Simyacı
Dünde saklı yarınlar- Doç. Dr. Güliz Elal

Kitaplarla düşünmek, birlikte olmak ne güzel...
Teşekkürler sevgili Buzlu Kalem, kitaplarımla yeniden buluşma fırsatı yarattığın için...

Makbule ABALI-Eğitimci
Ekim 2016