Sayfalar

Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhuriyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 29, 2024

DİLE KOLAY: 101 YAŞINDA BİR CUMHURİYET...

 

DİLE KOLAY; CUMHURİYETİMİZ 101 YAŞINDA. HER TÜRLÜ FIRTINAYA DİRENEN ASIRLIK  ÇINARLAR GİBİ...

Barış ve huzur içinde; Sağlıklı, güvenli, mutlu ve aydınlık nice yıllara-yarınlara...

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN. 

Kurulmasında ve yaşatılmasında; Canları pahasına emek harcayan tüm vatanseverlere sonsuz saygıyla...


Makbule Abalı-Eğitimci

29 Ekim 2024 İzmir-Urla









Mart 20, 2024

ALİ SİRMEN - SEVGİLİYE MEKTUPLAR

 


Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamalarının ardından Cumhuriyet aydınlarının yasını tutuyoruz. Cumhuriyet Devrimlerinin yılmaz savunucusu duayen Gazeteci Ali Sirmen'i yitirdik. Son yazısını  6 Mart 2024 tarihinde yazmış; "Laiklik nedir? " Bu yazısının bir cümlesinde " Laiklik mevcut değilse bir yerde demokrasi de yok demektir." deyişi yer alıyor. Demokrasi aşığı, yurtsever , kişiliğinden ödün vermemiş dürüst bir insanı , değerli bir yazarı yitirdik. 

Ali Sirmen 1939 İstanbul doğumlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, 50 yıllık gazeteci. 2015 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne değer görülmüştür. Pek çok genç gazeteciye örnek ve önder olmuş,  yorumlarıyla köşe yazarlığı yapmış, iki kitabı yayınlanmış, çeşitli televizyon programlarına katılmıştır. 

18 Mart 2024 tarihli Cumhuriyet  Gazetesi'nde Işık Kansu'dan ne güzel bir değerlendirme var: "Pırıl pırıl bir bilinç, beyefendilikle örülmüş saygınlık, eleştirel ince bir zekâ, yurtseverliği evrensel insancıllıkla bütünleştiren Aydınlanma algısı.  Sevgisiyle güneşlendiğim, ustalığıyla biçimlendiğim, ağabeyliği ile kardeşlendiğim, aklıyla yönlendiğim büyüğümü yitirdim. Babamın ölüm yıldönümünde varoluşun  uzamında bir yıldızım daha ışıklı izler bırakıp gitti." 

Ali Sirmen çok sevdiği eşi avukat Mine Sirmen'i beş yıl önce yitirmişti. Mine'nin ölümünden sonraki  yazısı çok anlamlıdır; "Mine ile 58 yıllık birlikte yaşamdan sonra birden fark ettim ki ben artık  Mine'siz  tek başına yaşamayı unutmuşum. Şimdi 80 yaşında bunu yeni baştan öğrenmeye çalışıyorum." Ali Sirmen'in ölümünün ardından Ataol Behramoğlu da şöyle yazar: " Kardeşim, arkadaşım, düşündaşım cezaevi ve hücre yoldaşım  Ali Sirmen, Mine'sine kavuştu diyelim." Mine'nin kız kardeşi kuzenim sevgili Zeynep de telefonda  "Ali Abi Mine'nin bana emanetiydi." diyerek hıçkırıyordu. Babası, çok değerli dayım İhsan Barlas'ı , eşi Şefika Yengemizi rahmet ve saygıyla andım...

İhsan Dayımın kızı kuzenim sevgili Mine, tanıdığım en zarif, zeki, bilgili kadınlardan biriydi. Mersin'deki evimize eşiyle birlikte halasını, bizleri ziyaret amaçlı gelmişlerdi. Bu kitap o günün armağanıdır. Ali Abi'nin tüm yazılarını bilgilenerek, etkilenerek okurdum. Ama  özellikle Pazar yazıları bir başkaydı. Bu yazıları hep sevgili eşi Mine'ye yazdığını düşünürdük. "Sevgiliye Mektuplar" kitap haline dönüştüğünde  Ali Sirmen önsözde şöyle açıklar: "Bir yazar için diyalog kurabildiği okur en büyük sevgilidir ve kalemi elinden düşmediği sürece, sönmeyecek bir aşk vardır aralarında. Çeşitli konuları içeren bu kitap biraz da bu aşkın öyküsüdür." 

Cumhuriyet Kitapları arasında yer alan bu kitabı ilk okuyuşumun üzerinden 16 yıl geçmiş. Altını çizerek okuduğum satırlar güncelliğini yitirmemiş, kitap daha da değer kazanmış.  

261 sayfalık bu kitaptan tanıtım amaçlı birkaç alıntı :

* Ölüm Mahkûmları adlı yazısından:

"İnsan da her canlı gibi, şaşmaz bir ölüm mahkûmu, doğduğu andan itibaren her gün adım adım oraya doğru ilerliyor. Her an, her saniye şaşmaz bir şekilde amaca doğru ilerliyoruz. Yıllar geçtikçe bir bir giderken dostlarımız ve dostluklar anıya dönüşürken artıyor yalnızlığımız. Bulunduğun yerden elini uzat Sevgili, onu görmesem bile, böyle acı anlarında, inan bana hissedeceğim."

* Çocukluk Yazları adlı yazısından:

"Nasıl da geçti o yazlar...? Çocukluk yazları Sevgili, çok  uzaklarda kaldı şimdi... Ama ne gam! Hâlâ yazlar ve çocuklar olduğuna göre, hâlâ yaşanıyor çocukluk yazları. Galiba gerçekten de geçen zaman değil,  o duruyor, geçen biziz... "

*Mutluluğa ya da mutsuzluğa dair... adlı yazısından:

"Peki  mutluluğun tam bir tanımı olabilir mi?  Pek sanmıyorum. Mutluluğun öğeleri, insandan insana, toplumdan topluma, dönemden döneme değişebildiğine göre, neye dayanarak, herkese ve her duruma uyan tam bir tanım yapacaksın ki? 

*Seçim Aynı zamanda Vazgeçmektir De... adlı yazısından:

 "Sevgili, Seçim demokrasilerin temeli, onsuz olmazı, zorunlu koşulu, ama tek başına yeterli de değil. Doğum ile ölüm parantezi içindeki yaşam seçimler sürecidir, diyebiliriz. Yine de kişinin seçiminde tümüyle özgür olabilip olamayacağı konusunda ciddi kuşkularım olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Özgür seçim için her şeyden önce, olasılıkları iyi değerlendirebilmek gerek. En bilginimiz için bile bilginin sınırları acaba nereye kadar varıyor?" 

Bir Cumhuriyet aydınını, güçlü bir yazarı, üstün niteliklerle donanımlı çağdaş bir Atatürkçü'yü  dün son yolculuğuna  uğurladık. Saygıyla, rahmetle anıyoruz. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun.

Makbule ABALI 

2O Mart 2024 Urla








Mart 09, 2024

BİR CUMHURİYET KADINI - Müzeyyen Gültekin


Cumhuriyetimizin 100. yılında güneşli bir Mart Günü. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Dünyanın her yerinde bir ana, bir eş, bir kardeş, bir evlat, bir akraba, bir dost, arkadaş, komşu kimliğinde kadınlar.  Farklı dillerde, farklı ırklarda, farklı renklerde dünya kadınları. 

Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte dünya kadınlarından önce nice haklara sahip olmuş kadınlarımız. Vefalı, duyarlı, hassas, hamarat, üretken kadınlarımız... Bazen can yoldaşı, bazen yol arkadaşı, sırdaş, arkadaş, eş, örnek insanlar.

Her zaman, her vesileyle anarız sevdiklerimizi; Bugün eski siyah-beyaz fotoğraflara bakarken düşler ülkesinde gezindim, huzur buldum, duygulandım, mutlu oldum, hüzünlendim. Bu yılın Kadınlar Günü'nde içimizden birini anmak, kısaca tanıtmak istedim. Bazen yıllar önce yaşamış, yaşadığı sürece çok kişiye dokunmuş, iz bırakmış farklı kadınlar vardır. Adını bilmeseniz de, hayat hikâyesini okumasanız da onlar bir yerlerde çok uzaklarda yaşamış olsalar da tanıdıkça benimser, seversiniz. Belki çok kişi tarafından tanınmadan bu dünyadan göçüp gitmişlerdir  ama sessiz sedasız  anılarda yaşarlar  unutulmaz katkılarıyla... 

Benim hiç anneannem, ya da ninem, ebem olmadı. Ancak geride kalanların büyük ailesinde kuşaktan kuşağa bir özveri, vefa ve sadakat örneğiydi kadınlar. Kadın olmak, ana olmakla eşdeğerdi büyüklerin gözünde. Eşe sadakat temel değerlerden idi. "Bir yastıkta kocamak" deyimi öylece üretilmiş olmalıydı. "Yuvayı dişi kuş yapar", Ana evin temel direğidir.",  "Kol kırılır yen içinde." Hep bu sözlerle, deyişlerle büyütülmüş o kuşaklar. 

Annem, annesini çok küçük yaşta kaybetmiş, hiç tanımamış. Onu büyük ablası büyütmüş-bir anne gibi. Annesini  hiç tanımadan büyüdüğünden belki, çocuklarına çok düşkündü. Annesiz bir çocuk nasıl büyür, nasıl genç kız olur ve gün gelir nasıl  annelik yapar kendi çocuğuna, hep hayal etmiş annem. Belki o yüzden buram buram hüzün kokardı yazıları, şiirleri, mektupları. Neşesi bile bir süre sonra hüzünle buluşur ama hiçbir zaman acısını, sıkıntısını dile getirmezdi. 

Zaman zaman sessizce ağladığını bilirdim, hissederdim belki de. Gurbeti, acıyı iyi bilen o kuşağın duyguları , davranışları sanki uzun, soluk bir perdenin ardına gizlenmiş gibiydi. Kimse perdeyi aralamaz, fakat meraklı gözler hep bir elin o perdeyi çekmesini beklerdi. Meraklıdır insanlar; özel yaşamları hep merak ederler. Nedendir bu merak duygusu...? 

Annem bir Cumhuriyet kadınıydı. Öyle yaşadı, çocuklarının ve öğrencilerinin öyle yetişmesine özen gösterdi ve  Cumhuriyetin değerlerine hep sahip çıktı. Antalya'da ilkokulu bitirdikten sonra Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsü ve daha sonra Ankara Kız Ertik Öğretmen Okulu (Kız Teknik Öğretmen Okulu) Dikiş Öğretmeni olarak mezun olur. O yıllarda başarılı öğretmenler yurt dışına eğitime gönderilmektedir. Ankara Olgunlaşma mezunu olarak o haktan yararlanabilecekken ülkemizde öğretmen olmayı tercih eder. Uzun yıllar kaymakam olarak görev yapmış çok sevdiği babası Celâl Bey'i  kaybetmiştir.  Anı defterleri, şiirleri  bu acının izlerini taşır. 

Evlilik hikâyesi ilginçtir. Babam Ankara Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Kâhta'ya savcı olarak atanır. Daha sonra Adana'da göreve başlar. Yakınlarına Cumhuriyet değerlerini ve ilkelerini savunan bir öğretmenle evlenmek istediğini söylediğinde, Adana İsmet Paşa Kız Enstitüsünde dikiş öğretmeni olarak görev yapan annemi önerirler. O yılların Kız Enstitüleri, kız meslek liseleri çok seçkin bir kadroyla çok donanımlı öğrenciler yetiştirirlerdi. Dünya küçük; Rumeli kökenli bir aileden, Kıbrıs kökenli bir aileye uzanan yaşam bağı... 

Evliliklerinin üçüncü gününde babam  ihtiyaç üzerine muvazzaf subay olarak yeniden askerlik görevi için Konya'ya gitmiş. Zaman zaman ikisi de görevlerini aksatmadan Adana- Konya arasında tren yolculukları yapmışlar. Adana'da iki ayrı semtte geçti yıllar. Önce Yağ camii  civarında bir evde,  sonra Gazipaşa Bulvarı'na ve yeni Vali Konağı'na yakın tek katlı, bahçeli evimizde. 

Çevremizde kooperatif kurularak yapılmış tek  katlı Öğretmen evleri vardı. Ve bomboş tarlalar. Sonraki yıllarda oralar Adana'nın çok değerli bir semti olacaktır. Çok katlı apartmanlar arasında müteahhide kat karşılığı verilen son  ev, bizim ev oldu. Zamanında ne mutlu anılara eşlik etti o ev. Bahçesinde biz çocukları düşünerek kurulmuş iki büyük salıncak, zeytin, muz,  erik ve türlü çeşitli çiçekler., her çeşit narenciye ağacı, kayısı. Ve bir köşede tavuk kümesi, her gün yumurtalarını alırdık. Doğa sevgimizin temeli o yıllardan kalmadır.

Cumhuriyet kadınları,  öğretmenleri, Cumhuriyetin Kılık -Kıyafet Devrimine de hemen uyum sağlamışlardır.  Sonraki yıllarda babam ilk tanışmalarını anlatırken: " O gün annenizin üzerinde çok şık bir döpiyes, başında da güzel bir şapka vardı, yüzünü tam göremedim "diye gülerek anlatırdı. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan, fedakârlıklarla güçlenen çok mutlu bir evlilikleri oldu. Milli ve dini bayramlar evimizde tam anlamıyla yaşanırdı. Orta direk bir aileydik ama  soframızda her zaman konuklarımız olurdu. Gösteriş, kibir, başkalarını aşağılamak, alay etmek, saygısızlık , ayıptı.  

Bu kuşaklar yokluğu, savaşı  bilen,  ekmek karnesini, karartmaları gören, kayıpların, ölümlerin acısını ta derinden yaşayan insanlardı. Azla yetinmesini bilir, israfa karşı çıkar, her şeyi yeniden değerlendirir, tüketimden üretime yönelirlerdi. Büyük kardeşin giysisi küçük kardeşe ayarlanır, okul kitapları her yıl değişmediğinden kardeşten kardeşe kalırdı. Çocukları tasarrufa alıştırmak için iş derslerinde kumbaralar yapılır,  basit tarım etkinliklerine yer verilirdi.  Annem o yıllarda Kız Enstitüsü dikiş derslerinde en basit ve ucuz malzeme olan çuvaldan (Telis ) elbise diktirdiğini anlatırdı. 

Annemin öğrencileri, arkadaşları, dostları, komşuları arasındaki adı "Hocanım" idi. Her yaştan insanla iletişim kurup sohbet ederdi. Adana İsmet  İnönü Kız Enstitüsü'nde genç yaşta Biçki- Dikiş Atölyesi Şefi olmuştu. Çalışkanlığı, titiz ve düzenli çalışmaları ile çok sevilen bir öğretmen olarak anılır. Ancak çocuklar büyüdükçe işi zorlaşır. Eşinin de uygun görmesi ile evinde çalışmaya başlar. İlkokul sonrası dikiş öğrenmek için gelen öğrencilerden ücret almaksızın dışardan siparişler alarak terzilik yapar. Belli yazılı kuralları vardır :Kadınlara yakışan giysileri özenle diker. Moda göz ardı edilmez ama her yaşa uygun modeller önerir.  Gelinlikler, abiye kıyafetler, manto ve döpiyesler, elbiseler Sipariş Atölyesinde provayla dikilir. İç dikişler, sürfile ve baskılar hep elde yapılır. 

Evde sürekli ses veren iki ana ses kalmış belleğimde: Annemin dikiş makinesi sesi, babamın eve getirip çalıştığı dava dosyalarını düzenlerken kullandığı daktilo sesi. İkisinin de işlerinde gösterdikleri titizlik, sorumluluk bilinci, görev anlayışı bizleri de etkilemiştir. Annem özel çalışırken bile Devlete gelir vergisi ödemeyi hiç ihmal etmedi. Defterlerini babam tutardı. Özellikle bayram günleri yoğun çalışmaların ardından nasıl olurdu da çocukların bayram giysileri yatak  odasında asılı olarak sevinç ve mutluluk haykırışlarını  beklerdi ?

O yorgunlukla ev düzeni nasıl sağlanır, ev mis gibi kokan taze çiçeklerle donanır, kahvaltı sofrası hazırlanır, misafirler ağırlanırdı ? Bunun cevabı, yuvasının kadını ya da iyi anne olmanın sırrında  gizli  sanırım. Onlar yoktan var etmesini bilen kadınlardı. Kuru ekmeklerden yapılan soğanlı, domatesli, naneli çorbayı çok severdik. Babam "Annenizin pilavı , yemekleri  bir başkadır der, mutfakta yardımcı da olurdu.  Şiirleri, şarkıları, türküleri her ikisi de çok severdi. Güzel sanatlara meraklıydılar. Babamın büyük boy yağlı boya tabloları usta bir elden çıkmış gibiydi. 

Bu güzel uyum, gün geldi  hastalık ya da kazalar, rahatsızlıklarla sekteye uğradı. Babamın Trigeminus nevraljisi hastalığına uzun süre teşhis konamadı, tedavi aksadı, ardından bir trafik kazası  onu yatağa bağlı kıldı. İşlerliğini hiç kaybetmeyen bir bellek, ancak yaşama uyumu güçleştiren yetersizlikler hepimizi çok üzdü. O zor yıllarda eşine çok bağlı, seven bir kadının hem çalışıp evini çekip çevirmesi,  çocuklarını yetiştirmesi, her şeye rağmen ortak hayallerini  sürdürmesi çok takdir gördü, kuşaktan kuşağa aktarıldı. Öyle alçakgönüllü idi ki "Ben sadece yapmam gerekenleri yaptım."  derdi. 

Tanımadığımız, adlarını bile bilmediğimiz nice Cumhuriyet Kadını; Yurdunu, vatanını seven, insani özelliklere değer veren, gerektiğinde zorluklardan yılmayan, pes etmeyen, yüreği sevgi dolu, vefakâr, fedakâr kadınlarımız... Kitaplara konu olacak öykülerini bilmediğimiz Anadolu Kadınları. Doğuda, Batıda, Güneyde, Kuzeyde ülkemizin her yöresinde, kimi zaman kendilerine ayrılmış günlerin farkında bile olmadan çevresine katkıda bulunan, maddi- manevi yardım elini uzatan tüm kadınlarımız: İYİ Kİ VARSINIZ. Varlığınızın farkında olan, değerinizi bilen, anlayan tüm Erkeklere de vefa borcuyla... 

Makbule ABALI 

9 MART 2024. Urla


















Kasım 01, 2023

URLA'DA BİR AKŞAM - Urla'dan Notlar

  • Sonbahar artık iyice kendini gösteriyor buralarda. Ağustos böcekleri çoktan gitti. Kuşlar bile yer değiştirdi. Başka kuşlar ötüyor artık ağaçlarda. Doğa renk değiştiriyor yeniden. Yazın parlak, ışıltılı renkleri yerini soluk, pastel tonlara bıraktı. Doğa her haliyle bir başka güzel. 

  • Urla Zeytinalanı Bölgesi denizden uzak, Az katlı evlerden oluşmuş çok sayıda sitenin yer aldığı bir yerleşim birimi. Sokaklarda bile yer alan zeytin ağaçlarının dalları silme zeytinle dolu. Bereketli bir yıl zeytin açısından. Oysa ülkemizin bazı yörelerinde zeytin ağaçları çok az meyve vermiş bu yıl. 

  • Bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı , Cumhuriyetin 100. yılına rastlıyor. Bayrama birkaç gün kala eşim ve ben , yılların eğitimcileri olarak hüzünlüyüz. Yüz yıllık bir zaman dilimi; Özellikle çocuklar ve gençler için, yeterince bilmeyen, farkında olmayan vatandaşlar için günün  anlam ve önemi vurgulanmalı, günler, aylar öncesinden hazırlıklar yapılmalı, komisyonlar kurulmalıydı. Çeşitli etkinlikler planlanmalı, halkın içtenlikle katılımı sağlanmalıydı. Eski alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor insan. Daha önce uzun yıllar yaşadığımız il Mersin'deki arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan mesajlar geliyor,  kutlama programları, çeşitli etkinlikler, sergiler, konserler bildiriliyor. İmreniyoruz, içimiz buruk. 

Birkaç gün arayla bazen mutluluk, bazen mutsuzluk yaşar mısınız siz de?  Anlık hüzünler toplanır, bir  anda mutluluğa dönüşebilir, rahatlarsınız. Birikmiş can sıkıntıları, mutsuzluklar adeta küçük mutluluklara bir kapı aralar, " sıra sende" der.  Geçen gün de öyle oldu: Bir rahatsızlık dönemi henüz bitmemişken, akşam üstü yürüyüşlerimizi ihmal etmemeye çalışıyoruz. Güneş tam karşıdan gelirse gözleri yoruyor. Sokaklar Arnavut Kaldırımı stili taşlarla döşenmiş. Biraz yoruyor ama öyle güzel ki görünümleri. Zaman zaman durup ayak üstü dinleniyoruz.

 O sessiz sokakta birden bir demir kapı aralığından bir çocuk sesi geldi : " Merhaba " Hemen selâmı aldık, bir çift ışıl ışıl göz, gülen bir yüz, 3-4 yaşlarında yakışıklı bir küçük adam. Adını sordum, kendini tanıttı: "Ben Ali" Biz de kendimizi tanıttık. Ali sayesinde anne babasını da tanıdık böylece. Küçük yaşta toplumsal kuralları benimseyen çocukları çok seviyorum.  Ve onlara bu davranışları kazandıran anne baba, öğretmen, tüm yakınlarına saygı duyuyorum iyi ki varlar.   ( Prof. Dr. Üstün Dökmen Hocamızın harika şiiri "Selam Ver " yazımın sonunda.) 

Ne güzel rastlantı, Ali ile tanışmamızdan birkaç gün sonra Site Yönetiminden bir mesaj geliyor: " Sn. Üye  Cumhuriyetimizin 100. yılını 29 Ekim Pazar Akşamı 18.30-19.30 arasında geleceğimizin teminatı çocuklarımızla Yönetim binamız önünden başlayarak Fener Alayı yürüyüşü ile kutlayacağız.  Biz çocuklara bayrak, şeker hediye edeceğiz. Sizler de evlerde minik hediyeler (Şeker, çikolata vs ) hazırlarsanız , zili çalan çocuklarla bir şölen havasında kutlama yapmış oluruz. Öztuncer Yönetim."

 Çocukların görev aldığı her etkinlik iyi yönlendirilirse başarıya ulaşıyor. Benimsenen her davranış, sorumluluk bilincini de beraberinde getiriyor. Ne yapabilirim diye düşünüyorum: Site yöneticisi sevgili komşum Mediha Hanım'a soruyorum. Tahminen kaç çocuk olabilir? Yaklaşık bir sayı veriyor. Ah şimdi "eski ben" olsaydım,  çocuklar için hemen vanilyalı ay kurabiyesi ya da dere otlu lor peynirli poğaça yapardım. Bugünlerde o tür yapımlarda biraz zorlansam da çare tükenmez...

Sanırım Urla ve Zeytinalanı Bölgesinde yaşlı nüfus biraz daha yoğun. Ama çocuklar ve gençler de canlılıkları, neşe ve enerjileriyle dengeyi sağlıyorlar. Birkaç gün önce de yürüyüş sonrası parkta otururken Elif ile tanışmıştık. Eşim hemen Karacaoğlan'ın şiiri ile küçük bir sınav uyguladı. Resim yapmayı, şiiri çok seven Elif geçerli notu aldı tabii. Daha kimler kimler var , burada tanıdığımız çocuk ve gençlerden ?  Öyle çok ki: Doğa, Aslı, Derin, Nisa Nur, Buse, Asrın, Ali, Elif, Güneş, Su, Gökçe, Ezgi, Yaren, Güney, Timur, Rengin, Halit, Danie, Ali Mahir, Elif,  Utku, Kaan,  Polen. Çağla, Zeynep. Efe, Doğaç, Pınar, korkut ve tabii Sare Lina, Nehir Rüya... Hepsini çok çok seviyoruz. 



29 Ekim Günü küçük hazırlıklarımıza başladık. Önceki yıllarda Mersin'de Vitray Kursunda çok değerli öğretmenimin katkısıyla yaptığım cam-ahşap vitray tepsim çok işime yaradı. Renkli yapışkan kâğıtlara tek tek kısa bir anı yazısı yazdım. Aydınlanma simgesi olarak küçük mumları sıraladım, ve bir kenarda rengârenk küçük şekerler yerini buldu. Gönlümüzden geçenler o anki imkanlarla sınırlandı kuşkusuz.

 Saat tam 18.00 da evimizin önündeki küçük bahçemizde yerimizi aldık. Saat 19.30 civarında önce sesleri duyduk ve sonra göz kamaştıran ışıkları gördük. Sitenin nostaljik taşlarla döşenmiş yollarında ellerde meşaleler, bayraklar, balonlar, dillerde  özlediğimiz marşlar, şarkılar türküler eşliğinde çocuk, genç ve "gönlü genç" insanlardan oluşan muhteşem bir konvoy tam kapımızın önünde kısa bir mola verdi. Tepsideki şekerler, mumlar, anı yazıları paylaşıldı elbette. Sakin, sade yaşantımızda çok farklı bir akşamdı. Gurur duyduk, mutlu olduk, güven tazeledik, umutlandık.

Olumsuzlukları dile getirdiğimiz kadar olumlu, güzel şeyleri de vurgulamak gerektiğine inanıyorum. Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlamak amacıyla televizyonlarda -ne yazık çok az kanalda- emekle yapılmış muhteşem programlar izledik. Ticari amaçla yapılmış olsa bile ,ustaca çekimlerle aklın ve duygunun harmanlandığı,  anma amaçlı harika reklam filmleri seyrettik. Naklen verilen konserler gönlümüzü, kulaklarımızı doyurdu. Emek harcayanlara sonsuz teşekkürler, 

Ancak tüm bu güzelliklerin, etkinliklerin, sevinç ve coşkunun, mutluluğun yılların ötesine kalıcı izler bırakarak taşınabilmesi için keşke daha düzenli ve planlı hazırlıklar çok önceden yapılabilseydi. Kavgasız, dövüşsüz , marşlarla, türkülerle, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'e sevgi, saygı ve güven tazeleyerek gerçekleştirilen "Halk Kutlamaları"  eşsizdi.

Ekranlardan, radyolardan, medyadan izlediğimiz kutlamalara ek olarak emek harcayarak " Canlı bir gösteri" izleterek, bizlere unutulmaz bir akşam yaşatan Site Yönetimimize, katkıda bulunan emeği geçen herkese; anne-babalara, çocuk ve gençlere. site personeline , adsız kahramanlara yürekten teşekkürler. 

Makbule Abalı - Emekli Eğitimci
1.11.2023  İzmir-Urla 



SELÂM VER

Yola çıkınca her sabah,
Bulutlara selâm ver,
Taşlara, kuşlara, atlara, otlara
İnsanlara selâm ver.
Ne görürsen selâm ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selâm da kendine ver
Hatırın kalmasın el gün yanında
Üleştir dostluğunu varlığınla
Bir kısmı seni de sarsın.

Üstün DÖKMEN 










im
"Murat Dağlarından indik aşağı Teknik konularda eksiklerim var ne yazık ki. Bu bölümde İlkokul 3. sınıf Öğrencisi sevgili Doğa Oranüs'ün yöresel giysiler giyerek canlandırdığı "Nezahat Onbaşı" şiirini okurken çekilmiş videosu yer alacaktı. Yerleştiremedim. Şiirden bir bölümü kaydettim.

Göründü uzaktan Gediz Irmağı
Çocuk sendeki coşkunluğa
Yedi düvel şaşmalı...

Annesinin deyişine göre Fener Alayının başlangıcında Doğa çocukça bir utangaçlık ve çekinme ile şiiri okumaktan vazgeçmiş. Ama bizim evin önünde gür bir sesle, adeta o anı yaşayarak şirini okudu ve 
çok alkış aldı. Çocuklar harika... Teşekkürler hepinize. 



















Temmuz 21, 2023

ATATÜRK CUMHURİYETİ'NDE SPOR

 


"Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılamaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zamanda ahlâklısını severim."

"Pozitif Bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, fikir terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık delilidir."

Mustafa Kemal ATATÜRK


2023 Dünya Şampiyonu Kadın Voleybol Takımımız



2023 Dünya Şampiyonu İşitme Engelliler Kadın Voleybol Takımımız


Cumhuriyetin 100. yılında Sporda kadınlarımız büyük bir başarıya imza attı. Atatürk'ün açtığı bağımsızlık ve Özgürlük yolunda güvenli, emin adımlarla ilerleyerek Dünya ülkeleri arasında ilk sırada yer aldılar. 

Ülkemize yaşattıkları bu büyük mutlulukta emeği ve payı olan herkese yürekten teşekkür ediyoruz.

Makbule Abalı-Eğitimci 

21.07.2023 Urla-İzmir



Ekim 30, 2018

CUMHURİYETİMİZ 95 YAŞINDA...



Cumhuriyet; fikren, ilmen bedenen güçlü ve yüksek karakterli muhafızlar ister.
M. K. Atatürk

Büyük işler, önemli atılımlar ancak birlikte çalışma ile elde edilebilir. 
M. K. Atatürk

Özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir.
M. K. Atatürk

Cumhuriyet, özgürlüğü sevenlere ve koruyanlara yaraşır. 
George Washington

Cumhuriyet erdemli insanların rejimidir.
Montesquieu




Ekim 04, 2018

ÇOCUKLAR CUMHURİYETİ



Çocukların el ele verdiği bir dünyada 
Büyükler neden sırt sırta döner?
Çocuklar oyunlarında anlık küsüp barışırken,
Büyükler neden yıllarca dargın kalır?
Çocukların şarkı sesleri 
Ovalara yayılırken
Neden büyüklerin silah sesleri 
Dağlarda yankılanır?
Bir çocuklar cumhuriyeti kurulsa ,
Büyüklerin saltanatı 
Sona erer mi acaba...?

Makbule Abalı-Eğitimci 



Ekim 28, 2014

YILLARIN ÖTESİNDEN SESLENİŞ...



"Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Kültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek, anlama yeteneğini eğitmektir."

"Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister."

                                       Mustafa Kemal ATATÜRK