Sayfalar

Kayıplarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kayıplarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mart 20, 2024

ALİ SİRMEN - SEVGİLİYE MEKTUPLAR

 


Cumhuriyetimizin 100. yıl kutlamalarının ardından Cumhuriyet aydınlarının yasını tutuyoruz. Cumhuriyet Devrimlerinin yılmaz savunucusu duayen Gazeteci Ali Sirmen'i yitirdik. Son yazısını  6 Mart 2024 tarihinde yazmış; "Laiklik nedir? " Bu yazısının bir cümlesinde " Laiklik mevcut değilse bir yerde demokrasi de yok demektir." deyişi yer alıyor. Demokrasi aşığı, yurtsever , kişiliğinden ödün vermemiş dürüst bir insanı , değerli bir yazarı yitirdik. 

Ali Sirmen 1939 İstanbul doğumlu, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, 50 yıllık gazeteci. 2015 yılında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne değer görülmüştür. Pek çok genç gazeteciye örnek ve önder olmuş,  yorumlarıyla köşe yazarlığı yapmış, iki kitabı yayınlanmış, çeşitli televizyon programlarına katılmıştır. 

18 Mart 2024 tarihli Cumhuriyet  Gazetesi'nde Işık Kansu'dan ne güzel bir değerlendirme var: "Pırıl pırıl bir bilinç, beyefendilikle örülmüş saygınlık, eleştirel ince bir zekâ, yurtseverliği evrensel insancıllıkla bütünleştiren Aydınlanma algısı.  Sevgisiyle güneşlendiğim, ustalığıyla biçimlendiğim, ağabeyliği ile kardeşlendiğim, aklıyla yönlendiğim büyüğümü yitirdim. Babamın ölüm yıldönümünde varoluşun  uzamında bir yıldızım daha ışıklı izler bırakıp gitti." 

Ali Sirmen çok sevdiği eşi avukat Mine Sirmen'i beş yıl önce yitirmişti. Mine'nin ölümünden sonraki  yazısı çok anlamlıdır; "Mine ile 58 yıllık birlikte yaşamdan sonra birden fark ettim ki ben artık  Mine'siz  tek başına yaşamayı unutmuşum. Şimdi 80 yaşında bunu yeni baştan öğrenmeye çalışıyorum." Ali Sirmen'in ölümünün ardından Ataol Behramoğlu da şöyle yazar: " Kardeşim, arkadaşım, düşündaşım cezaevi ve hücre yoldaşım  Ali Sirmen, Mine'sine kavuştu diyelim." Mine'nin kız kardeşi kuzenim sevgili Zeynep de telefonda  "Ali Abi Mine'nin bana emanetiydi." diyerek hıçkırıyordu. Babası, çok değerli dayım İhsan Barlas'ı , eşi Şefika Yengemizi rahmet ve saygıyla andım...

İhsan Dayımın kızı kuzenim sevgili Mine, tanıdığım en zarif, zeki, bilgili kadınlardan biriydi. Mersin'deki evimize eşiyle birlikte halasını, bizleri ziyaret amaçlı gelmişlerdi. Bu kitap o günün armağanıdır. Ali Abi'nin tüm yazılarını bilgilenerek, etkilenerek okurdum. Ama  özellikle Pazar yazıları bir başkaydı. Bu yazıları hep sevgili eşi Mine'ye yazdığını düşünürdük. "Sevgiliye Mektuplar" kitap haline dönüştüğünde  Ali Sirmen önsözde şöyle açıklar: "Bir yazar için diyalog kurabildiği okur en büyük sevgilidir ve kalemi elinden düşmediği sürece, sönmeyecek bir aşk vardır aralarında. Çeşitli konuları içeren bu kitap biraz da bu aşkın öyküsüdür." 

Cumhuriyet Kitapları arasında yer alan bu kitabı ilk okuyuşumun üzerinden 16 yıl geçmiş. Altını çizerek okuduğum satırlar güncelliğini yitirmemiş, kitap daha da değer kazanmış.  

261 sayfalık bu kitaptan tanıtım amaçlı birkaç alıntı :

* Ölüm Mahkûmları adlı yazısından:

"İnsan da her canlı gibi, şaşmaz bir ölüm mahkûmu, doğduğu andan itibaren her gün adım adım oraya doğru ilerliyor. Her an, her saniye şaşmaz bir şekilde amaca doğru ilerliyoruz. Yıllar geçtikçe bir bir giderken dostlarımız ve dostluklar anıya dönüşürken artıyor yalnızlığımız. Bulunduğun yerden elini uzat Sevgili, onu görmesem bile, böyle acı anlarında, inan bana hissedeceğim."

* Çocukluk Yazları adlı yazısından:

"Nasıl da geçti o yazlar...? Çocukluk yazları Sevgili, çok  uzaklarda kaldı şimdi... Ama ne gam! Hâlâ yazlar ve çocuklar olduğuna göre, hâlâ yaşanıyor çocukluk yazları. Galiba gerçekten de geçen zaman değil,  o duruyor, geçen biziz... "

*Mutluluğa ya da mutsuzluğa dair... adlı yazısından:

"Peki  mutluluğun tam bir tanımı olabilir mi?  Pek sanmıyorum. Mutluluğun öğeleri, insandan insana, toplumdan topluma, dönemden döneme değişebildiğine göre, neye dayanarak, herkese ve her duruma uyan tam bir tanım yapacaksın ki? 

*Seçim Aynı zamanda Vazgeçmektir De... adlı yazısından:

 "Sevgili, Seçim demokrasilerin temeli, onsuz olmazı, zorunlu koşulu, ama tek başına yeterli de değil. Doğum ile ölüm parantezi içindeki yaşam seçimler sürecidir, diyebiliriz. Yine de kişinin seçiminde tümüyle özgür olabilip olamayacağı konusunda ciddi kuşkularım olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Özgür seçim için her şeyden önce, olasılıkları iyi değerlendirebilmek gerek. En bilginimiz için bile bilginin sınırları acaba nereye kadar varıyor?" 

Bir Cumhuriyet aydınını, güçlü bir yazarı, üstün niteliklerle donanımlı çağdaş bir Atatürkçü'yü  dün son yolculuğuna  uğurladık. Saygıyla, rahmetle anıyoruz. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun.

Makbule ABALI 

2O Mart 2024 Urla








Kasım 09, 2023

ATATÜRK GÜLÜMSEDİ ÖĞRETMENİM

 




Başöğretmen Mustafa Kemal ATATÜRK 

Ölümünün 85. yılında rahmetle, minnetle, özlemle anarken; Açtığın yolda, kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğimize ant içeriz.





ATATÜRK GÜLÜMSEDİ ÖĞRETMENİM 

Atatürk gülümsedi Öğretmenim
Siz sınıfa girince
Dağıldı kara bulutlar
Açıldı gonca

Baktı ki okul yenidir,
Siz yenisiniz, düşünceler yeni
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Saklayamadı sevincini

Baktı ki gençsiniz, bilgili
Eğitiyorsunuz yolunca, yöntemince
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Sevindi onca 

Baktı ki karışmış aramıza,
Çiziyorsunuz yolu,
Atatürk gülümsedi öğretmenim
Gözleri dolu dolu. 

Anlaşılan bütün yaz
Atatürk gözünü kırpmamış,
Çünkü boşmuş sıralar,
Çünkü harf okunmamış,

Kapkara bulutlar inmiş 
Işıklı gözlerine 
Bora gibi, fırtına gibi Atatürk'üm
Sanırım yönelmiş bilgisizliğe.

Ama baktı ki gün doğmuş,
Bir koşu varmışız okula
Özlemle açılmış kitaplar,
Bir iştah kızda oğlanda.

Baktı ki zil çalmış,
Sınıfa girmişsiniz. 
Bütün bakışlar sizde
Günaydın demiş.

Derse başlıyorsunuz 
Sımsıcak bir sevgi gözlerinizde.
Baktı ki Türkiye'si, Türkiye'miz
Aydınlık ufuklara  yürüyor hızla 

Atatürk gülümsedi öğretmenim
Övünüyor bizle 
Dağıldı kara bulutlar
Biz sınıfa girince. 

Atatürk gülümsedi öğretmenim
Kürsüde kendini görünce.

Talat TEKİN
D. 19 Temmuz1927
Ö .28 Kasım 2015






Ekim 04, 2023

EĞİTİMDE BİR KAYIP : Şerafettin SUNAY

 


Çalıştığınız her kurumda farklı insanlar, ayrı karakterler, kişilikler tanırsınız. Her biri ayrı bir dünya olan bu insanlardan bazısı derin izler bırakır hayatınızda. Hayatın içinde bir hayat dersi gibidir paylaşımlarınız. Emeklilik sonrası on yıl çalıştığım Mersin Test Teknik Dershanesi'nin yayını "Bir Eğitim Kurumunun 25 Yılı " adlı kitabı bugün yeniden okurken bir kez daha inandım; Eğitim-Öğretim alanında gerçek eğitimcilerle kaliteli uygulamalarla, gönül vererek yapılan özverili çalışmalar yararlı sonuçlar veriyor, yıllar sonrasında da en iyi duygularla anılıyor. 

Çok büyük bir okul gibiydi çalıştığım kurum. Pek çoğu Yüksek Öğretmen Okulu mezunu, branşında güçlü, nitelikli, seçkin öğretmenlerden oluşan 100 kişilik bir kadro, yaklaşık 5000 öğrenciyi kapsayan 4 şube. Rehberlik hizmetlerini çok ciddiye alan, Öğrenci Seçme Sınavlarında üst derecelere pek çok öğrenci yerleştiren, sosyal etkinliklere yer veren, çok ciddi zümre ve Kurul toplantılarının  düzenli yapıldığı , seçilmiş memur kadrosu ve çalışanlarıyla örnek bir kurum, 40 öğretmen ortaklı özel bir kuruluş. Biz ortak değildik ama bu Eğitim Yuvasında yıllarca özveriyle, görevimizi benimseyerek çalıştık. 

Şerafettin Sunay o kurumda tanıdığım unutulmaz insanlardan biriydi. Balıkesir Eğitim Enstitüsü Matematik Bölümünden  mezun çok değerli bir matematik öğretmeni.  Gölgesi ağırdı, ciddi bir görüntüsü vardı,  ancak tanıdıkça içindeki ince duyguları,  yüreğindeki insan sevgisini, nezaketini, dürüstlüğünü de tanır, daha çok saygı duyardınız. Şimdi doktor olan büyük kızımız :" Dersi işlerken, problemleri çözerken karatahtayı bir sanatçı gibi özenli ve düzenli kullanan saygın bir öğretmenimizdi." diyerek anıyor. Küçük kızımın Çeşme'deki düğününe eşi Canay Hanım ile birlikte katılarak bizleri çok mutlu etmişlerdi. Konuşması, davranışları, yaklaşımı ile "Beyefendi" unvanını  hak eden , sevilen, sayılan aynı zamanda çekinilen bir kişi.

Kurumda aynı zamanda Müdür Yardımcısı olarak Yönetim kadrosundaydı. O zamanlar yayınlanan Kurum Kitabına çok içimden gelerek şöyle yazmışım: "İnsanlar tanırsınız; kişilikli, bilgili, tutarlı, insana saygılı... 'Lider' olabilmenin ne denli güç olduğunu ya da 'gerçek yönetici' olmanın nasıl bir meziyet olduğunu bir kez daha fark edersiniz. " Bu duyguyu bizlere yaşatan arkadaşlarımı saygıyla anıyorum. Her üç ayda bir çıkan dershane bülteninde yazdığım yazıların çok dikkatli bir okuyucusu olduğunu sonraları öğrenmiştim. Hiç gecikmeden gelen geri bildirimleriyle yazı veya şiirlerimi en ince ayrıntısına kadar değerlendirir, ben mahcup dinlerken övgü dolu sözlerini sıralardı. 

Aynı Dershanede 10 yıl İlköğretim Bölümünün müdürlüğünü yapan eşim Ahmet Abalı ile çok düzenli, tempolu  sabah yürüyüşleri vardı. Sabahın erken saatlerinde çok hızlı yürümekten hoşlanan, sporun yararlarına inanan iki dost eğitimci. Rahmetli Rehber Öğretmenimiz Mustafa Kocabaş ile de çok iyi birer dost olduklarını biliyorum. Seçiciydi ama herkesle anlaşırdı.

Urla'ya taşındıktan sonra da telefonla görüşmelerimizi sürdürdük. Blogdaki yeni yazılarımdan haberdar ettim. Beni onurlandıran, destekleyen,  motive ederek yazmamı teşvik eden övgü dolu olumlu sözleri halâ kulaklarımda. Bugünlerde böyle bir yazı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Yaşasaydı ve okuyabilseydi eminim gene tane tane konuşarak şöyle söyleyecekti:" Yazılarınıza yazılan yorumları da tek tek okuyorum...... "  Telefonda ölüm haberinizi aldığımızda hıçkırarak ağladığımı da yazmak istiyorum şimdi Öğretmenim. Diğer arkadaşlarımıza haber vermek ne zordu...

 2 Ekim 2023 günü eğitime gönül vermiş çok değerli, duyarlı  bir insanı, candan bir dostu kaybettik. Hepimizin başı sağ olsun. Işıklar içinde uyusun. Değerli eşi Ayşe Canay  Sunay Öğretmenimize,  tüm sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. 

Makbule Abalı Urla 

4 Ekim 2023


                                                    Şerafettin Sunay ve eşi Ayşe Canay  Sunay 





Eylül 04, 2023

ACI BİR KAYIP

 


Hayatla ölüm arasındaki ince çizgi bazen uzayıp gidiyor, hiç bitmeyecekmiş gibi. Bazen de ansızın beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir biçimde sona eriyor. Bilinmeyen bir dünyaya yolculuk gibidir ölüm. Başlangıç hep bilinir de son bilinmezler hanesindedir. Yaşamın son perdesi, bir final, bir nokta, bitiş çizgisi...

Ölümü yakıştıramadığınız insanlar vardır. Öldükten sonra bile zor gelir inanmak. Kaç yaşında olursa olsun, adeta tükenmez bir enerjiye sahiptirler. Çevrelerine sanki ışık yayarlar. İletişimi kesmediğiniz sürece öğrenir, eğitilirsiniz. Dünyaya daha iyimser bir gözle bakarsınız adeta. Paylaşmayı, bilgi alışverişini, doğruluğu, dürüstlüğü ilke edinirsiniz. Yanlışları düzeltmek, gerçeği kanıtlamak, iyi insan olmak onların temel ilkeleri arasındadır. Kuzenim Y. mimar Çelik Erengezgin öyle insanlardan biriydi. 2 Eylül 2023 günü aramızdan ayrıldı. Sevgili eşi Afet Erengezgin'in ardından o da ebediyete göçtü. 

Belleğimde kalan bölük pörçük anılarla yılların ötesine ulaşıp anmak istiyorum : Babası Muzaffer Enişte Cumhuriyet yıllarında Devletin üst kademelerinde  çalışmış çok dürüst, çalışkan, güvenilir bir inşaat mühendisi idi.  Tipik bir İstanbul Beyefendisi. Eşi Fadıla Teyze'yi titiz, düzenli bir ev kadını, akraba canlısı bir yakınımız olarak hatırlıyorum. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji Bölümü mezuniyet tezimi hazırlarken Çemberlitaş Yükseköğrenim Kız Öğrenci Yurdundan ayrılmış, Fadıla Teyzemlerin rahat ortamında kalmıştım. Özenle hazırlayıp sunduğu pasta ve kurabiyeleri, lezzetli poğaçaları , güzel yemekleri unutamam. 

Gençlik yıllarında Çelik Erengezgin yaşıtlarından farklıdır. İki ağabeyden sonra küçük kardeştir. Çok güzel piyano çalar, çok okur, araştırır. Onurlu, gururlu, kendine güvenen, biraz içine kapanık bir ergen. Daha sonraları İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümünden mezun güzel, kibar, nazik, kültürlü bir eş seçer, sevgili Afet'le evlenir. Bursa Tirilye İlçesine bağlı Ürünlü Köyü'nde yaşarlar. Çavlan ve Başat adlarında iki çocukları olur. Daha sonra koruma altına aldıkları Turan, Ceyhun, Mehmet ve Aşkın'a da anne babalık yaparlar.

Eşi Afet ruhsal alanda , zihinsel enerji konularında çok yararlı çalışmalar yaparken Çelik Erengezgin Mimari  Enerji alanında çalışmalara imza atar. 2008 yılında Eurosolar Mimarlık Ödülünü kazanır.  Diyarbakır Güneş Evini yapar. "Betonarme yapılar insanlığa ve doğaya ihanettir." tezini savunur.  Enerji-Ekoloji ve Ahşap konularında, depremler içi n önlemler konularında makaleler yazar, seminerler düzenler. 

İnsan birey ve toplum adına çok güzel çalışmalar yapan, izler bırakan, çaba harcayan iki güzel insan. Afet Erengezgin'i  2015 yılında kaybettik. Çelik Erengezgin 2 Eylül 2023 tarihinde  Bursa'da şeker hastalığı koması nedeniyle aramızdan ayrıldı. "Gelecek Bizlere Emanet" adıyla kurduğu WhatsApp Grubundaki güzel paylaşımlarını çok özleyeceğiz. Işıklar içinde uyusunlar. 

Makbule ABALI

4 Eylül 2023 Urla 


İzmir Urla'da Y. Mimar Çelik Erengezgin'in inşa ettiği ahşap ev fotoğrafını paylaşan Sn. İsmail Ötenbülbül'e çok teşekkür ederim. M. A


Mart 17, 2021

HAYAT AKIP GİDERKEN...


 Yaşam günlere, anlara bölünmüş olarak devam ederken insanda da değişimler sürüyor. Hastalıklar, kazalar, sağlıkta kayıplar da akıp gidiyor yaşam çizgimizde. Er veya geç yaşama yenik düşüyor insanoğlu.

Çok sevdiğimiz, saydığımız bir eğitimcimizi kaybettik iki gün önce.

Tanıdığımız en saygın kişilerden biriydi. "Öğretmenlerin Öğretmeni" diye anılırdı. Önce ilköğretim müfettişi olarak çalışmış, sonra Mersin Öğretmen Okulu'nda Meslek Dersleri Öğretmeni olarak görev yapmıştı. Daha sonra Mersin'de 5 şubeli büyük bir özel öğretim kurumunda ( Test Teknik Dershanesi ) birlikte çalıştık. Kadroda  her branştan 100 öğretmen ve  8 Rehber Öğretmen birlikte çalıştığımız zamanlar oldu. Mustafa Bey,  7 Rehber Öğretmen arasında tek erkek Rehber Öğretmendi, grubumuzun çok sayılan, sevilen Başkanı idi.

Yoğun tercih zamanları çok geç ayrıldığımız  saatler olurdu. Bazı günler yemeğimizi kurumda yerdik. Güzel, neşeli günlerdi. Zamanı ayarlayarak doğum günü pastaları kesmemiz, küçük hediyelerimiz nasıl unutulur? Hiçbir zaman kırmadık, kırılmadık. Yaşı hepimizden büyüktü ama bir gün bile kapıdan çıkarken bizden önce çıkmadı. her zaman yol verirdi, en son çıkardı. Adeta sessiz bir saygınlık ve insanlık  abidesiydi. Bilgili, ölçülü, güvenilir idi. 

Eşi Emel Öğretmenle Dershanenin özel günlerde gece toplantılarında yaptıkları danslar, valsler hayranlıkla izlenirdi. Önce Emel Öğretmen'i ağır bir hastalık sonucu 2017 yılında kaybettik. Üç erkek çocukları vardı; Sami. Özgür ve Barış.

Mustafa Kocabaş Öğretmenimiz herkes tarafından sevilir, sayılırdı. Eşim için de çok sevdiği, vefalı bir arkadaş idi. 2 yıl önce Mersin Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği'nin sabah kahvaltısında eşim ve Mustafa Beyle birlikte olmuş, ne güzel bir zaman dilimi geçirmiştik.


Ve yıllar önce bir 24 Kasım Öğretmenler Gününde Celal Temel Öğretmenimizle bana çiçek verirlerken. Ne büyük bir onur ve mutluluktu benim için. 




Sık sık  telefonla konuşurken son günlerde rahatsızlığı nedeniyle yoğun bakıma kaldırılınca konuşamaz olmuştuk. Hayatın akışı içinde bir güzel insan tanımıştık, kaybettik. .. 

Saygıyla, rahmetle, özlemle anıyoruz. 

Makbule ABALI (Emekli Rehber Öğretmen) 




Kasım 07, 2018

GÜLSEN VAROL'U ANMAK...

         

 Harika bir insanı, muhteşem bir hayatı bir cümleyle nasıl özetler insan. Gülsen Varol Öğretmenimizi kaybettik. Bu sabah bir arkadaşım bu haberi ilettiğinde içimden bir şeyler  koptu, gözlerimden yaşlar süzüldü. Son zamanlarda blog sayfasına daha sık bakar olmuştum. Ama sanırım artık yazamayacak kadar yorgun ve halsizdi. Oysa onun yazı ve şiirlerini ne büyük keyifle okurdum. Okuduktan sonra yorum yazmak için içinizde dayanılmaz bir istek duyardınız. Sağlığında yorumlara da özenle cevap verirdi. Gülsen Öğretmenimin bloğu bir okul gibiydi. 


İki kitabını okudum, tanıtımlarını zevkle  yaptım, blog sayfalarımda yayınladım. Çok mutlu olmuştu. Bugün ben de bu güzel insanın benim kitabım "Geriye Kalan " ile ilgili değerlendirmesini sayfama almayı düşündüm. Bloğumda ondan bir iz, bir anı kalsın istedim. Sizi çok özleyeceğim sevgili Gülsen Öğretmenim. Sizinle ilgili çok anı biriktirdik. Sevgiyle. saygıyla, özlemle...


"GERİYE KALAN" diye başlamış Makbule Abalı..



Okunması gereken muhteşem bir kitap. Muhteşem bir gaye uğruna saklı acıların/anıların paylaşıldığı gerçek bir yaşam öyküsü.. 
Acı ve tahammülü güç bir hastalıkla barışık olarak mücadele eden bir evlâdın kaleminden hiç abartıya kaçmadan yazılan ama her bir satırında sakladığı hıçkırığını duyacağınız bir yaşamın öyküsü..

****
Günaydın mı demeliyim iyi geceler mi bilemedim Sevgili Makbule Abalı?
Günümü geceme katmışım “geride kalanlar”ı okurken.. Ne yazacağımı, ne yazmam gerektiğini bilemeden başladım görmemi engelleyen yaşlara aldırmadan..

Seni kutlamak geldi önce içimden?? Sonra, sanki saçma ve gereksiz gibi geldi  bu cümle.. ters tepti iyi niyetler.. öylesine birebir yaşadım ki yaşadıklarını. Sanki o anları anıları yaşadığın için kutlamak gibi görüntü verebilir mi diye düşünüp vaz geçecektim ama başka nasıl ifade edebilirim takdirimi bilemedim.. Belki de ilk kez aradığım kelimeleri bulamadım. Eminim hepsi yerli yerindeydi ama ‘yazma beni’ der gibi yok oldular birden..

Ama ben yine de inatla seni kutlamak istedim.. böyle mükemmel bir evlat olduğun için önce.. sonra hiç abartıya kaçmadan, sanki sesini hiç yükseltmeden masal anlatır gibi anlattığın için o acılarını.. ve yazarsam ifade edememekten korktuğum pek çok duygum için seni kutlamak istedim. Her bir satırında kendimden ufak alıntılar buldum.. kırık bir camın ardındaki odadan kendimi seyreder gibi hissettim pek çok yerinde.. sanki ben yazmışım gibi, benim yerime yazılmış gibi hissettiğim pek çok satırın altlarını kırmızı kalemle çizdim..

Sonra baktım zor duyan kulağıma bir cızırtı gelmekte.. dikkat kesildim.. baktım sabah ezanı okunmakta.. AH... dedim.. zamanıdır ruhları huzurlu kılmanın.. sonra okudum okudum.. sonra sanki yanı başımda gibi duran meslektaşımla konuştum!.. yüce bir gücün ona rahmetiyle huzur verdiğine inanana kadar sürdürdüm kendimce dualarımı.. sonra baktım yeni bir gün doğuyor.. uyumuşum!

"Vah gidene" denir genelde. Ben zamansız ölüm için geçerli kabul ederim bu sözü.
Çünki “gitmek”.. herkes için kaçınılmaz son.

gülsenvarol



Makbule Abalı dedi ki...
Hayatın içinde her şey iç içe Sevgili Gülsen Öğretmenim. Bazen karmaşık bir geometrik şeklin parçaları gibi. Bazen bir duygu fırtınası gibi. Anlamlı yazınızı az önce okudum. Gözlerim buğulanarak tekrar okudum. Hani bazen tüm kontrolünüze rağmen göz yaşlarınızın akışına engel olamazsınız.
Ama biliyorum ki bazen böyle duygulanımlar iyi geliyor insana, rahatlatıyor, ferahlatıyor...

Pek çok konuda hepimizin hayatında ortak noktalar vardır eminim. Mutlulukta, acıda, sevinçte ya da hüzünde. O zaman o insanlar birbirini daha iyi anlayabiliyor. Çok uzaklardan, hiç görüşmeseler de "iletişim" kurulabiliyor.

Duygu paylaşımı için kitabımı okumanızı öyle çok istiyordum ki...
Çok mutlu oldum. Her zamanki üstün anlatım gücünüzle , çok yönlü bakış açınızla nasıl da güzel değerlendirmişsiniz.

Sizin böylesine güzel ve içten kutlamanız "iyi bir iş" yaptığıma inancımı daha da pekiştirdi. Gerçekten "iç huzuru" ne kadar önemli ve ona nasıl da ihtiyacımız var.
Yürekten teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız...
gülsen VAROL dedi ki...
Mersin Mezitli’ deki evimi hatırladım evinin fotoğrafını görünce Makbule.. Sonra.. hiç hatırlamak istemediğim tatsız olaylarla dolu 10 yılımı.. Namrun yaylasındaki evimi.. Babil sitesinde deniz kenarındaki evimi.. "Keşke" ler, uygun adım marş diyerek hücum etti yarım aklıma.. Keşke dedim.. keşke o yıllarda tanısaydım Makbule'yi.. Bu muhteşem saygın aileyi.. Kimselere anlatmaya kıyamadığım acıları anıları paylaşabilseydim bu yüreği yüce insanla. Ama hiç görüşemesek de o ilâhî iletişimin kurulduğuna inanıyorum ben. Sen de iyi ki varsın Makbule'm.

Mart 25, 2015

BİR KİTAP TANITIMI- CEHENNEM DERESİ (Gülsen Varol)



Bir kitabı seçerken türlü nedenlerle seçersiniz: Yazarını tanırsınız, hakkında iyi şeyler duymuşsunuzdur, adı cazip gelmiştir veya başka nedenlerle okumaya başlarsınız. Bazı kitaplar zor okunur, elinizde günlerce sürünür. Bazıları çok kolay okunur, akar gider, kısa sürede biter. Bazı kitapları kitaplığınızın herhangi bir yerine kaldırırsınız, bazısı da yakınlarınız da okusun diye ön sıralarda yer bulur. 

Gülsen Varol Öğretmenimizi "Yapraklar" ve "Kuytular" adlı bloglarıyla tanıdım önce. Yazılarını okurken duygulanmamak imkansızdı. Yorumlara yazdığı cevaplar bile öylesine anlamlıydı ki. İlk kitaplarıyla henüz tanışmadım. Ben sondan başladım; "Cehennem Deresi".  Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın adı önce düşündürdü beni. Ancak sonra düşündüm ki kafamdaki sorular kitabı okurken açıklığa kavuşacak. Gerçekten de öyle oldu. Cehennem Deresi kesinlikle şiddete dayalı bir roman değil. 

Kitabı okumadan Cehennem Deresi'nin nerede olduğunu merak ettim. İnternette haritalara baktım; Şırnak'ta, Rize'de hatta Mersin'de bir Cehennem Deresi var. Romandaki ana karakterler 5 kişi. Çok güzel kurgulanmış. Bölümler arasında sanki kayar gibi ilerliyorsunuz. Adeta bir sinema filmi izler gibi düş kuruyor ve okuyorsunuz. 

Karakterler çok ustaca seçilmiş, kişilikler açıklayıcı betimlemelerle belirtilmiş. Hiçbir rol abartılı değil. Gülsen Varol hayatın içinden çarpıcı bir olaydan yola çıkarak sürükleyici, etkileyici bir roman yaratmış. Romanda ana kahramanın öyküsü çok çarpıcı. Gün gelir kimliğinizi, kişiliğinizi hatta görüntünüzü kaybedebilirsiniz... Bazı bölümleri ürpererek okuyorsunuz. Kitapta orta yaşlarda yaşanan tutkulu bir aşk da var. Öyle çarpıcı anlatılmış ki o iki kahramanla mutlu oluyor ya da üzülüyorsunuz. 

Bazı tıbbi deyimler öylesine uygun kullanılmış ki sanki bir sağlık personelinden dinler gibi okuyorsunuz. Psikolojik çözümlemeler de çok yerinde. Anlatım dili sade ve yalın. 282 sayfa 2-3 günde bitebiliyor. Ben zamanı paylaşarak eşimle okudum. Cehennem Deresini rahatlıkla dostlarıma önerebilirim.  Kitabı okurken bazı sürprizlere hazırlıklı olmak lazım. O sürprizler hiç beklenmedik bir anda devreye girebiliyor. Zaten hayat da her an sürprizlerle dolu değil mi...?

Kitaptan bazı bölümlerle tamamlamak isterim yazımı: 

"Damarlarımızda deli kan akar bizim bilirsin, ama soğuk ülkelerin insanlarının kanı donuk oluyor, adına temkinli olmak deniyor."
---------------------------------
"Erkekler ağlamaz diye niye denmiş bir türlü bulamamıştı bu sorusunun cevabını o güne kadar. O gün de yine izinsiz akmaya başlamıştı gözünün yaşı. İçindeki yıllanmış acılara merhem olan torununu kendisine doğru çekip, çenesinin altına yasladığı başını öpe öpe ağlamış ama bir türlü konuşamamıştı."
-----------------------------------

Gülsen Varol yaşamın içindeki acı-tatlı birçok olayı kalemiyle dans ettirmiş, onlara ritim ve anlam kazandırmış. Farklı bir "hayat dansı" bu; Bazen yavaşlayan, bazen hızlanan...Dikkatlice okunup izlendiğinde içinde ders alınacak çok şey var.
Siz hep yazın, yazdıklarınızı biz hep okuyalım çok sevgili Gülsen Öğretmenim...

Makbule Abalı-Eğitimci 
25.03.2015 Mersin