Sayfalar

hayatın anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatın anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 01, 2024

HAYATIN ARTI DEĞERLERİ- BCP-Eylül-2024



Bir Sonbahar Mevsiminin Eylül Ayını da yolcu ediyor, Ekim Ayını karşılamaya hazırlanıyoruz.  Her ayın, her mevsimin kendine özgü  başkalıkları,  olumlu olumsuz yanları var.  Tıpkı insanlar gibi; Ancak biz insanlar kişiliğimize, değer yargılarımıza, umut ve beklentilerimize, geçmiş yaşantılarımıza  göre günlere, aylara, mevsimlere farklı anlamlar yüklüyoruz. 

Elbette yöresel farklılıklar, kişisel sorunlar ya da yaşanılan coğrafyanın, doğanın, toplumsal veya psikolojik olayların getirileri- götürüleri bakış açımızı, düşünce ve  fikirlerimizi etkiliyor. Ekonomik farklılıklar, maddi ya da manevi yetersizlikler, yaşam kaygıları, endişeler, korkular yaşamı daha gerçek boyutlarıyla algılamaya- değerlendirmelere yol açıyor.  Sonuçta; dünyanın neresinde olursak olalım hepimiz  mutsuzluk değil mutluluk özlemi içindeyiz. Hangi yaşta olursak olalım, kendi içimizde de dışımızda da dengeli bir yaşam ve huzur arıyoruz.

Doğallık ve sadelik içinde, abartısız-önyargısız sezişlerle çevrenizi gözlemlediğinizde aradığımız mutluluk kaynaklarına ulaşmak çok da zor değil. Bir lâbirentin çıkılmaz sanılan yolları, zor hesapların kolay çözümleri, inceliklerin gizemli yanları,  iyi niyetle , hoşgörü ve karşılıklı anlayış çabaları ile atılan birkaç adım, yaşanılan  an'ı  güzelleştirmeye yetebiliyor. Eksilen, azalan, tüketilen öyle çok şey var ki; hayatı zenginleştiren, anlam kazandıran, artı değerler yükleyen enerji kaynaklarını göz ardı ederseniz kayıplar giderek çoğalmaz mı?

Bazen öyle güzel yaşanmışlıklar vardır ki; kısacık örneklerle tanımlasanız da kocaman mutluluklar yaratır yaşamda. Sonbaharın uyumlu soluk renkleri capcanlı-parlak renklere dönüşür bir anda. aydınlanır dünya...

*Güneşin biraz naz yaptığı bulutlu bir sonbahar sabahı  ansızın fark edersiniz ki, günlerdir açmayan kaktüsünüz bir tomurcukla güne hazırlanıyor. Yer değişiminden ötürü küstü sandığınız kaktüs, dikenler arasından tekrar  içindeki güzelliği sergilemeye karar vermiştir. Kırılganlıkların ardından barış ilân edercesine... Oysa ömrü bir günlüktür. Bir günlük saltanatını harika bir çiçekle sonlandırır. 




*Bazen olumsuzluklar ardı ardına sanki yığılır birden üstünüze. Ekonomik sıkıntılar, rahatsızlıklar, güveninizin sarsıldığı anlar-günler. İnsan olmanın mücadelesini vermeye çok da hazırlıklı olmadığınız , güçsüz düştüğünüz bir zaman diliminde evinizin tam karşısında bir dost gözlerinizin içine bakarak sevgi gösterileri yapar. O güne kadar hep uzaktan bakmıştır oysa. Kuyruğunu sallar, kendi diliyle seslenir, kapıya bıraktığınız suyu içer, bir kap içine sunduğunuz kahvaltının tadına bakar. Adeta "Ben buradayım, meraklanma." der. Tuhaftır, sokağın kedileri de eşlik eder bu olaya. Zaten kedilerle köpekler hep dosttur buralarda.


* Bir gün bir duyuru yapılır; Yaşadığınız çevrede gönüllülerin katılabileceği bir "Çevre Temizliği Seferberliği" düzenlenmiştir. İki kez farklı noktalarda düzenlenen bu etkinliğe isteyen el arabasıyla, tırmık ya da çapasıyla, kazmasıyla katılır. Doğayı-çevreyi korumak-yaşatmak amacıyla düzenlenen bu etkinliğe her yaştan insanın, kadınların hatta çocukların katılması mutluluk verici değil midir? Biz (sağlık nedeniyle) katılamasak bile , sokak kapımızın önünü süpürüp temizleyerek katılanlara "Kolay gelsin" demeye , teşekkür etmeye gittik o gün. 



Eylül Ayında bir Pazar Günü öğleden sonra Ovacık Köyü'nde bir Dost Evine konuk olduk. Elimiz boş gitmeyelim diyerek ben de Akdeniz Yöresine özgü  küçük çapta yöresel yiyecekler yaptım. Ağız tadıyla, damak lezzetiyle, sözüyle- sohbetiyle adeta bir Halil İbrahim Sofrasında ağırlandık. Götürdüğümüz kaplar bile dolu döndük. Bütün bunlara ek olarak; Bal kabağını özenle oyarak, nakış işler gibi işleyerek sanatçı duyarlılığı ile yaratılan , gecemizi aydınlatan harika bir masa lâmbasına sahip olduk. O gün gene hassas bir dostun hediyesi saksıda yetiştirilmiş taze reyhan salatalarımıza tat katmaya devam ediyor.


*İyi niyetle, içinden gelerek, çıkarsız,  vefalı dostluklar  oluşturabilmek, iyi günde-kötü günde birlikte kayda değer saatler geçirebilmek. Yaş aldıkça, belki hayatın sonbaharında bunun ne büyük bir şans olduğunu çok daha iyi anlıyor insan. 

*Eylül Ayı'nda bir Pazar günü bir başka büyük mutluluk; Kışın çok şiddetli yağmurlarda evimizin bazı bölümlerinde oluşan sıva çatlakları, döküntüler, kabarmalar; Eskilerden ama eskimemiş, kafası, elleri, kolları  mükemmel çalışan, biyonik bir büyük ustanın enerjisi ve hüneriyle onarıldı. Eski Meslek Liselerimizde "Ara Eleman" yetiştirmeye yönelik bölümlerden yetişen kalfalar, ustalar gibi çalışan gerçek yapı ustalarını görünce nasıl da mutlu oluyoruz. Çoğalabilselerdi belki depremler de daha az hasarla atlatılırdı.

*İnsan hayatının her döneminde sağlık sorunları yaşayabiliyor. Her meslekte ama bilhassa Tıp alanında görevinin ve sorumluluğunun bilincinde, insana-insani değerlere önem veren, dinleyen-anlayan doktorlar ve sağlık personeli gönüllerde taht kurabiliyor. Hele çağdaş bilimlerin ışığında, yeniliklere açık, gözlemci, araştırmacı kişiler, yaşam kalitesini yükselterek mutluluk katsayısını arttırıyorlar. 



*Hangi meslekte olursa olsun; Kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayan, sevgiden-saygıdan yoksun, manevi değerlerin çok üstünde maddeyi-parayı gerçek güç gibi gören insanlar kendileri mutlu olamadıkları gibi çevrelerine de zarar veriyorlar. Doğruluğundan kuşku duyduğumuz güvenemediğimiz insanlarla değil yüz yüze gelmek , varlıklarını bilmek bile mutsuzluk nedeni olabiliyor. İyiler; iyilerin ve iyiliklerin çoğalmasına katkıda bulunurken, tam tersine kötüler de yakın ve uzak çevreye hatta tüm dünyaya kötülük tohumları ekiyorlar. "Aranan Kişi" olabilmek, İNSAN olabilmekle eşdeğer. 

*Henüz 4 yaşında bir çocuk; kendisine verilen bir kutudan birkaç çikolatayı arttırıp "Ben bunu da anneanneme vermek istiyorum." diyebiliyorsa ( Hele bir de bu durumu gerçek anneannesinin yanında,  sevgi ve ilgi gördüğü bir başka anneanne için düşünüyorsa) O çocuk paylaşımı, içtenliği öğrenmiş, sevgi ve ilgiyi sindirmiş demektir. Ne mutlu O'nu yetiştiren,  emek harcayan, uğraş veren  büyüklerine... 

Hayatımızın her döneminde iyilerin-güzelliklerin , "Artı Değerler" in çoğalması dileği ile...

NOT: Bu yazı Blogları Canlandırma Projesi (BCP) 2024-Eylül Ayı kapsamında, "Sonbahar " teması seçilerek yazılmıştır.


Makbule ABALI-Eğitimci 

İzmir- Urla- 1.Ekim. 2024  







 


Eylül 27, 2024

FARKINDALIKLARIMIZ-HAYATA ANLAM KAZANDIRMAK...




Yaşamak bir nevi "farkındalık" değil midir? Çevremizin, insanların, canlıların, çiçeklerin, ağaçların, hayvanların farkında olmak. Onların da varlığına duyarlı olmak, tepkilerini yok saymamak. Acılarını, ağıtlarını duyabilmek, kulak vermek, gözlemek, gönül vermek... 

Bazen yanı başımızdaki güzelliklerin farkında olmayız: Bir tomurcuk açarken, bir fidan boy verirken, bir yağmur damlası düşerken değişimin farkında olmak. İyinin-kötünün, doğrunun-yanlışın, güzelin-çirkinin bilincine varmak. Estetik bir sanat eserinin ya da zevksiz bir görüntünün ayrımında olabilmek...

Bakmak-görmek-dikkat etmek-farkında olmak... Ruhsal yapımıza göre bir gün fark ettiğimizi bir başka gün fark etmeyebiliriz. Bir gün bir anda dikkatimizi çeken bir şey, bir başka zamanda hiç de ilgi alanımıza girmeyebilir. Algılarımızda seçici davranırız, bize "anlamlı" geleni algılarız; Çocuk bekleyen bir anne adayı çocuk arabalarını gözleriyle tarayabilir. Düğünü olacak bir genç kız, vitrinlerdeki gelinliklerden gözlerini alamaz. Bazen bizim fark ettiğimiz bir şey, bir başka arkadaşımızın hiç de gözüne çarpmaz.

"Yol boyundaki erikler. şeftaliler çiçek açtı mı?" diye sorarsanız; "Hiç dikkat etmedim ki farkında bile değilim." diyebilir karşınızdaki kişi. Her gün yanından geçmiş ama binaların arasından boy veren o güzellikleri önemsememiştir bile.


Bir hastalık sonrası birkaç kilo veren, görüntüsü değişen arkadaşımızın bu durumunu fark etmemek ona üzücü gelebilir. Ev dekorasyonunda güzel değişiklikler yapmış bir komşunuzun evinde bu değişimleri görmemeniz, ona kendisini önemsemediğiniz anlamına gelebilir. Farkı fark etmenizi bekliyordur.

Yıllarca öğretmenlik yaptıysanız "emekli" olduğunuzda bile, çalan zillere kulağınız hep aşinadır. Hastanede zor günler yaşadıysanız ya da bir hastanız varsa, her ambulans sireni içinizi titretir. Bir şarkı sizi duygulandırırken bir başkasına hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Duygulu bir insansanız, içten yapılan her davranış yüzünüzde güller açtırır. Karanlık bir gecede kaç kişi başını gökyüzüne çevirip ışıldayan yıldızları fark eder ya da önemser? Yüksek sesle, bağırarak yapılan bir konuşma neden kimilerini hiç rahatsız etmez ama bazılarına da çok itici, huzursuz edici gelir.

Nezaketi, saygıyı özleyen bir insan, çevresindeki kavganın farkında olurken nasıl da rahatsız olur. Oysa bu durumu kanıksamış bir insan belki kavganın farkında bile olmaz. Televizyon ekranında bile olsa, yerde sürüklenerek götürülen bir genç, duyarlı bir insanın nasıl da içini acıtır. 

Farkındalıklarımız bizi biz yapan etkenler değil midir aslında? Farkında olmamız gerekirken farkında olamadığımız öyle çok şey var ki yaşantımızda. Bazen de bir ses ve görüntü bombardımanına uğruyoruz. Duymak istemediğimiz sesleri duyuyor, görmek istemediğimiz görüntüleri görüyor, algılıyoruz. Zihinlerimiz yorgun düşüyor.

Hayat akıp giderken, saatler, dakikalar, saniyeler hızla tükenirken farkında oluşumuz kişilere, kişiliklere, zamana, duruma göre değişiyor. Hayatın farkında olmak belki pür dikkat olmak değil. Ama her konuda duygularımızı, mantığımızı dengeleyerek ; çevremizi, dünyamızı gören gözlerle, sağlam bir yürekle, düşünebilen bir beyinle, gördüklerini algılayabilen bir zihinle izlemeyi bilebilmek... Yolda bastonuyla yürümeye çalışan yaşlı bir insana yardımcı olup karşıya geçirmek kaçımızın aklından geçer? Bir parkta 1 m. ileride çöp kutusu varken yere atılmış sigara izmaritleri kaç kişiyi rahatsız eder? 

Farkında oluşumuz ne kadar artarsa, çevremize uyumumuz ya da olumsuzluklara tepkimiz o denli isabetli oluyor. Çevremizde olup bitenlerin farkında değilsek, ülke ve dünya gündeminden haberdar değilsek yaşamın ne anlamı olur?

Makbule ABALI- Eğitimci 



                                                                












Ocak 27, 2024

GÜN BİTMEDEN YOL ALMAK... (ÖYKÜ)

 




Bir gün önce sabahtan akşama kadar yağmur devam etmişti. Bugün insanın iliklerine kadar işleyen bir soğuk hava. Ocak Ayının ikinci yarısındayız.  Mevsimler de aldatıcı oldu.   Bir kar yağsa, hepimiz arınsak olumsuz duygulardan; içimizde birikmiş kaygı ve endişelerden, dışa vurulmamış, bedene yansımış stresten... 

Öğleye doğru bu küçük parkta güneşi arkama alarak yürümek, biraz ısınmak, karanlıktan aydınlığa bir yol aramak gibiydi sanki. Kafamda düşünce öbekleri, karmakarışık duygular ve sonsuzluğa uzanan bir yol. Eskinin Arnavut Kaldırım taşları düzeninde örülmüş bir yol,, Çevrede Akdeniz ve Ege İklimine özgü çam, palmiye ve zeytin ağaçları, birbirlerine haksızlık etmeden sıra sıra dizilmişler. Mevsimlere göre yapraklarını döken ve dökmeyen ağaçlar, birbirlerine karşı öyle anlayışlılar ki şaşırıyorum bazen. Sanırım yeterince tanımıyoruz bu ayrı dünyaları. Onlar kendi içlerinde bir uyumu özgürce ama ölçülü bir biçimde sürdürüyorlar. Ya biz insanlar...?

Ansızın sessizliğin içinde  farklı sesler algılıyorum: Kısa cümlelerle sakin konuşmalar, insan sesleri. Sonra seslerin kaynağını buluyorum. Az  ileride yürüyen bir çift. Nereden, ne zaman çıktılar? Onlar da kendilerini fark ettirmediler. Yüzlerini göremedim ilkin. Sırtları bana dönüktü. Ağır adımlarla, el ele, kol kola, adeta birbirlerinden destek alarak yürüyorlardı. Amaçsız bir yürüyüştü bu sanki. Ya da yılların ardından yönünü, amacını belirlemiş  bir yürüme. Ama hiçbir trafik işareti bu doğal yürüyüşü kontrol edemezdi, bu çiftin yazısız doğal kuralları çok önceden belirlenmişti. Çocukların oyun kuralları gibi içten, saf.

Çam , palmiye ve zeytin ağaçlarıyla çevrili bir park alanıydı burası. Girişte bir Atatürk Büstü, birkaç bank vardı. Parkın dışında çocuklar için bir oyun alanı görülüyordu. Dönem tatili başlamıştı ama parkta hiç çocuk yoktu. Bu zaman diliminde park üç kişiye ayrılmıştı sanki. Ufak adımlarla, sadece birbirlerini dinleyerek yürüyen yaşlı bir çift ve ben. Onlar dikkatle yere basarak yürürken, sanki gözlerden çok kulaklar işlerlik kazanmıştı. Kuşların kanat çırpışlarını, ötüşlerini duyuyorlar mıydı acaba? Ya da yoldan geçen tek tük aracın sesleri onlara kadar ulaşıyor muydu? Neden bu dalgınlık diye düşündüm bir an. Onları böylesine yoğun duygularla düşündüren neydi bilinmez..

Sanki onların dokunulmazlığına zarar vereceğimden ürktüm. yanlarından sessizce süzülüp geçtim. Bastığım yerdeki kuru yapraklar bile ses vermedi. Az sonra seslerini duydum. Kelime oyununa  benzer bir oyun gibiydi konuşmaları. Erkek, eşine bildiği ağaçların özelliklerini sıralıyordu: " Sedir ağacına köylerde katran derler. Katran, ardıç ağaçlarının bittiği yerlerde başlar. 1000 metrenin üstünde görülür." Ben parkta üçüncü turumu tamamlarken onlar henüz birinci  turun sonundaydılar. Birkaç metre geriden izlemeye başladım. Giysilerindeki sadelik ve renk uyumu dikkatimi çekti. Kadının boynunda polar mavi bir atkı vardı. Erkeğin boynunda sonbahar renklerini yansıtan , zevkle bağlanmış yün bir atkı. Giysilerinde tek dikkat çekici nesne erkeğin elinde taşıdığı Atatürk simgeli çok şık bir Safranbolu bastonuydu. 

Birden onlarla tanışmak için içimde dayanılmaz bir arzu duydum. Onları daha rahat izleyebilmek için adımlarımı da yavaşlatmıştım zaten. Aynı hizada yürümeye başladığımızda selâm verdim. "Merhaba" dedim. Gözlerini kısarak baktı yaşlı bey. Yüzüne vuran kış güneşi gözlük camlarına da yansımıştı. 

"Bir zamanlar ben de sizin kadar hızlı yürürdüm. Çok sevdiğim bir arkadaşımla birlikte sahilde 5 km. sabah yürüyüşlerimiz olurdu." Eşi,  yüzünde tatlı bir gülümsemeyle onayladı: "Bir zamanlar..." 

Konuşmak için konu aramaya hiç ihtiyaç yoktu. "Bastonunuz da çok şık" diye ekledim. "Hayat boyu izinden gittik." diye bilgece bir yanıt geldi. Parktaki birkaç banktan biri hemen yanımızda idi. "Biraz soluklanmak ister misiniz? " soruma yanıt eşinden geldi: " Tabii  ne iyi olur. "

Oturduk. Kış güneşi çok da ısıtıcı değildi. "Baharda buralar çok güzel olur. çiçeklerle donanır." dedim. Onlar da onayladılar sözümü: "Gördük, harikaydı. Doğa giysilerini yenileyecek  bir süre sonra. Kuşlar ve böcekler de değişime uğrar. Ömrümüzün kaçıncı baharı bu kim bilir? " Tok bir erkek sesi tamamladı eşinin cümlesini. " Ben her bahar yeniden dirilirim adeta. Ancak gözlerim zayıfladı, artık dünyayı eskisi kadar net seçemiyorum . Bastonu da sevgili eşimin ısrarıyla kullanmaya başladım. Onu hiç kırmadım ki..." Sanki  sözleşmiş gibi cümleyi birlikte tamamladılar: "Belli bir yaştan sonra birbirimizin desteğine daha çok ihtiyaç duyuyoruz. "

Bir yağmur bulutu göz kırptı ağaçların arasından. Bir küçük damla düştü, sonra bir damla daha. Ömürden giden günler, yıllar gibi... 

Bu mini söyleşiyi noktaladık, vedalaştık. Bastonun dirençli sesi, onların ayak seslerine karıştı. Yağmur da sanki onların adımlarına uymuş, hemen sağanağa dönüşmemişti.

 Arkalarından uzun süre bakakaldım. Birkaç dakikada ne çok soru, ne çok iz bıraktılar zihnimde. Sokakta çıt yoktu... Oysa içimde fırtınalar esiyordu... 

Makbule ABALI

27 Ocak 2024 Urla. 







Eylül 28, 2017

SONBAHAR- HAYATIN ANLAMI...

Ünlü şair Cahit Külebi kısacık şiirinde içtenlikle dile getirmiş;

Sonbahar geliyor serçe
Yuvanı ne yapacaksın?
Ayva çiçek açmadan önce.
Meyvelerin içi geçecek
Yağmurlarla ıslanacaksın
Halbuki ne kadar sıcaksın...


Her mevsim kendi özellikleriyle güzel. Her mevsimin kendi içinde ayrıcalığı var. Gerçi son zamanlarda mevsimler de kol kola, iç içe geçti. Bazen yazı yaşarken sonbahar havası ile karşılaştık, ya da sonbaharda yaz sıcağı ile. Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar gibi. Ama doğanın özünde ülkemizde her mevsimin güzel yaşandığını düşünüyorum.

Yeniden doğuş ve değişimle gelen ilkbahar en çok benimsediğim mevsimdir. Bilmem neden sonbahar hüzün verir bana. Yaş almış insanların yalnızlığını düşündürür. İşini ve idealindeki eşini bulamamış gençlerin kararsızlığını hatırlatır. Sararıp düşen yapraklar, eskimiş-yıpranmış ilişkileri anlatır. Son sözcüğü de anlamlı değil midir? Ömrün sonu gibi de algılanabilir.

Şarkılarda dile getirilen sonbahar da hüznü çağrıştırır;
"Ömrümüzün son demi,
Son baharıdır artık
Maziye bir bakıver,
Neler neler bıraktık."

Bir başka sonbahar şarkısı;
"Güz gülleri gibiydik
Hiç bahar yaşamadık.
Ya sevmeyi bilmedik yıllarca
Ya sevince geç kaldık..."

Ve bir zamanlar listelerden düşmeyen Autumn Leaves -Sonbahar Yaprakları şarkısı.

Sonbahar biraz aldatıcı gelir bana; Hava güneşliyken birdenbire boşanan sağanak yağışlarıyla, aniden değişen ısı göstergeleriyle, pastırma yazıyla...
Sonbaharda sararıp yere düşen her yaprak, ömürden giden günleri, ayları hatırlatır sanki. Bir başka diyara giden göçmen kuşlar, yitirdiğimiz sevdiklerimizi düşündürür. Değişken hava insanın ruhsal yapısını hatırlatır. Mevsim geçişlerinde ruh sağlığımız da iniş-çıkışlı değil midir?

Ama gene de güzellikleri fark edebilen gözler için doğanın her hali bir başka güzel. Bir tablo düzeninde renk armonisiyle, göz okşayan görüntüleriyle, gizemli tavrıyla sonbahar da farklı bir mevsimdir. 

Son baharımız olmasa da ömürde yaşanan her bahar  ayrı bir anlam taşıyor. Hepsinde yaşanmış farklı anılarımız var. Anılar değil midir asıl bizi hayata bağlayan...?

Şiirlerle hayatı algılamak güzel. Son şiirimiz Özdemir Asaf'tan;

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,
Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,
Sararıp dökülürken güz rüzgarlarında
Aralarında savrulsunlar, unut yaprakları
Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar
Seninle yeşerdiler, seninle soldular...
Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.


Özdemir ASAF

Derleyen: Makbule ABALI 

28 Eylül 2017

Not: Geçmiş yıllardaki yayınlara yeniden göz gezdirip düzenleme yaparken birden bu eski yazımla karşılaştım. Başlıktaki "Hayatın Anlamı" ve fotoğraf ile video sonradan eklendi. M.A 

17 Eylül 2024





  
  1. Sonbahar benim dünyaya gelsiğim mevsim. Şiir deyince de heo sevgili dayımın bana yazdığı dizeler gelir aklıma.

    Varlığınla ısınan neşemizi taşırdık
    Kader bize sen gibi bir dalı aşlamakta
    Güze bahar getirdin mevsimleri şaşırdık
    Bilemedik ömrümüz belki de kışlamakta.

    Hüzünlü mevsimdir sonbahar, doğduğum ve evlendiği hatta Can'la tanıştığım mevsimdir ama aynı zamanda bir çok sevdiğime hoşçakal dedim. Yine de renklerini, boğucu sıcaklardan sonraki serinliğini, ilkbaharın aksine ılık oluşunu (burada
    İlkbahar kış gibi devam ediyor :) ve okullar açıldığından hissettiğim yılbaşı havasını severim :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dayınız duygularını ne güzel dile getirmiş. O gün nasıl da mutlu olmuşsunuzdur. Sonbahar anlamlıymış sizin için. Birçok önemli olay yaşamışsınız.
      Her mevsim yaşadıklarımızla güzel veya hüzünlü.
      Sevgiyle...
      Sil
  2. Benim en çok sevdiğim mevsim sonbahardır. Nedeni yok aslında. Sonbahar da daha çok huzurlu hissediyorum.. Sakinliği sevdiğimdendir belkide ki sonbahar da bana sakinliği anımsatır..
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hepimizin yaşadıklarımızdan, kişiliğimizden kaynaklanan anıları, tercihleri var. Sonbahar yazın hareketliliğinden sonra daha sakin gerçekten.
      Sevgiyle...
      Sil
  3. Yazıyı okurken Beethoven' in 5 nolu piyano konçertosunu dinliyordum... yazıyla müziğin nasıl dans ettiğini tahayyül etmişsinizdir belki. Sonbahar, Handan hanımın da dediği gibi bana yeni yılın işaretçisi gibi gelir, neşe ile hüznün karmaşasına çocukluğumdan beri aşığım sanırım. Ağzımda biraz buruk ama bir o kadar lezzetli bir tad bıraktı yazınız.. Hoşgeldi Sonbahar...
    Sevgiler,
    Not: Umarım evde herkes sağlıklıdır.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıyla müziği buluşturarak okumak... Sevindim. Anılarımız düşüncelerimizi de yönlendiriyor. Sonbaharla yeni yılı birlikte düşünmek ilginç. Neşe ile hüznün karmaşası harika.
      Bu güzel yorum da beni çok mutlu etti. Hepimiz için güzel bir sonbahar olsun.
      Not: Her şey daha iyiye gidiyor. İniş-çıkışlı yollarda bazen neşe bazen hüzün ağır basabiliyor.
      Sevgiyle...
      Sil
  4. Sonbaharın renkleriyle yazılmış, baharları son derece güzel anlatan şiir tadında bir yazı :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dikkatli bir gözün dikkatini çekmek ne güzel. Şiiri sevdiğim için sanırım şiirsel anlatımları da seviyorum.
      Teşekkür ederim.
      Sevgiyle...
      Sil
  5. Her telden sonbahar yazısı olmuş bu! Çok beğendim. Ben çok severim bu ayı, sonbahar çocuğu olmamın etkisi vardır belki. Sevgiler. :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın içinde de her şey çok yönlü. Bazen 4 mevsimi bir arada yaşıyoruz. Ben de Mayıs doğumluyum, gönlümde ilkbahar yatar.
      Çok teşekkürler. Sevgiler.
      Sil
  6. "Yerini bulmaya çalışan kararsız insanlar" benzetmeni çok sevdim ;) Yine de bir arayışın içinde yol almanın güzelliği var sanki tadında.Şiirler de pek bi iyi geldi, teşekkürler canim ;)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Betimlemeleri, benzetmeleri seviyorum. İnsan bir derya gibi. Öyle zengin bir yapısı var ki.Çok teşekkürler, bu yorum da bana iyi geldi.
      Sevgiyle...
      Sil
  7. İlkbahar doyasıya yaşanmadıysa, sonbaharın ne renkleri vardır ne de anlamı, diye düşünmüşümdür hep. Sizin gibi şairane güzel gözlerle bakınca, bütün mevsimler daha da anlam kazanıyor anılar yumağı içinde. Çok sevdiğimiz şarkı sözleri ve şiirlerle bezenmiş yazınız ve görseller için teşekkür eder, sağlıklı güzel nice mevsimler, günler dilerim.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatı doyasıya yaşayabilmek elbette en güzeli. İlkbahar bana da daha canlı, hayat dolu güzelliklerle iç içe bir mevsim olarak görünür. Motive eden güzel yorumunuza çok teşekkür ederim.
      Güzel günler, esenlikler dilerim.
      Sil
  8. Şiirlerle bezenmiş bir sonbahar biraz hüzün koksada güzel.Kaleminize sağlık:)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sonbahar hep hazan mevsimi diye anılır. Belki mevsim geçişlerinin yarattığı ruh halinin de bunda etkisi var.
      Teşekkür ederim.
      Bir süre bloglarda olamadım. Sizi de görememiştim.Yeniden blog dostlarını görmek güzel.
      Sevgiyle.
      Sil
  9. Ne güzel bir ziyafet oldu bu yazınız :) Teşekkürler :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ve ne güzel bir yorum. Çok teşekkür ederim.
      Sevgiler...
      Sil
  10. Yine geciktin sonbahar, hüzün senden erkenci.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geç kalan baharlar gibi değil mi?
      Hüzün mutlulukla yer değiştirsin.
      Sevgiyle...
      Sil
  11. Adım Sonbahar
    nasıl iş bu
    her yanına çiçek yağmış
    erik ağacının
    ışık içinde yüzüyor
    neresinden baksan
    gözlerin kamaşır
    oysa ben akşam olmuşum
    yapraklarım dökülüyor
    usul usul
    adım sonbahar

    Atilla İLHAN.

    Ne güzel Sarı-tutuncu ve kırmızı bir yazı içimizi ısıtan,ellerin hiç üşümesin güzel arkadaşım.
    Sevgiyle.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Atilla İlhan'ın şiirlerini ben de çok severim sevgili Merih. Bu şiiri de yoruma ne güzel uymuş.Renkleri de fark etmen ne güzel.Yönlendirici yorumuna çok teşekkür ederim.
      Sevgiyle...
      Sil
  12. Özdemir Asafın elinin değdiği her şiir derin anlamlarıyla efsaneleşmiştir bana göre.

    Görselde bu yazıya en uygun seçim olmus. Ellerinize saglk :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şiir başlı başına farklı bir anlatım tarzı. Ben de şiiri çok seviyorum. Fotoğraflar amatörce hep benim çekimim.
      Sevgiyle.
      Sil
  13. en sevdiğim mevsiim en sevdiğim aaay :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zevkler, renkler, beğeniler ne kadar değişiyor değil mi?
      Her birimiz kişilik özelliklerimize, anılarımıza, yaşantımıza göre yöneliyoruz ya da uzaklaşıyoruz.
      Sil
  14. Çok güzel bir sonbahar yazısı olmuş. Zevkle okudum.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Düşüncelerimi yazıyla, şiirle ifade etmeyi seviyorum.
      Sil
  15. İnsanın yaşam evreleri tıpkı mevsimler gibi! Ve bazen tek bir mevsimin için de bile 4 mevsimi yaşayabiliyor insan. Sizin de belirttiğiniz gibi sonbahar mevsiminde sürekli değişen hava, duygularımızı da etkiliyor. Görseller eşliğinde, şarkılar ve şiirlerle bezenmiş yazınızı keyifle okudum. Kaleminize sağlık. Hele ki Özdemir Asaf'ın bu şiirini bir başka severim. Sevdiklerinizle birlikte sağlıkla, huzurla dolu nice güzel günlere. Sevgilerle...
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan ruhsal ve bedensel yapısıyla anlaşılması çok zor bir canlı. Mevsimsel geçişler gibi onun da değişen ruh halleri, farklı davranışları var.
      Ortak duygularda buluşmak ne güzel.
      Sağlıklı-huzurlu- güzel günlere...
      Sil
  16. Makbule Hocam, Sonbahar çok sevdiğim bir mevsim değildi. Bu sonbahar itibaren sevmeye başladım. Renklerin uyumu ile şu sözümle de çok bağdaştırdım. Hardal sarısı kışımın güneşi siyahımın kardeşi, gönlümün yarısı ! O kadar güzel anlatmışsınız ki duygularımı tercüman olmuş.
    Saygılarımla.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her mevsimin kendine özgü farklı yönleri var Abdullah. Yaşantımızdaki farklılıklar da mevsimleri farklı kılıyor. Aslında mevsimleri bizler nitelendiriyoruz.
      Yorumuna teşekkürler.
      Selamlar.